1917’DE ALUCRA’YA KAYMAKAM ATAMASI

 

1917’de Alucra Kaymakamı İrfan Bey Urfa’ya atanırken Çerkesköy Nahiyesi Müdürü Ali Hıdır Bey de terfi ettirilerek Alucra’ya Kaymakam olarak atanmıştır. Bu atama aynı zamanda Kafkas Cephesinde Rusların geri çekilmesiyle Alucra’ya yapılan ilk Kaymakam atamasıdır. Zira Alucra o yıllarda olağanüstü şartların yaşandığı ve kolordunun konuşlandığı bir yer konumundadır.

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Zafer Şık, Sıddık Yıldız, İbrahim Yıldırım, Rümeysa Odabaş ve Ayşe Kaviloğlu’na çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

image002

Hu

İrade-i Seniyye

Dâhiliye Nezareti

Me’murin ve sicil-i ahval müdüriyeti /Aded: 2497

Yafa Kaim-makamlığına Halilü’r-Rahman Kaim-makamı İrfan Beğ almakda olduğu birinci ve Halilü’r-Rahman Kaim-makamlığı’na Alucra Kaim-makamı İrfan ve Alucra Kaim-makamlığı’na da Çerkesköy Nahiyesi Müdürü Ali Hıdır Beyler üçüncü sınıf maaşları ile nakil ve ta’yin kılınmışlardır.

İşbu irade-i seniyyenin icrasına dâhiliye nazırı me’murdur. Fi 14 Rebiülevvel Sene 1335 ve fi 26 Kanunievvel Sene 1332 (8 Ocak 1917)

Dâhiliye Nazırı Talat Sadrazam Mahmud Şevketimage004

Hu

Huzur-ı Âli-i Cenâb-ı Sadaretpenâhiye

Dâhiliye Nezareti

Me’murin ve Sicill-i Ahval Müdüriyeti

Aded / 25590-840

Marûz-ı çaker-i kemineleridir;

Münhal olan Yafa kazası Kaim-makamlığına Halilü’r-Rahman kazası Kaim-makamı İrfan Beğ’in almakda olduğu birinci ve Halilü’r-Rahman Kaim-makamlığına Alucra Kaim-makamlığına ta’yin olub ahval-i sıhhiyesinden naşi diğer mahalle naklini taleb ve istid’a etmekte olan İrfan ve Alucra Kaim-makamlığına da Mekteb-i Mülkiye mezunlarından Çerkesköy Nahiyesi Müdürü Ali Hıdır Beylerin üçüncü sınıf maaşları ile nakil ve ta’yinleri ancak müdiran kararıyla bi’t-tensib irade-i seniyye layihası leffen takdim kılınmış olmağla ifa-yı muktezası menut-ı müsaade-i samiye-i fehimaneleridir ol-babda emr ü ferman hazret-i veliyyü’l emrindir. Fi 13 Rebiülevvel Sene 1335 ve fi 25 Kanunievvel Sene 1332 (7 Ocak 1917)

Dâhiliye Nazırı Bende Talat

KAFKAS ONBİRİNCİ FIRKA KUMANDANI ZEKERİYA BEY’İN TALTİFİ

image002

image004

1.Dünya Savaşı’nda Ruslarla Kafkas Cephesi açılınca ordumuz da Refahiye’den Tirebolu’ya uzanan hat üzerinde savunma mevzileri kurmuştu. Bu meyanda Alucra’da da Kolordunun merkezi bulunmaktaydı. Ordu gereksinimleri doğrultusunda değişik yerlerde konuşlanmış, dispanserinden hastanesine kadar her türlü ihtiyaçları için teşkilatlanmıştı.

Bu bağlamda Zun (Boyluca) köyünde de önemli askeri birliklerimiz bulunmaktaydı. Savaşın ilk yılları çok şiddetli geçmiş, Rusya’da Bolşevik ihtilali yaşanmasıyla Rus askeri geri çekilinde Ordumuz ihtiyaten bir süre daha bölgemizde kalmıştır.

Bu bekleme süresi içinde de Zun köyünde bulunan Kaymakam Zekeriya Bey, köydeki okul ihtiyacını karşılamak üzere zamanın koşul ve imkânlarına göre üst düzeyde sayılacak iki okul inşa etmiştir. Okullar günümüze intikal etmemiş olsa da Zafer ve Cihat isimleri verilen mekteplerin resimleri bizleri o günlere götürmektedir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/03/06/birinci-dunya-savasi-esnasinda-kafkas-ordu-komutanligi-tarafindan-alucranin-zun-koyunde-insa-edilen-cihad-ve-zafer-mektepleri/

İşte Zekeriya Bey bu başarılı çalışmasından dolayı Eğitim Nişanı ile ödüllendirilmiştir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, ve Ayşe Kaviloğlu’na çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: İ..DUİT, Dosya No: 158, Gömlek No: 5, Tarihi: 23 B (Recep) 1336 (4 Mayıs 1918), Konusu: İnşaat, taltifat; Zekeriya Bey (Kaymakam, Kafkasya Onbirinci Fırka Kumandanı); Zafer Mektebi (Zun karyesi, Alucra); Cihad Mektebi (Zun karyesi, Alucra); Zun karyesi (Alucra)

image006

Hu

Huzur-ı Sami-i Cenâb-ı Sadaretpenahiye

Marûz-ı çeker-i kemineleridir;

Alucra kazasının Zun karyesinde Kafkas Onbirinci Fırka Kumandanlığınca inşa ettirilip Zafer ve Cihat namlarıyla tesmiye ettirilmiş iki bâb mekteb binasının emr-i inşaatında himmet-i mahsusa-i maarif-perveranesi meşhud olan mezkûr fırka kumandanı Kaim-makam Zekeriya Beğ’in münâsib rütbeden maarif nişanıyla lüzum-ı taltifi Karahisar-i Şarki Mutasarrıflığının iş’arına atfen Sivas Vilayeti vekâletinden ba-tahrirat inha edilmiş ve mir-i muma-ileyhanın üçüncü rütbeden maarif nişanıyla taltifi bi’t-tensib bu babda tanzim edilmiş irade-i seniyye layihası leffen arz ve takdim kılınmış olmakla ifa-yı muktezası vabeste-i müsaade-i celile-i daver-i efhamileridir. Ol-babda emr ü ferman hazreti veliyyü’l emrindir. Fi 20 Recep Sene 1336 ve fi 2 Mayıs Sene 1334 (2 Mayıs 1918)

Maarif-i Umumiye Nazır Vekili

 

ALUCRA ALİŞAR ZAVİYESİ VAKFI

 

İncelediğimiz belgede Alucra’nın Alişar köyünde bulunan Alişar Şeyh Zaviyesinin varlığından haberdar olmaktayız. Belgelerimizin ilki 1752, diğeri 1765 tarihlidir. Önemli bilgiler içermektedirler.

Zaviyelerin özelliği buraların işlek yol üzerinde olması ve belli yükümlülükleri bulunmasıdır. Bunlar gelip, geçenlere yemek ve yatacak yer temini, ısınma ve hamam ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Misafirlerin ibadet ihtiyaçlarını karşılamaları için de gerekli yerler mevcuttur.

Belgemizde de Diyarbakır’dan gelerek burada hizmette bulunan bir misafirden bahsedilmektedir. Bu da Karahisar-i Şarki’nin geçmişteki konumunu göstermesi açısından önemli bir örnektir.

Ayrıca birinci belgemizde adı geçen Seyyid Mehmet’in ikinci belgemizde vefat ettiği belirtilmektedir. Bu kurumlar zamanın sosyal kurumları olarak babadan oğula geçerek yıllarca hizmet vermişlerdir.

Belgelenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Sıddık Yıldız, Zafer Şık, Güler Dilman Sılay, Ayşe Kaviloğlu ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Arşiv Fon Kodu: AE.SMHD.I.. Dosya No: 219, Gömlek No: 17430, Tarihi: 29 Z 1165  (7 Kasım 1752), Konusu: Karahisar-ı Şarki’de Alucra Nahiyesi’nde zaviyedarlık mahlulünün tevcihine dair arz. a.g.ttimage001

Der-i devlet mekine arz-ı dai-i kemine budur ki Medine-i Karahisar-i Şarki muzafatından Alucra nahiyesinde vaki’ Alişar nam karye sülüs hisse zaviyedarlığına aba-an-cedd (atadan beri) vazife-i mu’ayyeneyle mutasarrıf olan Es-Seyyid Mehmed Halife Medine-i Amed’de (Diyarbekir) bi’l-müsafire hismetimizde olur iken bundan akdem fevt olub zaviyeliği mezbur mahlûl olmağla şiddet-i şitâ (kış) sebebiyle Karahisar Kadısı Efendiden arz olunmağla iktidarları olmağından bu abd-ı fakir (fakir kul) tarafından der-i devlet medara arz ve i’lam olunmuşdur. Zaviyeliği mezburun babası müteveffa-yı mezbur mahlülünden ve erbâb-ı istihkakdan sulbi oğlu iş bu bais-i arz-ubudiyyet-i Ali halife her vecihle layık ve mahall-i müstehakk ve sezavar-ı âtıfet olmağla zaviyeliği mezbur babası müteveffa-yı mezbur mahlülünden oğlu merkum Ali halifeye tevcih ve inayetleri ve yedine berat-ı şerif alişan sadaka ve ihsan buyurulmak ricasıyla evvelki vâki’ü’l hâldir. Bi’l-ibtihâl pâye-i serir-i a’lâya arz u i’lâm olundu bâkî emr ü ferman men leh’ül emrindir. Hurrira fi’l-yevmi’s-sâlis min muharremi’l Muharremü’l-harâm li-sene hams ve sittîn ve mi’e ve elf

El-‘abdu’d-dâ’î li’d-devleti’l-Osmâniyye

Es-Seyyid Mehmed Es’ad el-muvella-hilâfehû

Arşiv Fon Kodu: C..EV.. Dosya No: 313, Gömlek No: 15905, Tarihi: 29 Ra 1179 (15 Eylül 1765), Konusu: Şarki Karahisar’da vaki Alişar Zaviyesi Vakfı’nın mahlûl tevliyet ve zaviyedarlığı.image002

Devletlü, atufetlü, merhametlü Sultanım hazretleri sağ olsun.

Arz-ı hal-i kullarıdır ki nefs-i Karahisar-i Şarki’de vaki Alişar Şeyh Zaviyesi Vakfının sülüs hisse tevliyet ve zaviyedarı olan Seyyid Mehmed Es’ad bila veled fevt olmağla (çocuksuz olarak ölmesiyle) mahlülünden bu kullarına tevcih ve berat olmuş iken fevt-i vaki olmamağla bu kullarının üzerimden ref’ olunup şimdi müteveffanın fevti vaki olub bu kulları dâhi sahib-i evvel olmağla merahim-i aliyyelerinden mercudur ki (umulur ki) Anadolu’dan der-kâr-ı ma’lum-ı devletleri buyuruldukta müteveffanın mahlülünden sülüs hisse tevliyet ve zaviyedarlık sahib-i evvel kullarına müceddeden tevcihe ve yedine berat-ı şerif-i alişân ve sadaka ihsan buyurulmak babında emr ü ferman devletlü, inayetlü, merhametlü Sultanım hazretlerinindir.

ALUCRA DELLÜ TAŞDEMİR HAPU (YÜKSELEN) KÖYÜ VE KOYUN BABA HAZRETLERİ

image001

Dellü’nün girişinden görünüşüimage002

Hapu’dan (Yükselen Köyünden) Dellü’nün (Aktepe Mahallesi) görünüşü

Bu araştırma ve inceleme yazısı için Alucra’dan başlayan yolculuğumun ilk durağı Dellü köyü yeni adıyla ve konumuyla Aktepe Mahallesi oldu. Dellü köyü geçmişte çok ihtişamlı ve bir o kadar da namı yüksek bir köymüş. Bunun nedeni de vaktiyle burada bulunan bir vakıftan ve dergâhtan kaynaklanmaktadır.image003

Yukarıdaki belge 13831 sayılı defterin ilgili bölümüdür. 1265-1266 yani 1849-1850 yıllarına aittir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/01/27/alucranin-kayip-vakiflari/

Kaza-i mezbura tabi Ahlos namı diğer Dellü karyesinde vaki Koyun Baba Zâviyesi Vakfının ber-vech evladiyet ve meşrutiyet ba-berat-ı âli mutasarrıfı eş-Şeyh Mustafa ve Yakup ber-hayat oldukları halde sene-i merkûme mahsuben bedel-i hasılatı tamamı vakıf hisse an karye-i Ahlos namı diğer Dellü tabi-i kaza-im der dâhili vakfın ber-veche meşrutasının…

Koyun Baba olarak Çorum’da da bilinen bir zat bulunmaktadır. Keza Şiran’da da bu adla bir köy vardır. Hepsi aynı adla anılan bir şahıs mıdır veya aynı şahıs adına kurulmuş Zaviye vakıfları mıdır? Bunu bilemiyoruz. Ama Alucra’nın Dellü Köyünde de bu adla anılan bir vakıf olduğu kayıtlarla sabittir.image004

Dellü Köyünde şimdiki Aktepe Mahallesinde bulunan ve Koyun Baba Hazretlerine ait olduğuna inanılan kabir ve türbe binası aşağıda.image005

Burada bulunan Zaviye Vakfının vakıf senedi bilinmediğinden kuruluş tarihi de tam olarak bilinmemektedir. Ancak çok eski bir vakıf olduğu Şeyler Mezarlığı olarak bilinen mezarlıktaki mezar taşlarının yapısından anlaşılmaktadır. Bu yapıdaki mezar taşları örneklerine 1000’li yıllara tarihlenen dönemlerde rastlanmaktadır. Bunların örnekleri Zıhar (Fevzi Çakmak) Köyünde bulunan Çağırgan Baba kabristanında da bulunmaktadır.image006

Fevzi Çakmak’daki (Zıhar) Çağırgan Baba Kabristanındaki mezar taşları (Vakfın tarihi Miladı 1342’dir)

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/10/19/cagirgan-baba-ve-fevzi-cakmak-zihar-koyu-2/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/04/23/alucranin-cagirgan-velileri-cagirgan-baba-ve-seyyid-mahmut-cagirgan/image007

image008

Kabristan Eşküne (Demirözü), Görene (Aydınyayla) ve Hapu (Yükselen) yolu üzerinde yolun altında dere tarafında kalmaktadır.

Dellü vaktiyle bağımsız bir köy iken şimdilerde küçülmüş ve Hapu’nun (Yükselen) mahallesi konumuna gerilemiştir. Köyde görüştüğüm bir şahıs Dellü’nün (Aktepe) tek haneye düştüğünü, kışın tamamen terk edildiğini belirtmiştir. O da köyde hayvancılık yaptığı için sezonluk olarak kalmaktadır.

Fatma Acun ve Mehmet Öz’ün Orta Karadeniz Tarihinin Kaynakları kitabında 1635’de Ahlos yani Dellü Köyünde yaşayanlar hane sahibi olarak aşağıdaki gibi belirtilmiştir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/06/30/orta-karadeniz-tarihinin-kaynaklarina-gore-alucara/

Hânehâ-i Zâviyedâr ve Ehl-i Mansıb

Hâne-i Muzaffer veled-i İbrahim Şeyh, zâviyedar-ı karye-i mezbur

Hâne-i Yakub veled-i Şaban zâviyedar-ı karye-i m.

Hâne-i Mehmed veled-i Süleyman Şeyh, zâviyedar

Hâne-i Hüseyin veled-i Mehmet Beşe

Hâne-i Piri veled-i Hacı

Hâne-i Halil veled-i Muzaffer

Hâne-i Yusuf veled-i Şaban

Şaban Taştan Hoca’nın okuduğu 1835 tarihli Alucra nüfus kayıtlarında ise köyde 3 hanede 15 kişi yaşamaktadır. Bu sayıya kadınlar ve kızlar dâhil değildir. Bu tarihte de Şeyh ve Şeyh oğulları tanımına rastlanmaktadır.

http://www.alucra.com/index.php?option=com_content&view=category&id=118&Itemid=335

Dellü günümüzde de bilinen önemli şahsiyetler yetiştirmiş bir beldemizdir. Dellülü Hoca diye bilinen Mehmet Yağcıoğlu ve onun yetiştirdiği oğulları Cafer Hoca ile Kasım Hoca en bilinenleridir. Yine onlarım amcaoğulları olan ve Selahattin Hafız olarak bilinen Selahattin Yağcıoğlu Hoca da köyün yetiştirdiği önemli değerlerdendir.image009

Selahattin Yağcıoğlu Hoca (Selahattin Hafız)

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/21/alucranin-emektar-sahsiyetleri-hafiz-selahahttin-yagcioglu/

Kasım Hoca ise hiç şüphesiz en bilinen en tanınanıdır. Halveti tarikatı Şeyhi de olan Kasım Hoca İstanbul Perşembe Pazarında bulunan Bereketzade Vakfı’nda olan hizmetleri ile de ön plana çıkmaktadır. Aynı zamanda yıllarca Arap Camiinde de görev yapmış olan hizmet adamıdır. Vakıfta verdikleri burslarla binlerce gencin okumasına yardımcı olmuştur.image010

Kasım Yağcıoğlu Hoca

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/20/alucranin-emektar-sahsiyetleri-kasim-yagcioglu/

Köyün adıyla ilgili olarak Cafer Hoca’nın anlattığına göre bir zamanlar Dellü’ye Ürgüp’ten işaret üzere gelen bir Hoca Efendi yerleşmiştir. Bir süre sonra öğrencisini ziyarete gelen hocası Dellü’de talebesini bulunca, evladım bu kadar hassa (güzel) yerleri bıraktın da bu bayır yerlere neden çıktın, sen deli misin der. Dellü ismi de buradan gelmiştir.image011

Cafer Yağcıoğlu Hoca

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/22/alucranin-emektar-sahsiyetleri-cafer-yagcioglu-cafer-hoca/image012

Hapu’nun (Yükselen köyünün) diğer mahallesi Taşdemir’in Dellü’den çekilen fotoğrafı.image013

 Taşdemir’in Hapu’dan (Yükselen köyünden) çekilen fotoğrafı

Taşdemir de zamanında bağımsız bir köy durumundaymış. Ancak o da zamanla küçülerek mahalle konumuna gelmiş. 1635’deki durumuna göre hane sayıları aşağıdaki gibidir.

KARYE-İ TAŞDEMİR

Hâne-i Hasan veled-i Oruç, an erbâb-ı timar-ı karye-i m.

Hanehâ-i Ehl-i Mansıb ve saire

Hâne-i Hüseyin veled-i Hasan, an erbâb-ı timar-ı karye-i m.

Hâne-i Mustafa veled-i Oruç, babası beratın ibraz itmekle re’ayadan değildir.

Hâne-i Ali veled-i Recep an re’âyâ

Hâne-i isa veled-i Tur Ali, bu dahi

Hâne-i Hüseyin veledi Oruç, bu dahi

1835 nüfus kayıtlarına göre ise 5 hanede 10 kişi ve iki aile görünmektedir. Burada da kadın ve kızlar sayıya dâhil değildir.

image014

Şeyhler Mezarlığından Hapu (Yükselen) köyünün görünüşü

 image015

Hapu köyünde bulunan yaklaşık 2 mt. Yüksekliğinde bir mezar taşı.

image016

Hapu (Yükselen) Köyü camiimage017

Minaresi camiden bağımsız inşa edilen caminin minaresi ile birlikte farklı açıdan çekilmiş bir fotoğrafı

Yükselen eski ve bilinen adıyla Hapu köyünün 1635’deki durumu da aşağıdaki gibidir.

KARYE-İ HAPU (YÜKSELEN)

Hâne-i Molla Musa veled-i Veli, imam ve hatib-i cami-i karye-i m.

Hâne-i Ali veled-i Salih, imam-ı karye-i m.

Hâne-i Mustafa veled-i Ahmet, yetim olmağla haneye dâhil değildir.

Hâneha-i Re’aya-yı Müslümânân der karye-i m.

Hâne-i Veli veled-i Tur Bekir

Hâne-i Mahmut veled-i Ali

Hâne-i Yahya veled-i Habil

Hâne-i Veli veled-i Salih

Hâne-i Ali veled-i Molla

Hâne-i Mehmet birader-i o  (burada ( o ) bir üstteki ile ilgili olarak zikredilen anlamındadır)

1835’de ise 7 hanede kadın ve kızlar hariç 16 kişi bulunmaktadır. Aile isimleri de aşağıdaki şekildedir.

1- Hacı Ali oğlu Ailesi

2- Yayla oğlu Ailesi

3- Küçük Mustafa oğlu  Ailesi

4- Gerdene(Gerzene)? oğlu Ailesi

5- Yazıcı Osman oğlu Ailesi

Hapu Köyünü en bilinen yapan ise bu köyümüzün yetiştirdiği değerli “Halk Ozanı” Ozan Arif (Arif Şirin)’dir. Ozan Arif sayesinde Hapu köyü çok popüler bir konuma yükselmiştir. Ülkemizde olduğu kadar ülke dışında da bilinmekte, tanınmakta de Ozan Arif’le özdeşleşmiş bulunmaktadır.image018

Ayrıca yeni adına yakışır bir biçimde “Yükselen” bir köydür. Dereden köprüyle geçilerek girilen köyün yolu dönerek yükselmekte ve zirveye çıkmaktadır. Dolayısıyla yerleşimler de buna göre yapılmıştır. Zirveye çıktıktan sonra dönüş için geriye dönmeye gerek kalmadan yolunuza devam ederek çok güzel orman manzaraları eşliğinde Gökçebel’e ve buradan geçerek de Zun (Boyluca) sapağından sağa saparak Kemallı köyü üzerinden Alucra’ya ulaşılabilmektedir. Dolayısıyla bu köyümüze ulaşabilmek için iki farklı yol alternatifi bulunmaktadır.image019

Gökçebel (Mismilon) köyünden sonraki güzergâhtaki orman manzaralarıimage020

Gökçebel (Mismilon) Köyüimage021

 

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

1912’DE ALUCRA ORMAN MEMURU HAYRİ FEVZİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI

 

1912 yılında orman memuru Hayri Efendi, Kamışlı köyünde Yani ağanın evinin önünde ölü bulunmuştur. Katili olarak da Alucra’da görevli Redif Bölüğü Mülazım-ı Evveli Mehmet Kâmil Efendi şüpheli görülmektedir. Zira olay gecesi hep birlikte Yani Ağa’nın evinde toplanıp işret meclisi kurmuşlar ve sarhoş olmuşlardır. Sabahleyin de Hayri Efendi ölü bulunmuştur.

Kamil Efendinin içki düşkünü bir şahıs olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle suçlu olarak ilk akla gelen o olmuş, Hayri Efendinin yakınları da onun suçlu olduğunu iddia etmiştir.

Bunun üzerine olayı araştırmak için müfettiş gönderilmiş ayrıca bugünkü anlamda otopsi yapılarak ölüm nedeni araştırılmak istenmiş. Alucra’da bulunan belediye doktoru yetersiz gelince Karahisar-i Şarki’den de doktor istenmiştir.  Olayın diğer detayları belgelerin transkripsiyonlarında bulunmaktadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Ahmet Yadi, Gulame Zeydin, Khosro Makhfi, Zafer Şık, Taha Muharrem, Bahattin Yunus Dinçer, Sedat Cantaş, Fadime Kaya Demirdöğen, Meral Bayülgen ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: DH. H… Dosya No: 37, Gömlek No: 64, Tarihi: 27 R 1330 (15 Nisan 1912), Konusu: Alucra kazasının Kamışlı köyü ahalisinden Yani Ağa’nın evi önünde ölü olarak bulunan orman memuru Hayri Efendi’nin ölümünün keyfiyeti ve Alucra Redif Bölüğü Mülazım-ı Evveli Mehmed Kamil Efendi’nin sarhoş olması sebebiyle muhtemelen bir olaya sebebiyet vermiş olması.image001

Dâhiliye Nezareti Muhaberat-ı Umumiye Dairesi

Harbiye Nezaret-i Celilesine

1 Mart Sene 1328 tarihli ve 34 numrulu tezkireye zeyldir.

Katl olunduğu iddia olunan Alucra Kazası Orman Memuru Hayri Efendinin leyle-i vefatında bulunduğu ce’miyette mevcut olan fiili katl kendisine isnat olunarak aleyhinde Alucra Redif Bölüğü Mülazım-ı Evveli Mehmed Kâmil Efendinin mübtela-yı iyş u işret olduğu ve müteveffanın bir cinayete hedef olduğu hakkında akrabası da musırrâne (ısrarlı biçimde) iddia da bulunduğu cihetle bir tarafın bu itikatla ve Kâmil Efendinin de sarhoşluk haliyle muarıza ederek bir vakı’aya sebeb vermeleri melhuz olmasına mebni mülazım muma-ileyhin oradan tebdili Fırka Kumandanlığına tebliğ edildiği Sivas vilayetinden bildirildiği beyan-ı ma’lumat olunur. Ol-babda.image002

Karahisar-i Şarki Mutasarrıflığından tevdi’ olunan liva müdde-i umumi muavinliğinin 11 Mart Sene 1328 tarih ve üç numerolu müzekkkiresi suretidir.

Katl olunduğu iddia olunan Alucra Orman Me’muru Hayri Efendinin esbab-ı vefatı hakkında tahkikat icra edilmek üzere Alucra kazasına azimet olunarak ve muayene-i hariciye ile sebeb-i vefatı ta’yini gayr-i kabil bulunduğu mahal-i beledi tabibi tarafından ifade olunması ve keşf ve muayenenin bi’l-iştirak icrası tezâhür hakikatini daha ziyade ta’yin edeceği anlaşılması hasebiyle merkez liva beledi tabibi dahi oraya celb edilerek icab-ı hallin icrasına mübaderet kılınmışdı. Muma-ileyh tarafından icra kılınan feth-i meyyit ameliyatı neticesinde müteveffa-yı muma-ileyhin ihnak olunduğuna (boğulduğuna) dair asar görülemeyüb azm-i cebhiyesinde mevcud darb veya sukutla husulü kabil-i cüruh-ı radiyenin sukuttan mutahassıl olması agleb-i (daha çok) ihtimalattan bulunduğu ve mevtin sukut veya darba hedef olduğu sırada vukua gelen recefan (şiddetli sarsılma) ve dimağiden (baş yarığı) naşi olduğu i’ta edilen müşterek raporda beyan ve mevcud ahvalin sukut cihetini te’yid ettiği ilave ve dermeyan edilmiş ve cereyan eden tahkikatta dahi müteveffa-yı muma-ileyhin şahsi ahar tarafından ta’arruza hedef olduğu hakkında bir güna delaile destres olunamamış (delile ulaşılamamış) olmakla beraber mahkeme azasından Arif Efendi, müddeâ (iddia olunan) aleyhlerin cümlesinden olmasıyla işin netice-i kanuniyeye rabtı ma-fevk mahkemesince (üst mahkemece) ta’yin olunacak müstantik-i mahsusi marifetiyle tahkikat icrasına mütevakkıf bulunmuş olmasından muamelat-ı müteakıbe-yi kanuniye buraca icra edilmek üzere esbab-ı kanuniyenin mevcud olmaması hasebiyle aleyhlerine iddia ettikleri eşhasın âdem-i tevkifinden dolayı ifade vermek istemeyen müddeilerin livaya müracaatları tefhim ve tahkikat evrakı istishab (yanında olarak) ile avdet eylemiş ve ale’l-usul müstantik-i mahsus ta’yin ettirilerek evrakın ona tevdii der-dest bulunmuştur. Ancak müteveffanın leyle-i (gece) vefatında bulunduğu cemiyette mevcud olan ve aleyhinde da’va edilmekde bulunan Alucra Redif Bölüğü Mülazım-ı Evveli Mehmed Kâmil Efendinin mübtelayı ıyş-u işret olduğu cümle-i mesmuat ve istilaatdan olub müteveffanın akraba ve taallugatı ise bunun bir cinayete hedef olduğu iddiasında musır bulunduklarına nazaran bir tarafın bu itikadla diğerinin de serhoşluk haliyle muarıza ederek bu yüzden bir vukuatın zuhuru melhuz bulunmasından naşi mülazım muma-ileyhin oradan tebdili muvafık-ı hal ve meslahat olacağından arz-ı lazımeden add edilmiş olmakla ol-babda.image003

Sivas Vilayeti Tahrirat Kalemi

Dâhiliye Nezaret-i Celilesine

Hülasa: Alucra orman me’murunun keyfiyet-i vefatına dair

Umumi/6026-Hususi/47

Devletlü Efendim Hazretleri

8 ve 11 Mart Sene 1328 tarihi ve on ve onaltı numrulu telgrafnamelere zeyldir. Katl olunduğu iddia olunan Alucra Kazası Orman Me’muru Hayri Efendinin keyfiyet-i vefatı hakkında Karahisar-i Şarki Müdde-i Umumi Muavini tarafından icra kılınan tahkikati havi olub liva-i mezkûr mutasarrıflığından bi’t-tahrirat irsal olunan müzekkere sureti leffen takdim kılınmış ve mevzu-i bahs olan Mülazım Mehmed Kâmil Efendi hakkında muktezi (gerekli) muamelenin i’fası Sivas Fırka Kumandanlığına ba-tezkere iş’ar edilmiştir. Ol-babda emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir. Fi 16 Rebiülahire Sene 1330 ve fi 22 Mart Sene 1327

Bende Sivas Valisiimage004

Dâhiliye Nezareti Muhaberat-ı Umumiye Dairesi

Harbiye ve Adliye Nezaret-i Celilesine

Alucra kazasına tabi Kamışlı karyesinde Yani Ağanın hanesinde Redif Taburu Kumandanı Kolağası Rıza ve Mülâzım Kâmil ve Müstantik Arif ve Orman Me’muru Hayri Efendilerle diğer bir takım kesan işret iderek muma-ileyh Hayri Efendinin ale’s-sabah (sabahleyin) hane önünde meyyiten (ölü) bulunduğu ve müstantikin bunlar meyanında bulunmuş ve hane sahibi Yani Ağa mahkeme azasıdan Kasti Efendinin pederi onunla beraber içlerinde suver-i sâire ile (çeşitli suretlerde) me’murin-i adliye münasebet ve karabeti bulunanlar dahi mevcut olması sebebiyle bu babdaki tahkikatın selamet-i ceryanını ve katillerin zahire ihracını teminen Karahisar-i Şarki Sancağı Müdde-i Umumi Muavininin serian a’zimeti lüzumu İstinaf Müdde-i Umumiliğinden (İl Derece Mahkemesi Savcılığı’ndan) muavin muma-ileyh yazıldığı gibi cihet-i mülkiyece de tahkikat-ı amika icra edilerek katillerin beheme hal elde edilmesi mezkûr sancak mutasarrıflığına ehemmiyetle tebliğ olunduğu Sivas vilayetinden bildirilmiş Adliye ve Harbiye Nezaret-i Celilesine malumat verilmiş olmakla icra-yı icabı babında tebyiz ve keyfiyet adliye nezaret-i celilesine de yazılmış olmakla ol-babda.image005

Hülasa: Alucra orman me’mur maktulü Hayri Fevzi hakkında.

Dâhiliye Nezaret-i Vekâlet-i Celilesine

Hülasa/Alucra kazasındaki hadise tahkikatı hakkında

Devletlü Efendim Hazretleri

1 Mart Sene 1328 tarihli ve 55928 Umumi / 17 Hususi numrulu tezkire-i aliyye-i nezaretpenâhileri cevabıdır. Alucra kazasına tabi Kamışlı karyesi ahalisinden Yani Ağa’nın hanesi önünde meyyiten bulunan orman me’muru Hayri Efendi’nin keyfiyeti vefatı hakkında tahkikat icra etmek üzere Karahisar-i Şarki Müdde-i Umumi Muavini’nin kaza-i mezkûra i’zamına vilayetten gösterilen lüzum üzerine me’zuniyet verilerek 8 Mart Sene 1328 tarihinde makam-ı vilayetle istinaf müdde-i umumiliğine tebliğ-i keyfiyet olunmuştur. Ol-babda emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir. Adliye Nazırı Namına Müsteşar

ALUCRA KARAAĞAÇ (KARATODAR) KÖYÜNÜN ESKİ YERLEŞİM YERİ VE EVLİYA-İ KİRAMDAN OLDUĞUNA İNANILAN MERHUM RIDVAN DEDE

image001

karatuvar

 

Karye-i Karatudar

Karye-i mezkûr muhtarının takriri

Karyemiz Çeçenzade Salih deruhde ve iltizam ederek onbir kile on dört denk zehayir ile üçyüzyetmişiki guruş rüsumat ahz ve hanesine nakil etmiş olduğu. 25 N (Ramazan) 1274 (9 Mayıs 1858)

Karaağaç köyünün adı eski kayıtlarda farklı adlarla anılmaktadır. Örneğin haritada Karatodor (Thodor) olarak yazılmış iken üsteki1858 tarihli Osmanlıca kayıtta Karatodar olarak yazılıdır. Bu da haritanın yabancı menşeli bir harita olabileceğini düşündürmektedir. Biz de Osmanlıca metindeki kayda itibar ediyoruz. 1835 tarihli nüfus kayıtlarında da köyün adı Karatodar olarak geçmektedir.

Bundan yaklaşık 1000 yıl kadar önce Karaağaç köyü şimdiki yerinde değil derenin sağında ve solunda bulunan mahalleleri birbirine bağlayan köprünün Moran tarafına doğru bulunan yüksekçe tepenin eteğinde imiş.image002

Bu fotoğraf inişte çekilmiş olup, eskiden köyün kurulu olduğu yer buradan çok yukarıda bulunmaktadır. Köy yerine herhangi bir arabanın ulaşacağı yol bulunmamaktadır. O zamanlarda da hayvanlarla veya yürüyerek inilip çıkılmakta imiş.

Neden bu kadar sarp bir yere köyün kurulduğu sorusunun cevabı güvenlik gerekçesiyledir. Zira Alucra eskilerde kervan geçiş yolu üzerinde olduğundan eşkıyalarında uğrak yeriydi. Hiç şüphesiz eşkıyalar köyleri de tehdit ettiğinden Karaağaçlılar da uzun süre korunaklı olan bu yerde evlerini kurarak ikâmet etmişlerdir.

1520’de köyde meskün halkın tamamının Müslüman olduğu bilinmektedir. 1520’de köyde 27 nefer-i Müslim (erkek Müslüman) bulunmaktadır. Karyenin mehsulleri; arpa, buğday, keten, bostan ürünleri ve baldır. Alucra’ya tabi’ bu karyeye bağlı olan Gökkilise isminde bir mezra, 3 zemin, 2 çayır ve bir çiftlik bulunmaktadır. Karyenin vergi hâsılı 1520’de 50 akçe, 1570’de 2600 akçedir.

Orta Karadeniz Tarihinin Tarihi Kaynakları isimli kitapta belirtildiğine göre 1643 tarihinde 7 hane bulunmaktadır.

KARYE-İ KARA TUTARI (KARATODOR-KARAAĞAÇ)

Hânehâ-i Ehl-i Mansıb ve Re’âyâ-yı Müslümânân

Hâne-i Ahmed veled-i Ömer, an erbâb-ı timar-i karye-i m.

Hâne-i Ahmed veled-i Halil sipahizâdedir

Hâne-i Süleyman veled-i Velid

Hâne-i Ramazan veled-i Süleyman

Hâne-i Bekir veled-i İshak

Hâne-i İsmail veled-i Veli

Hâne-i Turhan veled-i Süleymanimage003

Ancak daha sonra köy önce aşağıya Aktepe (Zil) köyünün kışla mahallesinin hizasına dere kenarındaki düzlüğe taşınmıştır. Buranın adı da Köy Pınarı’dır.image004

Bir süre burada kalan köy daha sonra da şimdiki yerine gelmiştir. Karaağaç köyü bilindiği gibi Babapınar (Parak) Köyüne komşu olup, derenin karşı tarafında da mahallesi bulunmaktadır.

Konumuz itibarıyla tekrar başa dönersek Karaağaç köyünün kurucusu olarak Rıdvan Dede kabul edilmektedir. Kuruluş tarihinin ise 1071’de gerçekleşen Malazgirt Savaşı sonrasında olduğu inancı hâkimdir. Bu nedenle çok eski bir köydür.

Fotoğrafta en sağda altta görülen yapı mescittir. Vaktiyle burada bir cami bulunmaktaymış ve Cuma Namazı kılmak için civar yerlerden bu camiye gelinmekteymiş. Ancak cami 1939’da Erzincan’da yaşanan depremden etkilenince buradan sökülerek yeni köye nakledilmiş ve orada yeniden inşa edilmiş. Eski yerine de küçük bir mescit kurulmuş.image006

Karaağaç köyünün kurulu olduğu yer ve caminin uzaktan görünüşüimage007

Minaresiz olarak inşa edilen caminin minaresi Alucra Belediyesi eski başkanlarından Kemal Bıyıkçı zamanında 1991 yılında belediyenin katkılarıyla inşa edilmiştir.image008

Caminin bitişiğinde bulunan bir türbeimage009

Türbenin içinden bir görüntü

Rıdvan Dede günümüzdeki Altıparmak sülalesinin de atası olmaktadır. Rıdvan Dedenin menkıbeleri günümüzde anlatılmaktadır. Geyiklerle, insanla konuşur gibi konuşur, onları sever, harmana sürerek düven vurur ekinlerini harman edermiş. Çok bereketli bir insanmış. El attığı her işte karşılığını bol bol alırmış.

Üstteki fotoğrafta görüldüğü üzere hafriyat çıkarılan Göbekli Tepe’nin alt tarafında bulunan evlerin olduğu yerde Rıdvan Dede’nin de evi olduğu ve aşağıda detaylarını okuyacağımız Geyik hikâyesinin burada yaşandığı anlatılmaktadır. Geyikler buradan aşağıya inerlermiş

Daha önce Hasan Altıparmak ile yaptığımız ve yayınladığımız sohbette Rıdvan Dede ile ilgili anlatılanlar şöyle idi: Rıdvan Dede köyünde ekinleri biçer, sapları getirir ve harmana dökermiş. Gece olunca da Geyikleri koşar harmanını sürer, herkesten önce de işini bitirirmiş. Köylülerin içinde Osman isimli bir zatın bu durum dikkatini çeker ve kendi kendine söylenerek, Rıdvan Dede’nin Öküzü yok, nasıl oluyor da bu kadar çabuk işini bitiriyor, ben gece bekleyip bunu anlayacağım der.

Dediğini de yapar, gece Rıdvan Dede’nin harmanının yanına gelerek saklanır ve beklemeye başlar. Birde görür ki, Geyikler geliyor, Rıdvan Dede de onlara boyunduruk takarak harmanını sürmeye başlıyor.

Durumu öğrenen Osman isimli zat da ortaya çıkarak Rıdvan Hoca’ya hitaben: Harman sürmek senin yiğitliğin değil, Geyiklerin yiğitliğiymiş der.  O sırada Geyikler boyunduruklarındaki Sam’ı kırarak kaçarlar.

Rıdvan Dede de Osman’a hitaben başkasının sırrını öğrenmeye çalışmak iyi bir huy değildir, Allah gözlerini kör etsin der. Rıdvan Dede’nin bedduası tutar ve Osman’ın gözleri o anda kör olur. O olaydan sonra da Osman’ın sülalesinin ismi Kör Osman Oğulları olarak anılmaya başlar.

Yine bir hasat zamanı Rıdvan Dede sabah kalkmış ki oldukça çok buğday çeçi yığını oluşmuş. Bunun üzerine oğullarına buğdayı eve taşımalarını söyler. Fakat oğulları (Ahmet ve Yakup isimli iki oğlu olduğu anlatılmaktadır) tembellik yapar ve buğdayı eve taşıma işini savsaklarlar.

Bu duruma kızan Rıdvan Dede de kıbleye dönerek Yarabbi benden başka Rıdvan kulun yok mu, biraz da onlara ver diye yakarışta bulunur. O anda gök gürleyip, şimşek çakmış ve şiddetli bir yağmur ve dolu yağmış. Peşinden oluşan sel de harmandaki buğdayı dağıtarak dereye taşımış. Geriye kalan buğdayı da köylüler toplamış.

Rıdvan Dede’nin bedduası da uzun yıllar evlatlarına tesir etmiş ve ne zaman harman yapacak olsalar hemen hava kapatır yağmur yağmaya başlarmış.image010

Rıdvan Dede’nin kabri başında Ercivan Altıparmak ve Ayhan Koçak. Rıdvan Dede’nin eşi ve çocuklarının mezarlarının da bu civarda olduğu günümüzdeki yakınları tarafından bilinmektedir.

Aile fertleri kabri yaptırmak istemişlerse de Rıdvan Dede rüyalarına girerek ben türbe istemiyorum, kabrimi olduğu gibi bırakın dediği için onlarda doğal halinde bırakmışlar. Ancak kabrin yeri ulaşımı zor ve ıssız yerde olduğu için kendini bilmez define arayıcıları tarafından çevre taşlarının düzeni bozulmuş. Bu nedenle aile fertleri zaman zaman gelerek hem Rıdvan Dede’nin kabrini ziyaret etmekte hem de kontrol altında tutmaktadır.

Köy aşağıya taşındıktan sonra da bir süre buraların köy kabristanı olarak kullanıldığı rivayet edilmektedir ki etrafta bunu doğrulayan pek çok mezar yeri kalıntısı bulunmaktadır.image011

Köyün kurulduğu yer Çukur Mevkii veya Çukurdüzü olarak bilinmektedir. Uzak sayılmayacak bir zaman öncesine kadar da buradaki tarlalar ekilmekteymiş.image012image003

Bir gün burada tapulu arazisi olan Süleyman Ağa isimli şahıs köyden Ali Onbaşı olarak bilinen gariban birisine benim tarlamın altındaki şu mezarları sök sana para vereceğim der. Ancak o gece Ali Onbaşının rüyasına giren Rıdvan Dede bu işten vazgeç mezarlıklara dokunma der. Benzer rüyayı bu talepte bulunan Süleyman Ağa da görünce bu işten vaz geçer.

Köyün kurulduğu yerin Adam Kaya tarafında çobanlar tarafından kullanılan bir çeşme ve kürün bulunmaktadır. Suyu da mükemmel derecede güzeldir.image013image014

Adam Kaya’nın arkasında bulunan ve Buhurluca denilen yerin altına doğru uzanan küçük bir mağara delikten kışın sıcak buhar çıkmaktadır. Eskiden keçi otlatan çobanlar soğuk havalarda burada ısınırlarmış.image015

Eski ev kalıntılarının bulunduğu taş yığınları. Eskiden evlerin tavanına ağaçlar konularak üstüne toprak örtülür ve silindirik taşlarla “Loğ”lanırdı.image016

Adam Kaya’nın da bulunduğu Çillence’nin Tepeimage017

Ağacının Deresi (Bağırsak Deresi’nin aktığı hatta) Burada bulunan ve İnönü denilen Mağara’da 100’e yakın koyun barınabilmektedir. Arka tarafta Aktepe’nin (Zil Köyü) mahalleri görülmektedir.image018

Yaşı 80’e yaklaşmış olmasına rağmen beni kırmayarak oldukça yüksek yerdeki eski köy yerine götüren ve Rıdvan dedenin kabrini ziyaret etmemizi sağlayan ayrıca köy yerini dolaştırarak bilgi veren Ercivan Altıparmak’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

20 Ağustos 2014

 

 

ALUCRA’NIN EMEKTAR ŞAHSİYETLERİ SEFER GÜNDÜZ (SEFER HOCA)

image002

 

Sefer Gündüz (Sefer Hoca), 13.06.1963 tarihinde Alucra’da doğdu. Kendisi aslen Karabörk köyündendir.

İlkokul 1. 2. ve 3. sınıfları Alucra’da okudu. Daha sonra babasıyla Almanya’ya gitti. 4. ve 5. Sınıflara Almanya’da devam etti. 1977 yılında Almanya’dan dönerek Alucra İmam Hatip Okulu’nun Orta kısmına başladı. 1984 yılında İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu.

1984 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı İmam Hatip sınavını kazanarak 1985 yılı Nisan ayında Trabzon’un Araklı ilçesinde İmam olarak göreve başladı. 1989’a kadar 4 yıl orada görev yaptıktan sonra Alucra’nın Kamışlı köyüne tayini çıktı. 1992 yılına kadar da Kamışlı köyünde görev yaptı.

Aynı yıl Alucra merkezinde bulunan Küçük Camiye atandı. 2002’ye kadar da burada görev yaptı. 2003’de kadrosuyla birlikte Giresun’a tayin oldu. Bulancak tarafında Kavlağan Dibi Mescidinde (burada bulunan 4,5 metre çapındaki bir Kavlağan ağacından adını alan semt) 1 yıl kaldıktan sonra 2004’de Alucra merkezinde bulunan Afet Evler Cami’ne tayin oldu. Halen aynı camide görev yapmaktadır.

Sefer Gündüz (Sefer Hoca), evli, 4 erkek bir kız çocuk babasıdır. Oğullarından Mahmut ve Fatih Alucra’da 2005’de kurulan Mizan İnşaat bünyesinde 2008’de açılan “Beton Santrali”ni işletmektedir. Açık Öğretim Fakültesi İktisat Fakültesi mezunu olan oğlu Yavuz Alucra’da “Çay Ocağı” sahibidir. Diğer oğlu daha küçük olup 6. Sınıfa gitmektedir. Kızı ise Rize İlahiyat Fakültesi 5. sınıfta okumaktadır.

Alucra’da belediyenin cenaze hizmetleri olmadığından Sefer Hoca, Merkez Caminin imamı Mevlüt Hoca (Esgidir) ile birlikte cenaze defin işlemlerini yapmaktadır. Bunun yanında bayramlarda düzenlenen dini törenlerde görev üstlenmekte, zaman zaman köylere de gitmektedirler.

Alucra genelinde günümüz itibarıyla köyler dâhil 70 din görevlisi bulunmaktadır. Merkezde bulunan 5 Cami ve İmam Hatip’te 6 Hoca ve 5 müezzin bulunmaktadır.

Saygılarımla,

Murat D. Tosunimage004image006image008image010

 

1918 TARİHLİ SUŞEHRİ VE ALUCRA BELEDİYE MECLİSİ SEÇİMLERİNE DAİR

 

Bilindiği gibi Suşehri ve Alucra 1. Dünya Savaşı boyunca Kafkas Cephesinde Ruslara karşı önemli görevler üstlenmiş Karahisar-i Şarki’nin iki önemli ilçesidir.

1918’de Kafkas Cephesinde Ruslarla yapılan savaşın sona ermesine müteakiben Alucra’da konuşlanmış bulunan Kolordu’da çekilmişti. Belgelerdeki bahse konu Belediye Meclisi’nin teşkili de bu döneme denk gelmektedir.  İkinci belgede de harp nedeniyle Alucra’da Belediye Meclisi seçiminin yapılamamış olduğuna da vurgu yapılmaktadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun ve Hafize Bozkurt’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: DH. UMVM, Dosya No: 61, Gömlek No: 57, Tarihi: 5 Ca 1336 (16 Şubat 1334-16 Şubat 1918), Konusu: Sivas Vilayeti Suşehri kazasında müntehab-ı sanilerin miktarına bakılmayıp seçimlerin yapılması ve Alucra kazasında da önce belediye meclisinin teşkili, sonra meclis-i umumi azalarının seçilmesi gerektiği.image001

Sivas Vilayetine

Şifre

11 Şubat 1334 (11 Şubat 1918)

Suşehri’nde mevcud müntehab-ı sanilerin mikdarına bakılmayıp intihâbâtın (seçimlerin) yüz dördüncü maddeye tevfikan icrası ve Alucra’da evvel emrde meclis-i belediyenin teşkili ve ba’dehu Meclis-i Umumi azalarının intihabı (seçilmesi) lazım gelir. 13/2/(13)34image002

Mahreci Sivas

Keşidesi 12 Şubat Sene 1334 Kaleme vürudu (evrakın yazı işlerine gelişi) 12

Suşehri kazasınca yirmi müntehab-ı (seçilmiş) saninin (ikinci) ancak üç mevcudu ekseriyet teşkili kabil olamadığından Alucra kazasınca da zaruret-i harbiyeden naşi (neşet eden, ortaya çıkan) mahalli belediye intihabı yapılamadığından aza-yı mezkûre intihabının (seçiminin) mevcud müntehab-ı saniler marifetiyle meclis idare-i kaza huzurunda icra olunub olunmayacağı Karahisar mutasarrıflığına iş’ar kılındığının suret-i marûzaya nazaran iktizasının emr ü tebliği marûzdur.    Fi 11 Şubat Sene 1334 Vali Necmi

1906’DA ALUCRA ÇİFTÇİSİNE YAPILAN YARDIM

 

İncelediğimiz belgede öncelikle 1906 yılında Alucra’da Ziraat Bankası Sandığının varlığını görmekteyiz. Onun haricinde Alucra çiftçisinin zor duruma düştüğü ve krediye muhtaç durumda kaldığı anlaşılmaktadır. Kredi kullanmak için de kefil gerektiği açıktır. Kefil gösteremeyen de hiç şüphesiz bu imkândan faydalanamamıştır.

Sahil insanı iç kesimde yaşayanlara ekinci diye hitap etmektedir. Alucralının da ekinci diye anılması o tarihlerde tarım dışında bir gelir kaynağı olmadığından ve çiftçilikle geçindiğinden olsa gerektir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Ehlibeyt Bendesi, Ahmet Yadi, Turan Kılıçaslan, İnci Abaroğlu, Hafize Bozkurt ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: BEO, Dosya No: 2811, Gömlek No: 210770, Tarihi: 27 S 1324 (9 Nisan 1322-22 Nisan 1906), Konusu: Alucra kazası muhtacin zürra’asına akçe ikrazı. (Ticaret)image001

Sadaret-i Uzmâ Mektubî Kalemi

Fi 27 Safer 1324 ve fi 8 Nisan 1322 (22 Nisan 1906)

Ticaret ve Nafia Nezaret-i Celilesine

Suret-i balada muharrer tezkire mucebince Ticaret ve Nafia Nezaret-i Celilesinden icra-yı icabına himmet buyurulmak.

Alucra kazası muhtacın zürra’ına (ekinci, çiftçi) elli bin guruş daha ifrazı hakkında.image002

Marûz-i çaker-i kemineleridir.

Alucra kazası muhtacin zürra’ına ikraz edilecek yirmi bin guruşun kifayetsizliğine mebni elli bin guruşun daha kefalet-i müteselsile ile kaza-i mezbur zir’at bank sandukdan ikrazı hususunun arz ve istizanı Sivas Vilayet-i Celilesinin iş’arı üzerine mezkûr banka idaresinden ifade olunmakla ol-babda emr ü ferman hazret-i veliyyü’l emrindir. Fi 24 Safer Sene 1324 ve fi 6 Nisan Sene 1322

Ticaret ve Nafia Nazırı Bende Vehbi

1897’DE ALUCRA’DA HÜKÜMET KONAĞI VE HAPİSHANE İNŞASI İÇİN HAZIRLANAN KEŞİF VE PROJE

 

Bundan önce belgelere dayalı olarak pek çok kez yazdığımız yazılarda Alucra’da kaymakamlık teşkilatı kurulmuş olmasına karşın başlangıçta hizmet binasının olmadığını ve kiralanan binalarda hizmet verildiğini belirtmiştik.

Bu kez incelediğimiz 1897 tarihli belgede Alucra’da bir hükümet konağı ve hapishane inşasının projelendirildiği ve keşfinin hazırlandığı anlaşılmaktadır. Ancak keşif bedeli olan elli altı bin üç yüz kuruşun Sivas vilayeti inşaat tertibi bütçesinden fazla olduğu için bu girişim sonraya kalmıştır. Bu nedenle bir süre daha bu şekilde hizmet verildiği anlaşılmaktadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Rümeysa Odabaş, Nazan Olgun ve Hafize Bozkurt’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: BEO, Dosya No: 927, Gömlek No: 69462, Tarihi: 25 L (Şevval) 1314 (17 Mart 1313-29 Mart 1897), Konusu: Alucra Kazasınca inşasına lüzum görünen Hükümet Konağıyla hapishanenin inşaat masraflarının merkez kısmında karşılığının olmadığı. (Şura)image002

Şura-yı Devlet Riyaset-i Celilesine

Fi 25 Şevval 1314 ve fi 17 Mart 1313 (29 Mart 1897)

Alucra kazasınca inşasına lüzum görüldüğü Sivas vilayetinin iş’arına atfen Dâhiliye Nezaret-i Celilesinden bildirilen hükümet konağıyla hapishanenin masarifi inşaiyesinin üç yüz on üç senesi malından sarfı tabii ise de sene-i merkûme muvazenesinin buna müsaid olub olmadığı malum olmadığından bahisle iktizasının ifası hakkında Şura-yı Devlet Dâhiliye Dairesinden tanzim ve ita olunan 9 Şaban Sene 1304 tarihli ve 3052 numerolu mazbata üzerine keyfiyet nezaret-i müşarün-ileyhadan lede’l-istifsar (sorma) Sivas vilayetinin inşaat tertibi yirmi iki bin dokuz yüz atmış guruş olduğu halde üç yüz on üç senesinden i’tibaren yüzde beşinin tenzili lazım gelmesinden dolayı mezkûr hükümet konağıyla hapishanenin masarif-i inşaiyesi bulunan elli altı bin üç yüz küsür guruşun bundan tesviye ve mahsubu kabil olamayacağı gibi sene-i merkume muvazenesinin merkez kısmında dahi bu misillü masarifatın karşılığı olmadığı meşhud-ı vârid olan 21 Şevval 1314 tarihli ve 198 numerolu tezkire leffen ve mezkûr mazbataya melfuf keşf defteri ve rayiç mazbatası ile resmi iadeten savb-ı samilerine gönderilmiş olmakla suret-i iş’ara nazaran müzekkere-i keyfiyetle icab-ı hallin ba-mazbata inbasına himmet.

Ba-işaret müsteşarî