1862’DE AKŞEHİRÂBAD MİNDEVAL VE ALUCRALILARIN ÇERKES VE NOGAYLAR İÇİN YAPTIĞI MİSAFİRPERVERLİK

 

Bu konuda daha önce de yazı yazmış, belge yayınlamıştık.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/13/karahisar-i-sarki-ve-alucranin-cerkes-ve-nogay-tatari-misafirleri/

Bu kez yayınladığımız belge de bir önceki yazımıza konu hikâyenin devamı niteliğindedir. Kafkasya’nın değişik yerlerinden kara ve deniz yoluyla Anadolu’ya gelen muhacirler devletin tespit ettiği yerlerde iskân edilmişlerdir.

Bu iskân öncesinde bir yerden diğer bir yere nakillerinde kendileri de çok sıkıntı çekmiştir. İşte bu hengâmede Samsun limanından hareketle Muş Sancağına gitmek üzere yola çıkan muhacirlerin yolu Karahisar-i Şarki topraklarına da düşmüştür.

Bunlardan Akşehirabâd, Mindeval ve Alucra ahalisi de söz konusu Çerkes ve Nogay muhacirlerinin sevk ve iaşe masraflarını karşılamış, devlet bunu kendilerine ödemek isteyince de kabul etmemiş hazineye teberru etmiş, bunu bir kardeşlik görevi addetmişlerdir.

Bu nedenle davranışları takdir görmüş, onurlu bir davranış olarak tarihe kayıt düşülmüştür.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Mustafa Demirel ve Gulam Fırat’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: A.}MKT.MHM. Dosya No: 238, Gömlek No: 90, Tarihi: 18 Za 1278 (17 Mayıs 1862),Konusu: İskân olunmak üzere Muş sancağına gönderilen muhacirine Karahisar-i Şarki kazaları ahalisince yapılan yardımların Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis’de yayınlanması.image002

Karahisar-i Şarki Kaim-makamına

Li-eclil-iskân Muş Sancağına gönderilen Nogay ve Çerkes muhacirlerinin Karahisar-i Şarki Sancağına tabi Akşehirabâd ve Mindeval ve Alucra kazalarından esna-yı mürurlarında tayinat baha ü masarifat nakliye vesaireleriçün ahali canibinden virilmiş olan otuzbeşbin ikiyüzyetmişsekizbuçuk guruşun bir hidmed-i müftehire olmak üzere hazine-i celileye terk ve teberru olunarak kabulü istid’asında oldukları liva-i mezkûr meclisinin Maliye Nezaret-i Celilesine mevrud mazbatası mealinden malum olmuş ve ahali-i merkumenin işbu hidmetleri şâyân-ı takdir olarak Takvim-i Vekâyi ve Ceride-i Havadise derç ile i’lan ettirilmek üzere bulunmuş olmağla beyan-ı hâl-i bu babda hâsıl olan mahzuziyet-i (hoşa gitmek) keyfiyyetinin ahali-i merkumeye tebliği hususuna mübaderet eylemeniz şiyakında şukka.

 

Takvim-i Cerideye Manzur

Emsali misillü

Olunacağı mahallinden iş’ar olunmuş olmağla keyfiyetin Takvim-i Vekayi derç ile ilanıçün işbu manzur

 

Maliye Nezaret-i Celilesine

Müfid tezkire-i atufileri ve mazbata-i melfufe müveddası malum-ı senâveri olarak ahali-i merkumenin işbu hidmetlerini takriran takrirat tastir ettirildiği misillü keyfiyyet Takvim-i Vekayi ve Ceride tesciline dahi derç ile i’lan ittirilmek üzere bulunmuş ve mazbata-i mezkûr leffen i’ta kılınmış olduğu beyanıyla terkim-i zeyle ibtidar kılındı.

ALUÇORA’NIN ALLU KÖYÜNDEN MERHUM ŞEYH OSMAN’IN EŞİ ADİLE HANIMIN DİLEKÇESİ

 

Aluçora da nereden çıktı diye düşündüğünüzü tahmin etmek zor değil. Fakat incelediğimiz belgelerin bazı yerlerinde Alucra yazılıyken bazı yerlerinde de Aluçora diye yazılmış. Bu yanlışlık belge üzerindeki derkenarlarda ve yöreyi bilmeyen memurların yazılarında bulunmaktadır. Bu tamamen gayr-i ihtiyâri yapılan bir yanlışlıktır. Ancak sehven ortaya çıkan bu durumu başlığa taşıyarak bir anlamda latife olsun diye düşündüm.

Belgemizin içeriğine gelince; Adile Hanım Alucra’nın Allu köyünden Şeyh Osman’ın eşidir. 1856 yılında İstanbul’da Elvan mahallesinde ikâmet ettiğini belitmiştir. Şimdi bu isimde bir mahalle var mıdır varsa nerededir bilemiyorum. Bu konuda belgede de bir açıklık bulunmamaktadır.

Diğer taraftan Allu’lu Şeyh Osman’ın da nerede Şeyh olduğu nerede vefat ettiği de belirtilmemektedir. Keza amcasının oğlu Mavnacı İbrahim’in mavnacı lakabını nerden aldığı da muammadır. Bu sadece sahil yerlerinden birinde denizcilikte uğraştığını akla getirmektedir.

Şehy Osman vefat edince varisleri olarak hanımıyla birlikte bir oğlu iki kızı kalır. Alucra’nın Allu köyünde Şeyh Osman’a ait oldukça fazla mülkü kalır. Hanımı Adile Hanım çocukları küçük olduğundan onlara vasi olur ve memleketteki miras kalan malları 4 bin kuruş karşılığında İbrahim ve Mehmet’e satar. Ancak bir süre sonra İbrahim ve kardeşi Der-saadet’e gelerek zorla parayı geri alır mallara da el koyarlar.

Adile Hanım da bunun üzerine dilekçe vererek söz konusu kişilerin Der-saadet’e getirilerek yargılanmaları ve el konulan mallarının geri alınması için Trabzon valisine hitaben yazı yazılmasını talep etmiştir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Cevdet Şahin, İbrahim Yıldırım, Yusuf Yusuf, Gulam Fırat, Ahmet Yadi, Khosro Makhfi, Afra Bedia Oğuz, Şule İyigönül Atasagun ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: A.}MKT.DV.. Dosya No: 96, Gömlek No: 9, Tarihi: 2 Z 1272 (4 Ağustos 1856), Konusu: Adile Hanım’ın Alucra kazasında Mehmed ve İbrahim’de olan alacağının tahsili talebinin tahkiki ile gereğinin yapılması.image001

Karahisar-i Şarki Kaim-makamına

Adile Hatun’un zevci müteveffa Şeyh Osman Efendinin Karahisar-i Şarki Sancağında Aluçora kazasına tabi Allu karyesinde mutasarrıf olduğu emlak ve arazisi irsen (miras yoluyla) oğlu muzır Mehmed ve kerimeleri emine ve Şefika’ya intikal etmiş ise de müteveffa-yı merkumun karındaşları Mehmed ve İbrahim nam kimesneler tarafından icar olunarak bu tarafda icra olunan terafu’larında (duruşmalarında) sagir-i merkum (buluğa ermemiş çocuk) ve mezburelerin icar-ı mezkûrdan dolayı merkumda on altı bin iki yüz guruş hakkı tebeyyün etmiş ise de eda etmeksizin ber-takrib ol-tarafa savuşarak gadr dâ’iyesinde bulunduğundan mebaliğ-i mezburun kendisinden ve teraküm eden icarın dahi merkum İbrahim’den tahsili ve müdahale-i vakıanın men’i ve olmadığı halde merkumların Der-saadet’e ihzarı (hazır edilmesi) hakkında mukaddemâ vukuu bulan istid’a üzerine keyfiyet bâ tahrirat iş’ar olunmuş ise de henüz bir icabı eda olmadığından zikr olunan emlak ve araziyi bundan üç sene mukaddem mavnacı İbrahim ve karındaşı Ahmed nam kimesnelere dörtbin guruşa baliğ ve füruht eylemiş olduğu halde merküman Mehmed ve İbrahim bazı kesanın necahına (zaferine, muradına) mebni mezkûr emlak ve araziyi zabt etmek dâiyesinde (arzusunda) bulunduğundan bahisle icab-ı halin icrası hususu bu kere dahi niyaz olunmağla keyfiyet karin-i sıhhat ise şer-i şerif ve meclis marifetiyle beyzi hane rağbet olunarak bütün maddeye göre lâhık olacak hükm-i şeriyyenin icrasıyla keyfiyetin iş’arı hususuna mübaderet eylemeniz şiyakında şukka.image002

Adile Hatun’un takdim eylediği arz-ı hâlde zevci müteveffa Şeyh Osman Efendinin Karahisar-i Şarki Sancağında Aluçora kazasına tabi Allu karyesinde mutasarrıf olduğu emlak ve arazisi irsen (miras yoluyla) oğlu hizib Mehmed’e ve kerimeleri Emine ve Şefika’ya intikal etmiş ise de müteveffa-yı merkumun karındaşları Mehmed ve İbrahim nam kimesne tarafından icar olunarak bu tarafda icra olunan terafu’larında (duruşmalarında) sagir-i merkum (buluğa ermemiş çocuk) ve mezburelerin icar-ı mezkûrdan dolayı merkumda on altıbin iki yüz guruş hakkı tebeyyün etmiş ise de eda etmeksizin ber-takrib ol-tarafa savuşarak gadr dâiyesinde bulunduğundan mebaliğ-i mezburun kendisinden ve terakim eden icarın dahi merkum İbrahim’den tahsili ve müdahale-i vakıanın men’i ve olmadığı halde merkumların Der-saadet’e ihzarı hususu istid’a olunmuş olmağla keyfiyet muvafık-ı inha olunduğu halde şer-i şerif ve meclis marifetiyle ru’yet-i lahık olacak hükm-i şer’inin icrasıyla keyfiyetin iş’arı hususuna himmet buyurulması fi 12 L sene (12)72 tarihinde Karahisar-i Şarki Kaim-makamına emr-name-i sâmi yazılmış ve cevabı vüruduna dair kayda zafer-yab olunamamıştır. Ferhan hazreti men leh’ül emrindir.

Maruz-i çaker-i kemineleridir ki;

Bu cariye kulları Der-sadet’de Elvan Mahallesi sakinlerinden olub vilayet-i Anadolu’da Karahisar-i Şarki Kazası dahilinde Alucra kazası kuralarından Allu nam karye sakinlerinden Kuruk oğlu Şeyh Osman Efendi bu cariyelerinin zevcim olub merkum zevcim kulları karye-i mezkûr tarafında vaki malumu’l hudud bir bab menzile ve bir bab ahıra ve bir bab samanlık ve yarım harman yerine ve bir bab misafirhane ve on kıt’a tarla iki çayır ba senet mutasarrıf iken bundan dokuz sene akdem fevt olub bu zikr olunan yerler müteveffa-yı merkum zevcim kullarının sagir ve sagire üç nefer evladları Mehmed ve Emine ve Şefika ve bu cariyelerine intikal etmiş ise de ve bu cariyeleri evladlarıma vasi nasb ve ta’yin olunub ve bu cariyeleri vesayeti kabul edip o tarafda bu zikr olunan mülklerimi ve tarlalarımı Der-saadet’de karye-i mezkûr sakinlerinden mavnacı İbrahim ve karındaşı Ahmed’e bundan üç sene akdem mezkûr yerleri ve tarlaları dörtbin guruşa bu cariyeleri füruht ve kasr-i yed etmiş olup dört bin guruşu tamamen alub ve Der-saadet’de Defterhane-i Âmire’ye varub takrir verdim ise de ol-tarafdan bir kıt’a mazbatası verilmek içün valisine hitaben bir kıt’a emr-name-i sâmi gitmiş ise de bir tarafdan dahl ve taarruz müdahale icab etmez iken karye-i mezkûr sakinlerinden yetimlerimin amucası oğlu Kuyularık oğlu İbrahim ve Mehmed zuhura gelüb bu kadar mülk ve tarlaları füzûli zabt idüb mazbata virdirmeyüb ve merkum İbrahim ve karındaşı Ahmed bu tarafda ve bu cariyelerine virmiş oldukları dörtbin guruş girüye matlub idüb heman ol-tarafda merkumlar ile birkaç defa murafaaya duruşulmuş ise de bazı kesan tarafından müsaade olunmak ihkak-ı hak olmayub merâhim-i aliyyelerinden mercudur ki mahal-i mezkûrda şer’an ihkak olunmak mümkün olmadığı halde merkumların Der-âliyeye ihzarı havi valisine hitaben bir kıt’a emr’name-i sâmi i’tası niyazım babında emr ü ferman hazret-i men leh’ül emrindir.

Fi 21 Zilhicce Sene (12)72

Bende Müteveffa-yı Merkûme Zevcesi Adile Cariyeleri

 

1927 TARİHİNDE ALUCRA’NIN ZIHAR KÖYÜ İLE ÇAKMANUS KÖYÜ ARASINDA GÖRÜLMÜŞ BİR YAYLA DAVASI

HPIM1758.JPG

Aşağıda detaylarını okuyacağınız yayla davası çok şükür sulh u salahla yani en iyi şekilde barışla sona ermiştir. Aslında konu şudur. Zıharlılar yaylalarına gitmek için atalarından gördükleri ve mutat olduğu şekilde Çakmanus topraklarından geçmektedirler. Ancak yol üzerinde bulunan bazı yerler sulanarak tarla ve çayır yapılır ve buradan geçmelerine izin verilmez.

Zıharlılar da bunun üzerine çatışma ve kavgadan kaçınarak durumu mahkemeye intikal ettirirler. Mahkeme de bilirkişiler tespit ederek yerinde keşif yapar. Davacı ve davalıların iddialarını alır, şahitleri dinler. Durum karar aşamasına geldiğinde taraflar anlaşırlar. Buna göre Zıharlılar yayla göçü sırasında daha dikkatli olacak ve hayvanlarının etrafa zarar vermesine dikkat edecektir. Çakmanuslular da Zıharlıların yaylaya ve yayladan köye göçleri sırasında onlara yardımcı olacaktır. Yani karşılıklı olarak birbirlerini idare edeceklerdir.

Karşılıklı anlayış ve esneklik, haklara saygı ve bazı detayları da görmezden gelmek, büyütmemek birlikte yaşamanın vaz geçilmez şartıdır. Gerçi artık Alucra’da yaylacılık olgusu kalmadı denilebilir. Eskiden gurbet bilinmezken köylerin nüfusu çok kalabalıktı. Tarım toplumu olunması nedeniyle hayvancılık da çok güçlüydü.

Dikkat ederseniz belgede Zıhar köyünün nüfusu 200 hane olarak gösterilmektedir. 200 hane en az 1000 kişilik nüfus demektir. Öte yandan 400 araba ile yaylaya gidildiğinden bahsedilmektedir ki her arabayı iki öküz çekse 800 öküz eder. Ayrıca 5 bin hayvanın bu yoldan götürüldüğü belirtilmektedir. Bunun 2000’i büyük baş olsa varın siz Alucra’daki hayvancılık potansiyelini hesap edin. Karabörk yaylasında bulunduğum sırada yaşı 65 civarında olan bir tanıdığım, çocukluğunda yayla göçü esnasında 400 öküz arabasını saydığını söylemişti. Hemen hemen her köyümüzde durum aynıymış. Alucra’nın (Çamoluk dâhil) köyleriyle birlikte nüfusunun 80-100bin civarında olduğu bilinmektedir.

Neticede insanlarımız gurbete gitmeye başladıktan sonra nüfus da azaldı tarım da azaldı. Sonuç olarak iki köyümüzü bu davada gösterdikleri anlayış nedeniyle kutlamak gerekmektedir. Zaman zaman bu konularda üzücü olayların yaşandığı da olmaktadır. Bu nedenle buradan çıkarılacak dersler vardır.

Yazıya konu belgeleri Erdem Ekşi’den temin ettim. Hatta transkripsiyonunu da değerli hemşehrimiz Yard. Doç. Recep Ahıshalı’ya yaptırmış. Kısacası hazıra kondum. Sadece yazması ve yorumlaması bana kaldı. Kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Saygılarımla,

Murat D. TosunHPIM1729.JPG
image003

image004

Keşif Varakası

Zıhar köyünden Ekşioğlu Osman Ağa ve arkadaşlarıyla Çalmanus köyünden Muhtar Ahmet ve arkadaşları arasında meydana gelen yayla yollarına yapılan müdahale davasının mahkemesi esnasında anlaşmazlık konusu olan mahallin keşfine ve keşif heyeti olarak adı geçen köylere komşu olan köyler ahalisinden bazı kişilerin seçilip tayin edilmesine karar verilmiş olduğundan karar gereği mahalline varılarak konuyu bilen kişilerden tayin edilen Karabörk köyünden Musa oğlu 55 yaşında Hüseyin, Muhtar Mustafa oğlu 35 yaşında Yusuf, Mezmek köyünden Mehmet Beyoğlu Yusuf 76 yaşında ve Zun köyünden Hasan oğlu Süleyman 60 yaşında ve Biticioğlu ve Reşid Ali oğlu 70 yaşında Süleyman, Karabörk köyünden Ahmet oğlu 60 yaşında Derviş Ağaların usûlen isimlerinin sayılmasından sonra mahkemede hazır bulunan iki tarafın huzurunda keşfine başlanmıştır.

Dava konusu olan yerin sonunda bulunan “Üç Köprü” adlı yer ile Çakmanus köyünün yaylası tahminen yarım saat ve Zıhar köyünün yaylası bir buçuk saat mesafede olduğu, Üç Köprü olarak bilinen yer tahminen bir kilometre uzunluğunda olduğu tapu kaydında gösterilen Üç Köprüdeki tarla ve çayırlar kendilerinden sorulduğunda Hasan Efendi oğlu Nail Osman Efendi üzerine kayıtlı çayırın Üç Köprü mevkiinin dışında bulunduğu, Hasan Efendi oğlu İbrahim ile Bayram oğlu Ali ve Veli üzerlerindeki tarla ve çayırı bilmedikleri, adı geçen yerde çeşitli tarlalar bulunmakta ise de 15 seneden önce buralarda tarla ve çayırların olduğunu bilmediklerini, 15 seneden beri adı geçen tarla ve çayırların ihdas edilmiş olduğunu bilmediklerini, Zıhar köyü halkı eskiden beri yaylaya çıkarken adı geçen mahalde ihtiyaç halinde bir iki gece kalarak hayvanların meradan yararlanır olduklarını, Zıhar arasında adı geçen mahalden yayla göçü yürüyüşüyle 6 saat tahmin edildiği, Çakmanus ahalisinin köy ve yaylaları birbirlerine yakın olduğundan yolda konaklamasına gerek olmadığı, Zıhar köyünün 200 haneden ibaret olup yaylaya toplu olarak gitmekte olduklarını bildiklerini araba ve binek hayvanları Yeşilyurt adıyla bilinen Çakmanus köyünden itibaren yoldan diğer hayvanları adı geçen mahalden itibaren toplu olarak yolun sağ tarafındaki yolun sağ tarafındaki tepeden Haşhaş deresine inip adı geçen derenin yine dağ eteğine ve Kalınbük’ün güneyinden geçer olduğunu ve Kalınbük adlı yer eskiden beri Çakmanus köyünün çayırları olup yolun sağ tarafındaki, çayırların ortasındaki boş yerde Zıharlıların dinlendiklerini Haşhaş deresinde Karakuş adlı Muharrem’e ait tarla ile Hasan oğlu Hüseyin’e ait tarlanın yerini tayin edemediklerini, Yeşilyurt’taki Molla Ömer oğlu Osman’a ait tarlayı dahi bilmediklerini beyân, Çakmanus köyünden hazır bulunanlar adı geçen Karakuş oğlu Mehmet, Haydar oğlu Hüseyin ve Ali kızı Penbe tarlalarını bildiklerini, haydar oğlu Hüseyin’in tarlası yolun solunda, Penbe tarlası ile Mehmet Ali tarlası yolun sağında bulunduğunu beyân ve göçün Haşhaş deresindeki yoldan geçebilecek ve başka tarafdan geçecek imkânı bulunmadığını, netice olarak göçün Haşhaş deresinden itibaren yolun sağ tarafını takiben Üç Köprü’ye kadar zarar vermeksizin adı geçen yerde ekilip biçilmeyen yerlerde bir iki gece konaklayabilmek imkânı olduğunu ve ancak araba ve binek hayvanları yoldan geçmek suretiyle zarar vermesine sebep olmayacağını, göçün dahi yolun sağından sonradan ihdas edilen tarlaların bazıları kaldırılmadıkça zarar vermeksizin geçemeyeceğini beyan, Zıharlılar eskiden beri atalarının gittiği yoldan gitmelerinin uygun olacağını, Çakmanuslular ise eskiden beri geçtikleri yoldan geçmelerine yardım edemeyeceklerini, Üç Köprüdeki Naib Osman Efendi çayırı ile İbrahim, Ali ve Davut’un çayır ve tarlalarından Naib Osman Efendi çayırı adı geçen yerden hariç, İbrahim çayırı adı geçen yerde tahminen bir dönüm kadar Ali ve Veli tarlası da tahminen üç dönüm, Üç Köprü konak mahallinde bulunduğunu beyan ve iki tarafın başka diyecekleri olmadığını beyan eylemeleriyle işbu keşif varakası yazıldı. 13 Mayıs 1927

Naib Ahmet Haydar                        Hâkim Hasan Fehmi

image006image007

Davacı Zıhar köyünden Ekşioğlu Osman, Öksüzoğlu Şükrü, Muhtar Molla Salih oğlu Recep, Kadir ve Gelvaris köyü imamı Hüseyin Efendi, davalı Çakmanus köyü muhtarı Ahmet, Caniklioğlu Mustafa, Karakaşoğlu Mustafa, Soytarıoğlu Mehmet, Yakup oğlu Kâmil, davalıların köyü Çakmanus köyüne sınır olduğundan arazi ve meralarından ortaklaşa yararlandıkları ve Gâvur dağındaki yaylalarına gitmek için Çakmanus köyü sınırları içerisindeki yoldan gelip geçerek bu ana kadar dörtyüzden fazla araba ve beşbinden fazla hayvanları ile geçtikleri halde hâlen adı geçen Çakmanus ahalisi yolun etrafındaki boz ve işlenmemiş yerleri sulayarak tarla ve çayır haline getirmiş olduklarından yoldan faydalanılamayacak bir durum ortaya çıkmıştır.

Adı geçen yolun etrafından faydalanma hakkı olan yerlere yapılan bu müdahale ve tecavüzün keşif yapılarak yasaklanmasına karar verilmesini talep ve dava eylemeleri üzerine davacılardan Şükrü, Salih ve Recep gelmediğinden mahkeme haklarının geçici olarak düşmesine karar verildi.

Davalılardan Muhtar Ahmet ile Karakaşoğlu Mustafa’nın ve diğerlerinin gayıplarında olarak yapılan mahkeme iddia ve savunma şekli ve yerinde yapılan keşif belgesinin içinde geçenlere ve her iki tarafın belge muhtevasına uygun olarak anlaşmaya razı oldukları beyan edilmiştir.

Keşif belgesinin özeti anlaşmazlık konusu olan yer tahminen iki saatlik mesafe ve Çakmanus köyüne ait tarla, çayır ve mera içerisinden geçmekte olan yoldan Zıharlılar hayvanlarının zarar vermemesi için korumaya dikkat ettikleri, Çakmanus ahalisi dahi Zıharlıların yaylaya geçtikleri gün Tahminen iki saatlik mesafe ve Çakmanus köyüne ait tarla

Tarla ve çayırları korudukları, yolcuların Yeniyurt mevkiinden itibaren Haşhaş deresini geçerek yolun güneyinden ormanlık bölgeden giderek üç köprü adlı mevkide tarla ve çayır olmayan yerlerde iki gece konakladıkları, araba ve yol hayvanları ise adı geçen dereden yolu takiben Kalınbük adlı mevkide Tahminen iki saatlik mesafe ve Çakmanus köyüne ait tarla ve çayır olmayan yerlerde bir müddet dinlendikleri, hayvanlarını otlattıktan sonra Üçköprü adlı mevkide birleştiklerinden ibaret iki tarafın bu şekilde bundan böyle birbirlerini idare edecekleri yönünde anlaşmaya razı olduklarından mevcut anlaşmanın tasdik edilmesine karar verildiğini beyan etmişlerdir. Talep ettikleri ve yukarıda yapıldığı şekliyle anlaşmanın tasdikine ve 100 kuruş tasdik harcı davacılardan alınmasına temyiz yolu açık olmak üzere 15 Mayıs 1927 tarihinde karar verildi.HPIM1731.JPG

 

ALUCRA KAZASI MÜDÜRLÜĞÜ’NE HASAN PAŞA’NIN TORUNU EMRULLAH BEY’İN ATANMASI

 

Belgenin içeriğinde Karahisar hanedanından Emrullah Bey demekle birlikte Hasan Paşa’nın toruna olduğuna yönelik bir bilgi yazmamaktadır. Ancak, araştırmalarımızdan biliyoruz ki Emrullah Bey, Trabzon, Sivas ve Erzurum Valiliğinde bulunmuş Çeçenzade Hasan Paşa’nın torunudur.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/01/08/alucra-muduru-cecenzade-emrullah-bey/

Kendisi aslında Suşehri’nde ikâmet etmektedir. Günümüzde de Suşehri’nde torunları bulunmaktadır. Çeçenzade Hasan Paşa’nın büyük oğlu Bektaş Bey’in küçüğü Aziz Bey’in oğludur.

1861 yılında Alucra kazası müdürü Ali Bey’in görevinde başarısız olması nedeniyle onun yerine göreve atanmıştır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Mustafa Demirel, Osmanlıca Çeviri, Hafize Bozkurt, İnci Abaroğlu, Afra Bedia Oğuz ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: MVL, Dosya No: 610, Gömlek No: 49, Tarihi: 13 Za 1277 (23 Mayıs 1861), Karahisar Sancağının Alucra Kazası Müdürü Ali Ağa’nın azliyle yerine tayin olunan Hasan Paşa hafidi Emrullah Bey’in asaletinin icrası. (12. Anadolu)image002

Hu

Mazbata

254 / 316

Fi 12 Zilkade Sene 1277 Hacı

Trabzon eyaletinde kâin Alucra kazası müdiri Ali Ağa’nın umur-ı me’muresinde betaet ve rehavetinden başka ahali tarafından hakkında şikâyet dahi vukuu bulmasından ve Ankara Sancağı dâhilinde Kalecik kazası müdiri Hüseyin Ağa’nın vuku-ı istifasından dolayı azilleriyle mezkûr Alucra kazasına Karahisar-i Şarki hanedanından Emrullah Beğ’in ve Kalecik kazasına mahalli hanedanından Abdüllatif Efendinin vekâleten müdir nasb ve ta’yin kılındığından bahisle icra-yı asalet me’muriyetleri mahallerinden bi’l-vürud tevarih-i muhtelife ile Meclis-i Vâlâ-ya havale buyurulan muharreratda inha ve istizan olunmuş ve muma-ileyhimanın beyan olunan ehliyet ve liyakatlerine mebni mahsus olan maaşlarla tasdik-i asalet-i me’muriyetleri usul ve emsaline muvafık görünmüş olmakla ber-muceb iş’arat icra-yı icabatının mahallerine iş’arıyla hazinece ifa-yı muktezasının dahi Maliye Nezaret-i Celilesine havalesi ve birde muma ileyh Ali Ağa hakkında vukuu bulduğu beyan olunan şikâyat kanunen hükm götürür şeyler ise bi’l-muhakeme tebeyyün edecek halin bâ mazbata inhası hususunun dahi Trabzon valisi Devletlü Paşa Hazretlerine tastir buyurulacak emr-name-i samiye derci Meclis-i Vâlâ’da tezekkür kılınmış ise de ol-babda emr ü ferman.

70 Anadolu

Alucra kazasına Emrullah Beğ’in ve Kalecik kazasına Abdullatif Efendinin müdir ta’yin olunmalarıyla Alucra kazası müdiri sabık Ali Ağa’nın muhakemesiyle tebeyyün edecek halin bildirilmesine dair mazbata.

1865’DE ALUCRA’NIN ZİL (AKTEPE) KÖYÜNDE GERÇEKLEŞMİŞ OLAN ADLİ BİR OLAY

 

1865 yılında Alucra’nın Zil (Aktepe) köyünde adli bir olay meydana gelmiş, konu önce Karahisar meclisine sonra Trabzon vilayeti meclisine intikal etmiştir. Burada yapılan görüşmede olayın tetkik raporları değerlendirerek olayın sorumlusuna 3 yıl kürek cezası verilmiştir.

Olayın gelişimi ise şöyledir. Alucra’nın Zil (Aktepe) köyünden Hasan Bey’in oğlu Mehmed’in nikâhlısı Türkman hayvanları otlatmak için bahçeye çıktığında aynı köyden Veli isimli şahıs tarafından kötü niyetle kaçırılmış. Ancak kaçırılan Türkman direnince Veli amacına ulaşamamış, konu da adli idareye intikal etmiştir.

Yapılan yargılama neticesi olayın doğruluğu anlaşıldığından suçun nevi dikkate alınarak kanunda bulunan karşılığına göre en ağır ceza olan 3 yıl süre ile küreğe konulma cezası ile cezalandırılmıştır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Cevdet Şahin, İnci Abaroğlu, Leyla Teoman ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: MVL, Dosya No: 699, Gömlek No: 7, Tarihi: 21 L (Şevval) 1281 (19 Mart 1865), Karahisar-ı Şarki sancağına tabi Alucra’nın Zile karyesinden Hasan Bey’in oğlu Mehmed’in nikâhlısı Zekiye nam bakireyi kaçıran Kürdoğlu Veli’nin tedibi. (26. Anadolu)image002

Hu

Mazbata 408

Fi 11 Şevval Sene 1281 Bende Ali

Trabzon Meclis u kebir tahkikiyle Karahisar-i Şarki Meclisinin 15 Ramazan Sene 1281 ve 30 Kanun-i sâni 1280 tarihinde Meclis-i Vâlâ-ya havale buyurularak muhâkemât dairesinde mutalaa olunan mazbatalarıyla melfuf istintakname me’âllerinden müsteban olunduğu veçhile liva-i mezkûra tabi Alucra kazasına muzaf (bağlı) Zil karyesi (köyü) ahalisinden Hasan Bey’in oğlu Mehmed’in menkuhası (nikâhlısı) Türkman nam bikr-i bâliğâyı hayvanatı çıkarmak üzere tarlasında iken yine o karyeli Kürdoğlu (Kurdoğlu) Veli cebren alub bir odaya götürerek ve mezburenin haklı olarak mizaçsızlık göstermesinden (karşı koymasından) naşi icra-yı fi’l-i şeni’ edemeyerek muahharen dahi tutulmuş olduğu inde’t-tahkikat tebeyyün eylemiş (anlaşılmış) olduğuna ve kanun-ı cezanın iki yüz altıncı maddesi ilavesinde her kim ber-vech-i muharrer ahara (başkasına)  nikâhlu bir bâliğayı (buluğa ermiş kızı) cebren kaldırub kaçırır ise üç aydan üç seneye kadar ve ibtidayı habs olunur fakat kocası var ise kaçıran kimse muvakkaten küreğe konulur deyû muharrere bulunduğuna mebni merkum Veli’nin hükm-i mezkûre tevfikan ve ibtidayı habs olan seksen senesi Temmuz’unun ikinci gününden i’tibaren on dokuzuncu madde-i kanuniye icabınca bade’t-teşhir üç sene müddetle mahallinde vaz’-ı kürek olunması zımnında emr-name-i sami tastir buyurulması (yazılması) tezekkür kılınmağın (zikredilmeğin) ol-babda emr ü ferman.

KIRMIZI YAZI (olub mezbure dahi ber-vech-i muharrer ahara (başkasına)  nikâhlu)

137 Anadolu

Karahisar-i Şarki Sancağı dâhilinde Alucra kazasına muzaf Zil karyesi ahalisinden Kürdoğlu (Kurtoğlu) Veli yine o karyeli Türkman nam bikr-i baligayı (buluğ çağına ermiş bakire kız) cebren kaldırıb götürmüş olduğundan üç sene müddetle küreğe konulmasına dair mazbata

 

1908’DE KURAKLIK NEDENİYLE GÜMÜŞHANE KELKİT VE ŞİRAN CİFÇİSİNE MALİ YARDIM YAPILMASI

 

Kelkit havzası zaman zaman iklim şartlarına bağlı olarak ürünlerinin yetişmemesi nedeniyle kıtlık yaşamıştır. Bunun neticesinde fiyatlar artmış, köylü ekecek tohum dahi bulmakta zorluk çekmiştir.

Bu konuyla ilgili olarak bu yazımızda incelediğimiz belgelerden daha eski tarihlerde Alucra ve bazı yerlerde de kıtlık yaşandığını insanların aç kaldığı için çaresizlikten bulundukları yerlerden göç ettiklerini görmüştük.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/01/alucrada-kaht-kitlik-nedeniyle-yasanan-zor-gunler/

İncelediğimiz 1908 tarihli belgelerde ise bu kez Gümüşhane, Kelkit ve Şiran’da kıtlık yaşandığından bahsedilmektedir. Kıtlık nedeniyle zor durumda kalan ihtiyaç sahiplerine Ziraat Bankasından yardım edilmesi kararlaştırılmıştır. Elbette banka devrede olduğu için yapılan yardımlar karşılıksız değil kredi şeklindedir.

Buradan da anlaşılıyor ki bölgemizde zaman zaman bu tür iklimsel olaylar yaşanmaktadır. Aslında 2014 yılı itibarıyla da bölgemizde benzer durum yaşanmış, hiç meyve sebze yetişmemiştir. Günümüzde bir yerden bir yere sevkiyatın daha kolay yapılıyor olması yokluk yaşanmasının önüne geçmektedir. Bu nedenle yaşanan yokluğun etkisi hissedilmeyebilmektedir. Elbette herhangi bir malın bir yerde yokluğu fiyatların artmasına neden olmaktadır. Taşıma suyla değirmenin döndürülmeye çalışılmasının mali külfeti de yüksek olmaktadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, İbrahim Akdağ, Turan Kılıçaslan, Mustafa Demirel, Ehlibeyt Bendesi ve Hülya Komesli Teymur’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: MV. (Meclis-i Vâlâ), Dosya No: 122, Gömek No: 42, Tarihi: 19 Za 1326 (13 Aralık 1908), Konusu: Gümüşhane, Kelkit ve Şiran kazaları muhtacin ahalisine kıtlık sebebiyle yardım yapılması.image002

Hülasa-i meâli

19 Zilkade Sene 1326 (13 Aralık 1908)

Gümüşhane ve Kelkit ve Şiran kazaları ahalisinin kaht (kuraklıktan dolayı mahsulün yetişmemesi, kıtlık) u galâ (pahalılık) sebebiyle erzak tedariki hususunda tesadüf eyledikleri imkânsızlıktan dolayı ahali-i merkûmeye verilecek zahire bedelinin suret-i tesviyesi hakkında bazı ifadeye dair Maliye Nezareti’nin tezkeresi muhtâcin-i zürrâ’ın (gariban çiftçiler) tehvin-i (ucuzlatma, bollaştırma) ihtiyacı zımmında on beş bin liraya ihtiyaç kat’i olduğu hakkında Trabzon vilayetinin telgrafnamesi okundu.

Bu babda evvelce sebk iden iş’ar ve buyurulan karar üzerine Ziraat Bankasından verilmiş olan iki bin beş yüz liradan başka tekrar iki bin beş yüz lira i’tasıyla Ziraat Bankası te’diyatının beş bin liraya iblağı vilayet mal sandığından dahi kefalet-i müteselsile ile ayrıca beş bin lira i’tası ve şu kadar ki bilahare hukuk-ı hazinenin ziya’ına ve su’ii isti’malat vukuuna imkân ve mahal bırakılmamak üzere vali-i vilayetin icab eden mevaki’a azimetiyle bi’z-zat tahkikat icra eylemesi suretiyle tevziata mübaşeret olunması tensib olunarak bu babda Dâhiliye ve Maliye ve Ticaret ve Nafia Nezaretlerine tebligat icrası kararlaştırıldı.

ŞEBİNKARAHİSAR’DAN TOHUMLUK KÖYÜNE YERLEŞEN ŞEYHZADE MAHMUT AĞA’NIN ALUCRA’DAKİ MEZARININ TEVAFUKEN BULUNMASI

image002

Fatiha Karahisarlı Şeyhzade Mahmud Ağa Ruhu İçün 1312 (1895-96)

Alucra Belediyesi 2014 yılı başında Alucra kabristanında bulunan yabani ot ve çalıları temizleyince daha önce onların altında kaldığı için varlığından haberdar olunamayan Osmanlıca kitabeli birkaç mezar taşı ortaya çıkmıştı.

Ancak bunlardan bir tanesi zamanın tahribatına karşı koymuş ve günümüze kadar korunarak ulaşabilmişti. Hiç şüphesiz bunda mezar taşının yazısı üzerine eğilerek yağmur ve kardan, sıcak ve soğuktan muhafaza olduğundan kabartma olarak yazılmış sülüs yazıları çok fazla bozulmadan okunabilecek şekilde günümüze kadar gelebilmiş.

Bu bilgiyi benimle paylaşan Alucra’da esnaflık yapan aynı zamanda kalem erbabı olan Erdem Ekşi ile birlikte mezar taşını doğrultarak okunabilir hale getirmek için gerekli malzemeyi alarak çalışmaya başladık. Zira taş eğilmesinin yanı sıra bir miktar da toprağa batmıştı.image004

İlk iş olarak mezarın içinde büyümüş olan sert çalıları keserek işe başladık. Sonra ise taşın etrafını kazarak taşı doğrulttuk. Bundan sonra da yazısı okundu.

Kitabede, Fatiha Karahisarlı Şeyhzade Mahmud Ağa Ruhu İçün 1312 yazılıydı. Karahisarlı Şeyhzade’nin Alucra’da vefat etmiş ve burada defnedilmiş olmasını düşünürken, Şebinkarahisarlı din görevlisi aynı zamanda kalem erbabı dostum Yücel Başaran’la da istişare yaptım. İyi ki de yapmışım. Verdiği bilgiler bize çok faydalı oldu.

Yücel Başaran kendisinin ilk defa Alucra’nın Tohumluk köyünde görev yaptığını ve orada Şebinkarahisar’ın Müftü mahallesinden göç ederek oraya yerleşmiş Şeyhgiller denilen ailenin olduğunu hatta orada muhtarlık yapmış olan ailenin büyüğü Kaya Uluş’un bu konuda bilgi sahibi olduğunu belirtti.

Erdem Ekşi, Kaya Uluş’u tanıdığını ve kendisinde telefonu olduğunu söyleyerek hemen aradı. Yaptığımız görüşmede dedelerinin Şebinkarahisar’ın Müftü mahallesinden Tohumluğa yerleştiğini dedesinin de Alucra kabristanında medfun olduğunu büyüklerinden duyduğunu ancak yerini bilmediklerini söyledi. Bunun üzerine kendisine müjdeyi verdik ve dedesinin mezarının bulunduğunu belirttik.

Kaya dayı bu bilgiye çok sevindi ve kısa süre sonra gelerek dedesinin kabrini ziyaret etti. 15 gün içinde de mezarını yaptırdı.image006

Şeyhzade Mahmut Ağa’nın kabri yaptırıldıktan sonra orijinal kitabesi başucuna konuldu. Diğer yüzüne de yeni bir kitabe yazdırıldı.

Günümüze kadar ulaşmış orijinal kitabe taşının bozulmaması için de bir hizmetim daha olsun diyerek taşı şeffaf taş verniği ile korumaya alınarak hat yazıları üzerine akrilik verniğe karıştırılmış altın yaldız ile kalem işini yaptım.image008image010

 

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

 

1907’DE ALUCRA’DA GÖRÜLEN BİR DAVA VE SAĞLANAN ANLAŞMA

image002

1907 yılında Alucra’da iki komşu arasında yer tecavüzü iddiasıyla bir anlaşmazlık yaşanmıştır. Anlaşmazlık müşteki (şikâyetçi, zarar gören) tarafından mahkemeye intikal ettirilmiştir.

Buna göre Zıhar (Fevzi Çakmak) köyünden Osman Ağa (Ekşioğlu) çarşı içinde bir ev yaptırmıştır. Evi yaptırırken de yaklaşık 18 metre uzunluğundaki evin çatı saçağını komşusu Kızıloğlu İbrahim’in bahçesine taşırmış. Ayrıca yaptırdığı evin bir miktarı da komşusunun arsasına tecavüz etmiş. Bu yetmiyormuş gibi evin pencereleri de komşusu tarafına açılmış. Üstüne üstlük mutfağın gideri de komşu bahçeye akıyormuş.

Tabi bunlar Kızıloğlu İbrahim Efendinin iddiaları ve şikâyet konuları olmaktadır. Sonuçta “Ombustmanlar” yani arabulucular devreye girmiş ve iki tarafı uzlaştırmıştır. Anlaşmaya göre Osman Ağa, Kızıloğlu İbrahim Efendiye 4 Osmanlı Altını ile bir Gümüş Mecidiye ödemeyi kabul etmiş. Bu şekilde davacı da şikâyetini geri çekmiş.

Osman Ağa bu şartları kabul ettiğine göre söz konusu iddiaların zemini var gibi gözükmektedir. Ancak işin bu tarafı bir yana günümüzde önem kazanan ombustmanlık yani arabuluculuk müessesesinin geçen yüzyılın başında geçerli bir sistem olduğu görülmektedir. Ombustmanlık Osmanlıda adı başka da olsa uygulanan, geçerli olan bir sistem iken günümüzde Avrupa bunu kendi geliştirdikleri bir sistemmiş gibi pazarlamaktadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Oktay Taşdelen ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim. Ayrıca belgeyi benimle paylaştığı için Osman Ağa’nın torunu Erdem Ekşi’ye de teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

An-asıl (aslen) Karahisar-i Şarki kasabası ahalisinden ve Alucra kazasının merkezi olan Mesudiye kasabasında mukim (oturan) Kızıloğlu İbrahim Efendi ibn Ali nam kimesne mezkûr Alucra mahkeme-i şeriyyesinde ma’kud-ı (akdolunmuş) meclis-i şer-i şerif-i enverda mezkûr Alucra kazasına tabi Zıhar karyesi sakinlerinden Osman Ağa ibn İsmail muvacehesinde (yüz yüze gelme) huzur-ı mezbur Osman Ağanın mezkûr Mesudiye kasabasında mutasarrıfı olduğu bir taraf-ı tarik-i amm (ana yol, cadde) ve bir tarafı mekteb-i rüşdi muallimi (öğretmeni) el-Hacc (Hacı) Rıza Efendinin arsası ve iki tarafı benim arsam ile sınırlı bir bab arsası üzerine müceddeden (yeni) inşa ettirdiği hanenin tulen (uzunlamasına) yirmi altı arşun ve arzen (genişliğine) iki karış dört parmak mikdarında saçağını benim arsa-i mezkûreme uzattığından maada (bundan başka) yaptırmış olduğu hane-i mezkuresi bir mikdar benim arsama fuzulen inşa ettirmiş ve hane-i mezkûrun dört penceresini benim arsama nazır-ı feth ü güşad (açmış) ve matbah (mutfak) suyunu dahi kezalik (böylece) benim arsama icra etmekde (akıtmakta) bulunmuş olduğundan mezkûr saçak kat’ (kesilmesi) ve matbah (mutfak) suyunu ve penceresi sedd (kapatılarak, örtülerek) ve zabt ettirdiği mahallin kıymeti kendisine tazmin ettirilmek matlubumdur (isteğimdir) deyu mezkûr Osman Ağanın inkârına mukarin (ulaşan) da’va eyledikde muslihûn (ıslah edenler) tavassut (ara bulucular) edüb cem’-i dava-yı mezkureden dörtbuçuk adet Lira-i Osmani (Altın Para) ve bir aded Sim (Gümüş) Mecidi üzerine sulh ettiklerine mebni ben dahi sulh-ı mezkûru kabul ve bedel-i sulh-ı mezkûru mezbur Osman Ağa yedinden tamamen kabz edüb (tahsil edip) fi-maba’d (bundan sonra) davayi-i mezkûreye müteallik (alakalı bir yere bağlı) kaffe-i (bütün) mutalebe (dava, hakkını isteme) ve iyan (a’yan)?ve muhasamatdan (iki taraf arasındaki husumet) mezbur Osman Ağanın zimmeti ibrâ ve ıskat eyledikde (hükümsüz bırakmak, silmek) mezbur Osman dahi sulh ve ibrayı mezkuru kabul-i kabul eyledi dedikde mezbur Osman Ağa mezbur İbrahim Efendiyi meşruhasında (şerh olunmuş, açıklanmış) mutabık etmeğin ma-vaki bi’t-taleb ketebe olundu (yazıldı). Fi’l-yevme’l aşere işrin min şehr-i Zilkade-i şerife li-seneti hamse ve işrin ve selase mieteyn ve elf   17 Zilkade 1325 (22 Aralık 1907)

ALUCRA’LI EŞKIYA LİDERİ CEBECİOĞLU ALİ’NİN YAPTIKLARI

 

Alucra tarihine ait olumsuz gelişmeleri açıklayan bir belgeyle daha karşı karşıyayız. Belgeye göre Hacılu köyünden olan eşkıya Cebecioğlu Ali aynı köyden Hasan isimli birisinin karısını dağa kaçırmış, daha sonra da babasını öldürmüştür. Hasan ise ilk olaydan sonra yaptığı şikâyette sonuç alamadığını belirterek bu kez şikâyetini Dâhiliye Nezareti’ne yani İçişleri Bakanlığı’na yapmıştır. İçişleri Bakanlığı da konunun önemine ve aciliyetine binaen durumun incelenerek gereğinin yapılmasını ve neticenin bildirilmesi için Hasan’ın dilekçesini Sivas Valiliği’ne göndermiştir.

Cebecioğlu Ali ile ilgili olarak Hacılu köyünün 1835 yılı nüfus kayıtlarını incelediğimizde köyde Cebeci veya Cebecioğlu lakabına rastlanmamaktadır.

http://www.alucra.com/index.php?option=com_content&view=article&id=2805:karye-i-haculu-tabi-mezbur-nahiye-i-alucra-alucra-nahiyesine-tabi-haculu-koyu&catid=118:alucranin-1835-tarihli-nufus-kayitlari&Itemid=335

Bu nedenle eğer Hacılu köyünden ise sonradan gelmiş olmalı veya başka yerden gelen bir eşkıya olmalıdır. Eşkıya denmesinin bir nedeni de işlediği suçları bireysel olarak değil a’vanesiyle yani topladığı adamlarıyla birlikte işlemiş olmasındandır. Bu anlamda kendisi eşkıya yani çete lideridir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ ve Cevdet Şahin’e çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: DH.MKT. Dosya No: 814, Gömlek No: 15, Tarihi: 7 Za 1321 (12 Kanun-i Sâni 1319-25 Ocak 1904), Konusu: Alucra’nın Hacılu köyünden ve eşirradan Cebecioğlu Ali’nin daha önce eşini dağa kaldırdığı gibi şimdide babasını öldürdüğünden ve bu konudaki müracaatının netice vermediğinden bahis ve adı geçenle a’venesinin cezalandırılması isteğiyle aynı köyden Hasan tarafından verilen arzuhalin gereği yapılmak üzere Sivas Vilayeti’ne irsali.image001

Dâhiliye Mektubî Kalemi

Sivas Vilayet-i Âliyyesine

Alucra kazasında kâin Hacılu karyesi ahalisinden ve eşirradan Cebecioğlu Ali nam şahıs mukaddema zevcesini dağa kaldırdığı gibi bu kere de pederini katl eylediğinden ve bu babda vukuu bulan müracaatı semeresiz kaldığından bahisle merkum ve a’vanesi haklarında muamele-i mukteziye-i kanuniyenin ifası niyazını ve bazı ifadeyi havi karye-i mezbure ahalisinden Hasan imzasıyla virilen arz-ı hâl leffen tesyar kılındı. Mündericatı haiz-i ehemmiyet olmağla bi’t-tahkik tebeyyün idecek hale göre iktizasının ifa ve neticenin inbasına himem-i âlileri masruf buyurulmak babında.

ALUCRA NAİBİ RIZA EFENDİNİN ŞİKÂYET EDİLMESİ

 

1895 yılında Alucra’da Yargıç yani Hâkim olarak görev yapan Rıza Efendi görevinin şahsiyetine yakışmayacak davranış ve tutum içine girince bizzat görevli memurlar tarafından şikâyet edilmiştir.

Suçlamalar arasında irtikâb (rüşvet almak) ve uygunsuz halleri olduğu belirtilmiştir. Belirtilen tarihte Karahisar-i Şarki ve Alucra’da görev yapan üst düzey memurlar arasında içki ve eğlencenin yaygın bir alışkanlık olduğunu görmüştük.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/08/19/sebinkarahisarin-illigi-alinarak-neden-giresun-il-yapilmis-olabilir-1895-tarihli-belge-isiginda-analiz/

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: BEO, Dosya No: 617, Gömlek No: 46249, Tarihi: 14 Za 1312 (27 Nisan 1311-9 Mayıs 1895), Konusu: Alucra Naibi Rıza Efendi’den şikâyeti havi memurin-i mahalliyeden gelen telgraf. (Meşihat; 46249)image002

Taraf-ı Sami-i Hazret-i Meşihat-Penâhiye Tezkere

13 Zilkade Sene 1312 ve fi 26 Nisan 1311 (8 Mayıs 1895)

Alucra Naibi (Yargıçı) Rıza Efendinin irtikâb ve taaddiyatına (zulmetme, ezme, şeriatten ayrılma) ve sıfat-ı hâkimiyete (hâkimliğe) yakışmayacak sair ahval-i nâ-becasından (uygunsuz hallerinden) bahisle istid’a-yı ma’deleti mutazammın (adalet isteğini içeren talep) memurin-i mahalliyeden mühür ve imza ile çekilen telgrafname leffen irsal kılınmış ve mealine nazaran muamele-i lazımenin icrası bâb-ı vâlâ-yı fetva-penahilerine aid bulunmuş olmağla ol-babda.

Ba işâret âliye-i müsteşâri