ŞEBİNKARAHİSAR TARİHİ

image001

Bu çalışma daha önce ayrı ayrı başlıklar halinde yazılan ve yayınlanan yazıların özet halinde tek bir başlık altında toplanmış şeklidir. Şebinkarahisar’ın genel tarihi hakkında bilgilendirilme amaçlıdır.

İSLÂM ÖNCESİ DÖNEM:

Türk kökenli oldukları öne sürülen ve M.Ö. 1700’lerde Anadolu’da yaşayan Hititlerin Karadeniz’de Azzi ve Hayaşa bölgelerinde Giresun (Aripsa) veKarahisar’da (Dukkamma) olmak üzere yerleştikleri bilinmektedir. Kelkit’te bulunan Satala kenti kalıntıları da Hititlerle irtibatlandırılmaktadır. Alucra’daki bazı Tümülüslerin özellikle İki Tepeler tümülüslerinin de Hitit menşeli olduğu kabul edilmektedir.

M.Ö. 500’lerde ise bölgemizde Pers (İran) hâkimiyeti bulunmaktadır. Hatta Pers Kral Yolu olarak bilinen yollar dahi inşa etmişledir.

Sonrasında ise Roma hâkimiyeti görülmüş, bu kez Roma yolu diye bilinen yollar inşa edilmiştir.

Yine bir efsane olarak belirtmek gerekirse Romalılar tarafından yıkılan Kelt uygarlığının geri kalanları Gelibolu’ya kadar gelmişler, buradan Anadolu’ya geçmişlerdir. Buradan üç kol halinde Anadolu’ya geçerek Galatya isimli ülkeyi kurdular. İstanbul’daki Galata semti de bunlara atfedilir. Hatta Karadeniz bölgesinde çalınan tutum ile gayda arasındaki benzerliğe de dikkat çekilir.

Prof. Ramsay’ın 1886-88 yılları arasında Anadolu’da yaptığı araştırmalar neticesinde elde ettiği belgeler ve kilise kayıtları ile yine incelediği mil taşları sonucunda yazdığı kitabında belirttiğine göre Satala’ya 45 km mesafede (75 km) Arauracos isimli bir yerden bahsetmektedir. Arauraca kelimesi Gallibir kabilenin (Kelt) ismi olan Rauraci ile ilgili gibi gözükmektedir. Keltler kadın erken savaşçı olarak bilinen bir kabiledir. Kadınları bu yönüyle Amazonlara benzemektedir. Yöremizde de Amazon izleri bulunmaktadır.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/04/03/sebinkarahisar-ve-alucradan-ne-ordular-gecti/

KARAHİSAR-İ ŞARKİ’DE İSLÂM HÂKİMİYETİ’NİN BAŞLANGICI:

Selçukluların ilk hükümdarı Tuğrul Bey’in kardeşi Çağrı Bey 1018’de 3000 kişilik seçme süvari kuvvetiyle yaptığı keşif akını Anadolu’ya adım atmış, Ermeni ve Gürcülerle savaşmış ve Karadeniz’e kadar gitmişti. Bu arada Karahisar bölgesini de dolaştığı ve çevresini tanıdığı düşünülebilir. Zira 1040 yılında Karahisar ve Alucra’nın Eşküne köyüne kadar İbrahim Yinal tarafından fethedildiğini ve burada ilk ezanın okunduğunu, namazın kılındığını biliyoruz.

Bu dönemde Abbasi İslam Halifesi Kaim bi-Emrillah ile Büyük Selçuklu devleti Beğleri Tuğrul ve Çağrı Beylerle yaptığı görüşmede fetihlerin genişletilmesini ve İslâmiyetin yayılmasını istemişti. Bu nedenle Anadolu’nun ve Karahisar’ın fethinde desteği söz konusudur.

Ancak bu fetih kalıcı olmamış bölge tekrar Rumların eline geçmiştir. Ancak 1048’de Hasankale’de elde edilen zaferin ardından Anadolu’ya Türk göçleri hız kazanmıştır.

1071’de Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans Ordusu ile yaptığı savaşı kazanmasından sonra Anadolu’nun kapıları kalıcı olarak Türklere açıldı. Bu tarihten sonra Karahisar ve çevresi de Selçuklu hâkimiyetine geçmiş oldu. Selçuklu ise fethettiği yerlerde kalıcı olabilmek ve yeni yerlerin fethi için komutanlarını görevlendirdi, muhtelif yerleri de onlara ikta olarak verdi.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/03/14/halife-el-kaim-bi-emrillah-ve-alucranin-eskune-koyu/

DANİŞMENT OĞULLARI:

Danişment Gümüştekin Gazi Ahmet Bey beyliği 1080’de kurmuştur. Beylik 1178’de son bulmuştur.

Danişment Gümüştekin Gazi Ahmet Bey, Sultan Alparslan tarafından Anadolu’nun fethinde görevlendirilen komutanlardandır. Gazi Malatya, Sivas ve Amasya’yı ele geçirdikten sona kuvvetlerini ikiye bölerek birinin başına amcazadesi Çavlı Bey’i getirip Çorum, Çankırı, Yozgat ve havalisini almaya memur etmiş, ikinci kuvvetin başına da öbür amcazadesi ve güveyisi Sevli Bey’i getirerek Samsun, Giresun, Trabzon ve Karahisar’ın alınmasını emretmiştir.

Sevli Bey, Samsun, Çarşamba, Ünye ve Giresun’u elde edip Trabzon’a kadar ilerlemeye ve orayı almayı başardıktan sonra içeri doğru yönelerek Helgune(keygune) önlerinde karşılaştığı Roma askerlerini yenerek Karahisar kalesini fethetmiş ve buralara bey olmuştur.

1098’de Danişment Gazi’nin oğlu İsmail Bey Bayburt’ta Theodor Gabras’ı yendi ve öldürdü. Bu şekilde Bayburt Danişmentlilerin eline geçti. Dolayısıyla Niksar’dan Bayburt’a kadar olan topraklar Danişmentlilerin kontrolüne girdi.

Diğer bir kaynakta ise Emir İsmail Danişment Gazi’nin 1085’de Karahisar’ı aldığı belirtilmektedir.

Buralar daha sonra Danişmentli, Mengücekli mücadelesine sahne olmuş ve Mengüceklilerin eline geçmiştir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/02/27/danismentliler-tacettin-ogullari-ve-haci-emirli-beyligi-doneminde-sebinkarahisar/

MENGÜCEK OĞULLARI:

1071 Malazgit zaferinden sonra Anadolu’nun zaptı için görevlendirilen komutanlardan birisi de Mengücek Gazi’dir. 1072’de kurmuş olduğu beylik 1142’de ikiye ayrılmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti Erzincan, Kemah koluna 1228’de son vermiştir. Divriği kolu da Moğol Hükümdarı Abakan’ın 1277’de şehri tahrip etmesiyle son bulmuştur.

Mengücek Gazi 1119-1120 yılında bölge hâkimiyeti için Artuklu Belek ve Gümüştekin Gazi’ye karşı Bizans yerel hâkimi Theodor Gabras ile ittifak yapmıştır. Ancak Şiran’da yaptıkları savaşı kaybetmişler ve esir düşmüşlerdir. Theodor Gabras 30.000 Dinar karşılığı serbest kalırken, Gümüştekin Gazi’nin güveysi olması nedeniyle Mengücek Gazi fidyesiz olarak serbest bırakılmıştır.

1058’de fethedilen Karahisar 1075’de yeniden Bizanslıların eline geçmiş ve 1173’e kadar onların hâkimiyetinde kalmıştır. Bu tarihte burada yaşayan Türkmenlerin isteği üzerine Mengüceklilerin dördüncü hükümdarı Fahrettin Behramşâh Erzincan’dan gelerek Karahisar’ı fethetmiştir. FahrettinBehramşâh 1225’de Alaaddin Keykubat zamanında vefat etmiştir. Yerine oğlu II. Alaaddin Davud Şâh (1225-1228) geçti. Oğlu Muzafferiddün Mehmet Bey bu süre içerisinde Karahisar’da Bey olarak kaldı. Bu süre içinde babasının isteği üzerine Bizans Rumlarına karşı Alucra’nın Kuvata bölgesine veKaledere köyüne birer kale yaptırdı.

1228 yılında ise Selçuklular Mengücek Beyliğinin Erzincan koluna son verdi. Muzafferiddün Mehmet Bey’e de dirlik vererek Karahisar’dan uzaklaştırdı.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/02/25/menguceklerin-sebinkarahisarin-ve-cevresinin-turklesmesine-olan-katkisi/

SELÇUKLULAR:

Karahisar ve Alucra 1040’da fethedildiyse de bu kalıcı olmamış, ancak 1058’de bir kez daha fethedilmişti. Ancak bu fetih de kalıcı olmamış 1075’deTheodor Gabras, Karahisar’ı yeniden elde etmişti. Uzun süre de Rumların elinde kalmıştır. Buradaki Türkmenler zulme dayanamayarak 1165’deMengüceklerin dördüncü hükümdarı Erzincan’daki Fahrettin Behramşah’dan yardım istediler. Fahrettin Behramşah da buraları fethetti.

1228’de Alaaddin Davud Şah zamanında Erzincan Kemah ve Karahisar-i Şarki I. Alaaddin Keykubat tarafından fethedildi. Davut Şah’da evladı ıyaliyleKonya Akşehir’e yollandı. Karahisar-i Behramşah.

1231’de Moğollar ilk defa Çermagon Noyan kumandasında Anadolu’ya girdiler ve Sivas’a kadar ilerlediler.

1237’de Alaaddin Keykubat Moğollarla anlaşmak üzere iken zehirlendi ve öldü. Yerine geçen II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246) zamanında Baba Resul ve Halifesi baba İshak Türkmen isyanları yaşandı. Bu ayaklanmaların ettikleri Sivas, Arapkir, Divriği ve Karahisar-i Şarki’de görüldü. İsyanlar 1240’da bastırıldı ise de Selçukluyu zayıflattı.

1242’de Moğol Kumandanı Bayçu Noyan 30.000 kişiyle Erzurum’u kuşattı. Kaleye girdiler, erkek ve çocukları öldürdüler, kadınları esir aldılar. Buradan Alucra yoluyla Karahisar’a geldiler.

1243 yılında ise Selçuklular, Kösedağ’da Moğollara yenilince dağıldılar ve onlara tabi oldular. Bunun üzerine Moğollara vergi vermeye başladılar. ÜstelikKlikya Ermenilerinden aldıkları vergilerden de oldular. II. Gıyaseddin Keyhüsrev yenildiği savaştan sonra Antalya’ya kaçtı.

Cengiz soyundan olan ve Kubilay’ın torunlarından olan Baycu Noyan büyük han tarafından Anadolu Umumi Valisi tayin olundu. Bayçu Noyan, Karaboğa’yı Karahisar’a Bey olarak atadı. Karaboğa, 1264’de ölünce yerine Amasyalı Gümüşzade Yunus Oğlu Seaceddin İsmail Emir olarak atandı.

1240’dan önce Anadolu mamur ve müreffehti. Milletlerarası ticaret yolu Anadolu’dan geçiyordu. Yol güzergâhlarında hanlar, kervansaraylar inşa edildi. Buralarda tabib, baytar bulunurdu. Keza hamamları vardı, hayvanların ihtiyaçları için de her türlü donanım mevcuttu. Yine bu dönemde camiler, medreseler, vakıflar inşa edildi. Karahisar’da Selçuklu eseri yoktur.

Selçuklular Anadolu’da 236 yılı hüküm sürdükten sonra 1307’de son buldular.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/02/27/selcuklularin-kogonya-sebinkarahisar-ve-cevresinin-turklesmesine-olan-katkisi-2/

MOĞOLLAR:

1243 yılında Selçuklularla Kösedağ’da yaptıkları savaşı kazanarak Anadolu’ya hâkim olmuşlardır. Hâkim olduktan sonra da atadıkları genel valiler ile Anadolu’yu idare etmişlerdir.

Cengiz Han’ın ölümünden sonra hakanlığa seçilen torunu Mengü Han kardeşi Hülagû’yü da Moğol fetihlerini yeniden başlatmak için batıya yolladı.Hülagû İran, Irak, Kafkasya ve Anadolu’da 800.000 Müslüman’ı öldürttü. Kütüphanelerdeki kitapları nehirlere, ırmaklara attırdı.

Moğollar zaman zaman Selçukluların ödeyemediği vergiyi tahsil etmek bahanesiyle Anadolu’yu dolaşıp çapul yaptılar.

1294’de Çin’de bulunan Moğol Han’ı Kubilay’ın ölümü üzerine, İlhanlılarla büyük hanlar arasındaki bağlar zayıfladı.

Çok geçmeden Argun Han’ın oğlu Gazan Han zamanında 1295’de büyük oranda İslamiyete geçtiler. İslamiyetle birlikte yıkıcılık ve yakıcılık özelliklerini kaybettiler. Yine Gazan Han zamanında Selçuk vilayetleri dörde ayrılarak idare edildi. Dört bölgenin umumi nezaretine 1296’da (yeniden) MucirüddinEmir Şah getirildi. Halk bu durumdan memnun olmayınca 1296’da Alaaddin Keykubat Selçuklu Hükümdarı ilan edildi. Alaaddin Keykubat Gazan Han’ın kızıyla evlendikten sonra şımarınca Isfahan’da zorunlu ikâmete tabi tutuldu. Yerine 1302’de Gıyasettin Mesut Selçuklu Sultanı oldu, 1308’de Kayseri de ölünce yerine kimse tayin edilmedi. Umumi Vali atandı.

Şehzadeler ayaklanmasın diye Emir Çobanoğlu Demirtaş 1317’den itibaren Şehzadeleri öldürttü. Karamanoğullarının yanına kaçanlara da iltifat edilmedi.

Son büyük ilhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın zamanında 1335’de vârissiz ölmesi üzerine Musa Han zamanında 1336-1353 İlhanlı devleti parçalandı. Yerlerini kendileri gibi Türkleşmiş olan Celayirlere bıraktılar.

Moğollar, Anadolu’da iken onlara ilk defa galebe çalan Karamanoğlu Mehmet Bey oldu. Memluk Sultanı Melik Zahir Baybars, Anadolu’ya girdiğinde Moğollarla Elbistan ovasında yaptığı savaşı kazandı ve onların pek çok komutanını öldürdü. Bunun üzerine Abaka Han büyük bir ordu ile Anadolu’ya girdi. Bu arada Memlüklüler çekilmişti. Abaka Han da hıncını Erzurum ve Sivas’tan çıkartarak en az 200.000 insanı öldürdü.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/01/16/mogol-ordularinin-anadolu-sebinkarahisar-ve-yakin-cevresi-uzerindeki-etkileri/

PERVÂNEOĞULLAR:

Sinop ve havalisinde kurulan bir beyliktir. Beyliğin kurucusu olan Muinüddin Süleyman Pervanenin babası Mühezzibeddin Ali Kâşi, Sultan II. Keyhüsrev(1238-1246)’in veziriydi. Moğollara Anadolu’ya girip Kösedağ Muharebesini kazandıkları sırada, Moğolların kumandanu Baycu Noyan’a rica ederek, Selçuklu Sülalesinin yerlerinde bırakılmasını temin etmişti. Muinüddin Süleyman ise, Anadolu’nun Moğollar yüzünden parçalandığı ve karışıklıklar içerisine düştüğü bir zamanda büyümüş, ilmi, idari ve politik yönden mükemmel bir şekilde yetiştirilmişti. Aynı zamanda kıvrak bir zekâya sahip olanMuinüddin, kısa zamanda mühim mevkiler elde etti. Önce Tokat, sonra Tokat ve Erzincan muhafızı oldu. 1256’da ise, Bayçu’nun da tavsiyesiyle Pervâne rütbesi verilerek Selçuklu saray nâzırlığına getirildi.

Buradan da anıyoruz ki Pervâneoğlu Muinüddin Süleyman Tokat’dan Erzincan’a kadar olan havalinin muhafızı olunca Karahisar ve Alucra’yı da kapsayan alanın da sorumlusu olmuştur.

Zaman içinde Muineddin pervane ile Moğol ilişkileri de bozuldu. Memlüklü Sultanı Baybars’la Elbistan Ovasında Moğollarla yapılan savaşta Moğol ordusunun ağır bir yenilgi almasından sorumlu görüldü ve Abaka Han tarafından ceza olarak Tokat’taki mallarına ve onun ıktalarından olan Karahisar’a el konulması emredildi. 1277’de de kılıçla başı vurularak öldürüldü.

Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi

ERETNA BEYLİĞİ-DEVLETİ:

Selçuklular ile Moğollar arasında 1243’de yaşanan savaştan sonra Anadolu Moğol istilasına uğramıştı. Olcaytu Hân’ın 1316’da ölümünü takiben İlhanlı tahtına oğlu Ebu Said Bahadır Hân geçti.

Moğollar Selçuklulardan elde ettiği toprakları atadığı genel valiler ile idare etti. Bu valilerin en kudretlisi ve sonuncusu Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş idi. Anadolu Genel Valisi olarak Sivas’da ikâmet etti.

Timurtaş babasının nüfusuna güvenerek müstakil devlet olma sevdasına düşünce Ebu Said Bahadır Hân’ın emriyle babası Emir Çoban büyük bir ordu ile üzerine yürüyünce bu sevdadan vaz geçti ve babasının hatırına affedildi.

Ancak babası Emir Çoban’ın arası Ebu Said Bahadır Hân’la açılınca Timurtaş korkusundan Memluk Sultanı Melik Nâsır Muhammed’e iltica etti. Giderken de kayınbiraderi Eretna’yı 1328’de yerine vekil olarak bıraktı. Eretna da Ebu Said Bahadır Hân’a bağlılığını bildirdi ve Timurtaş’ın yerine gönderilen Büyük Şeyh Hasan’a itaat ederek mevkiini korudu.

Ebu Said Bahadır Hân’ın 1335’de evlat bırakmadan ölmesi üzerine karışıklıklar yaşandı. Eretna bu karışıklıklar sırasında Memluk Sultanına haber vererek onun himayesine girdi.

Çobanilerden Küçük Şeyh Hasan’ın üzerine gelen ordusunu Sivas ile Erzincan arasındaki Karanbük’de 1243’de yendi. Hasan’ı Küçük 1343 yılındaki ölümüne kadar Karahisar’la olan bağlarını hiç kesmedi, hatta devlet hazinesini Karahisar’da muhafaza etti.

Eretna Bey ise, bu galibiyet sonrası mevkii kuvvetlendiği gibi şöhreti de arttı. 1244 yılında ise Alaaddin ünvânı ile Sultanlığını ilan etti. Zamanla bütün Orta Anadolu’ya hâkim oldu. 1352 yılında ise Kayseri’de öldü. Emirlerinin aldığı karar üzerine yerine küçük oğlu Gıyasettin Mehmet hükümdar oldu. Büyük oğlu Cafer muhalefet ederek savaştıysa da yenilerek Mısır’a kaçtı.

Gıyasettin Mehmet’te 1365’de savaşta öldü. Küçük oğlu Alaattin Ali tahta geçti. Yaşanan karışıklıklar neticesi Karamanoğulları Niğde ve Aksaray’ı ele geçirdi. Ali Bey sorunlarla baş edebilmek için Kadı Burhanettin’i vezir ilan etti. 1380’de vefat edince 7 yaşındaki oğlu Mehmet hükümdar oldu. BeyleriKarahisar-i Şarki valisi Kılıçarslan’ı ona naip yaptı. Fakat Kadı Burhanettin bir müddet sona Kılıçarslan ve onun amcası Keyhüsrev’i öldürerek niabetieline aldı. Çok geçmeden de halkın isteğiyle 1381’de Mehmet Bey’i tahttan uzaklaştırarak Sivas’da Sultanlığını ilan etti.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/01/24/eretna-devletinin-genel-durumu-sarki-karahisar-ve-alucraya-etkileri/

KADI BURHANETTİN AHMET DEVLETİ:

Kadı Burhanettin Ahmet 1365’de 21 yaşında iken Kayseri kadılığına getirildi. Kendisi gibi babası ve dedesi de kadıydı. Ahmet Bey, ilim ve kılıç ehliydi. Dört mezhebe hüküm verebilecek kadar ilim ehliydi. Arapça ve Farsça biliyordu. 19 yaşında hacı oldu.

Eretna Devleti’nin hâkimi Alaaddin Eretna’nın 1352 yılında ölmesinden sonra devletin idaresinde sorunlar yaşandı. Bu dönemde (1365-1380) Sivas hâkimi Hacı İbrahim, Amasya hâkimi Hacı Şahgeldi, Karahisar-i Şarki hâkimi Kılıçarslan, Tokat hâkimi Şeyh Necip, Kayseri hâkimi Şeyh Cüneyd, Kayseri Kadısı Burhaneddin Ahmet ve Seyyid Hüsam etkindiler.

Devlet otoritesindeki zaafı fırsat bilen Karamanoğlu Ali Bey, Konya, Niğde ve Aksaray’ı aldı. Pınarbaşı bölgesi Dulkadiroğullarının hâkimiyete geçti.Osmanlılar’da Ankara bölgesini aldı. Moğollar’da Sivas’ı kuşattı. Bu durumda bile Alaaddin Ali Bey zevk ve eğence ile uğraşıyordu.

Buna ilaveten Erzincan’da Mutahharten, Tokat’da Şeyh Necip, Sivas’da Hacı İbrahim bağımsız hareket etmeye başladılar.

Alaaddin Ali Bey ise, ölümünden iki yıl önce (1380) 1378’de Kadı Burhanettin’i Eretna Devletinin vezirlik makamına getirdi. Ali Bey 1380’de öldükten sonra yerine 7 yaşındaki oğlu II. Mehmet getirildi.

Bunun öncesinde bir ara tutuklandı ve 51 günlük esaretten sonra serbest bırakıldı.

Bu arada Kadı Burhanettin Ahmet eski hükümdar naibi Kılıçarslan’ı 1381’de bertaraf ederek II. Mehmet’e naib oldu, zamanla devletin kontrolünü ele aldı. Bir süre sonra da 1390 yılında bağımsızlığını ilan etti.

Kadı Burhanettin Ahmet’in hayatı Moğol ve Türkmen Beyleriyle mücadele ile geçti. Onu en çok uğraştıran Dulkadirli Karacabey oldu. Kadı Burhanettin Ahmet’ten çekindiği için Timur bile birkaç kez Anadolu’ya girdiği halde ilerlemeye cesaret edememişti. Bu dönemde Kadı Burhaneddin’e komşu devletlerin asker sayıları aşağıdaki gibiydi.

Mutahharten: 5.000 / Karamanoğlu: 10.000 / Tacettinoğlu: 6.000 / Taşaoğlu: 1.000 / Bafra Emiri: 2.000 / Moğol, Tatar, Diyarbekir ve Şam Türkmenlerinin 20.000 askeri vardı.

Timur, bana tabi olun diye Anadolu Beylerine haber gönderdiğinde ona tabi olmayı reddetti. Karamanoğlu ve Mutahharten ise Timur’a tabi olmayı kabul etmişti.

Kadı Burhaneddin, 1392’de Çorumlu sahasında Yıldırım Bayezid’i yendi ve geri çekilmek zorunda bıraktı.

Konya ve Ankara’dan Erzurum’a kadar olan ülkesini ölene kadar başarıyla yönetti. 1398’de ise Akkoyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürüldü.

Akkoyunlu Kara Yülük Osman’ın arası kardeşleri ile açılınca o da adamlarıyla gelerek kadı Burhanettin Ahmet’in hizmetine girmişti.

Kayseri Valisi Şeyh Müeyyed’i kendisine isyan ettiği gerekçesiyle kuşatmış ve canına dokunulmayacağı teminatını Kara Yülük Osman’la ileterek teslim olmasını sağlamıştı. Ancak sözünde durmayarak onu öldürünce Kara Yülük Osman ona muğber olarak izin almadan adamlarıyla onu terk etti. Buna kızan Kadı Burhanettin Ahmet onu cezalandırmak için peşinden gidince Kara Yülük Osman 600 adamı ile onu Zara-Karabel meviinde pusuya düşürerek öldürdü. Öldüğünde 54 yaşındaydı. Yerine çocuk yaştaki oğlu Alaaddin Ali Çelebi hükümdar oldu.

Kara Yülük Osman şehri ele geçirmek için kuşattı. Bunun üzerine tatarlardan yardım istediler. Kara Yülük Osman Tatarları da yendi. Son çare olarak Yıldırım Bayezid’den yardım istediler. İstedi ise de başarılı olamadı. Yardıma gelen I. Beyazıd’ın oğlu Süleyman Çelebi Kara Yülük Osman’ı yenerek mağlup etti. Şehir de Süleyman Çelebi’ye teslim oldu.

Bu şekilde Tokat, Sivas, Niksar, Kayseri Osmanlıya geçti. Süleyman Çelebi Vali oldu. Alaaddin Ali Bey, Osmanlı hizmetine girdi. 1442’de ise öldü.

Bastırdığı paranın üzerinde La ilâhe illallah Muhammeden Resulullah” yazılıdır.

Erzincan’ı kuşatıp tabiiyetine aldığında Karahisar-i Şarki’de ona tabi oldu. Bir ara Bayburd’da Mutahharten’e yenilerek ricat edince Karahisar-i Şarki hâkimi Melik Ahmet Bey tarafından yolu kesilerek zarar verildiyse de sonradan onlara baş eğdirdi, af dilediler. Bu süreçte Kara Yülük Osman’a emir vererek Karahisar hududuna kale yapılmasını istemişti.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/01/24/kadi-burhanettin-devletinin-genel-durumu/

MUTAHHARTEN EMİRLİĞİ:

Mutahharten Erzincan’da bulunan beyliğin emiridir. Beyliği Erzurum’a kadar uzanmaktadır. Asıl olarak Erzin’can ve Kemah’da hüküm sürmüştür. AncakKarahisar-i Şarki zaman zaman bağlısı olarak kalmıştır.

Eretna Bey’in 1352 yılında ölümüne kadar geçen zamanda Erzincan, Erzurum, Bayburd doğrudan kendisine bağlı iken Şarki Karahisar’da Ahi Ayna Beyde ona tabi idi. Ahi Ayna Bey, 1362’de ölünce Erzincan bu defa Karahisar-i Şarki’den gelen Emir Pir Hüseyin’in eline geçti. Pir Hüseyin de 1379’da vefat edince beyliği Mutahharten ele geçirdi. Mutahharten’in Tatar veya Uygur olduğu kabul edilmektedir. Karahisar-i Şarki’de bu kez Kılıç Arslanbulunmaktadır.

Mutahharten menfaatleri için herkesle dostluk kurmuş, 138’de Timur’a tabi olmuş ve Yıldırım Bayezıd’ın Timur’la yaptığı savaşta Karamanoğlu ve Akkoyunlular ile birlikte Timur’un yanında yer almıştır. Ankara savaşının öncesinde de savaş sırasında da etkin rol oynamıştır. Hatta Yıldırım’ın ordusunda bulunan Tatar askerilerini ayartarak Timur’un yanına geçmelerini sağlamış ve savaşın kaderini belirlemiştir.

Alaattin Ali Bey zamanında Eretna Devletiyle de savaşmıştır. Dulkadirli ve Akkoyunlularla ittifak yapmıştır. Mutahharten Naib (Eretna) Kadı Burhanettin Koyulhisar’a gönderilen Zünnun ve ve Karahisar-i Şarki Hâkimi Melik Ahmet ile dostluk ilişkileri kurarak kız kardeşini Zinnun ile evlendirmiştir. Sonra bu emirlerle birlikte Eretna topraklarına taarruza başlamıştır.

1387’de Timur’a tabi olmadan önce onun korkusundan ailesini ve hazinesini Şarki Karahisar Hâkimi Melik Ahmet Bey’in yanına gönderdi. Memlüklülerleiyi geçinde Kadı Burhanettin Ahmet’i onlara şikâyet etti.

Akkoyunlu, Karakoyunlu mücadelesinde Kara Koyunlu Kara Yusuf’un yanında yer aldı. Aynı zamanda Akkoyunlu Ahmet Bey’in kızıyla da evliydi. Ancak bu savaşlarda Akkoyunlulara yenildi.

1398’de Kadı Burhanettin Ahmet, Akkoyunlu Kara Yülük Osman tarafından öldürülünce rahatladı. Kara Yülük Osman Yıldırım’ın oğlu şehzade Bayezid tarafından mağlup edilince eski düşmanı Kara Yülük Osman’a kucak açtı. Bu arada Osmanlılarla komşu oldu.

Timur 1400’de tekrar Anadolu’ya girip güneye inince o çekildikten sonra Şehzade Bayezid Mutahharten üzerine yürüyerek kaleyi muhasara etti veMutahharten teslim olmak zorunda kaldı. Şehzade Mutahharten’in ailesini esir alarak Bursa’ya gönderdi, anlaşma gereği kendisini serbest bıraktı.Mutahharten Timur’a bağlı olduğu için olup bitenleri Timur’a şikâyet etti. Bu arada Şehzade Bayezid kaleyi Kara Yusuf’a teslim edip geri dönmüştü. Fakat halk kendisinden memnun olmayınca 16 gün sonra kaleyi terk etti.

Bir ara Timur’un oğlu Şahruh’la Osmanlı arasında arabuluculuk yaptı. Ankara savaşından sonra 1403 yılında öldü. Erzincan, Erzurum, Kemah, İspir, Bayburt, Tercan, Çemişgezek, Karahisar-i şarki ve Koyulhisar’da hüküm sürdü.

1410 yılında torunu Şeyh Hasan yönetimdeyken ona beyliği Karakoyunlu Kara Yusuf tarafından tarihe karıştı. Ona ait topraklarda Karakoyunlulara geçti. Kara Yusuf yüzünden Osmanlı da Timur’la savaşmak durumunda kalmıştı.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/02/19/mutahharten-emirligi-doneminde-sebinkarahisar-ve-alucra/

HACI EMİRLİ BEYLİĞİ

Hacı Emirli Beyliği de Taceddin Oğulları ile aynı dönemde kurulmuştur. Beyliğin kurucusu Hacı Emir hastalanınca yerini oğlu Süleyman Bey’e bırakmış, iyileştiğinde tahtı geri almak isteyince baba-oğulun arası açılmış bunu fırsat bilen Taceddin Bey onlara saldırarak yerlerini almak istemişti.

Bunun üzerine Süleyman Bey çareyi Kadı Burhanettin Ahmet’e sığınmakta buldu. Tacettin Bey de kadı Burhanettin tarafından uyarıldı ve söz alındı.

Ancak Tacettin Bey söz verdiği halde yeniden Süleyman Bey’e saldırınca yenildi ve Süleyman Bey tarafından öldürüldü.

Bu galibiyetten sonra Hacı Emirli Beyliği Kelkit Vadisini takip ederek doğuya doğru genişlemeye başladı. 1397’de Reşadiye, Şarki Karahisar ve Kürtün taraflarına kadar olan bölgeyi kendine bağladı.

Süleyman Bey, Kadı Burhanettin Ahmet’e bağlı kalmış onun 1398’de ölümünden sonra da toprakları Kadı Burhanettin devletinin diğer topraklarıyla beraber Osmanlı’ya intikal etmiştir.

Hacı Emirli Beyliği babasının adına atfen Bayramlu olarak da bilinir.

Sultan II. Bayezid’ın 1402’de Timur’a yenilmesi üzerine Osmanlı’da başlayan ve 11 yıl süren fetret devri ile birlikte Hacı Emiroğulları yeniden söz sahibi olduysa da Osmanlıların yeniden toparlanmasıyla 1427’de tekrar Osmanlı’nın hükmü altına girdi.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/02/27/danismentliler-tacettin-ogullari-ve-haci-emirli-beyligi-doneminde-sebinkarahisar/

OSMANLI DEVLETİ:

Karahisar ilk kez Kadı Burhanettin Ahmet döneminden sonra Osmanlıya tabi olmuştur.

Osmanlı menzil yollarının sol kolu Merzifon’a kadar orta kolla birlikte gelmekte buradan Ladik-Niksar-Karahisar-i Şarki-Alucra-Şiran-Kelkit-Aşkale-Erzurum yoluyla Hasankale üzerinden bir kolu Kars’a diğer kolu da Tebriz’e ulaşıyordu.

Menziller üzerinde ordunun ve yolcuların ihtiyaçlarının karşılanacağı düzlükler buralarda hanlar, kervansaraylar ve zaviyeler bulunmaktaydı. Buralarda yol güvenliğini sağlamak üzere dolaşan kır serdarları bulunmaktaydı.

Haberleşme menzillerinde ise ulakların dinlenip, hayvanlarını değiştirmesi için beygirler bulunurdu.

1473’de Otlukbeli savaşı öncesi akıncılar Akkoyunlu ülkesinin 40-50 km kadar içlerine girerek yağmalamışlardır. Fatih otağını Koyulhisar’da kurduğundan ve burası sınır olduğundan 40-50 km içerisi Karahisar olmaktadır.

1537 tarihli bir fermanda her köye cami yapılması emri verilmiştir. Bölgede Şiilik sıkıntısı vardır. (Yavuz dönemi) Cuma namazını herkesin kılması amaçlanmıştır. Karahisar’daki zaviyeler mescid’e çevrilmiştir.

Zaviyeler yol üzerinde bulunur: Hamamı vardır. Yatak, yemek, gece namazı vardır. Han gibidirler.

Tekkeler: Ders verilir, İslam akaidi öğretilir.

Çiftlik: 60-150 dönüm, Tımar: 3.000-20.000 akçe (3 bine bir sipahi), Zeamet: 20.000-100.000 akçe, Has: 100.000 ve yukarı akçe (5 bine bir sipahi)

1485’de 315 tımar var. 1532’de 195’e düşmüştür. Sonradan vakıf statüsü verilmiştir. 1485’de 30 vakıf, 1520’de 152, 1547’de 327 vakıf vardır.

1569’da Karahisar 16 nahiyeden oluşmaktaydı. Bunlar;

Emlak, Kösi, Alucara ve Tuzeri, Kovana, Menteşe, Güdül, Gevezid, Gezenger, Muradî, Mindeval, Serin, Menkufe, Eliğe, Suşehri, Akşehirabâd

Ayrı bir birim olan Koyulhisar’ın da 6 nahiyesi vardı. Sisorta, Firuz, Naiplü, Yemlü, Hasan Geriş, Sahra çemeni

Mindeval’da bulunan köy sayısı Alucra’ya göre daha fazladır. Alucra nahiyesinde bulunan 12 köyden 10’u boş ikisi hariçten ekilmekte, 5 mezradan hepsimuattal’dır. Kanuni dönemine ait bir mühimme kaydında Alucra’nın boş olduğundan bahsedilmektedir. Bu durum eşkıya faktöründen ve topraktan alınan düzensizliğinden kaynaklanmıştır.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/04/03/osmanli-doneminde-sebinkarahisar-ve-alucra/

KARAKOYUNLULAR:

Karakoyunluların siyasi bakımdan ehemmiyet kazanması İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümü üzerine içeride Moğol Noyanlarının bir mücadeleye girişmesi ile başlar.

1351 yılında Bayram Hoca Erzurum’dan Musul’a kadar uzanan sahayı hâkimiyeti altına alarak Karakoyunlu kabilesini tarih sahnesine çıkartmıştır.

1387’de Erzincan Emiri Mutahharten ile Akkoyunlular arasında mücadele başlayınca Karakoyunlu Kara Mehmet’ten yardım istedi. Birlikte Akkoyunluları mağlup ettiler. Akkoyunlular da Kadı Burhanettin Ahmet’e sığındı.

Kara Mehmet Bey 1397’de Karabağ üzerinden Anadolu’yu istilaya teşebbüs eden Timur’un kuvvetlerini bozguna uğrattı. Kara Mehmet ölünce yerine oğlu Kara Yusuf geçti. Kara Yusuf da Timur’un oğlu Miraşah’la Tebriz önünde yaptığı savaşta onu öldürdü ve şehri ele geçirdi. Bir süre sonra oğlu Ebubekir’i de öldürerek Timur İmparatorluğunun önemli bir parçasını alarak Karakoyunlu Devletini kurdu.

Akkoyunlu Bey’i Kara Yülük Osman’la savaşarak onu sulha mecbur etti. Şirvan ve Gürcistan hükümdarlarını da yendi. Akabinde Erzincan’ı zapt ederekPir Ömer Bey’e verdi. Pir Ömer Bey daha sonra elindeki yeri genişleterek Melik Ahmet Bey ve oğlu Hasan Bey’in elinden 1410 yılında Karahisar-iŞarki’yi de alarak Osmanlılarla Komşu olmuştur.

1420 yılında Kara Yusuf’un vefatı üzerine ikinci oğlu İskender Mirza tahta geçti. Ancak 1438’de kardeşi Cihanşâh’a yenildi ve öldü. Bu şekilde Cihanşâhüçüncü Karakoyunlu hükümdarı oldu. Ancak o da 1467’de Akkoyunlu Uzun Hasan tarafından öldürülmüş ve devleti parçalanmıştır.

Karakoyunluların Şii olduğu yönünde kayıtlar bulunmaktadır. 1422’de Karahisar-i Şarki Akkoyunlular tarafından zapt edilmişti.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/02/22/karakoyunlular-donemi-ve-sebinkarahisar/

AKKOYUNLULAR:

Akkoyunlular Oğuzların Bayındır boyundandır. Önce Diyarbekir bölgesine yerleşmişlerdir. Rum ve Gürcülerle yaptıkları savaşlar neticesinde kuzeye doğru genişlemişler be arada 1422’de Karakoyunlulardan Karahisar-i Şarki’yi de ele geçirmişlerdir.

Akkoyunlular da Karakoyunlular gibi Moğolların zayıflamasıyla Tur Ali Bey zamanında tarih sahnesine çıkmıştır. Erzincan Emiri Mutahharten ve Karakoyunlularla devamlı mücadele içinde olmuşlardır.

1369’da Kutluğ Bey zamanında Akkoyunlular zamanla kuvvetlendiler. 1389’da Akkoyunlu tahtını Kara Yülük Osman Bey ele geçirdi. Ancak diğer beylerle arası açılınca sadık adamlarıyla birlikte Kadı Burhan Ahmet’in yanına gelerek onun hizmetine girdi.

Bir meseleden dolayı Kadı Burhanettin Ahmet’i öldürdü. Ancak şehri ele geçiremeden Osmanlı Şehzadesi (I. Bayezid’in oğlu) Süleyman çelebiye yenilince kaçarak Timur Han’a sığındı. Bu şekilde Kadı Burhanettin Ahmet’e ait olan bütün topraklar Osmanlının eline geçti.

Kara Yülük Osman Ankara Savaşında Timur’un yanında yer aldı. Timur Anadolu’dan ayrılırken Diyarbekir havalisini ona bıraktı. 1403’de Akkoyunlu Devletini kurdu. 1435 yılında Karakoyunlularla yaptığı savaşta iki oğlu ve bazı torunlarıyla birlikte 80 yaşını geçkinken öldürüldü.

Karayülük Osman’ın yerine Akkoyunlu Devletinin başına diğer torunu Nusretüddin Ebü-Nasr Uzun Hasan Bey (1433-1478) geçti.

Kendisini güçlü hissederek Tokat taraflarına doğru ilerleyip, Timur zamanında yapılmış bir zulmün benzerini tekrar etti. 1460 yılında Koyulhisar’a kadar olan bölgeyi zapt etti. Uzun Hasan Bey, Karakoyunlu Devletini ortadan kaldırarak Fırat Havalisinden Maveraünnehir’e kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurdu.

-Amasya’da Şehzade Bayezıd’ın kumandanı Hızır Bey Trabzon’u basarak iki bin esir almıştı. Bu esirler daha sonra yıllık iki bin duka karşılığında serbest bırakılmıştı.

-Fatih Sultan Mehmet’in büyük babası I. Mehmet’in (Çelebi Mehmet) Uzun Hasan’ın dedesi Kara Yülük Osman’a vermekte olduğu ve 60 yıldır ödenmeyen bin halı ile at örtülerini birikmişleriyle beraber Fatih’ten istemişti. Bununla beraber Trabzon İmparatoru olan kayınbiraderi DavidKommen’den alınan yıllık iki bin duka altının alınmamasını istemişti.

Fatih, kendisine gelen elçilere hadi siz şimdi rahatça gidin ben seneye gelir borcumu kendim öderim demişti.

1461’de Fatih Trabzon’u fethedeceği izlenimi vererek ordusuyla Koyulhisar’a geldi. 3 günlük muhasaradan sonra burayı fethetti. Fatih’in ordugâhı Yassı-Çeçen’de kuruluyken Uzun Hasan’ın annesi geldi. Bu arada uzun Hasan’ın öncü birlikleri Osmanlı askerleri tarafından yok edildi.

Uzun Hasan annesi kanalıyla barış isteyince anlaşma sağlandı. Bunun üzerine Fatih, Trabzon’a yöneldi ve 15 Ağustos 1461’de kaleyi fethetti.

Bir zaman sonra Uzun Hasan Karakoyunlu Cihanşah’ı öldürünce Fatih’e zafername ve birkaç kesik baş yolladı. Ayrıca üzerine gelen Timur’un torununu da tuzağa düşürerek ordusunu yok etti. Bu galibiyetler onu mağrurlaştırdı ve Fatih’le yaptığı yazışmalarda Sultan unvanını kullanmamaya başladı. Hıristiyan devletlerle temas kurarak Osmanlıya karşı ittifak arayışına girdi, patlayıcı silahlar almaya teşebbüsünde bulundu.

Nitekim kendini yeteri kadar güçlü hissedince kendine sığınan Karamanoğlu Pir Ahmet ve kasım Beyleri elli bin kişilik kuvvetle Anadolu’ya yolladı. Bunlar Tokat ve Kayseri’yi yağma ettiler. Ancak Konya civarında Şehzade Mustafa tarafından mağlup edildiler. Bunun üzerine Fatih yüz bin kişilik bir orduyla 1473 baharında İstanbul’dan hareket etti.

Fatih Sultan Mehmet Otlukbeli Savaşı için 1473’de İstanbul’dan yüzbin kişilik bir orduyla hareket etti. Uzun Hasan ise üçyüzbin’e varan ordusunu Erzincan’da topladı. Fırat Nehri kenarındaki ilk karşılaşmada Akkoyunlular Osmanlının öncü kuvvetlerini yendi. Burada 12.000 kayıp verildi. Osmanlı bunun üzerine Fırat’ın kuzeyine doğru çekilmeye başladı. 11 Ağustos 1473’de Otlukbeli mevkiinde yeniden karşılaşıldı. Burada Uzun Hasan’ın oğlu Mirza Zeynel Abidin öldürüldü. Diğer oğlu Uğurlu Mehmet yenilerek geri çekildi. Uzun Hasan ise kaçmak zorunda kaldı.  Fatih Sultan Mehmet dönüşteKarahisar’a gelerek burada bir süre kaldı, zafernameler yazdı, hayır işleriyle uğraştı. Şebinkarahisar adını verdi.

Uzun Hasan bu yenilgiden sonra devletin merkezini Diyarbekir’den Tebriz’e nakletti. Anadolu’daki Türkmenleri de yanında götürdü. Uzun hasan tahtın varisi olarak oğlu Halil’i açıklayınca diğer oğlu Uğurlu Mehmet babasına karşı geldi, yenilince de Fatih Sultan Mehmet’e iltica etti.

Fatih Sultan Mehmet, Uğurlu Mehmet’i kızı Gevher Sultan ile evlendirdi. Sivas’ı da ikta olarak verdi. Uğurlu Mehmet 1477’de tekrar babası üzerine yürüyünce savaşta öldürüldü. Fatih’de kızı ve torununu yanına getirtti. Torunu Göde Ahmet 1496’da dayısı II. Bayezid’in de yardımıyla Akkoyunlu tahtını ele geçirdi. 1497’de ise öldü. Onun ölümünden sonra Akkoyunlu Devleti yıkılma sürecine girdi. Devlet ikiye bölünerek Murad ve Elvend Bey arasında paylaştırıldı. Elvend Mirza Şurun Savaşında yenilince Şeyh İsmail Azarbaycan’ı Akkoyunluların elinden aldı. Akabinde 1501’de Safevi Devleti kuruldu. Murad Bey’de kaçarak Yavuz Sultan Selim’e sığındı.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/02/24/akkoyunlular-donemi-ve-sebinkarahisar/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/03/17/alucra-tarihi-ve-dulkadirli-alucra-iliskisi/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/02/16/dulkadirogullari-ile-alucra-arasinda-bir-iliski-olabilir-mi/

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

 

 

GİRESUN-KARAHİSAR YOLUNA AİT TARİHİ YAZIŞMALAR

image001

Aşağıda inceleyeceğimiz belgeler 1925 tarihinde fırtına nedeniyle kapanan ve uzun bir süre de açılmayan Giresun-Karahisar yoluyla ilgili olarak Karahisar-i Şarki Milletvekilleri Ali Sururi ve İsmail Beylerin yaptığı yazışmaları ihtiva etmektedir.

Daha önce de birkaç kez Giresun-Karahisar yoluyla ilgili yazılar yazmış ve bu yolun tarihi seyrini incelemiştik.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/12/26/uzun-bir-yol-hikayesi-ordu-giresun-karahisar-yolu/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/12/07/1860da-giresun-ile-karahisar-arasinda-yolcularin-soyulmasi/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/03/07/egribelden-kurtbeline-cilelerden-cile-begen/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/09/16/karahisar-i-sarki-hududu-ve-karakolhane-insasi/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/wp-admin/post.php?post=312&action=edit

Bu kadar hikâyeye sahip başka kaç tane yol vardır acaba. 12. Yüzyıldan itibaren Cenevizli tüccarları Giresun ve Karahisar-i Şarkiye yerleşerek Karahisar’da çıkarılan Şap madenini alarak Karahisar-Giresun yoluyla limana ulaştırarak buradan gemilerle İtalya’ya ve diğer Avrupa ülkelerine götürdükleri bilinmektedir. Elbette ticaret tek kaleme bağlı ve tek taraflı olmadığından oradan gelirken Avrupa mallarını da buralara getirip sattıkları, buradan da Şap madeninin yanında diğer doğal tarımsal ve yöresel malları alıp ticaretini yaptıkları vakidir.

İşte bu yol 1925 yılında bir buçuk ay kadar kapalı kalında Giresun ve Karahisar arasındaki karşılıklı ticaret aksamış, sosyal hayat durmuştur. Her ne kadar fırtına nedeniyle yol kapandı dese de fırtınanın kar ve tipi olduğu açıktır. Yazışmalar Şubat ayına ait olduğundan öncesiyle birlikte kış dönemine aittir.

Bu nedenle de bölge milletvekilleri devreye girerek gerekli mercileri harekete geçirmiş ve yolun açılmasını temin etmişlerdir. Bir detay da yine o zamanlarda yolun Kulakkaya’dan geçtiğidir. Bun daha önceki yazılarımızda da görmüştük. Kulakkaya şimdilerde daha çok yayla özelliği ile bilinmektedir.   image002

Ayrıca yolun bazı bölümleri yaz kış fark etmeden kapanabilmektedir de. Sahil iklimi ile karasal iklimin karşılaştığı geçiş noktalarında zaman zaman Ağustos ayında bile öyle soğuk bir hava ile karşılaşılabilmektedir ki, sisten yolu görmek mümkün olmamaktadır. Hatta soğuk nedeniyle araçtan inip yolda bulunan çeşmelerden su içebilmek bile cesaret istemektedir.

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Ersoy Topuzkanamış, Mustafa Demirel, Mehmet Şahin, Fırat Çağlayan, Hafize Bozkurt ve Rumeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

image003

23/3/(1)341               Tezkire/6/1517

Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celilesine

21/2/(1)341 tarih ve Kavanin (Kanunlar) Müdüriyeti 7/96/1217 numerolu tezkire-i riyâsetpenâhileri cevabıdır.

Şiddetlü fırtunalar dolayısıyla kapanmış olan Giresun-Karahisar yolunun açtırılması hakkında Karahisar-i Şarki Meb’usu Ali Sururi ve İsmail Beyler tarafından mu’ti (verilen) ve Heyet-i Umumiye’nin tensibiyle mevdu’ (tevdi olunmuş) temenni takriri üzerine Nafia Vekâleti Celilesine yazılmıştı. Vekâlet-i müşarun-ileyhden mevrud tezkere-i cevabiyeden Giresun-Karahisar yolunun heman açtırılması hakkında icra olunan telgrafnameden Giresun dâhilinde kapalı olan Kulakkaya mevkiinin açtırıldığı ve postanın işbu tarik ile gittiği bildirilmiştir efendim.

Baş Vekil image004

Türkiye Cumhuriyeti

Baş Vekâlet-i Celileye

1563/1707

23 Şubat sene (1)341 tarihli ve 6/906 numerolu tezkire-i celile-i vekâletpenâhileri cevabıdır.

Şiddetli fırtunalar dolayısıyla kapanan Giresun-Karahisar yolunun heman açtırılması hakkında mahalline sebk eden iş’ara cevaben Giresun dâhilinde kapalı olan Kulakkaya mevkiinin açılarak postanın işbu tarik ile gittiği bildirilmiş olduğunu arz eylerim efendim.

18 Mart (1)241 Nafia Vekili Süleyman Sırrıimage005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti

Baş Kitabeti                               21/2/1341

Baş Vekâlet-i Celileye

Şiddetli fırtınalar dolayısıyla kapanan Giresun-Karahisar yolunun açtırılması hakkında Karahisar-i Şarki Meb’usu Ali Sururi ve İsmail Beyler tarafından virilüb 2172/1341 tarihli heyet-i umumiye ictimaa’ında  makam-ı samilerine tevdi’ tensib olunan temenni takririnin suret-i masaddakası (doğruluğu tasdik edilmiş) leffen (beraberinde) takdim kılındı efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisiimage006

Riyaset-i Celileye

Müteaddid imza ile şimdi aldığımız telgrafnamede şiddetli fırtınalar dolayısıyla Giresun-Karahisar yolunun birbuçuk aydan berû kapalı ve ticaretin tamamen durgun olduğu ve Giresun’da, Karahisar’da yollarda esir kalan hayvan sahiplerinin binlerce lira mutazarrır oldukları ve Trabzonluların müracaatı üzerine Trabzon ve Erzurum yolu açıldığı halde bu yolun açılmadığı bildiriliyor. Her iki vilâyetde mesail ve vesait-i hayatiyesinden olan Giresun-Karahisar yolunun açtırılması neye mütevakkıf ise el’an ser’i bir surette te’min-i istihsal ve istikmali hususuna ehemmiyet-i mahsusa ile emr-i i’ta buyurulmak üzere işbu temenni takririmizle Baş Vekâlet-i Celileye tevdi’ buyurulmasını arz ederiz.

19/2/1341 (19 Şubat 1925)

Karahisar-i Şarki Meb’usları

İsmail & Ali Sururi

Aslına mutabıktır 21/2/1341image007

21/2/1341 Tezkire

Nafia Vekâlet-i Celilesine

Şiddetli fırtınalar dolayısıyla kapanan Giresun-Karahisar yolunun açtırılması hakkında Karahisar-i Şarki Meb’usu Sururi ve İsmail Beyler tarafından verilen ve Büyük Millet Riyaset-i Celilesinin 21/2/1341 tarih ve 7/96/1217 numerolu tezkiresiyle Baş Vekâlete tevdi’ olunan temenni takriri sureti musaddakası (doğruluğu tasdik edilmiş) leffen (beraber) takdim edilmiştir, efendim.

Baş Vekil

1968 TARİHLİ GİRESUN İLÇELERİNİN İHTİYAÇLARI RAPORU

Raporda sahil ilçelerini de kapsayan değerlendirmeler bulunmakla birlikte Karahisar, Alucra ve Çamoluk ilçeleriyle ilgili değerlendirmeler ağırlıktadır. Şebinkarahisar’ın enerji ihtiyacının karşılanması için düşünülen çözüm oldukça ilgi çekidir.
Giresun-Şebinkarahisar yolu, Alucra-Çamoluk yolu ve Çamoluk’un Yeniköy köyü ile Şiran arasında yapılması öngörülen yol da diğer önemli öngörülerdir. Günümüzde Şiran bağlantısı Çamoluk-Taşdemir köyü sapağından açılan bir yolla sağlanmıştır. Alucra-Şiran yolundan da Alucra’nın Köklüce köyüne yol vurulmuştur. Buradan ara bağlantılarla Çamoluk’un bahsedilen köylerine geçiş yapılabilmektedir.
Saygılarımla
Murat D. Tosun
şebin
image002image004image006image008image010

1.DÜNYA SAVAŞINDA SUŞEHRİ’NİN DÂR’ÜL HAREKÂT İTTİHAZ EDİLMESİ

image002
Alucra’da Kafkas Ordusuna mensup askerlerin mevzilendiği Burga Baba ve Abdal Musa Tepeleri
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslarla Kafkas Cephesi de açılmıştı. Bu hengâmede Ruslara karşı Refahiye’den Tirebolu’ya uzanan hat boyunca savunma hattı oluşturulmuştu. Bu kapsamda bazı ilçeler de savaş bölgesi kapsamına alınmıştı. Bunlar arasında Alucra önemli bir teşkil etmekteydi.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/08/i-dunya-savasinda-kafkas-cephesi-alucranin-durumu/

Ruslar Kelkit’in Çil Horoz mevkiinde durdurulmuştu. Alucra’da önemli mevziler oluşturulmuştu. Cephe gerisi olarak da yine Alucra’da askeri hastane ve kışlalar bulunmaktaydı. Suşehri de savaş bölgesi kapsamına alınmıştı.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/19/1916da-susehrini-ziyaret-eden-baskumandan-vekili/

Osmanlıca deyimiyle dâr’ül harekât olan Suşehri ahalisinin bir kısmı da malını kullanmaktan men edilmiştir. Ahali de bu nedenle arazilerine tahakkuk eden vergileri ödemek istemediklerinden müracaat etmişlerdir.
Ancak yapılan yazışmalarda Suşehri’nin işgal edilmiş (dâr’ül harb) ve kurtarılmış bir belde olmadığından bu talebin karşılanmasının da mümkün olmadığı belirtilmiştir. Buna rağmen yine de ahalinin istifade edebileceği bir formül arandığı görülmektedir.
Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Fırat Çağlayan, Turan Kılıçaslan, Ersoy Topuzkanamış, Abdullah Ertürk, Fatih Çelikbilek, Mesut Kartal, Zafer Şık, Ehlibeyt Bendesi, Hamit Karasu, Zemzem Bingül, Ayşe Kaviloğlu, Hafize Bozkurt, Afra Bedia Oğuz ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.
Saygılarımla,
Murat D. Tosun
image004
Dersaadet fi 20 Mart sene (1)336 (20 Mart 1920)
Maliye Nezareti Varidat Müdiriyeti Umumiyesi Birinci Kalemi
Dâhiliye Nezareti Celilesine
Devletlü Efendim Hazretleri
Mart sene (1)336 tarihli ve 44945/559 numerelu tezkire-i aliyye-i nezaretpenâhileri ariza-i cevabiyesidir. Esna-yi harpde (harp zamanı) dâr-ül (askeri bölge, savaş bölgesi) ittihaz edilmiş olan Suşehri kazası ahalisine mahcurin (malını kullanmaktan men edilmiş) ve vilâyat-ı müstahlasa (kurtarılmış, halas edilmiş) ahalisi virgüllerinin uzvunu tazammun eden fi Mayıs sene (1)335 tarihli kararname ahkâmının teşmili hakkında Müfti İsmail Hakkı meclis idare azasından Mehmed Ali, Belediye Reisi Hasan Sabri Efendiler, tarafından evvelce hazineye mürsel istid’a üzerine kaza-yı mezkûrun mukaddemâ düşman istilasına uğrayıp da istirdad (geri almayı istemek) edilmiş mahallerden olmaması hasebiyle ahali-i merkûmenin memalik-i müstahlasa (kurtarılmış) ahalisine tahsis olunan müsa’adatdan müstefid (faydalanmak) olamayacakları gibi mahcuriyetden olmamalarına nazaran da üç yüz otuz altı senesi nihayetine kadar bi’l-umum mükellefiyetten mafuviyyet (muaf olmak) tazammun eyleyen (ihtiva eden) salifü’z-zikr 6 Mayıs sene (1) 335 tarihlü kararatlar ahkâmının bunlara teşmiline mesağ görülemediği ve ancak ahali-i merkûmeden lüzum ve esbâb-ı askeriyeye mebni bir mahalden diğer bir mahale nakil ettirilerek mutasarrıf oldukları emlakın menâfi’inden muvakkaten mahrum idilenlere 2 Kanunisani sene (1)335 tarihli kararname ile müsaade-i ma’dalet-kâri bahş idildiği gibi mutasarrıf oldukları arazi ve mebâni (binalar, yapılar) bombardımandan mütehassıl (husule gelen) te’sirat ile zarar-zide olub bu suretle zarar-ı külliye düçar olduğumuzun emlak ve arazi vergilerinin de ta’arruz vuku’undaki taksitden harbin hitamını takib eden taksite kadar 2 Şubat sene (1)332 tarihlü kanun ile afv edilmiş olduğundan kaza-yı mezkûr ahalisinin dahi zararlarının salikine göre işbu kararname ve kanundan birinden istifadeleri kabil olabileceği ve hazinece bundan ma’da suretle müsa’adat ifasına imkân bulunmadığı ve keyfiyet 18 Mart sene (1)336 tarihlü ve 1612/37 numerolu tahriratla Sivas defterdarlığına da tebliğ kılınmış olduğu beyanıyla arz-ı ihtiram (hürmet) olunur. Ol-babda emr ü ferman hazret-i men-leh’ül emrindir. Maliye Nazırı Namına Müsteşar
image006
Maliye Nezaret-i Celilesine Tezkere
Memleketlerine avdet eden muhacirin ve vilâyat-ı müstahlasa (kurtarılmış, halas edilmiş) ahalisinin bi’l-cümle tekâlif-i emiriyelerinin afvı ile (1)334 ve (1)336 seneleri emlak ve arazi ve temettü vergilerinin ol-bâbdaki kararname ahkâmının bulunmasına mebni Suşehri’ne avdet eden muhacirinden vergi aranmamakta olduğu halde kaza-i mezkûrun vilâyat-ı müstahlasadan addedilmesi hasebiyle ahali-i İslâmiyenin maneviyat-ı mezkûreden istifade edemediği ve halbuki Suşehri’nin ilk hatt-ı harbde bulunması hasebiyle ahalisinin üçüncü ordu emriyle kâmilen çıkarıldığı ve avdetlerinde terk ettikleri me’vaları (mekânları) kâmilen harap bir halde bulundukları ve şu suretle mesaib-i harbiyeden (harp musibetinden) en ziyade kendi mutazarrır olduğu cihetle mezkûr kararname ahkâmının kendilerine teşmili istirhamını havi Suşehri kazası belediye re’is ve saire imzalarıyla Meclis-i Mebûsan Riyâset-i Celilesine takdim idilüb havale buyurulan arz-ı halin bir kıt’a sureti leffen takdim kılınmış olmakla bu babdaki mütalaa-i celile-i nezaretpenâhileri iş’arı babında.
image008
Dâhiliye Nezaret-i Aşa’ir ve Muhacirin Müdiriyet-i Umumiyesi
Dâhiliye Nezaret-i Celilesinden Meclis-i Mebusan Riyaset-i Celilesine
Tahrirat
Hülasa / Suşehri kazası vilâyat-ı müstahlasa (kurtarılmış, halas edilmiş) olmadığı cihetle ahalisinin 6 Mayıs (1)335 tarihli kararname ahkâmından istifadelerine imkân olmadığına dair.
1 Mart sene (1)336 tarihli ve on numerolu istida encümeni kararnamesinin cevabıdır. Esna-i harbde dâr’ül-harekât ittihaz edilmiş olan Suşehri kazası ahalisine mahcurin ve vilâyat-ı müstahlasa ahalisi virgilerinin tazammun eden. 6 Mayıs sene (1)335 tarihli kararname ahkâmının teşmili hakkına Müfti İsmail Meclis İdare azasından Mehmet Ali ve Belediye Reisi Hasan Sabri Efendiler tarafından mukaddema hazineye mürsel arz-ı hal üzerine kaza-i mezkûrun evvelce düşman istilasına uğrayubda bilahire istirdad (geri alma) edilen mahallerden olmaması hasebiyle ahalisinin memalik-i müstahlasa ahalisine tahsis olunan müsadatdan müstefid olamayacakları gibi mahcuziyedden olmalarına nazaran da üç yüz otuz altı senesi gayesine kadar bi’l-umum mükellefiyetten mafuviyyet (muaf olmak) tazammun eden 6 Mayıs 335 tarihli kararname ahkâmının bunlara teşmiline mesağ görülemediği ve ancak ahali-i merkumeden lüzum ve esbâb-ı askeriyeye mebni bir mahalden diğer mahale nakil edilerek mutasarrıf oldukları emlakın menafi’inden muvakkaten mahrum edilenlere 2 Kanunisani sene 335 tarihli kararnameyle müsaade-i ma’delet-kâri bahş edildiği gibi tasarruf oldukları arazi ve mebani bombardımandan mütehasıl te’sirat ile zarar dide olub bu suretle zarar-ı külliye düçar olanların emlak ve arazi vergileri de taarruz vukuundaki emlak ve arazi vergilerinin de ta’arruz vuku’undaki taksitden harbin hitamını takib eden taksite kadar 2 Şubat sene (1)332 tarihlü kanun ile afv edilmiş olduğundan kaza-yı mezkûr ahalisinin dahi zararlarının salikine göre işbu kararname ve kanundan birinden istifadeleri kabil olabileceği ve bundan ma’ada müsa’adat ifasına imkân bulunduğu ve keyfiyet 18 Mart sene (1)336 tarihli ve 1612/37 numerolu tahriratla Sivas vilayeti defterdarlığına da tebliğ kılındığı bi’l-muhabere cevaben Maliye Nezareti Celilesinden varid olan 30 Mart sene (1)336 tarihli ve 1860/34 numerolu tezkirede iş’ar buyurulmakla, ol-babda.

6.7.1929 TARİHLİ ŞEBİNKARAHİSAR RAPORU

Bahse konu raporda önemli detaylar bulunmaktadır. Öncelikle o tarihe nüfusun yüzde bir buçuğunda Frengi mikrobu bulunduğu belirtilmektedir ki bu oran çok yüksektir. Buna karşın ilçelerden sadece Alucra’da doktor olduğu onun da henüz göreve başlamamış olduğu belirtilmektedir.  Yine tarımda Meşe Çekirgesi diye bir haşereden söz edilmektedir ki bunun afet boyutunda olduğu vurgulanmaktadır. Belgede yol konusuna da vurgu yapılmış Suşehri Karahisar yolunun esaslı bir şekilde onarımının gerektiği, yolların harap ve bakımsız olduğu iniş ve çıkışların çok tehlikeli olduğu belirtilmiştir. Bu yol o zaman aynı zamanda Alucra ve Çamoluk’un da yoluydu. Şimdi Çamoluk bu yolu kullanmamaktadır. Ancak Alucra halen bu yolu kullanmaktadır. Güzergâhı baraj yapımından sonra değişmiş olsa da yolun vasfında pek değişen bir şey yoktur. Aynı şekilde inişli çıkışlı ve virajlıdır. Farkı asfalt yapılmış olmasıdır. Aradan geçen 90 senede çok büyük fark yoktur. Yine o tarihte Kelkit Çayı üzerindeki bir köprünün sel nedeniyle yıkıldığı belirtilmektedir. İyi bir şey ise eğitimin ve asayişin iyi bulunmuş olmasıdır.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

image002image004image006image008image010image012image014

KURTULUŞ SAVAŞINDA KAFKAS CEPHESİ NEDENİYLE ALUCRALININ ÇEKTİĞİ SIKINTILAR

image002

Bundan önceki yazımızda 9 Mayıs 1333 (9 Mayıs 1917) tarihli belgede Alucra’nın Suşehri ve Refahiye ile birlikte savaş bölgesi olması nedeniyle buralardan bir kısım ahali Birinci Kafkas Kolordu Kumandanlığının emri ile Tokat tarafına sevk edilmişlerdi.

Dada sonra yapılan yazışmalarda bu ahalinin ya burada iaşe edilmeleri yahut memleketlerine dönmelerine müsaade edilmesi gerektiği Tokat mutasarrıflığından bildirilmişti.

15 Mayıs 1333 (15 Mayıs 1917) tarihli belgede ise harp nedeniyle Tokat’a sevk edilenlerden yardıma muhtaç olanlarına mülteci talimnamesinden iaşelerinin verilmesi gerektiği belirtilmişti.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/08/i-dunya-savasinda-kafkas-cephesi-alucranin-durumu/

Bu kez 7 Temmuz 1919 tarihli belgelerden anlıyoruz ki ihtiyaçlarının karşılanması için karar alınmış olunan Alucralı muhacir ve muhtaç olanların ihtiyaçlarının uzun süredir karşılanmadığı için aç kaldıklarını ve perişan olduklarını anlıyoruz.

İlk belgemiz olan telgrafın yazımında ve durumunda sorun olduğu için bazı yerleri okunamamış olmakla birlikte geneli hakkında net bilgi sahibi olabiliyoruz.

Neticede bu muhacirler belgeye yansıdığı şekliyle gözyaşı içinde yalvararak ya kendilerine yardım edilmesini ya da memleketlerine dönmeler için izin verilmesini talep etmişlerdir.

Burada dikkat çeken diğer bir husus ise ismine bakılırsa Rum vatandaşı olduğu anlaşılan Paveli isimli muhtarın isminin geçiyor olmasıdır.

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Fırat Çağlayan, Mustafa Demirel, Turan Kılıç Aslan, Abdullah Yadigar, Fatih Çelikbilek, Ehlibeyt Bendesi, Hafize Bozkurt, Afra Bedia Oğuz, Yasemin Soykan ve Rumeysa  Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Cumhuriyet Arşivi: Yer No: 272 0 0 14.75.21.7Yozgat’ta mecburu iskân edilen Alucra halkının iade isteklerinin kabulü ve muhtaç olanların iaşelerinin temini.image003

 

Dâhiliye Nezaret-i Celilesine

Memleketimize i’zamımız içün masarif-ı zaruriye senetlerimize muhacir komisyonundan yedlerimize verileli beş mah olduğu halde paramızı vermediler miâd-ı mezkûreden bir terfi ve alamadığımız yüz atmış nüfus aç açık kalma ……..memleketimizde hanelerimizde bir taraftan harab olmakda şu hal bir müddet daha imtidad eserse maruz kaldığımız zarurette cümlemizin mesulesi (eziyeti)………..ettirilmek bu mağduriyete nizamat verilerek bakiyye kalmış yevmiyelerimizle masarif  dâhiyemizin (musibet) addi (hesaplanması) hususunda lazım gelenlere ………………… da gözyaşlarıyla istirhamımıza ferman.

Şebinkarahisar, Alucra kazasından yüz atmış muhacir namına muhtar Paveliimage006

Dâhiliye Nezaret-i A’şair ve Muhacirin Müdiriyet-i Umumiyesi

Alucra kazası ahalisinden yüz atmış nüfus namına Muhtar Paveli imzasıyla Yozgad merkezinden keşide kılınan 7258 numerolu telgrafname kopyasının celb ve mütala’asıyla i’adeleri hakkındaki arzularının is’af ve inbası.

Muhtacinden (ihtiyaç sahibi) olanlarının ale’l-usul (usulünce) temin-i iaşeleri ve memleketlerine ..

7/7/1335 (7 Temmuz 1919)

KARAHİSAR-İ ŞARKİ’DE ERMENİ OLAYLARI-11

image001

Bu yazımızda inceleyeceğimiz belgeler birbirinden ilginç üç konuyu içermektedir. Belgelerde bahsedilen konulardan biri ana konumuzla ilgisi yoktur. Ancak aynı dosya ve yazışmalar içinde olduğu için okunmuştur.

23 Ekim 1880 tarihli belgede Harput, Erzincan, Sivas ve Amasya’daki iç karışıklıktan bahsedilmekte ve Erzincan’da bulunan askerlerin Alucra’ya sevk edildiği ve Amasya’dan ek asker gönderildiği belirtilmektedir. Bu tarih 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 savaşı sonrasına da denk gelmektedir.

22 Ekim 1880 tarihli olanda ise Rusya ve diğer devletler konsoloslarının gelişigüzel olarak istedikleri yerleri gezdikleri buralarda günlerce kaldıkları belirtilmektedir.  Yine İngiltere’nin Erzurum konsolosunun Erzincan’dan Diyarbekir’e gittiği, Rusya’nın Van konsolosunun Erzurum, Diyarbekir, Harput, Erzincan’ı dolaştığı, Rusya’nın Trabzon konsolosunun ve görevlilerin askeri bölgeleri gezdikleri Akkesi diye bir köyü bazı yerleri dolaşıp bir gece Karahisar’da kaldıktan sonra Alucra yoluyla Gümüşhane’ye gittiği, gezdiği yerlerde ahalinin sınıfıyla mevcudunu sancağın hububat ve hayvanatını tahkik ettikleri anlaşılmıştır. Ayrıca gezdikleri yerlerin haritasını çıkardıklarından, tedbir alınması gerektiği bildirilmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki 1880’den sonra başlayan Ermeni olaylarının arkasında dış güçlerin çalışmalarının da payı bulunmaktadır.

Ayrıca 25 Ekim 1880 tarihli belgede Sivas’da Ermenilerin olaylar çıkardığı, cinayet işlediği bu cinayeti işleyenlerin yakalandıkları şimdi asayişin sağlandığı belirtilmektedir.

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Turan Kılıçaslan, Mustafa Demirel, Fırat Çağlayan, Nedim Özer Hoşol, Sıddık Yıldız, Faruk Çınar, Ehlibeyt Bendesi, Şule İyigönül Atasagun, Hafize Bozkurt, Ayşe Kaviloğlu ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Fon Kodu: Y. PRK. ASK. Dosya No: 4, Gömlek No: 67, Tarihi: 1297 Z 1 (4 Kasım 1880), Konu özeti: 1- Sivas’daki Ermeni hadiseninin yatıştırıldığı. 2-Şeyh Ubeydullah ve oğlu Sıddık’ın harekâtına sair. 3-Konsoloslar seyahatlerinde bazı yerleri muayene ve haritalarını aldıklarına dair.image002

Erzincan’da ferik Nâfız Paşa’dan harbiye Nezâretine varid olan fi 12 Teşrinievvel sene (12)96 tarihlü telgrafnâmenin hal-i suretidir.

Fi 11 Teşrinievvel sene (12)96 (23 Ekim 1880) tarihlü şifreli emr-i telgrafi-i hidivileri alındı. Sivas valisiyle kumandanı bu akşam Sivas telgrafhanesine gelüb beyan buyurulan vakıayi doğrudan doğruya beyan ile üç bölük istemiş olduklarından ve Erzincan’daki asker Alucra cihetine sevk edilüb fazlası kaldığından ve Harput’un Sivas’a bu’udiyet-i mesafesi (mesafenin uzunluğu) Erzincan’dan kezalik Sivas’a olan mesafesine müsavi bulunduğundan Harput’un üç bölük piyade ile bir bölük süvarinin serian sevki Yedinci Fırka Kumandanlığı’na ve Amasya’dan Erzincan’a gelmek üzere yolda bulunan bir bölük süvarinin dahi serian Sivas’a gitmesi zabitine telgrafla iş’ar ve keyfiyet gice huzur-i alilerine arz ve izbâr kılındığı ve iş’arın bugün kesb edeceği renk ve hallin bildirilmesi müşarün ve muma-ileyhimaya gice ihtar olunduğundan alınacak malûmata göre ittihâzı lâzım gelen tedâbir-i askeriyenin bilâ ifâte-i vakt (hiç vakit kaybetmeden) icra olunacağı maruzdur.

Ferik müşarün-ileyhden tarih-i mezkûrda Harbiye Nezâretine varid olan telgrafnâmenin hali suretidir.

Fi 10 Teşrinievvel sene (12)96 (22 Ekim 1880) tarihlü şifrelü emr-i telgrafi-i dâverileri hükm-i celili kumandaran-ı askeriyeye tebliğ ve tefhim olundu. Mucebince hareket olunacağı derkârdır. Şu kadar ki gerek Rusya devletinin ve gerek sa’ir devletlerin konsoloslarıyla konsoloshane me’murlarından bazıları bir mahalden diğer mahale azimet ve istedikleri yerlerde günlerce ikame etmekte ve eğerçe (her ne kadar) müesses ve mevcut olan ve derununda asker bulunan veyahud istihkâm inşa edilmek üzere noktaları ta’yin olunan mahalleri o misillülerin gezmelerine ve görmelerine müsaade olunmakda ise de işbu ta’dad olunan mahallerin gayri mevâki-i bi’t-tabi gezmekte olduklarına ve hatta geçen sene İngiltere devletinin Erzurum konsolosu Erzurum’dan Erzincan tarikiyle Diyarbekir’e gidüb oradan dahi diğer tarikle Erzurum’a avdet etmiş ve Rusya’nın Van konsolosu beş on gün evvel Erzincan’a gelüb Van’dan Diyarbekir’e gittiğini ve Harput tarikiyle Erzincan’a geldiğini ve yine Van’a gittiğini ifade etmiş olub işte bunlar ve erkân-ı hariciye zabıtanından bulunduklarına ve saniyyen seyahatlerinde inde’l-hace (ihtiyaca göre) istihkâm inşası lazım gelen mahalleri istedikleri gibi muayene ile haritalarını alabilecekleri der-kâr olub hareket-i seyahati ve me’zûniyetleri askeriyece meçhul idiğüne nazaran bu misillüler hakkında cihet-i askeriyece ittihazı lazım gelen muamelenin dahi emr u iş’arı menut-ı rey’-i asâfâneleridir.

Harbiye Nezaretinden Bâb-ı Âlî Cânîb-i Sânisine yazılan fi 22Rebiülahire sene (12)97 ve fi 14 Teşrinievvel sene (12)96 tarihlü tezkirenin suretidir.

Erkân-ı harbiye zabitanından olub Rusya’nın Trabzon konsoloshanesi kancıları (yazıcı) bulunan zâtın birkaç Rusya zabitiyle beraber bazı mevaki’-i (mevki, durulacak yerler) masame-i (durucak yer) askeriyeyi geşt ü güzâr (gezip tozma) ettikleri Trabzon vilâyetinden bildirildiği ve ta’siyat-ı ve mevaki’-i askeriyeyi ecnebilerin görmeleri mutlaka asker kumandanlarının ruhsat-ı resmiyesine menut idiğü beyan-ı alisiyle bu babda kumandanlara tenbihat-ı seria icrası hakkında şeref vürud eden tezkire-i sâmiye-i vekâletpenâhileri üzerine umum sırasında Dördüncü Ordu Müşiriyyet-i Celilesi Vekâletine yazılan telgrafnâmeye cevaben vekâlet-i müşarün-ileyhiden alınan şifreli telgrafnâme halli leffen arz ve takdim kılınmış ve me’murin-i ecnebiyenin mezkûr telgrafnâmede iş’ar olunduğu vecihle seyahat etmelerine bir şey denilememek zaruri ve ber vechce maruza-i te’siyat mevaki’-i askeriyeye dahi bila ruhsat giremeyecekleri bedihi olub fakat istihkâmat ve turuk ve inşaat-ı askeriyeye elverişli olan mahalleri suret-i aleniyede keşif ile haritalarını almak gibi harekete mücaseret edememeleri esbabının istihsali nazar-ı i’tinadan devir edilmemek lazım geleceğinden böyle bir hallin vukuu takdirinde mümana’at edilmemek mecaz olub olmadığının bildirilmesi lazımeden bulunmağla reviş-i iş’ara ve suret-i marûzaya nazaran bu babda müteallik buyurulacak re’y ve irâde-i aliyye-i fehimânelerinin emr u iş’ar buyurulması babında.

Nusha-i evvelinin aynıdır. Harbiye Nazırı Kulları Hasan Hüseyinimage003image004

Erzincan’da Ferik Nafiz Paşa Hazretlerinden Harbiye Nezaretine varid olan fi 22 Teşrinievvel sene (12)96 tarihlü ve şifrelü telgrafnâmenin hall-i suretidir. Suret

Fi 18 Teşrinievvel sene (12)96 tarihli telgrafnâme-i aliyyelerine cevabdır. Mahdud Rusya me’murlarının Akkesi karyesiyle sa’ir icab eden yerleri dolaşub ve bir gice Karahisar’da kaldıktan sonra Alucra tarikiyle Gümüşhane’ye azimet eyledikleri ve ahalinin sunufuyla aded-i nüfusunu ve sancağın hububat ve hayvanatını tahkik ettikleri malûmat olmak ve azimetleri anlaşılmak üzere arz olunur. Evvelce olunan tebligat üzerine bu kere Sivas vilayet-i celilesinden cevaben varid olan bir aded telgrafnâme aynen balâya nakl olundu mealine nazaran bu babda ittihâzı lazım gelecek muamele ve tedabir-i keyfiyetin emr ü iş’arı arz olunur.

Bağdad’da Ferik Sacib Paşa Hazretlerinden Harbiye Nezaretine varid olan fi 23 Teşrinievvel sene (12)96 tarihlü telgrafnâmenin hal-i suretidir.

Şeyh Abdullah’ın Tebriz’i zabıt ettiği Süleymaniye’ce şayi olmuş (duyulmuş) ise de henüz tahkikine verilemediği ve oğlu Kadir’in Savec-Bulağ’ın (İran’da Hoy kenti yakınlarında bir yerleşim yeri) ilerüsünde yek diğere üç saat mesafesi olan Meraga (İran sınırları içinde bir kent) ile bina ve şehrlerini muhabere edüb hücumda hayli telefat vererek gerüye püskürüldükleri cihetle orada dayanamayıp meyand ve o hiddet-i avdetle imdad içün pederiyle muhaberede bulunduğu evvel ve ahir ma’rekelerde (muharebe meydanı) İranlunun bin beş yüzden iki bine kadar Şeyh Kadir’in de iki yüzden mütecaviz telefatı olduğu ve İranlunun telefat-ı vakıası esnâ-yı harbde olmayub heftnam arasında Kürdlerle olan münaza’ ve müdafaa esnâsında vukuu bulduğu şeyh Abdullah onbeş gündür Rumiyye (Urumiyye) ile nehri arasında bulunan merkûre girerek büyük oğlu sadık iltihak ile cem’iyyet toplamakta ve Rusya etrafının ahalisi kendisine tabi’iyyet etmekte olduğu ve şeyh Kadir’e yetişmek üzere bulundukları Ferik Sabit Paşa’dan elyevm alınan iki kıt’a telgrafnamede gösteriliyor ise de şu iş’ar erbâb-ı kıyamın efkârına ma’il hudud halkının teşvik eseri olduğundan pek de şayân-ı itimad görülemediği arz olunur.

Nusha-i evvelinin aynıdır. Harbiye Nazırı Kulları Hasan Hüseyinimage005

Erzincan’da Ferik Nafız Paşa’dan harbiye Nezaretine varid olan fi 13 Teşrinievvel sene (12)96 (25 Ekim 1880) tarihlü telgrafnâmenin hall-i suretidir. Suret

Dün ve bu gice devriye kolları gezdirilüb bir güne vukuat-ı cedide yoğise de (yoksa da) Ermeni murahhası celb ile kendisiyle müzâkerat lazıme lede’l-icra güya bu musâlahata (karşılıklı anlaşmalar, barışlar) milletçe rızaları olmadığı ve ön ayak olan adamları bi’t-tahkik hümümeti ihbar ideceğini söylemiş ise de muahharen kiliseye girüb orada yine bir cem’iyet-i azimeye toplayub ve güya murahhasahaneyi (Ermeni Piskoposluğu) muhasara eylediklerini ve bir mikdar asker irsaliyle cem’iyetin dağıtılmasını ihbar eyledi ise de işin sani’a olduğu anlaşılmağla tefrik-i cem’iyet içün sahihen asker talep eder ise resmen tahrir edilmesi lazım geleceği cevabı irsal kılınmağla muahharen kalkub daire-i hükümete gelerek vukuat-ı mebhuseye ön ayak olanlardan asla bahs etmeyüb tarik-i ma’abirin (yolların) emniyetsizliğinden bahisle muhafaza-i asayiş istirahat edilmesi beyan edilmekle serian huzur-ı padişahiye bu kaziyyeye i’tina ve dikkat edileceği cevabı verilmişdir. Binaen aleyh hükümetçe tahkikat ve tedkikat-ı hakikiye bi’l-icra İnşa-Allahû Teâlâ asker-i matlubenin derununda bu cinayete ictisâr edenlerin (kalkışan, cesaret edenler) der-destiyle te’diyabat seri’alarına bakılacağı ve şimdi muhafaza-i asayiş ve emniyet memlekete i’tina ve dikkat olunmakta olduğu maruzdur.

Sivas’da tekevvün eden (meydana gelen) hallin her ne renk kesb (elde etmek) eylediğinin bildirilmesi Sivas vilâyetine yazıldığı dünki cevab-ı çakeri ile arz olunmuştu. Alınan telgraf berâ-yı (her ayın ilk ve son günü) malûmat balâ-ya derç olunduğu maruzdur.

Nusha-i evvelinin aynıdır. Harbiye Nazırı Kulları Hasan Hüseyinimage006

Van’da Dördüncü Ordu Müşiri Sami Paşa’dan Harbiye Nezâretine mevrud fi 13 Teşrinievvel sene (12)96 tarihlü telgrafnâmenin hall-i suretidir.

Alınan haber-i sahiha göre İranlular ehl-i kıyam üzerine üç kol tertib ederek birisi birkaç bin piyade ve süvari ve çend kıt’a topla ve imadu’s-saltanata kumandasıyla Maraga (İran’ın kuzeyinde Doğu Azarbaycan’da bir kent) ve Soğukbulak üzerine ve ikincisi mevcud maiyetiyle ve Timur Paşa kumandasıyla Hoy, Salmas ve Urumuye hududumuz civarında Merkür’de bulunan Sıddık’ın cem’iyyeti üzerine ve üçüncüsü dahi şehzâde-gândan haşmetu’d-devletleri kumandasında olarak Turan’dan tertib ve sevk olunan ordudur ki bu da Soğukbulak ilerüsündeki cem’iyyeti içündür. Abd el-Kadd ilerisünde teksir-i cem’iyyet etmekde ise de ekserisi atsız ve tedariksiz ve İranluların henüz meydanda kuvveti ve fi’len mümanatı görülmemektedir. Evvelki arz veçhile Şeyh Abdullah Efendi bi’l-cümle familyasını ve mübalağalı olarak rivayet olunan iki yüz seksen bin lira kadar nakd mevcudunu alarak sekiz gün evvelce Rumya’ya gitmek üzere İran toprağında çiftliği köyleri olan ve oğlu Sıddık’ın cem’iyatgâhı bulunan Çargirah’a hareket etmiştir. Saye-i Cenâb-ı Padişâhide hudud boyu dâhilinin asayiş ve emniyetle ve ahalimizin dahi hall-i sükûnetde bulunduklarını arz eylerim.

Nusha-i evvelinin aynıdır. Harbiye Nazırı Kulları Hasan Hüseyin

KARAHİSAR-İ ŞARKİ’DE ERMENİ OLAYLARI-10

image002

Ermeni Komitesi aleyhinde bilgi verdiği gerekçesiyle Asador’u 1894’de Amasya’da Panosoğlu Estepan’ın yardımı ve gözetleyiciliğiyle Sungurluoğlu Artin’i öldürmek kastıyla ateş edip, isabet ettiremediği ancak seken kurşunun Hoca Hüseyin Efendinin alnından yaralanmasına neden olduğu ve Karahisar’lı Kahveci Agob ve Kelflikoğlu İğya ve Ezikoğlu Nişânın dahi Rovelveri (altı patlar denilen tabanca) saklamak suretiyle bu cemiyete yardım ettikleri anlaşılmıştır. Tevkiflerinden i’tibaren merkumundan Artin on ve İstepan yedi, iğya, Agob ve Nişan üçer sene müddetlerle küreğe konulmalarına karar verilmiştir.

25 Ekim 1896 tarihli belgede Karahisar-i Şarki’de yakalanan Ermeni eşkıyası hakkında mahalli savcılıkça tahkikat yapılmakta olduğu belirtilmektedir. Ancak Savcı Münir Efendinin kötü niyetle soruşturmayı geciktirdiğinden bahisle kendisine olan güveni sarstığı bu nedenle değiştirilmesi ve konunun önemi nedeniyle yerine dirayetli bir savcı tayin edilerek tahkikatın yapılması gerektiği Karahisar-i Şarki Mutasarrıflığından talep edilmiştir.

Yapılacak tahkikatın hakkaniyet gözetilerek yapılması da özellikle istenilmektedir.

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Mesut Kartal, Mehmet Akif Yalçınkaya, Mustafa Demirel, Sıddık Yıldız, Fırat Çağlayan, Ayşe Kaviloğlu, Şule İyigönül Atasagun’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Fon Kodu: Y. PRK. UM. Dosya No: 30, Gömlek No: 75, Tarih: 1312 Ra 23 (24 Eylül 1894), Konu Özeti: Ermeni komitesi aleyhine muhbirlik eden Asador’u öldürmek isteyenler.

Numru 41

Saadetlü Efendim Hazretleri

Komite-i ifsâdiye aleyhinde muhbirlik etmesinden dolayı Asador nam kimseyi geçen sene Amasya’da Panosoğlu Estepan’ın muavenet ve nigehbanlığıyla (gözetleyici) Sungurluoğlu Artin’e katl kastıyla kurşun atub isabet ettirememesinden naşi Havace Hüseyin Efendinin alnı cerh ve ta’til itdiği ve Karahisar’lı Kahveci Agob ve Kelflikoğlu İğya ve Ezikoğlu Nişânın dahi Rovelveri (altı patlar denilen tabanca) saklamak suretiyle bu  cemiyet-i şekâveti idare eyledikleri anlaşılması üzerine tarih-i tevkiflerinden i’tibaren merkumundan Artin’in maa’t teşhir ve on ve İstepan’ın yedi ve iğya ve Agob ve Nişan’ın dahi üçer sene müddetlerle küreğe konulmalarına ve müddet-i ceza’iyelerini ikmal ettikden sonra da zabtiye nezareti altında bulunmalarına ve masarif-i muhakemeninde mütesavviyen istifasına Sivas İstinaf Mahkemesince hakem olunduğu mahkeme-i mezkûre müdde-i umumiliğinden ba-müzekkere bildirilmiş olmağla bera-yı malûmat arz-ı keyfiyete ictisar kılındı ol-babda emr ü ferman hazret-i men-leh’ül emrindir.

Fi 23 Rebiülevvel sene (1)312 ve fi 11 Eylül sene (1)310 (23 Eylül 1894) Tokad’dan Sivas Valisi

Fon Kodu: Y. PRK. UM. Dosya No: 36, Gömlek No: 15, Tarih: 1314 Ca 18 (25 Ekim 1896), Konu Özeti: Karahisar-i Şarki’de derdest olunan Ermeni eşkıyasının sorgulanması.

Yıldız Sarayı Hümâyûnu Baş Kitabet Dairesi

Sivas Vilayetinden Şifre Telgrafnâme

Karahisar-i Şarki’de derdest edildiği evvel ve âhir arz ve iş’âr olunan Ermeni eşkıyası hakkında mahalli adliye müstantikliğince tahkikat icra edilmekte olub ancak müstantik Münir Efendinin zaten su-i’niyet ile kesb-i istihar eylediği cihetle işbu tahkikatda da mahsus olan bazı muamelat ve teşebbüsat-ı menfaatperestanesi kendisinden külliyen emniyeti selb ettiğinden ve maslahatın ehemmiyetinden bahisle mezkûr tahkikatın diğer bir müstantik ta’yini ile ana icra ettirilmesi ve müstantik muma-ileyhin dahi tebdili (değiştirilmesi) Karahisar-i Şarki mutasarrıflığından ba-telgraf bildirilmesi ve tahkikat-i mezkûrenin mahalli mahkemesince ta’yin olunacak diğer bir müstantiğe tevdiiyle adil ve hâk dairesinde ifa ettirilmesini ve her hale mugayir rızâ-yı âlî hale meydan verilmemesi cevaben yazılmış olmağla ve Karahisar Şarki’nin ehemmiyeti ve ale’l-husus şu zamanda me’murin erbâb-ı emniyet ve istikametden olması lüzumu mütezammın arz ve izâh bulunmağla müstantik muma-ileyhin biran evvel tebdili (değiştirmek) ile yerine muktedir (kuvvetli, becerikli) ve müstakim (doğru) birinin ta’yin ve i’zamı (göndermek) esbabının istihsâli dâhiliye nezaretine iş’ar kılınmış olduğu maruzdur. Ferman. Fi 13 Teşrinievvel sene (1)312 (25 Ekim 1896) Sivas Valisi Halil

KARAHİSAR-İ ŞARKİ SANCAK BEYİ ŞEHZADE SÜLEYMAN

image001

Şehzade Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman) babası Şehzade Yavuz’un (Yavuz Sultan Selim) Sancakbeyliği sırasında 6.11.1494 (bir başka görüşe göre 27.4.1495) yılında Trabzon’da dünyaya gelmiştir. Şehzade Süleyman’ın gençliği babasının taht mücadeleleri ile geçmiştir.

Trabzon’da sancakbeyi olan babasının isteği ile önce Karahisar-i Şarki (Şebinkarahisar) Sancağı’na tayin olunmuş ancak amcası Şehzade Ahmed’in itirazları sonucu Bolu’ya nakledilmiş, Şehzade Ahmed’in bu tayine de karşı çıkması üzerine Kefe Sancakbeyliğine getirilmiştir.

Kendisini babası II. Bayezid’in yerine en kuvvetli aday olarak gören Şehzade Ahmed, Şehzade Süleyman’ın bu iki sancağa tayinini, Şehzade Selim için uygun bir avantaj şeklinde mütalaa ederek itirazda bulunmuştu.

Bu olayın faklı kaynaklarda anlatımı ise şu şekildedir:

-Dokuzyüz(on) tarihinde Trabzon’da tevellüd eden Şehzade (Kanuni Sultan) Süleyman Han Hazretleri sinn-i rüşde vasıl olunca kendileri için Karahisar mutasarrıflığı Der-saadet’e arz olunmuş ise de Amasya’ya karib (çok yakın) olmak cihetiyle Kefe Sancağı memuriyetine tayin olundu. Zira Amasya Sancağında memur bulunan Şehzade Ahmet bu tayine karşı çıkmıştı.

-Oğul göze nur ve sermaye-i surur, oğul beden varlığının baş tacı, sevinç ve neşe gül bahçesinin süsü ve güzelliğidir. Hak Teâlâ Hazretleri cennet mekân padişaha (Yavuz Sultan Süleyman) mutlu, temiz bir nesil hediyesi ve seçkin, parlak, anlayışlı bir oğul ihsan etti. Onun nurlu yüzü ve eşsiz yanağı parlak güneş gibidir. Üstün vasıfla mübarek bir zat, nurlu aydın yaratılışlı bir cisim, yüce yaratılışlı bir ilim sahibi, cevher kaynağı bir zihin, hakikatte ise gizli bir inci idi. O mutluluk şemasının parlak yıldızı, devlet göğünün nurlu güneşi, şeref ve üstünlük yüzüğünün kaşı, devlet ve kalkınma tahtına oturan, yeryüzü ulularının seçkini, üstün devir ve güzel zaman şahlarının gözbebeği hazreti Süleyman Şah’tır.

O, mutluluk bağı fidanı, cihan koruyucu (padişah) ağacının meyvesi bulunup, gençlik zamanı ile bahtiyar olup, saltanat bahçesinin mutlu servisidir. Boyu yüceye erişti. Gerçekten mutlu ölçülü boyuna, sevinçli sancak hil’atı önemli ve gerekli olduğundan, cennet mekân padişah hazretlerine ataları Bayezid Han payitahtına adam gönderip, Trabzon çevresinde, Şebhane Karahisar’ının sancağını istediler. Adamları mektupla başşehre ulaşınca, vezirler yüksek taht huzuruna sunup, cahiller, adı geçen sancak için Sultan (Şehzade) Ahmet’e yakındır, umulur ki onun rızası olmaya diye kapalı bir şekilde anlatınca, Sultan Ahmed’e elçi gönderip izin istediler. Kabul etmeyip cevapları gelince, Trabzon’a emir gönderip, adı geçen sancak oğlum Ahmet’e yakındır, başka sancak bulup arz eyleye dediler. Padişah emri, şerefli mutlu huzurlarına varıp, değerli bilgilerince malum olduğunda tekrar mutlu arz mektubu gönderip, Bolu sancağını istediler. Yine Sultan (Şehzade) Ahmet’e bildirip onu da kabul etmeyince tekrar yüce emir gönderilip bir başka sancak bulun dediler. Bu sefer mübarek emirleri Kefe sancağı ile ilgili olup, sunulunca arzuları kabul edilip, mutluluk bağışlanan şehzade hazretlerine Kefe sancağı verildi.  image002

Kefe şehrine nurlu güneş doğup, cihan onun gelişiyle aydınlandı. Cihana itidal rüzgârı esip, üzüntüsünün gitmesine sebep oldu. Kıpçak ülkesi taze hayat bulup, bütün ufukların başı berraklık kazandı. Yeryüzüne kudret nurundan ışık gelip, seherden karanlığın beli büküldü. Adalet ve şevkat güzelliğini sunup, ufuklar baştan başa sevinç doldu.

-Selim’in oğlu Süleyman evvelâ Şarki Karahisar’a tayin edilmiş ve Şehzade Ahmet’in kendisine yakınlığı sebebiyle itiraza uğradığından şehzade Bolu’ya naklolunmuştu. Şehzade Ahmet bu sefer de kendi ile İstanbul arasında rakibi olan Selim’in oğlunun bulunmasını istememesinden dolayı, babasının yanında bir sözü iki olmayan, Şehzade Ahmed’in tekrar itirazı kabul edilerek Şehzade Süleyman’a bu defa Kefe sancağı verilmiş ve Bolu’ya Ahmet’in oğlu tayin edilmiştir.

Görüldüğü gibi Şehzade Süleyman’ın Karahisar-i Şarki Sancak Beyliğine atanması hadisesi birkaç kaynakta ana hatlarıyla aynı olsa da detay olarak farklı anlatılmaktadır. Net olan husus Şahzade Selim’in abisi Şehzade Ahmet’in II. Bayezid Han nezdinde itibar gördüğü ve saltanata varis kabul edildiğidir.

Diğer taraftan Şehzade Süleyman’ın 6 Kasım 1494 doğumlu olduğu ve 1509’da Kefe’ye atandığı düşünüldüğünde Karahisar-i Şarki’ye atandı ise, 14-15 yaşında olması gerekmektedir ve bu görevin çok uzun süreli olmadığı da peş peşe gelen itirazlar ve atamalardan anlaşılmaktadır. Ancak, diğer anlatımlar ve Şehzade Ahmet’in Sultan II. Bayezid Han nezdindeki itibarı dikkate alındığında Şehzade Süleyman’ın Karahisar-i Şarki Sancağına Bey-Mutasarrıf olarak atanması düşünülmüş ve teklif dahi edilmiş ise de bu gerçekleşmeden Kefe’ye atanmıştır.   image004

Şehzade (Yavuz Sultan) Selim’in (Saltanatı 1512-1520) Trabzon’da iken okçuluk yarışmaları düzenlediği meydan.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Kaynaklar:

-A.Tevhid, Hünername: Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Şehzadeliği Devri, TOEM, 1335-1337 seneleri nr.49-62, İstanbul 1339, 88-89

-Türk Tarih Dergisi, İstanbul 1954, VI/9, 77

-Şakir Şevket, Trabzon Tarihi

-Celâl-zâde Mustafa, Selim-Nâme, Kültür Bak. Yay. Prof.Dr. Ahmet Uğur

-Osmanlı tarihi, II. Cilt, Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı

-Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkiye Kısmı, Hazırlayan Dr. Mustafa İsen, Ankara, 1994, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Yayınları

KELKİT VADİSİNE BİR İL LAZIM MI ?

Geçtiğimiz günlerde “Vadinin Sesi” diye bir gazete geçti elime. İncelediğimde gördüm ki Vadiden kasıt Alucra, Çamoluk, Suşehri, Şebinkarahisar, Koyulhisar,  Mesudiye ve Reşadiye’den ve buraların sorunlarından bahsediyor. Buraların bağlı bulundukları illere ulaşım sorunları, işsizlik vb. Durumu daha iyi anlayabilmek için haritada buralara topluca bir bakmak gerekmektedir.

Aşağıdaki harita karayolu ulaşım haritasıdır. Dikkatle incelendiğinde görülecektir ki Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk Giresun’a oldukça uzak mesafededir. Koyulhisar, Suşehri, Akıncılar ve Gölova’ da  Sivas’a aynı şekilde de uzak mesafededir. Keza Mesudiye de aynı şekilde Ordu’ya, Reşadiye, Tokat’a uzak mesafededir. Üstelik saydığımız yerlerin bir diğer ortak özelliği de bağlı bulundukları illere uzak olmaları bir yana ulaşım yollarının coğrafi özelliklerinin sarp ve oldukça virajlı yollardan oluşmasıdır. Bu nedenle aynı mesafe bir başka yerde daha kısa sürede kat edilebilirken bu güzergâhlarda bu süre iki katına veya daha fazlaya çıkabilmektedir. Kış koşulları da ayrı bir sorundur. Bazen ulaşım tamamen de durabilmektedir. Belirttiğimiz yerlerin ortak şikâyeti bağlı bulundukları illere uzak olmaları nedeniyle yeterince hizmet alamadıkları, şehrin imkânlarından faydalanamadıklarıdır. Haritaya şöyle bir bakıldığında bu kesimdeki ilçelere illerin uzaklığından burayı toparlayacak bir İle duyulan ihtiyaç kendini hissettirmektedir. Unutmamak gerekir ki 13 Ekim 1923’de Ankara başkent yapıldığında, tercih nedenlerinden biri de diğer İllere yakın olmasıydı. Diğer bir ifadeyle merkezdeydi ve mümkün olduğunca her yere yakın mesafedeydi.  image001

Geçmişte bu bölgede Şebinkarahisar (Şarki Karahisar), uzun yıllar sancak beyliği yapmış, 1923’de il olmuş, 1933’de ise İl statüsü kaldırılmıştı. O günden bu güne de bu bölgede bir boşluk bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti Zamanındaki Karahisar-i Şarki haritası

(Bu dönemde İskefser yani Reşadiye de Karahisar-i Şarki’ye bağlıdır)image002

Şebinkarahisar’ın İl Olduğu Dönemdeki Haritası image003

Şebinkarahisar 1933 yılındaki İl olma statüsünün kaldırılmasından sonra özellikle 1990’lı yıllardan itibaren günümüze kadar yeniden il olabilmek için olağanüstü çaba sarf etmiştir. Bunun için komiteler de kurmuştur. Alucra Vakıf ve Dernekleri bu Şebinkarahisar’ın bu çabasına destek vermiştir. Konuyla ilgili olarak 1990 yılı Alucra Dergisinde çıkan yazılardan örnekler aşağıda yazının sonundadır.

Şebinkarahisar’ın bu kadar çalışmaya, çabalamaya ve yetişmiş insan gücüne sahip olmalarına rağmen bunu başaramamış olması ister, istemez insanı düşündürmektedir.

Bu arada Suşehri de transit yol üzerinde olması, ikliminin elverişli oluşu, topraklarının genişliği, suyunun bolluğu, tarıma müsait olması gibi avantajları iyi kullanarak çok büyük atılımlar yapmış ve büyümüş, istihdam olanaklarını geliştirmiştir.  Onlarda İl olmak istemektedir.

Bu nedenle, günün birinde siyasi irade burada bir il yapma kararı alırsa tercih yapmakta zorlanabilir. Gerçi gelişmişlik tek başına tercih nedeni olmaktan uzaktır. Siyasi irade Alucra’nın da il olmasına karar vermiş olsa, hiç şüpheniz olmasın bunun oluşturacağı güç ve çekim alanının etkisiyle birkaç yıl sonra Alucra’nın çehresi değişir, olumlu yönde tanınmaz hale gelir.

Yukarıda sayılan ilçeler arasında bir anket veya oylama yapılacak olsa ve neresi il olsun diye sorulsa, sanırım her ilçe önce kendine oy verir sonra kendince değerlendirme yapardı. Örneğin Alucra için kendinden sonra İl olmasını isteyeceği ilk yer Şebinkarahisar ikincisi Suşehri olurdu. Suşehri içinde aynı şekilde önce kendisinin il olmasını ister, olamazsa Şebinkarahisar’a evet derdi. Ama asıl belirleyici olan diğer yerlerin ne düşüneceğidir. 1990 yılında yapılan oylamada Çamoluk az farkla Gümüşhane’ye bağlanmayı kabul etmemiş Giresun’a bağlı olarak kalmayı tercih etmiştir. Ancak bağlı bulunduğu ile en uzak olan yer Çamoluk’tur. Hem Seme deresinden hem Zağpa boğazından Elibüyük köyü vasıtasıyla Suşehri’ne yol bağlantısı olan Çamoluk Suşehri’ne mi bağlanmayı ister yoksa Alucra istikametinden Şebinkarahisar’a ulaşmayı mı yeğler bilinmez. Aslında Sarpkaya’dan (Zağpa) Şebinkarahisar’a Gölve Köyü üzerinden ulaşım daha rahat sağlanabilecekken yıllardır buraya karayolu standartlarına uygun işler bir yol vurulamamıştır. Burada yılların ihmali vardır. Bu durum bölgesel kalkınmayı da olumsuz etkilemekte, bölge halkı arasındaki etkileşimi azaltmaktadır. Bu nedenle bir kısım Çamoluklu bazı ihtiyaçlarını Suşehri’nden temin etmektedir. Bu bilinen bir gerçektir.

Keza Akıncılar, Gölova, Koyulhisar, Mesudiye belki Reşadiye ulaşım rahatlığı açısından Suşehri’ni tercih edebilir. Zira Suşehri istikametindeki Ağacağa Köprüsüne yakın bir yerdeki yol ayrımından sonra Şebinkarahisar ve Alucra istikametindeki yolun durumu pekiyi değildir. Buradan sonra hem rakım yükselmekte hem keskin virajlar çoğalmakta hem de yol kalitesi standartlar açısından düşmektedir. Bu yolun haricinde Şebinkarahisar, Suşehri arasında doğrudan ulaşımı sağlayacak standartlara uygun başka bir yol da bulunmamaktadır. Gerçi bazı hususlardaki aksaklıklar ileride yapılacak plan ve programlarla, yatırımlarla giderilebilir.

Dolayısıyla günün birinde bu ihtiyaç doldurulurken tercih nedeni olarak tecrübe mi, ulaşım kolaylığı mı, gelişmişlik mi, kalkınmışlık mı, konum mu dikkate alınacaktır? Veya en çok kriteri karşılayan mı?  Önemli olan o gibi görünüyor. Veya halkın görüşü dikkate alınmadan siyasi irade resen mi karar verir, şu an için onu bilebilmek zor. Ancak günümüz koşulları farklı kararlar alınmasını gerekli kılabilir. Meseleye ayna tutmak istedim. Bu aynada kim ne görmek isterse onu görebilir. Bunlar empati yaptığım, şahsi değerlendirmelerimdir. Başlığı da bu nedenle soru şeklinde koydum.

Saygılarımla,
Murat TOSUNimage004image005image006image007image008