GEÇEN YÜZYILIN BAŞINDA ALUCRA KAZASI MİNDEVAL NAHİYESİ AVARAK KÖYÜNDEN İSTANBUL’A YAŞANAN GÖÇ OLAYININ ARKASINDAKİ GERÇEKLER

image001

1960’larda Mindeval 

İncelediğimiz çok sayıda belgeden çıkan hikâye gerçekten yürek burkan olayları anlatmaktadır. Olayların başkahramanı Hacı Ahmedzade Mustafa Efendi ile oğlu Tahir’dir. Belgeler 1914 tarihlidir ve bu tarihte köyde Mustafa Efendi imam oğlu da muhtardır. O tarihlerde muhtar ve imam olmak kolay değildir. Bunlar çok etkin iki görev makamıdır.

Belgelerde belirtilen ifadelerden Avarak karyesinin önceleri 25 hane iken sonradan 65 haneye çıktığını ancak bunun 45 hanesinin Hacı Ahmedzade Mustafa Efendinin baskı ve zorbalığından köyü terk ederek İstanbul’a geldikleri ve İstanbul’da kıyıda köşede Perihan halde kaldıkları ifade edilmektedir.

Bu şekilde mağduriyet yaşayanların sayısı hiç de az değildir. Üstelik bunlar içinde kendi akrabalarından Hacı Ahmedzade Yusuf Efendi ile oğlu da vardır. Bunlarda Mustafa Efendiden şikâyetçi olmuşlardır.

Şikâyet dilekçelerinin ilkinde köyde bir arazi satıldığı ancak tapu devir işlemleri için gereken ilm u haberin tanzimi için muhtar ve imamın 5’er lira da kendilerine istediği, verilemeyince de tapu devir işlemi yapılmadan alış verişin yapıldığı bir süre sonra da aynı şartlarda tarlanın bir başkasına satıldığı belirtilmektedir. Ancak bu durumu bilen Mustafa Efendi tarlanın sahibi ile işbirliği yaparak tarlayı kendi üzerine geçirmiştir.  Olay şikâyet konusu olunca da tarlayı satan ilk sahibi yalan beyanda bulunarak benim paramı vermemişti zaten demiştir. Ancak yapılan tespitte tarlayı kendisinin değil de başkalarının işlediği ve bu husus da hiç çekişme yaşanmamış olmasında konunun karışık bulunduğu ifade edilmiştir.

Köylü bir şekilde borçlu gösterilmiş, İstanbul’da dahi rahat bırakılmamış köyde kalan çoluk çocuğu rahatsız edilmiş daha neler neler.

En son yapılan şikâyette ise topluca imza bulunmaktadır. Bu imzalar arasında Hüsep köyünden Es-Seyyid Mehmed Şirin mührü dikkat çekicidir. Burada birçok kez şikâyetçi olduk ise de inceleme heyeti köye gidiyor ve burada çay kahve ziyafetten sonra güya inceleme yapıyor ve olayın aslı astarı yoktur diye Mustafa Efendiyi temize çıkarmaya çalışıyor denilmektedir. Ayrıca Mustafa Efendiden şikâyetçi olan bizler köyü terk ederek İstanbul’da zor şartlar altında yaşamaktayız, köyde kalan 20 hane ise zaten Mustafa Efendinin akrabaları ile onun yardımcılarıdır, onlarda korkularından Mustafa Efendinin lehine ifade vermektedir açıklamasını yapmışlardır.

Bu nedenle adil bir yargılama olması için Mustafa Efendinin İstanbul’ a getirilerek burada yargılama yapılması gerektiği yönünde talepte bulunmuşlardır.

Belgelerdeki iddialardan bir de Mustafa Efendinin falcılarla birlikte geceleri kazı yaparak define aradığıdır. Bu iddiayı doğrulayacak delil ise daha önce yayınladığımız belgelerdedir. O zaman belgelerde sadece Avarak köyünden Hacı Ahmedzade denilmekte ve isim verilmemekteydi. Ama şimdi anlıyoruz ki bu kişi Mustafa efendidir. Ve onun define merakı gerçektir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/24/yuz-yillik-ruya-alucra-ikizler-tepesi-kazisi/

En önemli iddia ise Balkan Savaşları sırasında köyden alınacak redif askerleri sırasında yaşanan suiistimaldir. Mustafa Efendi burada Redif Bölük Komutanı ile işbirliği yaparak kendi akrabalarını kayırmış olmasıdır. Hatta bu konuda Bölük Komutanı şikâyet edilmiş ve şikâyeti incelemek üzere heyet gelmiştir.

Konunun iki kez de Mindeval Nahiye Müdürü tarafından incelenerek bağlı olduğu Alucra kaymakamına iletildiği, oradan da Karahisar-i Şarki Mutasarrıflığına gönderildiği anlaşılmaktadır. Konu ile Sivas Valiliği, Dâhiliye Nazırlığı (İçişleri Bakanlığı), Harbiye Nazırlığı (Genel Kurmay Başkanlığı) da ilgilenmiştir. Osmanlıca tartışmalarının yaşandığı günümüzde belgelerdeki sadelik dikkat çekicidir. Okuyanın anlamayacağı kelime çok azdır.

En önemlisi de İstanbul’un sucu esnafının ilklerinin Avaraklı olduğu da ortaya çıkmaktadır. Bunların Üsküdar Paşalimanı ve Beylerbeyi’nde konaklarda suculuk ve hizmetkârlık yaptıkları anlaşılmaktadır. Bir tanesi de Prenses konağında çalışıyor görünmektedir.

Belgelerin içinde Hacı Ahmedzade Mustafa Efendinin Ozan köyünden birisine gönderdiği ve kendi el yazısı ile yazılmış mektupta bulunmaktadır. İki bölümden oluşan bir sayfalık bu mektup iki parça halinde okunmuştur.

Belgeler aslında özetlenen kısımdan çok fazlasını anlatmaktadır. Çok önemli belgelerdir. Geçen yüzyılın başındaki Mindeval’ın sosyal yapısını göstermesi açısından önemli bilgiler içermektedir.  image002

Geçen yüzyılın başında İstanbul’da su satan bir sakayı gösteren fotoğraftaki dede kim bilir belki de Avarak köyünden İstanbul’a göç edenlerdendir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Zafer Şık, Zeki Özkan, Murat Darıcık, Ehlibeyt Bendesi, Ali Özgür, Ersin Üçdemir, İbrahim Akdağ, Ramazan Koç, Mustafa Demirel, İsmail Kaçar, Mustafa Karataş, Leyla Teoman, Sazende Uz, İnci Abaroğlu, Hafize Bozkurt ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: DH. H… Dosya No: 50, Gömlek: 29, Tarihi: 26 Ş (Şaban) 1332 (20 Temmuz 1914), Konusu: Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazasının Mindaval nahiyesinin Avarak karyesinde köy imamı olan ve hükümette aza sıfatıyla bulunan Hacı Ahmedzade Mustafa’nın zulmünden bıkan köy halkından kırk beş hanenin mal ve emlakını terk ederek İstanbul’da ötede beride süründüklerine dair şikâyet.image003

Dâhiliye Nezareti İdare-i Umumiye

Huzur-ı Sâmi-i Cenâb-ı Sadâret-penâhiye

Fi 7 Temmuz Sene 1330

Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazasına tabi Avarak karyesi ahalisinden Hacı Ahmedzade Mustafa Efendinin zulm ve taaddisinden şikâyeti havi Hacı Ahmedzade Yusuf imzasıyla bi’t-takdim havale buyurulan ve mazrufen (zarflanarak) Sivas vilayeti aliyesine irsal kılınan arz-ı hal üzerine vilayet-i müşarün-ileyhadan varid olan tahrirat-ı cevabiyeye melfuf kaza-i mezkûr kaimmakamlığının tahriratı suretinde merkum Hacı Mustafa’nın ilan-ı meşrutiyetden beri sui hal ve hareket ve zulm ve taaddisi vukuu bulmadığı şikâyet-i vakıanın hilaf-ı hakikat olduğu (doğru olmadığı) bildirilmiş ve arz-ı hal leffen takdim ve iade kılınmış olmağla ol babda.image004

Maruz-i bendeleridir,

Acizileri Karahisar-i Şarki’nin Mindeval nahiyesinin Avarak karyesi ahalisinden olub bundan akdem karyemiz ahalisinden Beyaz Hasan oğlu Ali nam şahsı dört dönümü mütecaviz ve ancak yirmi lira kıymetinde olan tarlasını yine karyemizden Süleyman Efendi oğlu Halil Efendiye otuz bin liraya füruht idüb (satıp) muamele-i ferağ ve intikaliyesi içün icab eden ilm u haberlerin tanzimi içün karye imam ve muhtaranının beşer liradan on lira ücret talep etmelerinden ikisine bu veçhile vakt-ı mürur edüb muamele-i ferağ’iyesi icra edilmeksizin muma-ileyh Halil Efendi tarlayı sürüb eküb biçmekte iken Halil Efendi dahi güna müzayakasından dolayı Halil Efendi de acizilerine aldığı fiyat üzere otuz beş liraya füruht eylemiş ve acizilerine de muamele-i ferağ icra eylemeyüb bu da ancak yine imam muhtarın ilm u haber tanzimi içün beşer lira talep etmelerinden ileri gelerek iki seneden beri de acizileri mezkûr tarlayı sürmekte isem de zaten öteden beri hakkında müteaddid şikâyetlerde bulunduğumuz karyemizden Hacı Ahmedzade Mustafa Efendi nam zalim tarlanın asıl evvelce sahibi olan Beyaz Hasan oğlu Ali’yi çağırıp tarlanın umum olarak bana ver, ben sana fazlasıyla parasını veririm sen karışma diyerek mezkûr tarlayı tamamıyla tapusunu üzerine yazdırıp acizilerinin elinden mezkûr tarlayı zabt etmiştir. Bu da zalim-i merkum Mustafa Efendi hakkındaki şikâyetnamelerde acizilerinin dahi imzam olduğundan garazen (kinlenerek) tarlayı zabt eylediği şu halde icab eden tahkikat-ı adîlânenin icrasıyla ba-virmiş olduğum otuz bin lira paramın i’tasıyla ol-vechile tarlaya tesahub etmesi veyahut tarlanın tapusunu uhdeme tanzimi hususunda lazım gelen mahale emr u husus buyurulması ile zalim-i merkum Mustafa Efendinin zulm ve taaddisine (zorbalığına) bir netice verilmesi maruzunda ol-babda emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir. Fi 7 Rebiü’l-ahir Sene 1332 ve fi 20 Şubat Sene 1329 (5 Mart 1914) Karye-i mezkûreden olub Der-saadet’de Üsküdar’da sucu esnafından Çaputlu oğlu Mehmed Bende Mühür: Mehmed 1330  image005

İş bu istid’a serâpâ (baştan sona kadar) mütalaa olundu. Avarak karyesine azimetle tahkikat-ı mukteziye bi’l-icra müstedanın iddia eylediği tarla esasen karye-i merkûmeden Beyaz Hasan oğlu Ali’nin olub merkum Ali tarlayı yine Süleyman Efendi oğlu Halil Efendiye otuz beş liraya füruht etmiş ise de elyevm muamele-i ferağ’iyesi icra edilmeksizin Halil Efendi de mezkûr tarlayı sahibü’l istid’a Çaputmalıoğlu Mehmed ile biraderi Şirin’e otuz üç buçuk liraya füruht ederek (satarak) meblağ-ı malumeden Mehmed ve Şirin’in yirmi bir buçuk lira borçları kaldığı Halil Efendinin ifade ve beyan eylediği anlaşılmış ise de mesele-i maruza buraca meçhul bulunduğu ve binaen aleyh iş bu arazi iki seneden beri Mehmed Ve Şirin’in taht-ı tasarruf ve ziraatlerinde olub gerek Halil Efendi ve gerek sair tarafından kat’iyyen müdahale edilmediği icra kılınan tahkikat-ı vâkıa’dan anlaşıldığı maruzdur. Ferman.

Fi 8 Nisan Sene 1330 (21 Nisan 1914) Mindeval Nahiye Müdürü Şükrü Mustafa

Mazrûfen huzûr-ı âli-i hazret-i mutasarrıf-ı ekremîye takdim kılındı. Ol-babda ferman.  Fi 12 Nisan Sene 1330 (25 Nisan 1914) Alucra Kaim-makam Vekili Vasfiimage006

Dâhiliye Nezaret-i Celilesi’ne

Marûzat

Acizileri Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazasının Mindeval nahiyesinin Avarak karyesi ahalisinden olub karye-i mezkûr müteberanından (ileri gelenlerinden) Hacı Ahmetzade Mustafa Efendi nam kimesne karye eşrafından bulunduğu gibi hükümetçe de te’sir-i nüfusa malik bulunmaktadır. Merkûm havali-i mezkûrenin a’şarını iltizam (mültezim) ederek devr-i istibda da hükümet ile de uyuşarak ahar karyenin dahi mer’asını kendisi mutasarrufu olmadığı halde uhdesine kalb (bir halden bir hale değiştirmek) ile bir kıt’a tapusunu alarak henüz muhtelif kıyye (ölçü) ve hiçbir kıymete haiz olmayan mezkûr mer’ayı itibar malı ederek muahharan a’şardan hükümete medyun (borçlu) kaldığı esnada mezkûr mer’ayı hükümet taht-ı hacize alarak müzayedeye çıkardığı esnada edna (pek cüzi) mertebede zimmetine mukabil olamamıştır. Esasen kendi taht-ı tasarrufunda bulunan haiz-i kıymet emlak ve araziyesini bir hile ve had’a olmak üzere (hile ve aldatma ile) mahdumu üzerine mal kaydettirip beri tarafında bırakmış olduğu emlak-ı araziyeyi haiz-i kıymet olmadığından elyevm devlet ve milleti bir hayli ızrara (zarara) duçar eylemiş bir sahtekârdır ve bundan maada ahiran zuhur eden Balkan muhabere-i zailesinde ictima’-i umumide kazamız bölük kumandanı ile bir olarak irtikâb (rüşvet ve çirkin işleri) ve irtişa’ları (rüşvet almaları) neticesinde on kadar nefer bıraktırmışlar bu suretle bir ihanette bulunmuşlardır. Bu maddeden dolayı mukaddemâ Harbiye Nezaret-i Celilesi’ne atmış olduğum ihbarın neticesi olarak kendileri taht-ı isticvaba alınmak üzere ordudan hey’et i’zam edilmiş (gönderilmiş) idi. Merkum Mustafa Efendi şimdi de bir takım müneccimler (falcılar) başına toplanarak birkaç refikiyle geceleri asar-ı atika taharri etmek (define aramak) üzere bir takım mahallerde hafriyat icra eyledikleri (kazı yaptıkları) şahid-i adil ile de müsebbettir (sabittir). Bu adamın devlet ve millete ve vatana hıyanetlikten başka zire kadar bir iyilik işi yoktur. Bir takım mazlumun izrarına (zararına) çalışır. Eşirra-yı (şerli insan) memleket bulunduğu gibi ezcümle bu kere de acizilerine etmiş olduğu hıyanetlik ispata kâfidir. Muharebe zamanında hükümetten asker kaçırdıklarını ihbar ettiğimden dolayı bendelerine kin ve adavet ve husumet peyda ederek bakaya ve zecri askerdir diye merkez kumandanlığına bölük kumandanlığı marifetiyle ihbaratta bulunmuş ve bendelerine gelen telgraftaki geine benim olmadığını ve bi’z-zat ma’iyetsiz efrad-ı redireden (ihtiyat askeri) olub bakaya olmadığım vukuu bulan ifade ve izahım üzerine te’kid edilen telgrafın cevabında ahar karyeden ism-i acizaneme müşabih (benzeyen) bir kimse olup cevap verilmiş ise de elyevm ailem ile beraber bugün bu askerlik maddesi içün kapularda sürünmekteyim. İşte mahza bildikleri husumet neticesi olarak çekmekte olduğum sefalet Mustafa Efendinin yüzündendir. Devlet ve millet ve vatana olan ubudiyet (köleliğim) ve sadakatim neticesi olarak hükümetin milletin haini olan merkum Mustafa Efendi mahvıma uğraşıyor. Bu babda bir çare-i necat (kurtuluş çaresi) aramak içün meşrutiyet perver (sever) olan ve hususuyla devlet ve milletin en güzidesi zat-ı vâlâlarına dehalete (sığınmaya) mecbur olarak halimi arza mücaseret (cesaret) eyledim. Ol babda emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir. Fi 30 Rebiü’l-evvel Sene 1332 ve fi 13 Şubat Sene 1329 (26 Şubat 1914)

Karye-i mezkûre ahalisinden ve ahali namına olarak Beylerbeyi’nde Süleyman kalfanın hanesinde sakin sucu Hasan Bende Mühür: Hasan 1332

İltizam (Mültezimlik): Onyedinci y.y. dan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlandı. Bu usulün adı iltizamdı. İltizamı üzerine alan kimseler, yani mültezimler; geliri devlete peşin olarak öderler, sonra bunu halktan tahsil ederlerdi. 

Ber mucib emr ü havale karye-i mezkûreye azimet edilerek (gidilerek) Haci Mustafa Efendinin ba tapu mutasarrıf olduğu arazilerini teminat göstererek a’şar iltizam etmiş ise de duyunu nahiyece meçhul bulunduğu muharebe-i zail’ede karyeden talep edilen efrad-ı redifeden mevcud olanlar sevk-i diyar-ı aharda olanların mahallelerini erai ider ilm ü haberleri bölük kumandanlığına verildiği ve müsted’i Hasan’ın dahi bakaya olduğunu karye-i hey’et-i ihtiyariyenin ifade eyledikleri Hacı Mustafa Efendi bundan iki sene akdem Karahisar-i Şarki Mutasarrıflığından ruhsat-ı resmiye istihsal ederek (ruhsat alarak) ol-vechile kazasının hükümete bir çarık bu’d mesafede bulunan “İkizler Tepesi” demekle ma’ruf (bilinen) mahalden ve hükümetin taht-ı nezaretinde olmak üzere bir hafta hazıryab icra ettirdiği bundan sonra etmediği ve müsted’i merkum Hasan’ın nezdinde ailem dediği Güllü nam mezbure kendisinin olmayıp karyeden buldu. Hasan’ın zevce-i menkûhası (nikâhlısı) olub iğfal ederek beraberinde bulundurduğu kendi zevcesi Hafize nam mezbur da elyevm karyesinde kendi hanesinde ikamet eylemekte olduğu maruzdur. Ferman. Fi 8 Nisan Sene 1330 Mindeval Nahiyesi Müdürü Şükrü Mustafa

Mazrufen huzur-ı âli-i hazret-i mutasarrıf-ı ekremîye takdim kılındı. Ferman. Fi 12 Nisan Sene 1330 Alucra Kaim-makam Vekili Vasfi  image008

Dâhiliye Nezaret-i Celilesine

Marûz

Acizileri Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazasına tabi’ Mindeval nahiyesinin Avarak karyesi ahalisinden olub mine’l-kadim karyemiz yirmi beş haneden ibaret iken elyevm atmışbeş haneden ibaret bulunmaktadır. Araziyemiz ise buna kıyasen mahdud (sınırlı) bulunmakta ve salifü’l-arz yirmi beş hane bulunduğu vakt kimesne gurbetlerde sürünmeyüb ziraatiyle iştigal etmekte idiler. Halbuki şimdi ise bir iki misli karyemiz büyümüş iken bunun iki misli bir çok senelerden beri çoluk çocuklarını terk ile ziraat yüzünden geçinemeyerek gurbetlerde sürünmekte ve ancak bir kısmı ki atmış beş hanenin yirmi hane kadar ahalisi kalarak bunun da on hanesi karyemiz mu’teberânına ve eşirrâ-yı (şerli) ben-am’dan (namlı) Hacı Ahmedzade Mustafa Efendi nam kimesnenin kendi akrabayı taallukatlarından (yakınlarından) ve on hanesi ise kendisinin işine yarayan ve fikrine hizmet edenlerden ibarettir. Bununla beraber kırk kırk beş haneden ibaret kalan karye ahalisi İstanbul’da sefalet çekmekteler zira akdemce koyun sığır ve hayvanatlarımız olub mezkûr arazi ve mer’amızda otlar ve bunun ile idare ve ta’ayyüş etmekte (geçinmekte) idik şimdi ise elimizde ne hayvanat kaldı ve ne de mer’a. Çünkü muma-ileyh Mustafa Efendinin karye ahalisine etmiş olduğu zulm el’an bizlere göndermekte olduğu tehdid nameleriyle de sabittir. Öteden beri zulmle alude olmuş bu kadar nüfuse etmiş olduğu zulm i’tisaf (zulm ve haksızlık) kabil-i ta’dad (sayılamaz) olamaz kendisi haddinden efzun (çok ziyade) mürekkib (terkip eden) ve mürteşi (rüşvetçi) olduğu dahi bu kere göndermiş olduğu ve refiklerine göndermiş olduğu elde edilen merbutan (ekli olarak) takdim kılınan mektubundan dahi keyfiyyet anlaşılacağı gibi muma-ileyh burada sürünmekte olan karyemiz ahalisinin her birlerinin hakkında bir takım borç göstererek dahi yaylamızın ziraati içün birkaç yüz lira talep etmesinden işte ne dürlü mürtekib olduğu icra kılınacak tahkikat-i adilaneden dahi anlaşılacağı acizilerinden hiç birimiz artık sefaletten ne hayvanatımız vardır ve ne de mer’amız hâlî köhne bir virane mer’ayı zira’ etmek ister ise bu mer’a beynimizde kabil-i taksim değildir. Hükümet tarafından mezkûr mer’a karye ahalisine her birlerine taksim edilir. Ol-vechile hükümetin dahi bu babda hakkı zayi olmaz, herkes hissesine isabet eden bir mahali eküb biçer ve mükellef olduğu vergisini dahi verir bu yüzden de hükümet izrar (zarar) etmez ve karye ahalisi dahi diyar-ı gurbetlerde tul (uzun) müddet senelerden beri sürünmekten kurtulur. Binaenaleyh muma-ileyhin ahali-i karyeye müdahalesinin ve mer’amıza dahi müdahalesinin men’i hususunda lazım gelenlere emr ü hususa buyurulması mu’arrızında (sözünde) bi’l-cümle karye ahalisi namına olarak iş bu maruzat-ı acizanemizin takdimine ictisar kılındı. Ol-babda emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir. Fi 30 Rebiü’l-evvel Sene 1332 ve fi 13 Şubat Sene 1329

Karye-i mezkûre ahalisinden ve ahali namına olarak Beylerbeyi’nde Süleyman kalfanın hanesinde sakin sucu Hasan      image009

Ber mucib emr ü havale karye-i mezkûreye azimet edilerek Hacı Mustafa Efendinin bâ-tapu mutasarrıf olduğu arazilerini te’minat göstererek a’şar iltizam etmiş ise de duyunu nahiyece meçhul bulunduğu muharebe-i zail’ede karyeden talep edilen efrad-ı redifeden mevcud olanlar sevk-i diyar-ı aharda olanların mahallelerini irae eder ilm ü haberleri bölük kumandanlığına verildiği ve müsted’i Hasan dahi bakaya olduğunu karye-i hey’et-i ihtiyariyesinin ifade ettikleri Hacı Mustafa Efendi bundan iki sene akdem Karahisar-i Şarki Mutasarrıflığından ruhsat-ı resmiye istihsal ederek ol-babda kazasının hükümete bir çarık bu’d mesafede bulunan “İkizler Tepesi” demekle maruf mahalden hükümetin taht-ı nezaretinde olmak üzere bir hafta hazırbab icra ettirdiği bundan sonra etmediği ve müsted’i merkum Hasan’ın nezdinde ailem dediği Güllü nam mebure kendisinin olmayub karyeden Bu(ö)ldü Hüseyin’in zevce-i menkuhası olub iğfal ederek beraberinde bulundurduğu kendi zevcesi Hanife nam mezbure de elyevm karyesinde kendi hanesinde ikamet etmekte olduğu maruzdur.

Ferman. Fi 7 Nisan Sene 1330 (20 Nisan 1914)

Mindeval Nahiyesi Müdiri (Müdürü)

Mazrufen huzur-ı âli-i hazret-i mutasarrıf-ı ekremiye takdim kılınır. Ferman. Fi 12 Nisan Sene 1330 Alucra Kaim-makam Vekili Vasfiimage010

Ozan karyesinden Tulha?oğlu Recep Ağa’ya

Kudretlü Recep Ağa

Mahsusan selam ederim. Tarafımızdan sual ederseniz bir kederimiz yoktur. Birader pederinize bir kile hınta (buğday) bir kile şair (arpa) verdim. Yarım liralık zahire de evvelce verdim. Bir buçuk lira borcunuz oldu lütfen şu paraya himmet ediniz. Bir de Kasım’a söyle eski borçlarından bir lira kaldı. Yeniden yine üç kile zahire verdik para göndersin. Altun İzzet Onbaşı da yüz seksen dokuz guruşu vardır. Niçün göndermiyor. Nazif Çavuş’un dört lira borcu elyevm (hâlâ) göndermiyor. Bizim Kadir Ağanın üç yüz atmış guruş Reis Mahmud Ağanın dört yüz yetmiş guruş borcu vardır. Birader şu paraları lütfen merkumlara söyle getüresiniz gene birbirimize lazım oluruz. Bizim Hacı Ahmedzade Yusuf Bey ile İbiş oğlu Hüseyin Bey’e söyle bizim yaylaların ziraat olunması içün emr almışlar niçün duruyorlar. O tarafta öküzleri yoktur, tohumları yoktur. Birkaç yüz lira göndersinler ki öküz, tohum alalar. image011

Ozan karyesinden Yakub Ağanın Ahmed Ağanın damadı Nazif Bey bu tarafta kahveci ve esnaf saire dolandırıp firar eyledi. Ol tarafa vardı mı? Nakil parası var mı? Sual edenlerin cümlesine hususan (özellikle) selam. Hacı Ömer Ağa Der-aliye (İstanbul) de mi? Yoksa Amerikana (Amerika’ya) gitti mi? Bu tarafa maaşlarını vermiyorlar on üç lira borcu vardır. Mahdumuna söyle yalnız bizim parayı göndersin. Her halde azizim şu paraların irsaline himmet ediniz. Bir mah (ay) kadar şu paraları tahsil edüb himmet ederseniz ziyade memnun olurum. Bizim Yusuf Bey ile Hüseyin Bey’e söyle bu tarafa teşrif etmekle paraları yoksa para gönderelim. Baki afiyet. Fi 19 Kanun-i-sâni Sene 1329

Hacı Ahmedzade Mustafa

Recep Ağa, Benim birader Rasim’in mahdumu Ahmed ol tarafta her ne halde ise elinizden geldiği kadar muhafaza ediniz. Parası var ise birazca para gönderiniz.image012

Sivas Eyaleti Mektûbî Kalemi

Alucra Kaim-makamlığının 6 Haziran Sene 1330 tarih ve 2180/152 numerolu tahriratı suretidir.

Şeref-mevrud 3 Mayıs Sene 1330 tarihli ve 16610/57 numerolu tahrirat-ı aliyelerine cevaptır. Avaraklı Hacı Mustafa hakkında devair-i aidelerince ve nahiye müdürlüğünce alınan izahat derkenarları ve evrak-ı müteferria rabt-ı takdim kılınır. Gelelim hafi ve celi tahkikat-ı acizaneme nazaran zaman-ı meşrutiyette bu gibi haksız ve nizamsız muameleler yapılmıştır. Zaman-ı istibdad (keyfi idare, zulüm) da bazı karyelerin koruluklarını bozdan ihya ile yirmi dönüm beş guruş bedel misl ile tapu edildiği ve arazilerinin bir kısmı ahara satılub ferağ muamelesi yapılmadığından birkaç sene sonra arazi-i mezkûru zabt ederek gerek adliyece ve gerek meclis-i idarece ru’yet olunan da’valara tapu senedi ibraz edüb satın alan ahar kimsenin tapusu olmadığından merkum Hacı Mustafa lehine hüküm sadır olmuş ve muahharen a’şar iltizamında arazi-i mezkûru hazineye terhin ve iltizam ettiği a’şarın bedelini tesviye edemediğinden arazi-i mezkûru hazine namına tefevvüz (bir işi üstlenerek) muamelesi icra edilmekte ve bundan mütevellid bir takım iddiayı şahıslar zuhur ediyor ise de müdde’iler tarafından da ayrıca Adliye Nezaret-i Celilesine takdim edilmiş istid’alar bura müddei-i umumiliğinden gelerek tahkikat neticesinde merkum Hacı Mustafa’nın bir takım nizamsız ve usulsüz muameleler görülmüş ise de bin üç yüz yirmi dörtden olduğu ve andan evvel olan muamelelerin muafiyete dâhil olub hukuk-ı umumiye namına ta’kibat edilemeyip hukuk-ı şahsiyesini aramağla hakkı olduğu dermeyanla adliye nezaretine cevap verilmiş ve fi’l-vaki ef’al-i mezkûre cümle-i zaman-ı sabıkta olub zaman-ı meru’tiyetde bu gibi haller olmadığını müdde’ilerin iddia ettikleri arazi ise herhalde mahkeme-i aidesine müracaatla iştira edüb ferağ muamelesini icra ettirmediklerini ispata mütevakkıf (ispata bağlı) olduğu ve bu adamın gerçi zaman-ı evailde bir takım tagallüben (zorbalıkla) icraatta bulunduğu bu da o vakitte müdde’ilerinin müsamaha veyahut istifade-i şahsiyelerinin muavenetinde bulundukları anlaşılıyor şimdi ise katiyyen bu gibi ahval olmayub her halde müdde’ilerin hukukları tezahür etmek cihet-i adliyeye müracaatlarıyla hitam pezir olacağı cihetle ve hakikat-i madde bundan ibaret olduğu maruzdur. Ol-babda.    
image013

Sivas Vilayeti Mektûbî Kalemi

Dâhiliye Nezaret-i Celilesine

Hülasa (Özet) Avarak karyeli Garip oğlu Halil ve refikasının (arkadaşlarının) arz-ı halleri takdim kılındığına dair.

Devletlü Efendim Hazretleri;

İdare-i Umumiye-i Dâhiliye Müdiriyeti ifadesiyle şeref-varid olan 19 Mayıs Sene 1330 tarihli ve 91168/294 numerolu tahrirat-ı aliyye-i nezâret-penâhilerine cevaptır. Karahisar-i Şarki Sancağına merbut Alucra kazasının Avarak karyesinden Hacı Ahmedzade Yusuf imzasıyla makam-ı sami-i sadâret-penâhiye ve karye-i mezbureden Sucu Hüseyin ve Çaputluoğlu Mehmed imzasıyla makam-ı âli-i nezâret-penâhilerine takdim kılınub mazrufen irsal buyurulan dört kıt’a arz-ı hal ile müsted’ilerin beyan ettikleri veçhile bir güna haksız ve yolsuz muamele vukuu bulmadığına ve saireye dair olan Alucra kaim-makamlığının tahriratı sureti leffen takdim kılınmıştır. Ol-babda emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir. Fi 14 Şaban Sene 1332 ve fi 24 Haziran Sene 1330

Sivas Vali Vekili Kadıimage014

Dâhiliye Nezareti İdare-i Umumiye

Sivas Vilayet-i Âliyesine

25 Mayıs sene 1330

20 Mayıs Sene 1330 tarihli ve 31 numerolu tahrirata zeyldir. Karahisar-i Şarki’nin Mindeval nahiyesi ahalisinden Hacı Ahmedzade Mustafa Efendinin zulm ve taadisinden şikâyeti havi Sultan vekili imzasıyla verilmiş arz-ı halde iade kılınmak üzere leffen savb-ı vâlâlarına irsal kılınmakla mündericatına ve işârat-ı sabıkaya nazaran iktizasının ifa ve neticesinin tekrar şikâyete ve te’kide mahal bırakmamak üzere inbası babında…  image015

Dâhiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdiriyeti

Sivas Vilayet-i Aliyesine

20 Mayıs Sene 1330

Avarak karyesinden Hacı Ahmedzade Mustafa ve mahdumu hakkında şikâyeti havi verilen arz-ı halin gönderildiğine dair.

Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazasının Mindeval nahiyesinin Avarak karyesi ahalisinden Hacı Ahmedzade Mustafa ile mahdumu Tahsin hakkında şikâyeti havi Beylerbeyi’nde sakin sucu esnafından İbişoğlu Hüseyin imzasıyla bu kere verilen arz-ı hal dahi leffen irsal kılınmış (ekinde gönderilmiş) olduğundan mündericatına (içeriğine) nazaran iktizasının (gereğinin) ifa ve neticesinin inbası (haber verilmesi) babında.image016

Merkumun evvelce müracaatı üzere idare-i umumiye-i dâhiliyeden mahalline tahrirat-ı aliye yazıldığı gibi dün dahi tekrar te’kid olunmak üzere dosyasının kelem-i mezkûre verildiği lede’l-tahkik anlaşılmıştır.image017image018

Der-saâdet Emniyet-i Umumiye Müdiriyeti Cânib-i Âlisine

Maruz

Acizileri Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazasının Mindeval nahiyesinin Avarak karyesi ahalisinden olub atmış beş haneden ibaret bir karye ahalisinin kırk beş hane efradı evlad-ı iyalini mal ve emlakını bırakarak karyemiz ahalisinden olub hükümetçe nüfuzu tesirli hem karyenin imam ve mahdumu muhtar ve hükümette aza sıfatıyla bulunan hain ve zalim şerir gaddar Hacı Ahmedzade Mustafa Efendinin zulmünden firar ile Der-saadet’in köşelerinde sürünmekte ve orada kalan yirmi hanenin on hanesi şerir-i merkumun akraba-i taallukatı ve on hanesi ise kendisinin havfından (korkusundan) dolayı avanesi (yardımcıları) olub hain ve zalim merkum Mustafa Efendi hakkında gerek Sadâret-i Uzmâya ve gerekse Dâhiliye Nezaret-i Celilesine ve gerekse Harbiye Nezaret-i Celilesine müteaddid olarak takdim etmiş olduğumuz şikâyetnamelerimiz tahkikat ve tetkikat-ı lazımenin icrası zımnında mazrufen mahal-i mezkûr kaim-makamlığına gönderiliyor ise de tahkikatler hükümetçe icra olunmayub hain ve zalim Mustafa Efendinin hanesine gidilerek koyunlar kesilip çaylar kahveler ziyafetlerden sonra tahkikate girişiliyor ise de orada mevcut kendi akraba-i taallukatı ve avanesinden sual olunmakta onlar da merkumun şerrinden ve zulmünden ihafe ederek (korkarak) merkumun gerek ahval-i saikası ve gerekse şimdiki icra eylemekte olduğu hal ketm edilmektedir (saklanmaktadır). Merkum hakkında şikâyette bulunan ve canları yanan ve evlad-ı ıyalini mal ve emlakını bırakarak terk ü vatan edenlerin kaffesi buraca Der-saadet’te mevcut olub merkumdan havflarından (korkularından) vatanlarına gidememektedirler. Şöyle ki merkum Mustafa Efendi devlet, millet ve vatan hizmeti içün celb edilen kendi akraba ve avanesinden olan efradı ketm (saklamak) ile diğer bir takım fukarayı ahaliyi sürdürmek ve istediği gibi karye ahalisine adeta bir haraç bağlamak Ozan karyesinden Tulleoğlu Recep namına yazmış olduğu mektup her nasılsa tarafımızdan elde edilerek arz-ı hale leffen (arzuhalin ekinde) dâhiliye nezaretine takdim kılınmıştır. Mektup mealinde ise merkum Recep’den bin lira talep olunur ki bu da bin liranın Avarak karyesinden Hacı Ahmedzade Yusuf ile İbişoğlu Hüseyin’den talep olunur. Mezkûr mektub ve arz-ı hal dâhiliye nezaretinden tahkik olunmak üzere Alucra kazası kaim-makamlığına ve oradan da nahiye müdiriyetine havale olunmuş, müdir bey efendi tahkikate geldiğinde güya arz-ı hali Recep vermiş gibi Recep’in köyüne gidüb (gidip) tahkikat olunmuş ise de bu adamlar bizim böyle borcumuz yoktur demişler halbuki ise mektup Recep’e yazılıyor, lakin para bizden talep olunur mektup hain ve zalim Mustafa Efendinin imzasıyladır. Hülasa merkum Mustafa Efendinin ne hain zalim ve gaddar  ve sahtekâr bir adam olduğu buraca salifü’l-arz terk-i vatan iden mevcud ahalice müsebbettir (tesbit olunmuştur). Şu halde evvelce ki evraklarımızın kâmilen merkum Mustafa Efendinin celbi ile tahkikat-ı adîlânenin icrasını talep ve istirham eyleriz. Hatta karyemize vesair kazanın civarı karyelere atmış bin guruş bir iane gösterilüb taksim edilmiş ise de bunlara tayin buyurulan ve vazifesi başına gelen kaza-i mezkûr kaim-makamı bey efendi bu atmış bin guruşu size kim emr verdi ve bu emr neredendir bu kadar bir paraya bu ahali metehammil (dayanılabilir) değildir demiş olduğu da müsebbettir (tesbit olunmuştur). Çünkü bunlara gelen kaim-makam bey efendinin adalet üzere tahkikat icra etmesinden anlaşılmıştır. Tahkikat-ı adîlânenin buraca icrasını talep ve istirham eyleriz. Ol-babada emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir. Fi 28 Cemaziye’l-ahir Sene 1332 ve fi 11 Mayıs Sene 1330 (24 Mayıs 1914)

Sağdan Sola:

Üsküdar Paşa Limanında İnekçi Kalış oğlu Osman

Üsküdar İskelesinde sucu Çaputluoğlu Mehmed

Beylerbeyi’nde Şems Efendinin hanesinde sakin Hacı Ahmedzade Süleyman binti Mehmed

Sapanca’da temür yolunda Amele Çavuşu Garipoğlu bende

Mahal-i mezkûrda sucu Avarak karyesinden İbişoğlu bende

Beylerbeyi’nde sucu esnafından Avarak karyesinden Hacı Ahmedzade Yusuf

Üsep (Hüsep) karyesinden olup Üsküdar iskelesinde sucu Tuluoğlu Emin

Karye-i mezkûrdan Garipoğlu İzzet

Beylerbeyi’nde sakine karye-i mezkûrdan Eyüpoğlu Hüseyin kerimesi (kızı) Güllü

Mirgün’de Prenses Fatma Hanımın konağında uşak Keleşoğlu Arif bin Mehmed

Beylerbeyi’nde Rafet Paşa’nın konağında uşak Çulhaoğlu Arif bin Ahmed bende

Beylerbeyi’nde sucu esnafından İbişoğlu Hasan

Avarak karyesinden Süleyman oğlu Halil

Kadıköyü’nden sucu esnafından Hüseb karyesinden Çolakoğlu Mühür: Es-seyyid Mehmed Şirin

Burada belirtilen Prenses Fatma Hanım Sultan II. Abdülhamid’in eşi olan Fatma Hanım olabilir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Fatma_Pesend_Han%C4%B1mimage020

Dâhiliye Nezareti İdare-i Umumiye

Sivas Vilayet-i Âliyesine

19 Mayıs Sene 1330

Karye eşrafından Mustafa Efendinin zulm ve taaddisinden şikâyeti havi Karahisar-i Şarki’nin Mindeval nahiyesinin Avarak karyesi ahalisinden Garipoğlu Halil ve rüfekası taraflarından virilüb 19 Şubat 1329 ve 15 ve 29 Mart 1330 tarihinde mazrufen vilayet-i âliyelerine gönderilen arz-ı haller üzerine cereyan eden muamele neticesinin inba ve mezkûr arz-ı hallerin iade buyurulması babında.image021

Evrak Müdüriyeti

Karahisar-i Şarki dâhilinde Mindeval nahiyesinin Avarak karyesi ahalisinden Hacı Ahmedzade Mustafa Ağa’nın zulm ve taaddisinden bahs ile şikâyeti havi Gariboğlu Halil ile saire tarafından verilen 7477 ve 7475 ve 1746 ve 398 numerolu arz-ı haller 19 Şubat Sene 1329 ve 15 Mart Sene 1310 tarihlerinde …..Sivas vilayetiyle gönderilmiş ve henüz vilayetten iade kılınmadığı te’yiden anlaşılmıştır. Ferman.

İdare-i Umume 789          Fi 26 Mart sene 1330       Mehmed….

Suret-i mezkûrede telgrafla te’kid buyurulmak üzere idare-i umumiye müdiriyet-i âliyesine takdim.

GEÇEN YÜZYILIN BAŞINDA ALUCRA KAZASI MİNDEVAL (ÇAMOLUK) NAHİYESİ YENİKÖY KÖYÜNDE YAŞANMIŞ İKİ OLAY

 

Bahse konu iki olaydan biri 1901 yılında yaşanmış tifo hastalığı salgınıdır. Bu hastalık geçtiğimiz yüzyılın başında memlekette çok can almıştır. Alucra da bundan etkilenmiş birkaç köyünde görülen bu hastalıktan çok kişi kaybedilmiştir. Zıhar (Fevzi Çakmak) köyü de bunlardan biridir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/06/28/1902de-alucranin-zihar-koyunde-ortaya-cikan-tifo-salgini/

Bu hastalık salgın halinde yayıldığından mücadelesi zordur ve öldürücü etkisi fazladır. Asıl kaynağı hijyen eksikliği ve temizlik kurallarına özen gösterilmemesidir. O yıllarda evlerin WC’leri için foseptik çukuru kullanma alışkanlığının olmadığı tahtadan yapılmış eğreti WC’lerin giderlerinin açıkta olduğu bilinmektedir. Bu nedenle parazitlerin de etkisiyle hastalık oluşabilmekte ve etrafa yayılabilmekteydi.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında da bölgemizde görülen bu hastalık nedeniyle Alucra Savcısı dahi genç yaşında hayatını kaybetmiştir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/01/31/gecmiste-alucranin-zor-gunleri-ve-bir-mezar-tasinin-anlattiklari/image001

Fâtiha

Tifo gelüb sarıldı kâr etmedi tedâvi yiğirmi altı yaşında yazık oldu civâna (genç) faziletli (değerli, meziyetli, ilim irfan sahibi) hünerver (çok maharetli, ustalık sahibi) müdde-i umumi (savcı) Aluçra’da İsmail Memduh erdi hazâna (güz, sonbahar, solgun)Validesi ehibbâ (sevenleri) şaştılar bu hale nefret edüb cehle (gençlik, tecrübesizlik) başladılar fiğana ibretle kıl nazar (bakmak) zâîr (ziyaretci) oku fâtiha Ruhunu Rab müsteân-ı (kendisinden yardım istenen, şefaatçi olan Rab, Allah C.C.) vâsıl (ulaşan, kavuşan, hakka vasıl olan) ede cinâne (cennetler, cennetin çoğulu) 1333 (1914-15)

AÇIKLAMASI

Tifo’ya yakalandı tedavisi sonuç vermedi 26 yaşındaki gence yazık oldu. Meziyetli, ilim irfan sahibi, çok maharetli Savcı İsmail Memduh’un hayatı Alucra’da sona erdi. Validesi ve sevenleri bu işe şaştılar. Onu bu genç yaşta kaybetmenin üzüntüsüyle günah olduğunu bildikleri halde cahillikleriyle cenazenin arkasından ağlaştılar (feryad-ı figan ettiler). Ey ziyaretçi ibretle bak, Fatiha oku.

İkinci belgemiz de yine Yeniköy’de yaşanmış bir olayı anlatmaktadır. 1908 yılında yaşandığı belirtilen olayda Karahisar-ı Şarki’nin Yeniköy karyesi ahalisinden Emin tarafından kurşunla yaralanmış olan Şükrü oğlu Mehmed’in Tıp Fakültesinde muayenesinin yapılarak neticesinin gönderilmesi istenmiştir. Bunu isteyen Doktorlar Odası’dır. Sonuca göre tedavisinin devam edeceği anlaşılmaktadır.

Ancak belgede açık olmayan bir husus vardır o da olayın Yeniköy’de işlenip işlenmediği açık değildir. Her ne kadar karye ahalisinden denilse de başka belgelerden bildiğimiz üzere memlekete vurgu her zaman yapılmaktadır. O nedenle olayın iki hemşehri arasında başka yerde de geçmiş olma ihtimali bulunmaktadır.

Bunu düşündüren de silahla yaralamış bir insanın o tarihlerde tedavi için İstanbul’a getirilmesi oldukça zor bir iştir. Bu kadar uzun yolculuğa dayanabilecek kişi bulunduğu yerde de iyileşebilir. O nedenle yaralının muayene ve tedavilerinin İstanbul’da yapılıyor olması bunu düşündürmektedir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Zafer Şık ve Haydar Egesel’e çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: DH. MKT. Dosya No: 2508, Gömlek No: 74, Tarihi: 22 Ra (Rebiü’l-evvel) 1319 (9 Temmuz 1901), Konusu: Alucra kazasına tabi Yeniköy’de ortaya çıkan tifo hastalığının tamamen ortadan kaldırıldığı.image002

Dâhiliye Mektûbî Kalemi

22 Ra Sene 1319 ve fi 26 Haziran Sene 1317

Huzur-ı Âli-i Hazret-i sâdâret-penâhiye

Alucra kazasının Yeniköy karyesinde zuhur eden hastalık tifo olup elhamdülillah kâmilen mündefi olduğuna (geçtiğine, atlatıldığına) dair Sivas vilayet-i celilesinden alınan 20 Haziran Sene 1317 tarihlü telgrafname leffen huzur-ı âli-i sâdâret-penâhilerine takdim kılındı. Ol-babda.

Arşiv Fon Kodu: ZB. Dosya No: 349, Gömlek No: 107, Tarihi: 29 Haziran 1325 (12 Temmuz 1909), Konusu: Karahisar-ı Şarki’nin Yeniköy karyesinden Emin’in, kurşunla yaraladığı aynı köyden Şükrü bin Mehmed’in Mekteb-i Tıbbiye’ce muayene edilip raporunun gönderilmesi.image003

Mektûbî Kalemine Mahsus

Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane ve Umur-ı Tıbbiye-i Mülkiye Nezaret-i Aliyesine

29 Haziran 1325

Geçen Mayıs’da Karahisar-ı Şarki’nin Yeniköy karyesi ahalisinden Emin tarafından kurşunla cerh edilmiş (yaralanmış) olan karye-i mezkûreli Şükrü bin Mehmed’in Mekteb-i Tıbbiyece icra-yı muayenesiyle neticesinin inhası lüzumuna dair Etibba Dairesinden (Doktorlar Odasından) verilen müzekkere leffen irsal ve merkum i’zam kılınmış olan icrayı icabıyla netice-i muayenesinin iş’arı babında.

ALUCRA SUŞEHRİ’NE BAĞLANSA NE OLUR?

image002

Suşehri’nin eski bir görüntüsü

Başlığı okuyunca bu da nereden çıktı dediğinizi tahmin etmek zor değil. Elbette Alucra’nın işi zor o zaman diye düşündüğünüzden eminim. İşi olan ha Giresun’a gitmiş ha Suşehri’ne pek değişen bir şey olmaz. Şimdiki ortamda aslında Suşehri’ne gitmek Giresun’a gitmekten daha kolay olabilir.

Ancak 1896’da hiç de öyle kolay değilmiş. Zira bu tarihte Alucra Mindeval ile birlikte Suşehri kaymakamlığına bağlıymış. Elbette bu durum Alucra ve Mindeval halkını çok rahatsız etmiş. Elbette bu işten en büyük sıkıntıyı duyan hiç şüphesiz Alucra halkı olmuştur. 15-20 saatlik yolu aşıp Suşehri’ne gitmek o günün şartlarında kolay iş değildir. Hele de yol üzerinde bulunan iki dağı aşmak hiç de öyle kolay olmuyormuş. Üstelik yolda eşkıya ve haydutlar yol kesip adam soymakta çeşitli zararlar vermekteymiş. Böyle bir durumla karşılaşılmasa bile yazın ve kışın yolun verdiği meşakkat çeşitli zorlukların yaşanmasına neden oluyormuş. Üstelik yaşanan bu zorluklar nedeniyle muhtarların sorumluluğunda olan vergilerin Suşehri Mal Müdürlüğü’ne götürülerek yatırılmasında bile aksaklıklar yaşanıyormuş. Günü birlik gidip gelinecek bir yer olmadığından da insanların barınma ve iaşe ihtiyaçları olacağı da dikkate alındığında işin güçlüğü anlaşılacaktır.

Neticede Alucra ve Mindeval ahalisi birleşmişler ki bunların çoğunun muhtarlar olması lazım toplam 114 kişinin mührüyle durumlarını ve perişanlıklarını anlatan bir dilekçe vermişler.

Dilekçeleri Şûrâ-yı Devlet’e havale olmuş. Şûrâ-yı Devlet’in karşılığı günümüzde Danıştay olsa da Şûrâ-yı Devlet’in yetkileri o zaman daha fazlaymış. Bir komisyon niteliğinde olan bu kurum durum incelemesi yaparak olması gerekeni padişahın onayına sunuyormuş. Bir nevi karar organıymış. Şimdi ise Danıştay, idarenin bütün iş ve eylemleri yargı denetimine tabi olduğunda hareketle idarenin aldığı kararlara yapılan itirazların görüşüldüğü bir üst kurumdur. Onun da üzerinde temyiz makamı olarak Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu bulunmaktadır.

Sanırım aradaki fark anlaşılmıştır. Neden Alucra Suşehri’ne bağlanmış sorusunun cevabı da şudur. 1805-1865 yılları arasında Şebinkarahisar, Trabzon vilayetine bağlı bir sancak iken, yapılan idari değişiklikle 1865 yılında Sivas’a bağlanmıştır. İşte idari taksimatta yapılan bu değişiklikle birlikte Alucra ve Mindeval’ın Akşehirâbâd ile birlikte Suşehri’nde bulunan kaymakamlığa bağlandığı anlaşılmıştır. Belgelerimiz 1868 tarihli olduğuna göre en az üç yıl bu sıkıntı yaşanmıştır. Ayrıca belgelerde bahsedilen diğer bir husus ise bu yeni oluşum öncesinde Alucra’da idarecilik yapan bir Kaymakam’ın bulunduğunun belirtilmiş olmasıdır. Zira dilekçe de eskiden olduğu gibi Alucra’da kaymakamlık teşkil edilmesi diye istirhamda bulunulmuştur.image004

1872 yılı salnamesinde bu kez Alucra’yı yeni teşkil olmuş (kurulmuş) bir kaza olarak gördüğümüzden (Alucra Kazası, Kaimmakam İsmail Efendi, kaza-i mezbur müceddeden (yeni) teşkil olduğundan refakat me’murlarının henüz tâ’yin kılınamadığı) bu sıkıntının 1865’den 1872’ye kadar 7 sene sürdüğü anlaşılmaktadır.

Bu dönemin öncesine ilişkin memurların maaşları için oluşturulan bütçe rakamları ile ilgili tablonun çevirisi de yapılmıştır. Burada kaymakam maaşı çok dikkat çekicidir. Diğer memur maaşlarıyla kıyaslandığında Kaymakama verilen değer anlaşılmaktadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan sahaf Etem Çoşkun, Zafer Şık, Zeki Özkan, Cevdet Şahin, Refik Şen, Ehlibeyt Bendesi, Sabri Arslan, Yasemin Soykan Rümeysa Odabaş ve Hafize Bozkurt’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: ŞD. MLK. Dosya No: 1785 A, Gömlek No: 4, Tarihi: 27 Safer 1285 (19 Haziran 1868), Konusu: Suşehri Kaymakamlığına bağlı olarak idare edilen Alucra için yeni bir kaymakamlık kurulması.image006

Numero 15

Marûz-i çaker kemineleridir ki;

Karahisar-i Şarki Sancağı dâhilinde kibelü’l-teşkilat müstakil kaza olduğu halde ibtida-yı teşkilatda nâhiye i’tibarıyla Suşehri kazası kaimmakamlığına rabt kılınmış olan maa nahiye-i Mindeval Alucra (Mindeval ile beraber Alucra) kazasının cesameti ve mezkûr Suşehri kazasına bu’diyeti cihetiyle kemâfi’s-sabık bir kaimmakam ile idaresi ve bu takdirce ta’yinine lüzum görünen kaimmakam ve mal müdürü ve saireye tahsis icab eden şehriye (aylık) iki bin altı yüz on guruş maaşın mahallince karşuluk gösterilen dokuz yüz on guruşdan maadası (kalanı) bulunan bin yedi yüz guruşun müceddeden ve tahsisat-ı vilayete ilaveten tahsisi ifadesine dair meclis idare-i vilayetden tanzim kılınan mazbata ve pusula ve evrak-ı mahalliye takımıyla leffen (ekinde) takdim-i pişgâh-ı asâfâneleri kılınmış olmağla ol-babda emr ü ferman hazret-i veliyyü’l emrindir.

Fi 27 Safer sene 1285 ve fi 6 Haziran Sene 1284 (19 Haziran 1868)

Bende Vali-i Vilayet Sivasimage008

Sivas vilayeti dâhilinde kâin Karahisar-i Şarki Sancağına mûzaf maa Mindeval, Alucra ve Akşehirâbâd nahiyelerinin birleştirilmesiyle teşkili mahallinden istid’a kılınan Alucra kazası içün

Tahsisi lazım gelen maaş-ı şehriyenin miktarını mübeyyin pusuladır.

Tahsisi lazım gelen:

Kaim-makam Maaşı   1250 guruş

Mal Müdürü Maaşı    250 guruş

Tahrirat Kâtibi Maaşı 200 guruş

Meclis Azası (Azaları) Maaşı            

İdare               80        3          240 (maaş toplamından üç üye olduğu anlaşılıyor)

Deavi              80        3          240 (maaş toplamından üç üye olduğu anlaşılıyor)

Toplam                       6          480 guruş

Sandık Emini Maaşı             150 guruş

Kırtasiye maktu’                     30 guruş

Ara Toplam                            2360 guruş

Akşehirâbâd kazası müdürlüğüne ta’dilen tahsisi lazım gelen maaş 250 guruş

Genel Toplam                         2610 guruş

Lağvı icab eden maaş

Alucra nahiyesi müdürlüğü maaşı                               330 guruş

Akşehirâbâd nahiyesi müdürlüğü maaşı                   330 guruş

Refakatsiz idaresi mümkün olduğu cihetle sırf nazar olunması lazım gelen Koyulhisar kazası mal müdürü refakati maaşı            125 guruş

Kezalik Suşehri kazası mal müdürü refakati maaşı  125 guruş

Genel Toplam                                                                  910 guruş

Ber-vech-i bâlâ tahsisi icab eden                              2610 guruş

Ber-vech-i bâlâ lağvı lazım gelen                               910 guruş (karşılığı olan)

Açığı                                                                               1700 guruş (karşılığı olmayan)image010

Bi-mennihi Teâlâ

Şûrâ-yı Devlet’e fi 8 Ra sene 1285 (29 Haziran 1868)

Pişgâh-ı Meali Penâh-ı Hazret-i Vekâlte-penâhiye Ariza-i Çakerânemdir.

Mülkiye Dâiresine Fi 9 Ra Sene (12)85 (30 Haziran 1868)

Fi 25 Ra Sene (12)85 (16 Temmuz 1868) tarihiyle Mülkiye Dairesi’nden Sivas Vilayetine istilam-nâme-i sami yazılmağla bu tarafa arzıimage012

Nunero 100

Sivas Vilâyet-i Celilesi Cânîb-i Âlisine

Mukaddemce başluca kaza i’tibarıyla bir kaimmakamlık idaresi altında iken Karahisar-i Şarki Sancağının Sivas’a rabtı ve ilhakından sonra kaimmakamlığı lağv olunub nahiye i’tibarıyla Suşehri kaimmakamlığı idaresi altına verilen maa Mindeval Alucra (Mindeval ile beraber Alucra) kazasının cesameti ve Suşehri kaimmakamlığı merkezine bu’d mesafesi cihetle gerek emval-i miriyenin tahsili ve irsalinde ve gerek kaza-yı mezburun zabt u rabt-ı hususunda müşkülat-ı azime (büyük zorluklara) olduğundan bahisle ve ol-babda zikr olunan Alucra ve Mindeval ahalisi tarafından verilen mahzar-ı umumiyenin leffiyle kazayı mezburun kel-evvel kaimmakamlığına tahvil-i idaresi lüzumu hakkında liva-i mezbur idare meclisinin 22 Muharrem Sene (12)85 tarihli ve on dokuz numerolu tevarüd idüb meclis-i acizanemize havale buyurulan mazbata ile melfufatı mütalaa kılındı. Mazbata-i mezkûrede beyan kılındığı cihetle mezkûr kaimmakamlığın müceddeden (yeni baştan) teşkili halinde kaimmakam ve mal müdürü ve tahrirat kâtibi ve aza maaşı ve kırtasiye bedeli olarak tertib edecek şehri iki bin altı yüz on guruş maaşın dokuz yüz on guruşuna mahallince karşılık bulunup küsur bin yedi yüz guruşun müceddeden (yeniden) tahsisi lazım geldiğine ve meal-i işarat-ı mahalliyeye nazaran mezkûr kaimmakamlığın teşkili gerek idare-i umur-ı müsellemece (işlerin emniyet ve güvenilirliği) gerek istirahat ve emniyet-i ahaliyece derece-i lüzumu göründüğüne mebni mezkûr idarenin ve kaimmakamlık ve sair me’murin maaşlarının miktarını ve bunun karşılık ile muvazenesini natık meclis-i acizânemizde yapılan merbût pusulanın leffiyle zikr olunan kaimmakamlık teşkili ve açık görünen mezkûr bin yedi yüz seksen guruşun müceddeden tahsisat vilayete ilaveten tahsisi hususunun canib-i sami-i cenâb-ı âliye inhası menut-ı re’y ve livada aliye-i vilayet-penâhide bulunmağla ol-babda emr ü ferman hazret-i men lehü’l emrindir.

Fi 19 Saferü’l-hayr Sene 1285 (11 Haziran 1868)   image014

Sivas Vilayet-i Celilesi’ne

Numero 19

Karahisar-i Şarki Sancağı dâhilinde kâin Alucra kazası ahalisi tarafından verilip leffen takdim-i pişgâh-ı âli-i vilâyet-penâhileri kılınan mazbata-i umumide teşkilat-ı cedide icabınca seksen üc senesi (1283) şehr-i evvelinden itibaren maa nahiye-i Mindeval kaza-i mezbur kaimmakamlığına lağv ve Suşehri kaimmakamlığına ilhak olunarak ol-vechile idare olunmakta ise de mezkûr Alucra kazası Suşehrikaimmakamlığına on beş yirmi saat mesafede bulunub esna-yı rahda beyne’l kazaeyn (iki kaza arası) iki aded cebel-i şâhika (yüksek dağ) bulunduğu cihetle vukuu bulan emval-i müstahsile-i miriyenin muhtarlar marifetiyle gönderilmesinde ve gerek ashab-ı hacatın tesviye ve temşiyet-i maslahatlarında (işleri için) kaimmakamlık-ı mezkûra gidip gelmekte envai taab ve meşakkat (güçlük) ve mevsim-i sayf ve şitada (yazın ve kışın) zikr olunan celblerden azimet ve avdetlerinde mevcud envai maşak (zorluk) ve eşkıya ve sarik (hırsız) takımından haşyet olunub (korkulup) ve mesalih-i vakıa (işler) ve hukuk-ı sunuf-ı (davalar) teba’a kesb-i te’hir etmekte ve emval-i müstahsilenin (ürün gelirlerinin-vergi) mezkûr kaza mal müdürlüğüne isal ve tesliminde pek ziyade güçlük ve taassür (güçlük) görülmekte olduğundan maada mezkûr Alucra kazasının nezaket-i mevkiası ve etrafı balkanlık (dağlık) ve Gümüşhane’ye tabi Kürtün ve Torul ve bazen Tirebolu kazalarına hemcivar idiğünden (civarında olduğundan) ol-taraflardan eşkıya ve hayadid (haydutlar) kıta’-ı güruhu (yol kesicileri) bi’t-tecavüz gest ü güzar (zarar vermek için gezip dolaşarak) ve mevsim-i sayf ve şitada (yazın ve kışın) ebna-yı sebil ve sunuf-ı ahaliye isal-i dest-i taaddi ve hasar etmekte olduklarından ve bu keyfiyet umum ahali-i kaza hakkında mucib-i perişânî ve dil-azar (gönlü inciten) olduğu ve gerçi maa Mindeval ve Alucra kazasında bir zabıta müdürü ikame olunmuş ise de her iki kazanın etrafı ber-minval-i öuharrer cevelan-gâh-ı eşkıya ve dağ başı bulunmuş ve yekdiğerine mesafe-i ba’ide (mesafenin uzak) bulunması ve zabıta müdiriyetiyle bihakkın (hakkıyla) muhafaza-i turuk (yolun muhafazası) ve inha ve tesviye-i mesalih-i (işlerin takibi) mühimme muvafık-ı matlub-ı icra kabil-i imkân olamayacağı mülasebesiyle iade-i asayiş ahali ve fukara kaziyye-i maraziyesine lütf-ı nigâh-ı âli-i vilâyet-penâhileri erzan buyurularak maa Mindeval Alucra kazasının kemâ-fis-sabık kaimmakamlık heyetinde idaresi niyaz ve istirham olunmuş ve ahali-i merkûmenin iş bu istid’a ve ifadeleri muvafık-ı nefsü’l-emr olub ancak kaza-i mezkûr Suşehri kazasına vakıa bu’d-i mesafe ve esna-yı rahda cesim iki dağ geçerek Suşehri kaimmakamlığına varmağa muhtaç olmakta ve tarik-i mezkûr memerr-gâh (geçilecek yol güzergâhı) olduğundan mevsim-i sayf ve şitada amed-şod maddesinde nice suubet ve müşkilat çekmekte ve emval-i müstahsileyi esna-yı rahda sarik (hırsız) ve eşkıya tesadüfünden havf ve haşyet ederek (korku ve dehşete düşerek) muhtaran ve ahali Suşehri kazası mal müdürlüğüne götürüp teslime cesaret edemedikleri misüllü erbab-ı deavi (davalar, meseleler) mesalih-i dahi hükümet mahalliyesine gidip gelmekte muzdarip olmakta bulundukları vaki ve aşikâr ve kaza-i mezbûrun kemâfis-sabık kaimmakamlık heyet idaresinde bulunması herhalde umur-ı himem-i saltanat-ı seniyye ve emval-i miriyenin vakt ü zamanıyla tahsilini mucib ve hukuk-ı ıyal ve mesalih-i cariyelerinin hüsn-i ru’yet ve suhuletini müstevcib (gerekli) olacağı bedihi olduğundan suret-i halin icra-yı icabını bâ-sözgüzar ahal-i merkûme niyaz ve istirhamdan hali olmamakta olduğundan şu yolda tahattur (hatırlamak) mütebadir-i ezhan-ı (akla gelen düşünce) acizânemiz olduğu üzere ancak mahallince ikame ve icrası lazım gelecek kaimmakam ve mal müdürüyle bir nefer tahrirat kâtibi ve sandık emini ve teşkili iktiza eden idare ve deavi meclisleri maaşatıyla masarif-i müteferriaları (diğer masrafları) ve Tamzara kasabası gün be gün kesb-i cesamet etmesi cihetiyle lüzumu görünen bir nefer nahiye müdürü maaşıyla cem’an mucib-i pusula melfufu şehr-i iki bin iki yüz seksen guruştan ibaret olacağına ve bu yekün dahi dokuz yüz on guruş yine şu daire dâhilinde tesviyesi mümkün bulunacağına ve üst tarafı olan bin üç yüz yetmiş guruş vilayet-i celilece inayeten tesviye-i icabına müsaade-i âli-i vilâyet-penâhilerine şâyan buyurulduğu halde kaza-i mezburun kadim zabtiye ve tahsilesinde müretteb ve müstahdem maa çavuş (çavuşla beraber) on nefer zabtiye-i mertebesi elyevm Suşehri kaimmakamlığında mevcud olmadığından heyet haliyle berâ-yı taraf nakl u irca’-ı (nakillerini geriye bırakmak) ve me’murin maşına karşılık addolunan bin elli guruşun vilayet-i celilelerinde icra-yı iktizasına müsaade-i âli-i daver-i efhâmileri sezavar ve bu yüzden zikr olunan Alucra ve Mindeval kazalarının ahalisinin duçar oldukları ızdırab ve müşkülattan vikâye ve rehâsıyla (koruma ve kurtuşma) sâye-i ma’delet (adalet) vaye-i hazret-i şehriyâride ez-ser-nev istihsal-i emniyet ve ârâmiş-bâlleri (huzurlu emniyetleri) emr-i mu’tenasına (hususi emirleri) merhamet-i müselleme-i (doğruluğu kabul edilmiş) hidivileri der-kâr buyurulmak babında emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir.

Fi 22 Muharrem Sene 1285 ve fi 2 Mayıs 1284 (15 Mayıs 1868)image016

Alucra Mindeval kazası umum ahalileri tarafından arz-ı hal-i kemterânemizdir.

Teşkilat-ı cedide (yeni teşkilatlanma) icabınca (12)83 senesi mah-ı Eylül itibarıyla Alucra maa Mindeval kazasının kaimmakamlığı lağv olunub Suşehri kazası kaimmakamlığına ilhak olunmuş olmağla umur-ı devlet-i aliye-i ve meham-ı seniye ve kâffe mesalih-i ibadın hüsn-i idare cem’i zamanda asıl merci hükümet-i kaza bulunmuş olduğu der-kâr olub Alucra kazası ile Suşehri kaimmakamlığına on beş ve bazı karyeleri yirmi saat mesafesi bulunub esna-yı rahda iki aded cesim dağ bulunmak hasebiyle emval-i miri tahsilatının muhtarlar marifetiyle gönderilmesinde ve gerek umur-ı âbâd içün hasbe’l-icab gidüb ve gelmekde eşkıya ve sarik gürühuna izafe ve her halde müşkilat ve suubeti mucib olub ve Alucra kazası tarik-i caddede bulunmuş olmağla etrafları Gümüşhane Sancağına tabi Kürtün ve Torul kazaları dağları ve Şiran kazası civarında meşhur Fındıklıbeli tabir olunan mahallerin bulunmasıyla eyyâmı sayfda dahi Canik kazaları ahalileri yaylaya çıkmalarından ve kaza-i mezburun ekser mahalleri dağ ve sengistan (taşlık) olması cihetle geride eşkıya ve sariklerin zuhuruyla ahali-i fukaranın emval ve eşyasını gasb-ı garat ve ebnayı sebilde dahi mürur u ubur haklarında tasallut ve hakaret eylemelerinin (musallat olup hakaret etmelerinin) vukuu pek çok bulunmuş olduğundan gerçi kaza-i mezburlarda bir zabıta müdürü bulunmuş ise de iki kazanın zabıta müdürüyle muhafaza olunmak adimü’l-imkân bulunmuş ve bu yüzden ahali-i fukaranın haklarında gadr u hasar ve ez-her cihet perişaniyetlerini mucib bulunmuş olmasıyla ahali-i ve sekenenin hıfz u muhafaza ve emniyet-i can ve mal ve ırz-ı namus fukaranın vikayesiyle mezalim-i taaddiyatlarının itdifa’-ı (bertarafı) hususu mutlak kazamızda müstakimü’l-etvar u dirayetkâr bir kaimmakam efendi bendelerinin bulunmasına eşedd-i (çok fazla) ihtiyaç ile muhtaç bulunmuş ve zamanı ma’delet-vaye-i hazret-i şahânede kâffe-i abad ve fukaranın refah-ı hali ve asayiş-i emniyet bile ve turuk kaziyye-i mergubeleri eşvedde olmak hükümet-i devlet-i aliye ile husul olması rehin-i rütbe-i bedahatde (nişan) bulunmuş olduğundan ol-vechile vaki olan istirham-ı umumi kemteranemize müsaade buyurularak mezkûr Alucra maa Mindeval kazasına kaimmakam efendi bendeleri tayin buyurulmasıyla veliyy’ün-nime bi-mennihi hazret-i padişah efendimiz hazretlerinin bir kat daha fariza-i zimmet-i acizanemiz bulunan davat-ı hayriyelerine müvazebe kılındığı (lüzumlu olduğu) bedihi ve vâzıh (açık ve aşikâr) bulunmuş olmağla istirham-ı efkârânelerimize müsaade buyurularak kâffe-i hale vedia-i (emanet) canib-i hazret-i bari’ ve hazret-i şehinşâhi olan fukaranın ediyye-i hazinelerine mazhar olunmak tazarru’atı (tevazu ile yalvarmak) maruzat-ı arz-ı hal-i umum-i kemteranelerimiz bi’t-tanzim ve takdim pişgâh-ı âli-i hazret-i asâfâneleri kılınmış olmağın ol-babda ve her halde emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir.

Fi 13 Muharrem Sene (12)85 ve fi 25 Nisan Sene (12)84 (7 Mayıs 1868)

KARAHİSAR, SUŞEHRİ, ALUCRA VE REFAHİYE’DEN KAVALA VE SELANİK’E GİTMEK ÜZERE GEMİYLE GİRESUN’DAN İSTANBUL’A GELEN HIRİSTİYANLAR

 

İncelediğimiz belgede Şarki Karahisar, Suşehri, Alucra ve Refahiye’de yaşayan Hristiyan unsurlardan bazılarının Kavala ve Selanik’e gitmek üzere Giresun’da toplandıkları ve burada yabancılara ait gemilere binerek İstanbul’a geldikleri belirtilmektedir.
Belgenin tarihi 9 Nisan 1914’dür. Birinci Dünya Savaşı ise 28 Temmuz 1914’de başlamıştır. O zaman neden göç etmişlerdir? Göç edenlerin kavala ve Selanik’i tercih etmiş olmaları bunların Rum teba’sı olduğu izlenimini vermektedir.
Yapılan tahkikatte bunların bulundukları yerlerde bazı kimseler tarafından göçe teşvik edildiğinin anlaşıldığının beyan edilmesi dikkat çekicidir. Anılan tarihlerde Anadolu misyoner kaynamaktadır ve hemen her yerde okul veya yetimhane inşa etmek Hıristiyan çocuklarını eğitmek adı altında onları hem fikren bozdukları hem de mezhep değişikliğine teşvik ettikleri o döneme ait belgelerde sıkça karşılaşılan bir durumdur.
O zaman neden, niçin sorusu akla gelmektedir. Özellikle Alucra’da çok fazla bir gayr-i Müslim nüfus bulunmamaktadır.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/10/31/alucranin-mesudiye-mahallesine-rum-kilisesi-yapilmak-istenilmis/

Linkini verdiğimiz yazımıza konu 1910 tarihli belgede Alucra’da 14 Rum hanesi ve 3 yabancı hanesi olduğu ayrıca 14 hanede 37 erkek, 44 kadın ve 3 yabancıya ait hanede 9 erkek ile 6 kadının olduğu belirtilmektedir. Bu dokuz yabancıdan birisi bahse konu konağın sahibi İngiliz olabilir.
İncelediğimiz belgede bahsedilenleri göçe teşvik eden de bu yabancılar olabilir. Artık nasıl bir argüman kullandıklarını bilmiyoruz. Ancak bütün Rumların gitmediği ve daha sonra mübadele ile gidenler olduğu da bilinmektedir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/03/10/mubadele-ve-alucra/

Hatta bunlardan biri de Alucra Bidayet Mahkemesi Üyesi Kamışlı Köyünden Yani Ağadır. Yani Ağa’nın gitmek istemediği ve çok üzüldüğü ve Giresun yolunda vefat ettiği de anlatılmaktadır.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/10/01/alucra-tarihinden-sayfalar-39/

Yaşlı insanlar hep anlatırdı, Alucra’da çarşı içinde İngilizin Konağı diye bir yer vardı diye. Burası şu anda yapılan kapalı otopark ve park olan yerin bir bölümüne tekâmül etmekteymiş. 1950’li yıllarda yıkılarak Belediye Fırınının olduğu yerler inşa edilmiş. Şimdi o da yıkılarak malum park yapıldı. İşte bu konağın üst katı bir dönem Alucra Hükümet Konağı olarak da kiralık olarak kullanılmış.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/23/alucranin-emektar-sahsiyetleri-gucuk-osman-eksi/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/22/alucranin-emektar-sahsiyetleri-tahsin-esgunoglu/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/22/alucranin-emektar-sahsiyetleri-cafer-yagcioglu-cafer-hoca/

İngilizin Alucra’da ne işi ver diye düşünce bunların konak inşa edecek para ile gelip Alucra’ya yerleşmelerinin nedeni anlaşılmaktadır. Örneğimizde olduğu gibi daha nicelerinin birçok yere işinde gücünde insanlar gibi yerleşerek farklı amaçlar güttükleri malumdur. Belgede bahsedilen teşvikçilerde bir de Alucra’da bulunan yabancılar olabilir. Yoksa Alucra özellikle kışın eksi kırklara varan çok çetin soğuğun yaşandığı bir yerdir. Bu nedenle özellikle 1910’larda çok da tercih edilecek bir yer değildir.
Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Mustafa Demirel, Mesut Kartal, Şazende Uz, Hülya Komesli Teymur, Yasemin Soykan ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.
Saygılarımla,
Murat Dursun Tosun
Arşiv Fon Kodu: DH. KMS, Dosya No: 19, Gömlek No: 32, Tarihi: 13 Ca 1332 (9 Nisan 1914), Konusu: Bazı Hristiyanların Şarki Karahisar ve Giresun’dan İstanbul’a hicret ettikleri.image002
Trabzon Vilayetine (Şifre) Muharrem
Fi 26 Mart Sene 1330
Cevap 25 Mart Sene 1330 Muhacirlerin zimmet ve ilişiklerinin alâ-küllihal (ister istemez, her halde) tahsil ve kat’ine çalışılması ile beraber hicretlerinin de eşgal edilmemesi münasib olur. Bu babda mahallerinden iş’ar olunmadığından lede’l-icab iktiza edenlere bu yolda malumat i’tası mütemennadır (istenilendir).
Adliye Nezaret-i Celilesine
Şu günlerde Karahisar-i Şarki ile Suşehri, Alucra ve diğer mülhakatından ve Refahiye’den birçok ahali-i Hıristiyaniyenin aileleriyle beraber Giresun’a gelerek bazı ecnebi vapurlarına rakiben (binerek) İstanbul’a azimet eyledikleri mahallerinden bildirilmesi üzerine icra kılınan tahkikat neticesinde bunların Kavala ve Selanik cihetlerine gittiği ve şu suretle hicret içün bulundukları yerlerde bazı kimselerin teşvikatta bulunduğu anlaşıldığı ve bunlar meyanında tekâlif-i emiriye ve saireden zimmet ve ilişikleri olanlar bulunması muhtemel olduğu cihetle yapılacak muamelenin iş’arı Trabzon vilayetinden bâ-telgraf taleb edilmiş ve zimmet ve ilişiklerinin alâ-küllihal tahsil ve kat’ına çalışılmakla beraber hicretlerinin de işkâl edilmemesi (engel olunmaması, zorlaştırılmaması) lazım geleceği cevabeten tebliğ edilmiştir. Ol babda.image004
Bâb-ı Âli Dâhiliye Nezâreti Şifre Kalemi
Trabzon Vilayetinden Gelen Şifre
Şu günlerde Karahisar-i Şarki ile mülhekatından Suşehri, Alucra ve Refahiye Hıristiyan ahalisinden pek çoklarının adeta hicret edercesine aileleriyle beraber Der-saadet’e gelmek üzere Giresun’da Nemse (Nemçe- Avusturya), İran, Fransa vapuruna rakib olduğu (bindiği) mahallerinden bildiriliyor. Bu babda suret-i hafiye ve hususiyede icra kılınan tahkikate nazaran bunların Selanik, Kavala cihetlerine gittikleri kendilerünü şu suretle hicrete sevk etmek içün bulundukları yerlerde bazı kimselerin teşvikatında bulundukları anlaşılıyor. Bunlar meyanında tekâlif-i emiriye ve saireden zimmet ve ilişikleri olanların bulunması da muhtemel olduğundan bunlar hakkında ne gibi tedabir ittihazı lazım geleceğinin emr ü irade buyurulması.
Fi 25 Mart Sene 1330 /26 Vürudu
Vali Saim
Alâ-küllihal tahsiline çalışılmakla beraber hicretlerinin işkal edilmemesi (zorlaştırılmaması) ve bâ-husus Adliye Nezaretine tezkere yazılması. Kalem-i mahsus fi 25

ALUCRA’NIN MİNDEVAL NAHİYESİ’NİN ZAĞPA-İ BÂLÂ KARYESİNDE VUKUU BULAN KORULUK KESİMİ VE POLİS HASAN SABRİ’NİN ŞİKÂYETİ

z

Bundan önce aşağıda linkini verdiğimiz yazımızda Der-saadet Polislerinden Hasan Sabri Efendinin bir şikâyeti söz konusuydu. Ve bu şikâyetinde Zağpa’da bir hanının olduğundan bahisle bu hanındaki eşyalarının çalındığını şikâyet etmişti. Linki vermemize rağmen bu belgeyi ve yazıyı da yine bu yazımızın başına aldık.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/02/13/alucra-tarihinden-sayfalar-24-mindeval-camoluk-3-yazi/

Bu kez Polis Hasan Efendi bir şikâyette daha bulunarak amcasının oğluyla birlikte sahip oldukları yukarı Zağpa’daki korulukda bulunan Çam ağaçlarının aynı köyden Karamonna (Karamolla) oğlu İbrahim’in kestiğini belirterek ikinci kez şikâyetçi olmuştur. İkinci diyoruz çünkü daha önce şikâyet etmeme rağmen müdahale devam etmektedir demiştir. İlaveten geleceğini, dava edeceğini belirtmiş ayrıca gelene kadar haksız müdahalenin önlenmesini istemiştir.

O tarihlerde Der-saadet’te olmak, Polis olmak, kısacası memur olarak maaş alabilmek çok önemli bir olaydır. Anlaşılıyor ki Polis Hasan Sabri Efendi de birikimlerini memleketinde değerlendirmiştir. Ancak malının başında olmayınca sahipsiz muamelesi gördüğü açıktır. Bu konuda pek çok belge yayınladık.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/11/15/karahisar-i-sarkili-salihin-baskasi-tarafindan-zaptedilen-arazisini-ve-mallarini-geri-istemesi/

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Abdulhamid Sancak ve Esra Sultan’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

B.O.A. Fon Kodu: DH.MKT. Dosya No: 1592, Gömlek No: 105, Tarihi: 1306 C 8 (9 Şubat 1889), Konusu: Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazası Zağba-i Bala karyesi ahalisinden ve Der-saâdet polislerinden Hasan Efendi’nin eşyalarını çalan aynı karyeden Ahmed’in yakalanarak eşyasının geri alınması talebi.image001

Sivas vilayeti Celilesi’ne

Karahisar-i Şarki Sancağı dâhilinde Alucra kazasına tabi Mindeval nahiyesin muzaf (bağlı) Zağpa-i Bâlâ karyesi ahalisinden ve Der-saâdet Polislerinden Hasan Efendi tarafından bi’l-ita merbutuyla maan savb-ı âli-i asafanelerine esra (çabuk) kılınan arz-ı halde Zağpa-i Zir karyesi ahalisinden Kurd İbrahim’in oğlu Ahmed nam şahsın karye-i mezburede vaki hanına birkaç def’a duhul ile merbut defterde muharrer eşyaların ve muahharen kayın pederinin hanesinden dahi bir adet tüfenk ile bir takım eşyasını sirkat eylemesine mebni merkûm Ahmed derdest olunmuş ise de ahiren firar eylediğinden ve yine avdetiyle (dönüş, geri gelmek) geçende dahi beş yüz guruş kıymetlü bir re’s (baş) merkebini gasb eylediğinden bahisle icabının icrası ve emval-ü eşya-yı mesrukesinin (çalınmış, sirkat olunmuş) zahire ihracı istid’â olunmuş ve bu misüllü safhaca cür’et idenlerin ahz ve griftiyle haklarında terettüb (icabı, iktizası) idecek mücazat-ı (ceza) kanuni(ye)nin icra ve emval-ı mezkuranın bi’l-istirdad (geri almak) ashabına itası vezâif-i hükümetden bulunmuş olmağla bi’t-tahkik iktiza-yı maslahatın ifâ ve keyfiyetin inbasına himem-i âliye-i daveraneleri derkâr buyurulmak babında

Arşiv Fon Kodu: DH.MKT. Dosya No: 386, Gömlek No: 28, Tarihi: 24 /12/ 1312 (1 Eylül 1895), Konu Özeti: Alucra’nın Zağpa-i Bâlâ köyünde bulunan koruluğa yapılan müdahalenin men edilmesi.image002

Sivas Vilayet-i Aliyyesi’ne

Fi 11 Ra Sene 1313 ve fi 20 Ağustos 1311 (1 Eylül 1895)

Paraf / 8 Ağustos 1311

Alucra Kazasına muzaf (bağlı) Mindeval nahiyesinin Zağpa-i Bâlâ karyesinde amucazadesiyle müştereken mutasarrıf oldukları koru karye-i mezkûre ahalisinden Karamonla oğlu İbrahim nam kimesne tarafından fuzuli müdahale ile bir takım Çam Ağaçları kat’ edildiğinden (kesildiğinden) bahisle merkum hakkında ikame-i dava’ içün oraya azimetine değin müdahale-i vakıa’nın men’-i esbabının istihsaline dair Polis Efradından Hasan Sabri Efendi tarafından verilen arz-ı hal 5 Haziran Sene 1311 tarihinde gönderilmişti. Müdahalat-ı vakıa’nın elyevm devam eylemekde olduğundan bahisle tekiden merkum tarafından bu kere de istid’a olunmağla iş’ar-ı sabık veçhile icabının icrası babında.  image004

Sivas Vilayet-i Aliyyesi’ne

Fi 24 Zilhicce Sene 1312 ve fi 5 Haziran 1311 (18 Haziran 1895)

Alucra kazasına muzaf Mindeval nahiyesinin Zağpa-i Bâlâ karyesinde amuca (amca) zadesiyle müştereken mutasarrıf oldukları koruya karye-i mezbure ahalisinden Karamonla oğlu İbrahim nam kimesne tarafından fuzuli (gereksiz) müdahale ile bir takım Çam Ağaçları kat’ ettirildiğinden bahisle merkum hakkında ikame-i dava içün oraya azimetine değin müdahale-i vakıa’nın men’ edilmesi istirhamına dair Der-saadet Polisi efradından Hasan Sabri Efendi tarafından verilen arz-ı hal leffen irsal kılınmağın bi’t-tahkik icrası icabına himem-i alileri masruf buyurulmak babında.

OSMANLI DÖNEMİNDE ŞEBİNKARAHİSAR VE ALUCRA’NIN BAĞLI OLDUĞU İDARE MERKEZLERİ

image001

Defter Âmed be-Dergâh-ı âlî, fî 20 Muharrem sene 946 (7 Haziran 1539) Defter-i Nevrûz-ı Vilâyet-i Erzurum tâbi’-i Muhammed Han Fî 14 Cumâde’l-ûlâ sene 943 ilâ 29 Şevvâl 944. TTD (Tapu Tahrir Defteri) 0183-944

Fetihlerle Osmanlı memleketinin sınırları hayli büyüdüğünden, ülke geniş bir takım eyaletlere (veya vilayetlere) taksim olmuştur. Beğlerbeği denen vali hem mülkî ve hem de bu geniş bölgenin askerî sorumlusu idi. Eyaletin merkezini teşkil eden kent “Paşa Sancağı” adını al­makta ve Beğlerbeği burada ikâmet etmekteydi. Osmanlılarda istikrarlı eyâlet sistemi XVI. yüzyıl ortala­rından itibaren, yani yeni yerlerin fethiyle başlamış ve Erzurum’ da bunlardan biri olmuştur. Eyaletler salyâneli (yıllıklı) ve “salyânesiz (yıllıksız) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. (Erzurum Eyâ­leti salyânesizdi). Bunların mahsulâtı has, zeamet, timar’a ay­rılmış ve idaresi hazine ile defterhâneden yönetilmiş­tir”. Salyânesiz eyaletlerin öşür ve resimleri “havass-ı hü­mayun” ismiyle a) hazineye, b) beğlerbeğiliği ve sancakbeğiliği başlarına, c) zeamet ve tımara ait olmak üzere üçe taksim edilmiştir.

Her sancağın başında bir sancakbeği yahut mirliva) bulu­nuyordu. Osmanlı kanun-nâmeleri de tamamı ile sancakbeylerini esas alıyor ve bütün idare çatısını birinci derecede kadının, ikinci derecede de sancakbeyi’nin üzerine kuruyordu. Sancak­beği erine tâbi kazaların inzibat-âsayiş ve askerî yükümlüleri subaşılar idi. Sancaklardaki asayişin teminine ilişkin “resim” lir arasında beylerbeğiliği durumundaki zatlara hiçbir “hâsıl” yazılmamıştır. Bu bakımdan da, bunların kendi Paşa sancağı olan kentin dışında kalan sancaklara karışmadığı anlaşılıyor. Ancak reaya ve sancakbeyi arasında bir anlaşmazlık çıkar­sa, hükümet merkezinin müsaadesi şartıyla, beylerbeyi mesele­yi halletmek için çalışabilirdi. Aynı zamanda kadı’lar kazanın iaşesi, belediye işleri, adliye işleri ve hükümetin istediği şeyleri tedarik etmekle de yükümlü olup, beylerbeği bunlara da müdahale etmeyip nezaret ederdi. Reaya’nın devlet ile olan münasebet­lerinde kadı tek vasıtadır. Başka bir aracı olmaksızın Dîvan-ı Hümayun ile haberleşebilirdi. Sancakbeyini veya onun mümessili olan subaşı’yı kontrol edecek yetkide, hatta teftiş ve muhake­me etme hakkına sahiptir. Kadı, köylerde dolaşan “mirliva subaşılarının” veya “kapu ağalarının” yanında kendisi dolaşmayıp, bir naib veriyordu. Her sancağın tımarlı sipahileri asayiş hususunda sancakbeyine yar­dım etmek zorundaydılar. Kazada kadıdan ve beylerbeğinden sonra sancakbeği yetkili kimsedir. Kazayı teşkil eden köyler, serbest tımar (has veya zeamet, vakıf, dizdar tımarı) ve serbest olmayan (sipahi) tımarı olmak üzere muhtelif vergi bölgelerine sokulmuşlardır. Sancakbeylerinin yekdiğerine olan mevkii derecesi hasları­mı miktarıyla ölçülürdü.

Tüm bu organizasyonu yapabilmek için sahip olunan imkânları da bilmek gerekiyordu. Bunun için Osmanlı İmparatorluğunun her bir köşesindeki sipahiyi, köylüyü, yollar üzerindeki derbentleri bekleyen, yol ya da köprü tamir eden veya kervansaraylara hizmet eden insanları, madencileri,  güherçileci, şapçıları, yağcıları, tuzcular ve diğer türlü türlügörevler üstlenmiş çeşitli sınıflara mensup halkı ve nihayetinde üretilen mahsulleri, alınan vergileri, pazar ve gümrük yerlerini “Tapu Tahrir” defterleri sayesinde öğrenmek mümkündür.

Bu defterler, İmparatorluk denilen bu muazzam makinenin çarklarının nasıl işlediğini anlamak bakımından en önemli kaynaklardan birisidir. Osmanlı devletinde fethedilen yerlerde uygulanacak idari teşkilat ve sistem çerçevesinde, tayin olunan heyetler marifetiyle nüfus, arazi ve emlakin tespit ve kaydedilmesi işlemine tahrir bu bilgilerin kaydedildiği deftere de tapu tahrir defterleri denirdi. Bu kayıtlar düzenli olarak  tutulur ve bir bölgenin fethedilmesi ardından hemen ilk tahrir yapılırdı.

Akkoyunlu Devleti, ile Osmanlı arasında 1473 yılında yapılan Otlukbeli Savaşı sonrasında Şebinkarahisar, Osmanlı Devlet idaresine girdi. Karahisar-ı Şarkî adıyla anılmış ve yönetim açısından sancak durumuna getirilerek yönetilmiştir.

Aslen Akkoyunlu Türkmenlerinden olan Bıyıklı Mehmet Paşa, Trabzon ve Şark-i Karahisar Sancak Beyi iken Yavuz Sultan Selim zamanında 4 Kasım 1515’de Erzincan’a Vali (Beylerbeyi) olarak tayin edilmiş Bayburt ve civarı ile Canik, Trabzon ve Karahisar-i Şarki kendisine bağlanmıştır. Şarki Karahisar’ın bu hukuki statüsü 1517 yılına kadar böyle devam etmiştir. Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nın 387 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri’nin açıklama kısmında Erzurum’un Safaviler ile Osmanlı arasında zaman zaman el değiştirdiğini ve Safaviler tarafından birkaç kez tahrip edildiği yazılmaktadır. Bu nedenle defterlerde “Nefs-i Erzurum hali (boş) ve harab” ifadesi bulunduğu belirtilmektedir.

H. 937 M. 1530 Yılına ait 387 numaralı Rûm Vilâyeti tahrir defterinde Anadolu’daki beş eyaletten biri olan Rûm (Sivas) Eyaletine giren yerler şunlardır:  1- Sivas, 2- Amasya, 3- Çorum, 4- Canik / Samsun, 5- Malatya, 6- Divriği / Darende, 7- Gerger, 8- Trabzon, 9- Şarki Karahisar, 10- Kemah (Erzincan’la birlikte), 11- Bayburt, Tercan, ispir, Erzurum, Tekman dâhil).

Karahisar-ı Şarkî, Malatya, Bozok ve Trabzon ile birlikte zaman zaman Rûm eyaletine yeniden bağlanmışlarsa da, Karahisar-ı Şarkî ve Trabzon 970 (1562–1563) yılından itibaren kat’i bir şekil­de Rûm Beylerbeyiliği’nden ayrılıp, Erzurum Beylerbeyiliği’ne katılmıştır.

Karahisar-ı Şarki bölgesiyle ilgili olarak ikinci tahrir defteri olan H. 977 (M. 1569) tarihli TD 478 numaralı Tapu Tahrir Defterinde yer alan bilgilere göre; Tahrir defterininkanunnâme mukaddemesinde yer alan bir kayıttan da anlaşıldığı üzere Karahisar-ı Şarkî, Erzurum Beylerbeğiliği’ne bağlı bir sancak merkezidir. Bu tahrirde, “Ka­zâ-i Karahisar-ı Şarki, nam-ı diğer Karahisar-ı Hasan Dırazî” şeklinde kaydedilmiş­tir.

Karahisar-ı Şarkî kazası, Karahisar, Şiryan, Mindaval, Eliğe, Alucara ve Kuvata ve Kuvase, Melise (Melense) Gevezid, Emlâk, Akşehirâbâd ve Suşehri olmak üzere 9 nahiyeden müteşek­kil idi. Burada dikkati çeken bir nokta, Alucara, Kuvate ve Kuvase isimli idarî birimlerin, tek bir nahiye olarak zikredilmesidir. Os­manlı idarî teşkilâtında bir Kadı’nın idari ve kazaî bölgesi olan kazalara tabi köyler, bazen nahiyeler halinde gruplandırılabilir. Burada da görüldüğü gibi, Alucara, Kuvate ve Kuvase idarî teşkilât içerisinde bir nahiye olarak gruplandırılmıştır.

XVII. ve XVIII. asırlarda Karahisar Sancağı’nın Erzurum Beylerbeyiliğine bağlığı devam etmiş, ancak XVI. Asırda bu sancağa bağlı bir kısım kazalar ve nahiyeler bu sancaktan ayrılmıştır. Meselâ; Bayramlu ve Pazarsuyu kazaları, Şarki Karahisar Sancağından ayrılarak Ordu livasına, Şiryan nahiyesi Gümüşhane livasına bağlandı. Alucra’nın Gelvaris köyü de bu minvalde emlak ve vergi yönünden Şiran’a dolayısıyla Gümüşhane sancağına bağlı iken askeri ve nüfus yönünden ise Alucra’ya bağlıydı.

XIX. asırda, Karahisar-ı Şarkî livası önce, 1856 tarihinde Trabzon eyaletine bağlandı. Bu devrede Şarkî Karahisar livası; Karahisar-ı Şebin, nevâhi-i Yakacık ve Akşehirâbâd ve Tamzara, Suşehri, Koyluhisar, İskefsir, Milas, Sisorta maa Naiblü, Alucra maa Mindaval, ma’din-i Erbaa ve kırık’tan müteşekkil bir liva idi. 1863 yılın­dan sonra yapılan idarî teşkilâtta ise, Amasya ve Tokat ile birlikte, Sivas vilayetine bağlandı. Bu devrede de sancak statüsünü de­vam ettiren Şarki Karahisar Sancağı; Karahisar, Suşehri, Hamidiye, Koyul-Hisar ve Alucra olmak üzere beş kazadan oluşmaktaydı.

1613 tarihinde Karahisar-i Şarki Sancağı, Kazâ-i Karahisar-ı Hasan Dırazî, Kurâ-yı şebhâne, Şiryan, Mindaval, Eliğe, Alucara, Menteşe, Gavezid, Emlak, Akşehirabad, Suşehri, Koyluhisar, Hasangeriş, Yemlü, Firuz, Naiblü, Sisorta, Şahraçimeni’nden oluşmaktaydı.

1643 tarihinde Karahisar-i Şarki Sancağı, Kazâ-i Karahisar-i Hasan Dırazî, Kurahâ-yı Şebhâne, Mindaval, Alucara, Gavezid, Akşehir, Suşehri, Yakacık, Kaza-i Koyluhisar, Firuz, Naiblü, Kaza-i Sisorta’dan oluşmaktaydı.

Netice olarak Karahisar-i Şarki’nin (dolayısıyla Alucra’nın) Osmanlı Devletindeki hukuki durumunu aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

1478-1515 yılları arasında Şebinkarahisar, Amasya’ya bağlı kaza / liva,

1515-1538 yılları arasında Şebinkarahisar, Erzincan’a bağlı liva,

1538-1553 yılları arasında Şebinkarahisar, Amasya’ya bağlı liva,

1553-1805 yılları arasında Şebinkarahisar, Erzurum’a bağlı liva,

1805-1865 yılları arasında Şebinkarahisar, Trabzon’a bağlı liva,

1865-1923 yılları arasında Şebinkarahisar, Sivas’a bağlı liva.

Osmanlıdan önceki durumunu merak edenler http://www.alucra.com’daki Karahisar-i Şarki ve Alucra tarihini anlatan sıralı yazılarımı okuyabilirler.

Belge teminindeki yardımlarından dolayı araştırmacı-yazar Mehmet Ali Öz’e ve sayfa girişinde kullandığım belgeyi okuma konusundaki yardımından dolayı Yrd. Doç. Dr. Recep Ahıshalı’ya çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,
Murat Dursun Tosun

Kaynaklar:

1-M. Tayyib Gökbilgin  “15 ve 16. asır­larda Eyalet-i Rûm

2-Ö. Lütfi Barkan, Hakana mahsus istatistik defterleri, s. 28

3-Ali Sinan Bilgili, XVI. Asırda Karahisar-i Şarki Kazası, s. 40-42. Yüksek Lisans Tezi

4-Hasan Tahsin Okutan, Şebinkarahisar Coğrafyası, 1949

5-Mehmet Ali Öz, Geçmişten Günümüze Şebinkarahisar Tarihi ve Coğrafyası, Kültürel yapısı.

6-http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tahrir-sistemi-ve-tapu-tahrir-defterleri/

7-387 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rûm Defteri (937/1530)II, 1997 Ankara
 

 

 

 

ALUCRA’DAN İLGİNÇ HİKÂYELER

image001

Ekincinin Köpeği: Giresun’un sahil köy ve kasabalarında yaşayanlar, sahilden içeride kalan Alucra ve Şebinkarahisar ilçeleri ile köylerinde yaşayanlara “EKİNCİ” derler. Ekinciler ise, sahil kasaba ve köylerinde yaşayanlara “CENİKLİ” veya “CEPNİ” derler. Bir Alucra köylüsü (Ekinci), bir Keşap köylüsüne (Cenikliye) köpeğini satıyordu. Fiyatını biraz yüksek tutmak için de durmadan köpeğini övüyordu.

-Bu köpeğe sahip olanın, ne kapısı kilit ister, ne de koyunlarına çoban lazım olur. Yalnız sahibinin evine değil, köye bile yabancı sokmaz. Avcılıkta da üstüne yoktur.

Pazarlık sürüp giderken, köpek sahibinin komşusu Mehmet de onları dinlemektedir. Köpek satıcısı bir ara komşusuna dönerek:

-“Len Memmet ağa, benim köpeği sen de bilirsen, bir şeyler söylesene” diyerek komşusundan yardım ister. Komşu Mehmet gayet sakin, fakat sitemle karışık cevap verir:

-“Ne diye köpeğini övecekmişim? Bir defacık olsun yahaladığı tilkilerden birinin postunu da bana mı verdin? diyerek komşusunun yardım isteğini reddeder.(*)

(*) “Ekinci köpeğini över gibi” sözü, yörede deyim haline gelmiştir. Çaktırmadan ima yolu ile övgü yapanlar için kullanılır.(1)

Alucra’dan Gerçek Bir Yaşam Hikâyesi 1

Alucra’nın yetiştirdiği müstesna şahsiyetlerden birisi olan bu sitede tanıtımını da yaptığımız Müftü Dursun Efendi namı diğer Danemolla, daha henüz Alucra’da oturmakta iken, (1943’de gurbete çıkmıştır) 1939’da Erzincan depremi ardından da 40 ve 41’de kıtlık baş gösterir.

O yıllarda da Danemolla âlim bir şahsiyettir ve Alucra’da kitap satarak geçimini sağlamaktadır. Tüm bu özellikleri yanında da nüktedan ve muzip bir yapısı vardır.

Peş peşe yaşanan deprem ve kıtlık sonrasında yaşanan darlık, çaresizliği de had safhaya çıkartmıştır. Ancak, bölgede yaşanan sıkıntının atlatılabilmesi için dışarıdan yardımlar da gelmekte ve Kaymakamlık marifetiyle dağıtılmaktadır. Danemolla, dağıtılan yardımlardan istifade edemeyince Kaymakamlığa dilekçe yazarak “Sayın kaymakam bey ismimi sorarsan Danemolla, öküzden tohumdan beni de kolla” der. Ancak, bir netice alamayınca ikinci bir dilekçe yazarak “ Sayın Kaymakam bey, bir çift çocuğumuz oldu ikiz, bize ne tohum verildi ne öküz” der.

Ancak, Kaymakam dilekçeye kızar ve derkenar olarak Danemollaya 15 değnek diye yazar. Bunun üzerine kolcular Danemollayı dolaştırır ve ararlar. Bir gün Selim Hocanın dükkânında da denk getirirler.

Danemolla bunun üzerine: “ister başıma vurun ister arkama, karışmam bundan sonra büyüklerin işine” der. Gereği yerine getirilmiş midir veya affa mı uğramıştır bilinmez ama bu hatırat Alucra’da geçmiş yaşamdan kesit olarak nakledilmiştir(2).

Alucra’dan Gerçek Bir Yaşam Hikâyesi 2

1930’lu yıllarda sabah namazından sonra Terzi Hüseyin’in dükkânında toplanılıp tahta kepenkler kapatılarak içeride zikir ve sohbet halkası kurulduğu günün sabahında içerideki atmosfer tahta kepenklere vurulmasıyla yerini bir anda huzursuzluk ve korkuya bırakmıştır. İlk şok atlatıldıktan sonra kim o? diye seslenilir. Dışarıdan ben Haytoğlu Hüseyin diye cevap verilince endişe son bulur ve kapı açılarak ne oldu derdin nedir? diye sorulur.

Haytoğlu Hüseyin: Ben bu gece bir rüya gördüm. Acaba neye delalet etmektedir diye sormaya geldim der. Anlaşılan Haytoğlu Hüseyin orada olanları tanımakta, bilmekte ve onların söyleyeceklerine itibar etmektedir. Zira içeride olanlar Terzi Hüseyin (evliya mertebesindedir), Allulu İbrahim (tayyibi mekân yapabilen zat), Çivrişonlu Abdullah Efendi, Şeyh Abid TOKAÇ, Zunlu Kâzım AYRIÇ (Yozgat Yerköy’de türbesi var), Hacıhasan Köyünden Hacı Şevket YUĞUCU Efendi, Komanlı Kadir Şıh, Celde YUSUF ve yaşananları anlatan o zaman çocuk yaşta olan Ömer GÜLAL (Postacı Ömer)’dir.(*)

Haytoğlu Hüseyin’in gördüğü rüyayı anlatması üzerine Celde Yusuf, sen namaz bile kılmıyorsun, namazı biz kılıyoruz rüyayı sen mi gördün der gibi olacak olursa da komanlı Kadir Şıh’ın uyarısıyla susar. Kadir Şıh: Yusuf Ağa burada altı-yedi âlimin yanında sana söz düşmez. O adam gün gelecek senin gibi tövbekâr olacak, hacca gidecek ve secdede ölecek. Rüyası buna işaret ediyor, buna itiraz var mı der.

Haytoğlu Hüseyin, o tarihlerde Kaymakamlıkta ziraat teknisyenliği yapmaktadır. Buna karşın okuryazarlığı yoktur, maaşını mühür basarak almaktadır. Zaman gelir Haytoğlu Hüseyin tövbekar olur namaza başlar, emekli olur, ileriki günlerde de sürekli olarak hacca gideceğim Mekkeyi, Medineyi, Peygamberi göreceğim diye adeta sayıklar. Nasip olur hacca gider ve döner. Bu kez de ah Mekkem, Mekkem, Medinem güzel Medinem diyerek ağlar ve oraları aklından çıkaramaz. Bir gün büyük camide ikindi namazını kılarken beyin kanaması geçirir ve ruhunu Hakka teslim eder.

(*) Parantez içindeki ifadeler anlatıldığı gibi yazılmıştır. Ancak bahse konu rüyanın içeriğini hatırlayamamıştır.(3)
Not: Bu yıl Ramazan ayında küçük camii avlusunda sohbet esnasında emekli hoca Aktepeli Hüseyin (HANCIOĞLU) namaz üzerine sohbet ederken Celde Yusuf’tan bahsetti ve 80 yaşı civarındaydı onun gibi tadil-i erkân üzere namazını kılan birini görmediğini nakletti.

İlk etapta fıkra ile bu anekdotlar arasında bağ kurmakta zorlanılabilir. Dikkat edilirse fıkrada çok ince bir işçilik vardır. Bu Alucra insanının kıvrak zekâsını yansıtmaktadır. Diğer taraftan birinci anekdotta göze çarpan hususlar ise Danemolla Dursun Efendinin nüktedan kişiliği yanında o tarihlerde kitap satarak geçimini sağlayabilen bir kişi olmasıdır ki, bu da beraberinde okumaya ve kitaba düşkün insanların varlığını ortaya koymaktadır. İkinci anekdot ise, birinci anekdotun devamı niteliğinde olup, okuyan ve kendini sürekli geliştiren insanların ulaşabildiği mertebeleri göstermektedir. Bu açıdan Alucra geçmişten günümüze âlim ve âbid insanları ile günümüze ışık tutmaktadır. Hayatta olan büyüklerimize Allah selamet versin. Ahrete intikal etmiş olanlara da Allah rahmet etsin.

Sohbetler 2009 yılında yapılmış olup, daha önce http://www.alucra.com’da yayınlanmıştı.

Saygılarımla,
Murat TOSUN

Kaynaklar:
1-Şebinkarahisar sevdası, yöresel fıkralarımız, sayfa 342, hazırlayan Hikmet OKUYAR, 1998

2-Hatıratı nakleden kişi yaşı yüzü geçmiş olmasına rağmen zehir gibi hafızasıyla dikkat çeken Demirözü Köyünden Tahsin EŞGÜNOĞLU amcamızdır.

3-Olayları anlatırken yeniden yaşayan bu nedenle üslubuna ve hafızasına hayran kaldığım Ömer GÜLAL (Postacı Ömer) amca.

2. ve 3. hikâlerin kâynağı olan Ömer Gülal ve Tahsin Eşgünoğlu amcalarımız vefat etmiştir. Kendilerine Allah’dan rahmet diliyorum. Her ikisi de müstesna şahsiyetlerdi.

 

1935 YILINDA HAZIRLANAN ŞARK RAPORUNDA ALUCRA

image002

 

1935 yılında Başvekil İsmet İNÖNÜ, Reisi-cumhur Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu İllerini, İlçelerini adım, adım gezerek bölgeyle ve gezdiği yerlerle ilgili olarak idari ve mali konularla yapılmasını öngördüğü hususları bir rapor halinde Reisicumhur Atatürk ve Bakanlar Kuruluna sunmuştur. Rapor “Şark Raporu” olarak da bilinmektedir.

Raporun bir bölümünde Bayburt, Kelkit, Şiran Alucra, Şebinkarahisar, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar, Erbaa noktalarından geçen uzunluğuna ve Karadeniz’den gelen bütün irtibat yollarına değen bir güzergâhın tayininin gerekli olduğu belirtilmektedir.

Söz konusu yol binlerce yıllık geçmişi olan bir güzergâh olup, bölgede hâkimiyet kurmuş tüm medeniyetler tarafından kullanılmıştır. Son olarak Osmanlı’nın Tebriz’e giden menzil yolu olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak bu güzergâh hiçbir dönem önem ve özelliğini kaybetmemiştir. Aşağıdaki tarihi anekdot’da bunu teyid etmektedir.

“ Müfreze Kumandanı Kaymakam Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. İspir, Bayburt, Kelkit, Alucra, Reşadiye, Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. Bu göç yollarında soğuk, açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. Sungurlu’da dört sene kaldık. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. 1920 senesinin Ağustos ayında biz de memlekete döndük. Evler harap olmuş, eşyalar talan edilmiş, her şey yok olmuştu. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu”. (1)

“İkinci Kafkas Kolordusu Kumandanı Mirliva Şevki imzasıyla Alucra’dan 2.2.1334 (1918) tarihinde 3’üncü Ordu Kumandanlığına gönderilmiş olan raporda yer alan; Akçaabat kazasında ve mülhakatındaki Rumlar kâmilen Trabzon’a çekilmişlerdir. Trabzon’da pek ziyade hastalık vardır. Trabzon ve civarındaki İslamlar, pek ziyade tehlikeye maruzdurlar. Mülhakattaki Rumların Trabzon’da toplanmalarına mukabil; kasabadaki Müslümanlarda dağ köylerine kaçmaktadırlar”.(2)

Görüldüğü gibi Alucra’dan geçen, geçmesi düşünülen, günümüzde de kullanılan yolun sorunları olmakla birlikte doğuya ve Batıya uzanan bu güzergâh stratejik öneme sahiptir. Dolayısıyla Karadeniz’e uzanan bağlantı yollarıyla birlikte rehabilite edilerek genişletilmeli ve çift şeritli yol haline getirilmelidir. Bu taktirde diğer faydalarının yanında bölgenin ekonomik hayatının canlanmasına da katkı sağlanacaktır.

http://www.caginpolisi.com.tr/101/29-30-31-32.htm

http://www.guncelmeydan.com/pano/search.php?t=21434

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

image004

ALUCRA’DA BİR MALİKÂNE VAKFI MEVLÂNA ŞEYH MOLLA HAMİD VAKFI

 

Belgenin arz kısmında köyün adı yazılışına göre “İs-olan” şeklinde okunuyor. Belgenin üst kısmında siyakat ile yazılı olan yer ise “Işık” şeklinde okunmaktadır. İki yazım arasında farklılık bulunmaktadır. Belgenin arz kısmı Karahisar kadısı tarafından yazılmış. Üstteki ise resmi daire kayıtlarına göre yazılmış bir kayıttır. Her ikisi de anlamlıdır. “İss-olan” “Sahip olan” manasına gelmektedir. Diğeri “Işık” şeklindedir. Siyakat  yazının tamamı şöyledir: Ber-mûceb-i defter-i hazîne-i âmire. Vakf-ı mâlikâne-i evkaf-ı Molla Hamîd der-nâhiye-i Alucara, karye-i Işık-olan, der-Karahisar-ı Şarki). Işık kelimesi ise “Bektaşi dervişi” demektir. Bu haliyle “Derviş-olan veya Derviş-oğlan” manasında olabilir. Bugün bu isimde bir köy mevcut değildir.
Tapu Tahrir Defteri 387/ Tarih 937/1530 kayıtlarında İs-olan (İn-olan) karyesi görünmektedir.  Bunun yanında Karahisar-i Şarki bünyesindeki vakıf kayıtlarında; vakıf adıyla yaptığım aramalarda da bu vakfı tespit edemedim. Burada bu vakıf bulunabilse idi köy adı da burada belirtilmiş olacağı için bazı tereddütleri giderebilmek de mümkün olabilecekti. İleriki günlerde yapacağımız çalışmalarda bu konuda bir bilgiye ulaşmamız durumunda konuya yeni bir bakış açısı kazandırabileceğimiz ümidiyle malikâne sistemini tanıtmaya çalışalım.

Malikâne kelime anlamı olarak büyük ve gösterişli ev, yurtluk olarak tanımlanmaktadır. Ancak Osmanlı vakıf sisteminde muhtelif gelir kaynaklarının bir kimseye varidatından ( hazineye ait gelirinden) hayatı boyunca istifade etmek, lakin satamamak şartıyla verilmesidir. Onyedinci yüzyılın başından itibaren mültezimlerin (gelirleri toplamayı üzerine alan) vergi kaynaklarının korunması ile ilgilenmemeleri sonucunda, mukataalar (gelir kaynakları) iktisadi bünyeyi tahrip edici bir şekil alınca gelecek yılların mali kaynaklarını yıpranmaktan korumak ve reayanın güvenliğini sağlamak için bazı mukataalar kayd-ı hayat şartıyla iltizama (belirli bir bedel karşılığı devlete ait gelir kaynaklarını tasarruf eden) verilmeye başlanmıştır. Bu sistemde mukataa gelirleri bir miktar peşin ve her yıl ödenecek taksitler karşılığında özel kesime satılmaktaydı. Bu sistemin uygulanması ile reayanın (bir kimsenin emri altında bulunanlar) ve toprağın korunması sağlandığı gibi savaş harcamaları için de kaynak sağlanmıştır.
Ancak bizim örneğimizdeki uygulama devletin (padişahın) bir kişiye her hangi bir hizmeti karşılığında bir yeri mülk olarak vermesidir. Mülk intikali gibi şeyhlik de babadan oğula veya yakın akrabaya intikal edebilmektedir. Böyle yerler aynı zamanda vakfedilebilirdi. Dolayısıyla bu malikânelerin her türlü tescil, intikal, mahsul vs. gibi işlemleri devlet tarafından takip edilirdi.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı her ikisi de hemşehrimiz olan değerli şahsiyetler Dursun Kayabaşı ile belgedeki bazı okuma tereddütlerini giderdiği, ayrıca konuyu yorumlayarak daha iyi anlaşılmasına yardımcı olduğu için Yrd. Doç. Dr. Recep AHISHALI’ya çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

B.O. Arşivi fon kodu ve konu özeti: C.EV.(Cevdet Evkaf) Dosya 184, Gömlek 9170, Tarih 11 M (Muharrem) 1160/23 Ocak 1747 Şark-i Karahisar Sancağının Alucra nahiyesindeki Aşk köyünde Şeyh Molla Hamid Evkafı‘ndan bir cihetin tevcihi. image002

-Ber- mûcebi defteri hazine-i amire

-Vakfı mâlikâne ve evkâfı Molla Hamid der nahiye-i Alucara karye-i Işık der Karahisar-i Şarki

-Berâtı sitâdean kasri yed’i Molla Osman an evlâdı vakıf bâ arzı Hasan Efendi Kaza-i Karahisar-i Şarki ve-ba ru’ûs-ı Hümayün

Fi 21 N (Ramazan) 1108 (13 Nisan 1697)

Berâyı cülûsu Hümâyûn şeden Fi 19 Ra (Rebiü’l-evvel) 1143 (2 Ekim 1730)
Vechi meşruh üzre Hazinedarlık mezkûrun üzerinde mastur ve mukayyetdir.

Emr-ü-ferman devletlü ve sa’adetlü sultanım hazretlerinindir.
Kaydı mûcebince zâyi’den tevcih  olunmak.

6 Za (Zilkade) 1160 (9 Kasım 1747)

Der-devlet mekine arz-ı dai-i kemine budur ki Karahisar-i Şarki Sancağında Alucara nahiyesinde Işık-olan (Derviş olan veya oğlan) Malikâne-i Mevlânâ Hamid Şeyh Vakfı’ndan hisse mutasarrıfı olan es-Seyyid İbrahim Meclis-i Şer’a hatirüllâzimel tevkire gelüp şöyle takriri kelâm ve ta’biri anil-meram eyledi ki Mâlikâne-i mezbureden hisse-i mezkure bâ-beratı âli üzerimde iken yedimde olan berâtım zâyir olub zâyi’inden müceddiden yedime Devlet’i Aliyye’den berât-ı şerifi âlişân sadaka ve ihsan buyrulmak ricasına der-devlet medâra arz ve i’lâm ediver deyü ilhâh ve ibram etmekle olki vâkı’ül haldir. Pâye-i seriri âlâya bil-iltimas arz ve i’lâm olundu. Bâkıyü’l-emr Hazreti men-lehül-emrindir. Fil yevmil Hâdi aşar min şehri Muharremül-hâram lisene sittin ve mie ve elf.

11 M (Muharrem) 1160 (23 Ocak s1747)

Ez’afül-ibâd

İbrahim el-müvellâ hilafeten

Be-Medine-i Karahisar-i Şarki

 

ALUCRA FEYGAS ZAVİYESİ VAKFI


image002

İncelediğimiz belgelere göre Feygas Zaviyesi Vakfının mütevellisi Osman Halife (1847’de berât sahibi olmuş) fevt olunca (vefat edince) kebir oğlu (büyük oğlu) Süleyman Evkâf Müdürlüğü’ne müracaat ederek durumu bildirmiştir. Evlatlarından en büyüğü olması hasebiyle halifelik görevinin kendisine tevdi’ edilmesini (verilmesini), ayrıca küçük kardeşlerinin (Mustafa ve Hasan) zâviyedarlık haklarına da onlar akıl-baliğ olana kadar kendisi tarafından vasi tayin edilmesini istemiştir. Belgelerimiz de buna havi değişik tarihlerde yazılan talep yazışmalarını ihtiva etmektedir.

Bu belgeler önemli bir hususu ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki; Zıhar Köyünde bulunan İsmail hakkı Çağırgan Veli ile ilgili (Süleyman Şah Oğlu Nasireddin Vakfı) yazımızda belirttiğimiz gibi Feygas’ta birden fazla vakıf olması söz konusuydu. Bu belgeler bunu doğrulamaktadır. 1365 tarihli Gulami Yakup Efendi Vakfı’nın Zıhar’da bulunan vakfa tahsisli olduğu anlaşılmıştı.

Zıhar: Arapça kökenli bir kelime olup, yardımcı, yardımcının olduğu yer, sırt sırta gibi anlamlar içermektedir.

Halife: Fıkıhta ilahi, yani şer’i hükümlerin tatbik ve icrası için Peygamber’e (A.S.M) vekil olan zât. İmam. İmâmet-i Kübra. Namazda imama uyan cemaat gibi halifeye de şer’i emirlerde öylece itaat edilir. Halifede aranan dört şart ilim, adalet, kifayet, a’zâ ve havâsta selâmet.

XVI. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hanuk-Feykas köyünde bir zaviyenin varlığından daha bahsedilmektedir. Zaviye şeyhinin adı Ahmet Abdal oğlu Derviş Ali’dir. Zaviye hizmetleri karşılığında 1569’da 500 akçe tutan vergileri, Derviş Ali’nin oğulları Yusuf ve Hasan’a müşterek olarak tahsis edilmiştir.

Buradan çıkan sonuç sudur ki,1850’ler çok eski bir tarih değildir ve buradaki vakıflar faal olarak hizmet vermektedir.

Belgelerin okunmasındaki yardımından dolayı Dursun Kayabaşı’na çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: C..ADL. Dosya No: 5, Gömlek No: 316, Tarihi: 17 S 1274, Konusu: Karahisar- i Şarki muzafatından Alucra nahiyesinde Feyfahi Zaviyesi Vakfı’nın tevliyet ve zaviyedarlık hissedarlığının Süleyman, Mustafa ve Hasan Efendilere tevcihi.İMG68306

Nezaret-i Evkâf-ı Hümayun Mulükâneye mülhak evkâftan Karahisar-i Şarki müzâfâtından Alucra kazasına tâbi Feygas Karyesi Zâviyesi vakfının ber-vechi meşrûta tevelliyet ve zâviyedarlık hissedarlığına 22 Ra 1263 (6 Temmuz 1847) tarihiyle müverrah bir kıt’a berât-ı âli ile mutasarrıf olan evladı vakıfdan Osman halife vefat edüp yeri hali ve hizmeti lâzımesi mahlül ve mu’attal kaldığına ve yerine erbâb-ı istihkakdan müteveffâyı merkümun oğulları karye-i mezkûr sakinlerinden ikinci hanenin ikinci numarasında ondokuz yaşında mukayyet Süleyman ve üçüncü numarasında onbir yaşında Mustafa ve dördüncü numarasında dört yaşında Hasan nâmûn kulları mütevaffâyı merkümun sulb-u sahih oğulları ve evladı vakıfdan olduklarına veçheyni mezküreye her veçhile mahal ve müstehak bulunduklarına vakfı mezkûrun vakfiyesi mevcut olarak bundan akdem bir kıt’a mümzâ sûreti takdim kılındığına ve vakfı mezbûrun şerait-i vakfı ber-müceb vakfiye ma’mülün bihâ evladiyet ve meşrutiyet ve-ba te’amül it’âm-ı ta’âma meşrûta bulunduğuna ve vakfı mezkürun sinini güzeşte hâsılat-ı vâkiâsı birrü’ye defter-i mümzası me’mur ma’rifetiyle hazine-i evkâf hümâyuna takdim kılınmış ve altmışsekiz senesine mahsuben bedeli hâsılatından müteveffâyı merkümun hisse-i münhalesine üçyüzseksen kuruş hisse isabet etmiş ve sene-i merküme muhasebesi der-dest tenzim olunmakda bulunmuş olduğu leffen takdim hak-paye rahimâneleri kılınan i’lâmı şer’i evkâf müdürü …..bey efendi tarafından verilen inhâ makârinden rehini isabet karin ni’ameleri buyrulacağı vech ile nizamına tevâfuk ettiği halde ciheti mezküre müteveffâya merkümün fevti mahlülünden oğulları Süleyman ve Mustafa ve Hasan nâmûn kulları uhdelerine ber-vechi iştirak tevcihe ve yedlerine bir kıt’a berât-ı şerifi âlişân sadaka ve ihsan buyrulması beyânıyla mazbata-i çâkirânemiz takdimine içtisar kılındı olbabda emrü ferman hazreti menlehül-emrindir 26 M 1269 (9 Kasım 1852)
Kaimmakam-ı Liva Seyyid Mehmed Abdülhamid     İMG68307

Nezâreti evkâf hümâyun mülükâneye mülhak evkafdan Karahisar-i Şarki müzâfâtından Alucra Kazasına tâbi’ Feygas Karyesi Zâviyesi Vakfı’nın ber-vechi meşrûta tevelliyet ve zâviyedarlık hissedarlığına 22.Ra.1263 tarihiyle müverrah bir kıt’a berat-ı âli ile mutasarrıf olan evladı vakıfdan Osman halife vefat edüp yeri hâli (boş) ve hizmeti lâzımesi mahlül ve muattal kaldığına ve yerine arbâb-ı istihkakdan müteveffâyı merkümun oğulları karye-i mezkûr sakinlerinden ikinci hane ikinci numarasında ondokuz yaşında mukayyet Süleyman ve üçüncü numarasında onbir yaşında Mustafa ve dördüncü numarasında dört yaşında Hasan nâmûn kulları müteveffâyı merkümun sulb-ü sahih oğulları ve evladı vakıfdan olduklarına ve ezher ciheti mezküreye layık ve mahal ve müstehak bulunduklarına ve vakfı mezbûrun vakfiyesi mevcut olarak bundan mukaddien bir kıt’a mümza sûreti takdim kılındığına ve vakfı mezburun şerait-i vakfı ber-mûceb vakfiye ma’mülü bihâ evladiyet ve meşrutiyet ve-ba te’amül it’am—ta’ama meşrûta bulunduğuna ve vakfı mezkûrun sinin-i güzeşte hasılatı vâkı’âsının muhasebesi selefi çakeri bendeleri ma’rifetiyle ru’yet olunarak ma’amürettebat defteri mümzası takdim hazine-i celile evkâfı hümayuna kılınmış ve altmışsekiz senesine mahsuben vakfı mezbûrun bedeli hasılatından müteveffâyı merkûmun hisse-i münhalesine üçyüzseksen kuruş hisse isabet etmiş ve vakfı mezburun sene-i merkûme muhasebesi ma’rifeti çâkirânemle bil-ru’ye ma’amürettebat defteri derdest ve takdim olunmak üzere bulunmuş edüğüne binaen müvâfık rızâyı âli buyurulduğu halde ciheti mezkûr müteveffâyı merkümün fevti mahlûlünden oğulları Süleyman ve Mustafa ve Hasan nam kullarının uhdesine iştiraken tevcih ve yedlerine berât-ı âlişan i’tâ ve ihsan buyrulması niyaz ve istirham olunmuş olduğu leffen takdim hak-payı münimâneleri kılınan i’lâmı şer’i mütâlâsından muhat-ı ilmi âli rahimânderi buyurulacağı vechile icrâ-yı icab-ı mütevakkıf ümrü irade mümmaneleri bulunmuş olmakla olbabda ve herhalde emr ve irâde hazreti men-lehül-emrindir 23 C 1269 (4 Mart 1853)
Mühür
Trabzon ve Karahisar-i Şarki Evkaf Müdürü Mehmed Sâlim   İMG68308

Kaydı ve iktizâsı evkaf muhasebelerine 13.L.1275(1858-59)
……..nezareti    Evkafı Hümâyun

Vakfı mezbûrun vakfiyesi mukayyet olmakla şerh verildi
Defteri Hazne-i Evkaf der karye-i Feygas der nahiye-i Alucara an muzâfatı kaza-i Karahisar-i Şarki
Ber-vechi meşrûta

Vakfı mezburun ber-vech-i meşrûta tevelliyet ve zâviyedarlık hissedarlığı merkûmun uhdesinde mestur ve mukayyet olup evveli emirde vakfı mezburun muhasebesi keyfiyet üzere evk3af varidatı defterlerinden görülmeğe tavakkuf eder ferman hazreti men-lehül-emrindir 14.L.1272 (1855-56) muhasebesi keyfiyeti kayd olundu.

Vakfı mezbûrun sene-i merkûmeye mahsuben vurûd eden memhûr mümza defteri der-dest rü’yet olunmakda olan muhasebesi keyfiyeti meşrut üzeredir.Ferman hazreti veliyyül-emrindir 29 L 1272 (3 Temmuz 1856)

Mucebince telhisi bittevci berâtı ve ilmuhaberleri i’ta kılındı
Ma’rûz-ı çâker-i kemineleridir ki

İş bu i’lâm ve merbut mazbata ve inhâ derkenarlarda gösterildiği vechile Karahisar-i Şarki müzâfâtından Alucra nahiyesi Feygas karesinde Feygas Zaviyesi Vakfı’nın ber-vech-i meşrûta tevelliyet ve zâviyedr hissedarlığı uhdesinde bulunan evlâdı vakıfdan Osman Efendinin vuku’u vefatına mebni mahlûlünden kebir (büyük) oğlu Süleyman efendi bizzat ve sağir oğulları Mustafa ve Hasan efendiler kesb-i iktidar edinceye değin taraflarından kebir karındaşları Süleyman efendi binniyâbe edâyı hizmet etmek üzere kebir ve sağirân mümâ  ileyhime evlâdiyet ve meşrûtiyet üzere müştereken seviyyen ber-mücep işareti aliye-i cenâhıfetvâ penahi bit-tevciye şurût derciyle kaleminden beratı şerifin lazım gelen mahallere ilmu-haberlerin i’tası içün ruusu hümayunda tasdir-i babında emrü ferman hazreti veliyyül-emrindir  22 C 1275 (27 Ocak 1859)

Mühür Esseyyid Mehmed Hasan

Derdevlet mekine arzı dâ-i kemineleridir ki nezareti evkâfı hümayun mulûkaneye mülhak evkâfdan Karahisar-i Şarki müzafâtından Alucra nahiyesinde vâki’ Feygas Zaviyesi Vakfı’nın ber-vech-i meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık hissedarlığına bin ikiyüz altmış üç senesi Rebi’ülâhiresinin yirmi ikinci günü tarihiyle müverrah bir kıt’a beratı âli ile mutasarrıf olan evlad-ı vakıfdan Osman halife vefat edüp yeri hali ve hizmeti lazımesi mahlül muattal kalmağla yerine erbab-ı istihkakdan müteveffâye merkümun oğulları iş bu bais-i arz-ı ubidiyyed nâhiye mezbur kuralarından karye-i mezburun ikinci hane ikinci numarasında muharrer ondokuz yaşında mukayyet Süleyman ve üçüncü numarasında onbir yaşında Mustafa ve dördüncü numarasında dört yaşında Hasan nâm kimesneler evladı vakıfdan olduklarından ciheti mezbureye ber-vechi lâyık ve mahalli müstehak kulları olduklarından ve vakfı mezbûrun vakfiyesi mevcut olup bundan akdem bir kıt’a mümza sureti takdim kılındığından vakfiye mezkûreden şerait-i vakfı müstebân olduğu vechile evladiyet ve bitte’ âmülüit’âm ta’am meşrûtiyet olup ve şartı vakıf kimesneler meclis-i şer’a ifade ve ihbar ettiklerinden ve vakfı mezburun altmışyedi ve sekiz seneleri bedeli hasılatları üçbinyediyüzseksen kuruş olup mebâliği mezbureden………. Müteveffâyı merkûmun küsuru yediyüzaltmış kuruşa bâliğ olarak muhasebesi ma’rifeti şer’i ve evkaf müdürü Salim efendinin …….ve mütevelliyi vakfı mezbû marifetleriyle birru’ye sebti defter olunmağın muvafık-ı rıza-i aliye ve mutabık-ı usulü seniyye buyrulduğu halde ciheti mezbur mütevaffâyı merkümun fevti mahlûlünden oğulları Süleyman ve Mustafa ve Hasan nam kulları üzerlerine iştiraken tevciye ve yedlerine bir kıt’a berat-ı şerifi âlişan sadaka ve ihsan buyrulmak ricasıyla olki vâkı’ül haldir hasbetullâhi el-melikül müte’al bil-iltiması paye-i senin-i arzu i’lâm olundu bâki’ül-emr hazreti men-lehül-emrindir. Filyevmilhâmis aşar minşehri-cemaziyel-ahir sene tis’a ve sittinve mieteyn ve elf 15 Ca 1269 (24 Şubat 1853)

el-Abdüddâ-i lid-devlet-il aliyye el-OsmaniyyeİMG68309

İşbu i’lâm ve merbut mazbata ve inhâ derkenarde muharrer zaviye vakfının ber-vechi meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık hissedarlığı evladı vakıfdan Osman halifenin fevtiyle mahlulünden sulbi oğulları ……..arizaya tevcihine dair olup berât kaydı ve altmışdokuz senesi Şubat’ı gayetine değin rüyet olunan muhasebesi keyfiyeti bil-ihraç vakfiyesine dair kaydı bulunduğunun cevab ve tahrir olunmuş olmağla bu suretde me’ali arizaya ve mahreç derkenarlara nazaran keyfiyeti i’lâm olunmak üzere evkâfı hümayunun müfettişi faziletlü efendi hazretlerine havale buyrulması babında ferman hazreti men-lehül-emrindir 4.5.1273.(1856-57)

Evkafı hümayun müfettişi faziletlü efendi hazretleri iktizâsını i’lana himmet buyrula.
Ma’rûz-u dâileridir ki:

İşbu i’lâmı ve hâmiş ve zahrında muharrer derkenarlar ve merbut mazbata ve inhâ’ya nazar olundukda nezâreti evkâf hümayuna mülhak evkafdan Karahisar-i Şarki muzâfâtından Alucra nahiyesine vâki’ Feygas Zaviyesi Vakfı’nın ber-vechi meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık hissedarlığı olan evladı vakıfdan Osman halifenin bâ-berâtı âliyyül-yevm üzerinde olup vakfiyesi mukayyide olmadığı evkaf muhasebesinden mahreç derkenarda ve vakfı mezburun altmışdokuz senesi Martı ibtidasından Şubatı gâyetine değin bir senelik muhasebesi ledel-rü’ye yüzyirmi kuruş fazlası zuhur eylediği evkafı varidat defterlerini mahreç muhasebe kaydından ve merkûm Osman halife bundan akdem fevt ve yeri hali ve hizmeti lazımesi muattal olup derûn-u ma’ruzatta isimleri mezkûr kebir oğlu Süleyman ve sağiân Mustafa ve Hasan müteveffayı merkûmun sulb-i sahih oğulları ve evladı, evladı vakıfdan olarak saĞirânı merkûmun buluğlarını tecavüz ve binnefs edâyı hizmete kesbu liyakat edinceye değin karındaşları merkûm Süleyman binniyâbe edayı hizmet etmek üzere babaları müteveffâyı merkûm mahlûlünden oğulları merküm Süleyman ile sağıran-ı merküman Mustafa ve Hasan’a meşrûtiyet üzere iştirâken tevcihi müsted’i idüğü Karahisar-i şarki nâib-i Es-seyyid …. Efendinin mührü mütabık işbu bir kıt’a i’lâmı ve kaza-i mezkûr meclisinin merbut bir kıt’a mazbatası ve Trabzon ve Karahisar_i Şarki ve Tevabi-i Evkâf Müdürü Mehmet Salim Efendi’nin merbut bir kıt’a inhâsı ma’ellesinden müstefad olarak ……berât kaydına mutabık ve nizamına muvafık olmakla bu surette zaviyedarlık mezkûrun müteveffâyı merkûm mahlulünden sağıranı merkûmun baliğ olarak binnefsi edayı hizmete kesbü liyakat edinceye değin karındaşları mezbur Süleyman halife binniyâba edayı hizmey etmeküzere tevelliyet ve zaviyedarlık mezkûrların merkûm Süleyman ile sağiranı merküman Mustafa ve Hasan’a evladiyet ve meşrûtiyet üzere iştiraken ve seviyen tevcihi men’ûtu re’yiali olup ancak zaviyedarlık mezkûrun tevcihi işareti aliye hazreti şeyh-ül-islam Selimüsselamiyye mutevakkıf edüğü huzur……..İ’lâm olundu…….menlehül-emr Fil-yevm esâbi aşara…. Zilhicceti-şşerife lisene erka’a ve seb’in ve mieteyn ve elf 17 Z 1274 (29 Temmuz 1858)
Mühür ve imza

Derkenarda muharrer zaviye vakfının ber-vechi meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık evladı vakıfdan Osman Halifenin üzerinde iken bundan akdem kebir oğlu Süleyman ve sağiran oğulları Mustafa ve Hasan’ı terk ederek fevt ve merkûmun evlad, evlad-ı vakıfdan olarak sağiranı merküman büluğunu tecavüz ve binnefsi edâ-i hizmete kesbu liyakat edinceye değin karındaşları merkûm Süleyman binniyabe edayı hizmet etmek üzere tevelliyet ve zaviyedarlık mezkûrların müteveffâyı merkûmun mahlûlüne kebiri… merkûm Süleyman ile sağiranı merküman Mustafa ve Hasan’a evladiyet ve meşrûtiyet üzere iştiraken ve seviyen tevcihi hususu canib-i teftişden……………. Canib-i hazreti fetvâ penahiden işareti aliye buyrulmuş olmağla bu suretde i’lam olunduğu ve işareti aliye buyrulduğu vech ile……meşrût….. berat i’tası canib-i nezaret penahilerinden bittelhis ru’ûs-u hümâyuna tevkif eder ferman hazreti men-lehül-emrindir

22 M 1275 (1 Eylül 1858)