KARAHİSAR, SUŞEHRİ, ALUCRA VE REFAHİYE’DEN KAVALA VE SELANİK’E GİTMEK ÜZERE GEMİYLE GİRESUN’DAN İSTANBUL’A GELEN HIRİSTİYANLAR

 

İncelediğimiz belgede Şarki Karahisar, Suşehri, Alucra ve Refahiye’de yaşayan Hristiyan unsurlardan bazılarının Kavala ve Selanik’e gitmek üzere Giresun’da toplandıkları ve burada yabancılara ait gemilere binerek İstanbul’a geldikleri belirtilmektedir.
Belgenin tarihi 9 Nisan 1914’dür. Birinci Dünya Savaşı ise 28 Temmuz 1914’de başlamıştır. O zaman neden göç etmişlerdir? Göç edenlerin kavala ve Selanik’i tercih etmiş olmaları bunların Rum teba’sı olduğu izlenimini vermektedir.
Yapılan tahkikatte bunların bulundukları yerlerde bazı kimseler tarafından göçe teşvik edildiğinin anlaşıldığının beyan edilmesi dikkat çekicidir. Anılan tarihlerde Anadolu misyoner kaynamaktadır ve hemen her yerde okul veya yetimhane inşa etmek Hıristiyan çocuklarını eğitmek adı altında onları hem fikren bozdukları hem de mezhep değişikliğine teşvik ettikleri o döneme ait belgelerde sıkça karşılaşılan bir durumdur.
O zaman neden, niçin sorusu akla gelmektedir. Özellikle Alucra’da çok fazla bir gayr-i Müslim nüfus bulunmamaktadır.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/10/31/alucranin-mesudiye-mahallesine-rum-kilisesi-yapilmak-istenilmis/

Linkini verdiğimiz yazımıza konu 1910 tarihli belgede Alucra’da 14 Rum hanesi ve 3 yabancı hanesi olduğu ayrıca 14 hanede 37 erkek, 44 kadın ve 3 yabancıya ait hanede 9 erkek ile 6 kadının olduğu belirtilmektedir. Bu dokuz yabancıdan birisi bahse konu konağın sahibi İngiliz olabilir.
İncelediğimiz belgede bahsedilenleri göçe teşvik eden de bu yabancılar olabilir. Artık nasıl bir argüman kullandıklarını bilmiyoruz. Ancak bütün Rumların gitmediği ve daha sonra mübadele ile gidenler olduğu da bilinmektedir.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/03/10/mubadele-ve-alucra/

Hatta bunlardan biri de Alucra Bidayet Mahkemesi Üyesi Kamışlı Köyünden Yani Ağadır. Yani Ağa’nın gitmek istemediği ve çok üzüldüğü ve Giresun yolunda vefat ettiği de anlatılmaktadır.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/10/01/alucra-tarihinden-sayfalar-39/

Yaşlı insanlar hep anlatırdı, Alucra’da çarşı içinde İngilizin Konağı diye bir yer vardı diye. Burası şu anda yapılan kapalı otopark ve park olan yerin bir bölümüne tekâmül etmekteymiş. 1950’li yıllarda yıkılarak Belediye Fırınının olduğu yerler inşa edilmiş. Şimdi o da yıkılarak malum park yapıldı. İşte bu konağın üst katı bir dönem Alucra Hükümet Konağı olarak da kiralık olarak kullanılmış.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/23/alucranin-emektar-sahsiyetleri-gucuk-osman-eksi/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/22/alucranin-emektar-sahsiyetleri-tahsin-esgunoglu/

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/22/alucranin-emektar-sahsiyetleri-cafer-yagcioglu-cafer-hoca/

İngilizin Alucra’da ne işi ver diye düşünce bunların konak inşa edecek para ile gelip Alucra’ya yerleşmelerinin nedeni anlaşılmaktadır. Örneğimizde olduğu gibi daha nicelerinin birçok yere işinde gücünde insanlar gibi yerleşerek farklı amaçlar güttükleri malumdur. Belgede bahsedilen teşvikçilerde bir de Alucra’da bulunan yabancılar olabilir. Yoksa Alucra özellikle kışın eksi kırklara varan çok çetin soğuğun yaşandığı bir yerdir. Bu nedenle özellikle 1910’larda çok da tercih edilecek bir yer değildir.
Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Mustafa Demirel, Mesut Kartal, Şazende Uz, Hülya Komesli Teymur, Yasemin Soykan ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.
Saygılarımla,
Murat Dursun Tosun
Arşiv Fon Kodu: DH. KMS, Dosya No: 19, Gömlek No: 32, Tarihi: 13 Ca 1332 (9 Nisan 1914), Konusu: Bazı Hristiyanların Şarki Karahisar ve Giresun’dan İstanbul’a hicret ettikleri.image002
Trabzon Vilayetine (Şifre) Muharrem
Fi 26 Mart Sene 1330
Cevap 25 Mart Sene 1330 Muhacirlerin zimmet ve ilişiklerinin alâ-küllihal (ister istemez, her halde) tahsil ve kat’ine çalışılması ile beraber hicretlerinin de eşgal edilmemesi münasib olur. Bu babda mahallerinden iş’ar olunmadığından lede’l-icab iktiza edenlere bu yolda malumat i’tası mütemennadır (istenilendir).
Adliye Nezaret-i Celilesine
Şu günlerde Karahisar-i Şarki ile Suşehri, Alucra ve diğer mülhakatından ve Refahiye’den birçok ahali-i Hıristiyaniyenin aileleriyle beraber Giresun’a gelerek bazı ecnebi vapurlarına rakiben (binerek) İstanbul’a azimet eyledikleri mahallerinden bildirilmesi üzerine icra kılınan tahkikat neticesinde bunların Kavala ve Selanik cihetlerine gittiği ve şu suretle hicret içün bulundukları yerlerde bazı kimselerin teşvikatta bulunduğu anlaşıldığı ve bunlar meyanında tekâlif-i emiriye ve saireden zimmet ve ilişikleri olanlar bulunması muhtemel olduğu cihetle yapılacak muamelenin iş’arı Trabzon vilayetinden bâ-telgraf taleb edilmiş ve zimmet ve ilişiklerinin alâ-küllihal tahsil ve kat’ına çalışılmakla beraber hicretlerinin de işkâl edilmemesi (engel olunmaması, zorlaştırılmaması) lazım geleceği cevabeten tebliğ edilmiştir. Ol babda.image004
Bâb-ı Âli Dâhiliye Nezâreti Şifre Kalemi
Trabzon Vilayetinden Gelen Şifre
Şu günlerde Karahisar-i Şarki ile mülhekatından Suşehri, Alucra ve Refahiye Hıristiyan ahalisinden pek çoklarının adeta hicret edercesine aileleriyle beraber Der-saadet’e gelmek üzere Giresun’da Nemse (Nemçe- Avusturya), İran, Fransa vapuruna rakib olduğu (bindiği) mahallerinden bildiriliyor. Bu babda suret-i hafiye ve hususiyede icra kılınan tahkikate nazaran bunların Selanik, Kavala cihetlerine gittikleri kendilerünü şu suretle hicrete sevk etmek içün bulundukları yerlerde bazı kimselerin teşvikatında bulundukları anlaşılıyor. Bunlar meyanında tekâlif-i emiriye ve saireden zimmet ve ilişikleri olanların bulunması da muhtemel olduğundan bunlar hakkında ne gibi tedabir ittihazı lazım geleceğinin emr ü irade buyurulması.
Fi 25 Mart Sene 1330 /26 Vürudu
Vali Saim
Alâ-küllihal tahsiline çalışılmakla beraber hicretlerinin işkal edilmemesi (zorlaştırılmaması) ve bâ-husus Adliye Nezaretine tezkere yazılması. Kalem-i mahsus fi 25

ALUCRA’NIN MİNDEVAL NAHİYESİ’NİN ZAĞPA-İ BÂLÂ KARYESİNDE VUKUU BULAN KORULUK KESİMİ VE POLİS HASAN SABRİ’NİN ŞİKÂYETİ

z

Bundan önce aşağıda linkini verdiğimiz yazımızda Der-saadet Polislerinden Hasan Sabri Efendinin bir şikâyeti söz konusuydu. Ve bu şikâyetinde Zağpa’da bir hanının olduğundan bahisle bu hanındaki eşyalarının çalındığını şikâyet etmişti. Linki vermemize rağmen bu belgeyi ve yazıyı da yine bu yazımızın başına aldık.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/02/13/alucra-tarihinden-sayfalar-24-mindeval-camoluk-3-yazi/

Bu kez Polis Hasan Efendi bir şikâyette daha bulunarak amcasının oğluyla birlikte sahip oldukları yukarı Zağpa’daki korulukda bulunan Çam ağaçlarının aynı köyden Karamonna (Karamolla) oğlu İbrahim’in kestiğini belirterek ikinci kez şikâyetçi olmuştur. İkinci diyoruz çünkü daha önce şikâyet etmeme rağmen müdahale devam etmektedir demiştir. İlaveten geleceğini, dava edeceğini belirtmiş ayrıca gelene kadar haksız müdahalenin önlenmesini istemiştir.

O tarihlerde Der-saadet’te olmak, Polis olmak, kısacası memur olarak maaş alabilmek çok önemli bir olaydır. Anlaşılıyor ki Polis Hasan Sabri Efendi de birikimlerini memleketinde değerlendirmiştir. Ancak malının başında olmayınca sahipsiz muamelesi gördüğü açıktır. Bu konuda pek çok belge yayınladık.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/11/15/karahisar-i-sarkili-salihin-baskasi-tarafindan-zaptedilen-arazisini-ve-mallarini-geri-istemesi/

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Abdulhamid Sancak ve Esra Sultan’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

B.O.A. Fon Kodu: DH.MKT. Dosya No: 1592, Gömlek No: 105, Tarihi: 1306 C 8 (9 Şubat 1889), Konusu: Karahisar-i Şarki’nin Alucra kazası Zağba-i Bala karyesi ahalisinden ve Der-saâdet polislerinden Hasan Efendi’nin eşyalarını çalan aynı karyeden Ahmed’in yakalanarak eşyasının geri alınması talebi.image001

Sivas vilayeti Celilesi’ne

Karahisar-i Şarki Sancağı dâhilinde Alucra kazasına tabi Mindeval nahiyesin muzaf (bağlı) Zağpa-i Bâlâ karyesi ahalisinden ve Der-saâdet Polislerinden Hasan Efendi tarafından bi’l-ita merbutuyla maan savb-ı âli-i asafanelerine esra (çabuk) kılınan arz-ı halde Zağpa-i Zir karyesi ahalisinden Kurd İbrahim’in oğlu Ahmed nam şahsın karye-i mezburede vaki hanına birkaç def’a duhul ile merbut defterde muharrer eşyaların ve muahharen kayın pederinin hanesinden dahi bir adet tüfenk ile bir takım eşyasını sirkat eylemesine mebni merkûm Ahmed derdest olunmuş ise de ahiren firar eylediğinden ve yine avdetiyle (dönüş, geri gelmek) geçende dahi beş yüz guruş kıymetlü bir re’s (baş) merkebini gasb eylediğinden bahisle icabının icrası ve emval-ü eşya-yı mesrukesinin (çalınmış, sirkat olunmuş) zahire ihracı istid’â olunmuş ve bu misüllü safhaca cür’et idenlerin ahz ve griftiyle haklarında terettüb (icabı, iktizası) idecek mücazat-ı (ceza) kanuni(ye)nin icra ve emval-ı mezkuranın bi’l-istirdad (geri almak) ashabına itası vezâif-i hükümetden bulunmuş olmağla bi’t-tahkik iktiza-yı maslahatın ifâ ve keyfiyetin inbasına himem-i âliye-i daveraneleri derkâr buyurulmak babında

Arşiv Fon Kodu: DH.MKT. Dosya No: 386, Gömlek No: 28, Tarihi: 24 /12/ 1312 (1 Eylül 1895), Konu Özeti: Alucra’nın Zağpa-i Bâlâ köyünde bulunan koruluğa yapılan müdahalenin men edilmesi.image002

Sivas Vilayet-i Aliyyesi’ne

Fi 11 Ra Sene 1313 ve fi 20 Ağustos 1311 (1 Eylül 1895)

Paraf / 8 Ağustos 1311

Alucra Kazasına muzaf (bağlı) Mindeval nahiyesinin Zağpa-i Bâlâ karyesinde amucazadesiyle müştereken mutasarrıf oldukları koru karye-i mezkûre ahalisinden Karamonla oğlu İbrahim nam kimesne tarafından fuzuli müdahale ile bir takım Çam Ağaçları kat’ edildiğinden (kesildiğinden) bahisle merkum hakkında ikame-i dava’ içün oraya azimetine değin müdahale-i vakıa’nın men’-i esbabının istihsaline dair Polis Efradından Hasan Sabri Efendi tarafından verilen arz-ı hal 5 Haziran Sene 1311 tarihinde gönderilmişti. Müdahalat-ı vakıa’nın elyevm devam eylemekde olduğundan bahisle tekiden merkum tarafından bu kere de istid’a olunmağla iş’ar-ı sabık veçhile icabının icrası babında.  image004

Sivas Vilayet-i Aliyyesi’ne

Fi 24 Zilhicce Sene 1312 ve fi 5 Haziran 1311 (18 Haziran 1895)

Alucra kazasına muzaf Mindeval nahiyesinin Zağpa-i Bâlâ karyesinde amuca (amca) zadesiyle müştereken mutasarrıf oldukları koruya karye-i mezbure ahalisinden Karamonla oğlu İbrahim nam kimesne tarafından fuzuli (gereksiz) müdahale ile bir takım Çam Ağaçları kat’ ettirildiğinden bahisle merkum hakkında ikame-i dava içün oraya azimetine değin müdahale-i vakıa’nın men’ edilmesi istirhamına dair Der-saadet Polisi efradından Hasan Sabri Efendi tarafından verilen arz-ı hal leffen irsal kılınmağın bi’t-tahkik icrası icabına himem-i alileri masruf buyurulmak babında.

OSMANLI DÖNEMİNDE ŞEBİNKARAHİSAR VE ALUCRA’NIN BAĞLI OLDUĞU İDARE MERKEZLERİ

image001

Defter Âmed be-Dergâh-ı âlî, fî 20 Muharrem sene 946 (7 Haziran 1539) Defter-i Nevrûz-ı Vilâyet-i Erzurum tâbi’-i Muhammed Han Fî 14 Cumâde’l-ûlâ sene 943 ilâ 29 Şevvâl 944. TTD (Tapu Tahrir Defteri) 0183-944

Fetihlerle Osmanlı memleketinin sınırları hayli büyüdüğünden, ülke geniş bir takım eyaletlere (veya vilayetlere) taksim olmuştur. Beğlerbeği denen vali hem mülkî ve hem de bu geniş bölgenin askerî sorumlusu idi. Eyaletin merkezini teşkil eden kent “Paşa Sancağı” adını al­makta ve Beğlerbeği burada ikâmet etmekteydi. Osmanlılarda istikrarlı eyâlet sistemi XVI. yüzyıl ortala­rından itibaren, yani yeni yerlerin fethiyle başlamış ve Erzurum’ da bunlardan biri olmuştur. Eyaletler salyâneli (yıllıklı) ve “salyânesiz (yıllıksız) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. (Erzurum Eyâ­leti salyânesizdi). Bunların mahsulâtı has, zeamet, timar’a ay­rılmış ve idaresi hazine ile defterhâneden yönetilmiş­tir”. Salyânesiz eyaletlerin öşür ve resimleri “havass-ı hü­mayun” ismiyle a) hazineye, b) beğlerbeğiliği ve sancakbeğiliği başlarına, c) zeamet ve tımara ait olmak üzere üçe taksim edilmiştir.

Her sancağın başında bir sancakbeği yahut mirliva) bulu­nuyordu. Osmanlı kanun-nâmeleri de tamamı ile sancakbeylerini esas alıyor ve bütün idare çatısını birinci derecede kadının, ikinci derecede de sancakbeyi’nin üzerine kuruyordu. Sancak­beği erine tâbi kazaların inzibat-âsayiş ve askerî yükümlüleri subaşılar idi. Sancaklardaki asayişin teminine ilişkin “resim” lir arasında beylerbeğiliği durumundaki zatlara hiçbir “hâsıl” yazılmamıştır. Bu bakımdan da, bunların kendi Paşa sancağı olan kentin dışında kalan sancaklara karışmadığı anlaşılıyor. Ancak reaya ve sancakbeyi arasında bir anlaşmazlık çıkar­sa, hükümet merkezinin müsaadesi şartıyla, beylerbeyi mesele­yi halletmek için çalışabilirdi. Aynı zamanda kadı’lar kazanın iaşesi, belediye işleri, adliye işleri ve hükümetin istediği şeyleri tedarik etmekle de yükümlü olup, beylerbeği bunlara da müdahale etmeyip nezaret ederdi. Reaya’nın devlet ile olan münasebet­lerinde kadı tek vasıtadır. Başka bir aracı olmaksızın Dîvan-ı Hümayun ile haberleşebilirdi. Sancakbeyini veya onun mümessili olan subaşı’yı kontrol edecek yetkide, hatta teftiş ve muhake­me etme hakkına sahiptir. Kadı, köylerde dolaşan “mirliva subaşılarının” veya “kapu ağalarının” yanında kendisi dolaşmayıp, bir naib veriyordu. Her sancağın tımarlı sipahileri asayiş hususunda sancakbeyine yar­dım etmek zorundaydılar. Kazada kadıdan ve beylerbeğinden sonra sancakbeği yetkili kimsedir. Kazayı teşkil eden köyler, serbest tımar (has veya zeamet, vakıf, dizdar tımarı) ve serbest olmayan (sipahi) tımarı olmak üzere muhtelif vergi bölgelerine sokulmuşlardır. Sancakbeylerinin yekdiğerine olan mevkii derecesi hasları­mı miktarıyla ölçülürdü.

Tüm bu organizasyonu yapabilmek için sahip olunan imkânları da bilmek gerekiyordu. Bunun için Osmanlı İmparatorluğunun her bir köşesindeki sipahiyi, köylüyü, yollar üzerindeki derbentleri bekleyen, yol ya da köprü tamir eden veya kervansaraylara hizmet eden insanları, madencileri,  güherçileci, şapçıları, yağcıları, tuzcular ve diğer türlü türlügörevler üstlenmiş çeşitli sınıflara mensup halkı ve nihayetinde üretilen mahsulleri, alınan vergileri, pazar ve gümrük yerlerini “Tapu Tahrir” defterleri sayesinde öğrenmek mümkündür.

Bu defterler, İmparatorluk denilen bu muazzam makinenin çarklarının nasıl işlediğini anlamak bakımından en önemli kaynaklardan birisidir. Osmanlı devletinde fethedilen yerlerde uygulanacak idari teşkilat ve sistem çerçevesinde, tayin olunan heyetler marifetiyle nüfus, arazi ve emlakin tespit ve kaydedilmesi işlemine tahrir bu bilgilerin kaydedildiği deftere de tapu tahrir defterleri denirdi. Bu kayıtlar düzenli olarak  tutulur ve bir bölgenin fethedilmesi ardından hemen ilk tahrir yapılırdı.

Akkoyunlu Devleti, ile Osmanlı arasında 1473 yılında yapılan Otlukbeli Savaşı sonrasında Şebinkarahisar, Osmanlı Devlet idaresine girdi. Karahisar-ı Şarkî adıyla anılmış ve yönetim açısından sancak durumuna getirilerek yönetilmiştir.

Aslen Akkoyunlu Türkmenlerinden olan Bıyıklı Mehmet Paşa, Trabzon ve Şark-i Karahisar Sancak Beyi iken Yavuz Sultan Selim zamanında 4 Kasım 1515’de Erzincan’a Vali (Beylerbeyi) olarak tayin edilmiş Bayburt ve civarı ile Canik, Trabzon ve Karahisar-i Şarki kendisine bağlanmıştır. Şarki Karahisar’ın bu hukuki statüsü 1517 yılına kadar böyle devam etmiştir. Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nın 387 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri’nin açıklama kısmında Erzurum’un Safaviler ile Osmanlı arasında zaman zaman el değiştirdiğini ve Safaviler tarafından birkaç kez tahrip edildiği yazılmaktadır. Bu nedenle defterlerde “Nefs-i Erzurum hali (boş) ve harab” ifadesi bulunduğu belirtilmektedir.

H. 937 M. 1530 Yılına ait 387 numaralı Rûm Vilâyeti tahrir defterinde Anadolu’daki beş eyaletten biri olan Rûm (Sivas) Eyaletine giren yerler şunlardır:  1- Sivas, 2- Amasya, 3- Çorum, 4- Canik / Samsun, 5- Malatya, 6- Divriği / Darende, 7- Gerger, 8- Trabzon, 9- Şarki Karahisar, 10- Kemah (Erzincan’la birlikte), 11- Bayburt, Tercan, ispir, Erzurum, Tekman dâhil).

Karahisar-ı Şarkî, Malatya, Bozok ve Trabzon ile birlikte zaman zaman Rûm eyaletine yeniden bağlanmışlarsa da, Karahisar-ı Şarkî ve Trabzon 970 (1562–1563) yılından itibaren kat’i bir şekil­de Rûm Beylerbeyiliği’nden ayrılıp, Erzurum Beylerbeyiliği’ne katılmıştır.

Karahisar-ı Şarki bölgesiyle ilgili olarak ikinci tahrir defteri olan H. 977 (M. 1569) tarihli TD 478 numaralı Tapu Tahrir Defterinde yer alan bilgilere göre; Tahrir defterininkanunnâme mukaddemesinde yer alan bir kayıttan da anlaşıldığı üzere Karahisar-ı Şarkî, Erzurum Beylerbeğiliği’ne bağlı bir sancak merkezidir. Bu tahrirde, “Ka­zâ-i Karahisar-ı Şarki, nam-ı diğer Karahisar-ı Hasan Dırazî” şeklinde kaydedilmiş­tir.

Karahisar-ı Şarkî kazası, Karahisar, Şiryan, Mindaval, Eliğe, Alucara ve Kuvata ve Kuvase, Melise (Melense) Gevezid, Emlâk, Akşehirâbâd ve Suşehri olmak üzere 9 nahiyeden müteşek­kil idi. Burada dikkati çeken bir nokta, Alucara, Kuvate ve Kuvase isimli idarî birimlerin, tek bir nahiye olarak zikredilmesidir. Os­manlı idarî teşkilâtında bir Kadı’nın idari ve kazaî bölgesi olan kazalara tabi köyler, bazen nahiyeler halinde gruplandırılabilir. Burada da görüldüğü gibi, Alucara, Kuvate ve Kuvase idarî teşkilât içerisinde bir nahiye olarak gruplandırılmıştır.

XVII. ve XVIII. asırlarda Karahisar Sancağı’nın Erzurum Beylerbeyiliğine bağlığı devam etmiş, ancak XVI. Asırda bu sancağa bağlı bir kısım kazalar ve nahiyeler bu sancaktan ayrılmıştır. Meselâ; Bayramlu ve Pazarsuyu kazaları, Şarki Karahisar Sancağından ayrılarak Ordu livasına, Şiryan nahiyesi Gümüşhane livasına bağlandı. Alucra’nın Gelvaris köyü de bu minvalde emlak ve vergi yönünden Şiran’a dolayısıyla Gümüşhane sancağına bağlı iken askeri ve nüfus yönünden ise Alucra’ya bağlıydı.

XIX. asırda, Karahisar-ı Şarkî livası önce, 1856 tarihinde Trabzon eyaletine bağlandı. Bu devrede Şarkî Karahisar livası; Karahisar-ı Şebin, nevâhi-i Yakacık ve Akşehirâbâd ve Tamzara, Suşehri, Koyluhisar, İskefsir, Milas, Sisorta maa Naiblü, Alucra maa Mindaval, ma’din-i Erbaa ve kırık’tan müteşekkil bir liva idi. 1863 yılın­dan sonra yapılan idarî teşkilâtta ise, Amasya ve Tokat ile birlikte, Sivas vilayetine bağlandı. Bu devrede de sancak statüsünü de­vam ettiren Şarki Karahisar Sancağı; Karahisar, Suşehri, Hamidiye, Koyul-Hisar ve Alucra olmak üzere beş kazadan oluşmaktaydı.

1613 tarihinde Karahisar-i Şarki Sancağı, Kazâ-i Karahisar-ı Hasan Dırazî, Kurâ-yı şebhâne, Şiryan, Mindaval, Eliğe, Alucara, Menteşe, Gavezid, Emlak, Akşehirabad, Suşehri, Koyluhisar, Hasangeriş, Yemlü, Firuz, Naiblü, Sisorta, Şahraçimeni’nden oluşmaktaydı.

1643 tarihinde Karahisar-i Şarki Sancağı, Kazâ-i Karahisar-i Hasan Dırazî, Kurahâ-yı Şebhâne, Mindaval, Alucara, Gavezid, Akşehir, Suşehri, Yakacık, Kaza-i Koyluhisar, Firuz, Naiblü, Kaza-i Sisorta’dan oluşmaktaydı.

Netice olarak Karahisar-i Şarki’nin (dolayısıyla Alucra’nın) Osmanlı Devletindeki hukuki durumunu aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

1478-1515 yılları arasında Şebinkarahisar, Amasya’ya bağlı kaza / liva,

1515-1538 yılları arasında Şebinkarahisar, Erzincan’a bağlı liva,

1538-1553 yılları arasında Şebinkarahisar, Amasya’ya bağlı liva,

1553-1805 yılları arasında Şebinkarahisar, Erzurum’a bağlı liva,

1805-1865 yılları arasında Şebinkarahisar, Trabzon’a bağlı liva,

1865-1923 yılları arasında Şebinkarahisar, Sivas’a bağlı liva.

Osmanlıdan önceki durumunu merak edenler http://www.alucra.com’daki Karahisar-i Şarki ve Alucra tarihini anlatan sıralı yazılarımı okuyabilirler.

Belge teminindeki yardımlarından dolayı araştırmacı-yazar Mehmet Ali Öz’e ve sayfa girişinde kullandığım belgeyi okuma konusundaki yardımından dolayı Yrd. Doç. Dr. Recep Ahıshalı’ya çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,
Murat Dursun Tosun

Kaynaklar:

1-M. Tayyib Gökbilgin  “15 ve 16. asır­larda Eyalet-i Rûm

2-Ö. Lütfi Barkan, Hakana mahsus istatistik defterleri, s. 28

3-Ali Sinan Bilgili, XVI. Asırda Karahisar-i Şarki Kazası, s. 40-42. Yüksek Lisans Tezi

4-Hasan Tahsin Okutan, Şebinkarahisar Coğrafyası, 1949

5-Mehmet Ali Öz, Geçmişten Günümüze Şebinkarahisar Tarihi ve Coğrafyası, Kültürel yapısı.

6-http://tarihvemedeniyet.org/2009/09/tahrir-sistemi-ve-tapu-tahrir-defterleri/

7-387 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rûm Defteri (937/1530)II, 1997 Ankara
 

 

 

 

ALUCRA’DAN İLGİNÇ HİKÂYELER

image001

Ekincinin Köpeği: Giresun’un sahil köy ve kasabalarında yaşayanlar, sahilden içeride kalan Alucra ve Şebinkarahisar ilçeleri ile köylerinde yaşayanlara “EKİNCİ” derler. Ekinciler ise, sahil kasaba ve köylerinde yaşayanlara “CENİKLİ” veya “CEPNİ” derler. Bir Alucra köylüsü (Ekinci), bir Keşap köylüsüne (Cenikliye) köpeğini satıyordu. Fiyatını biraz yüksek tutmak için de durmadan köpeğini övüyordu.

-Bu köpeğe sahip olanın, ne kapısı kilit ister, ne de koyunlarına çoban lazım olur. Yalnız sahibinin evine değil, köye bile yabancı sokmaz. Avcılıkta da üstüne yoktur.

Pazarlık sürüp giderken, köpek sahibinin komşusu Mehmet de onları dinlemektedir. Köpek satıcısı bir ara komşusuna dönerek:

-“Len Memmet ağa, benim köpeği sen de bilirsen, bir şeyler söylesene” diyerek komşusundan yardım ister. Komşu Mehmet gayet sakin, fakat sitemle karışık cevap verir:

-“Ne diye köpeğini övecekmişim? Bir defacık olsun yahaladığı tilkilerden birinin postunu da bana mı verdin? diyerek komşusunun yardım isteğini reddeder.(*)

(*) “Ekinci köpeğini över gibi” sözü, yörede deyim haline gelmiştir. Çaktırmadan ima yolu ile övgü yapanlar için kullanılır.(1)

Alucra’dan Gerçek Bir Yaşam Hikâyesi 1

Alucra’nın yetiştirdiği müstesna şahsiyetlerden birisi olan bu sitede tanıtımını da yaptığımız Müftü Dursun Efendi namı diğer Danemolla, daha henüz Alucra’da oturmakta iken, (1943’de gurbete çıkmıştır) 1939’da Erzincan depremi ardından da 40 ve 41’de kıtlık baş gösterir.

O yıllarda da Danemolla âlim bir şahsiyettir ve Alucra’da kitap satarak geçimini sağlamaktadır. Tüm bu özellikleri yanında da nüktedan ve muzip bir yapısı vardır.

Peş peşe yaşanan deprem ve kıtlık sonrasında yaşanan darlık, çaresizliği de had safhaya çıkartmıştır. Ancak, bölgede yaşanan sıkıntının atlatılabilmesi için dışarıdan yardımlar da gelmekte ve Kaymakamlık marifetiyle dağıtılmaktadır. Danemolla, dağıtılan yardımlardan istifade edemeyince Kaymakamlığa dilekçe yazarak “Sayın kaymakam bey ismimi sorarsan Danemolla, öküzden tohumdan beni de kolla” der. Ancak, bir netice alamayınca ikinci bir dilekçe yazarak “ Sayın Kaymakam bey, bir çift çocuğumuz oldu ikiz, bize ne tohum verildi ne öküz” der.

Ancak, Kaymakam dilekçeye kızar ve derkenar olarak Danemollaya 15 değnek diye yazar. Bunun üzerine kolcular Danemollayı dolaştırır ve ararlar. Bir gün Selim Hocanın dükkânında da denk getirirler.

Danemolla bunun üzerine: “ister başıma vurun ister arkama, karışmam bundan sonra büyüklerin işine” der. Gereği yerine getirilmiş midir veya affa mı uğramıştır bilinmez ama bu hatırat Alucra’da geçmiş yaşamdan kesit olarak nakledilmiştir(2).

Alucra’dan Gerçek Bir Yaşam Hikâyesi 2

1930’lu yıllarda sabah namazından sonra Terzi Hüseyin’in dükkânında toplanılıp tahta kepenkler kapatılarak içeride zikir ve sohbet halkası kurulduğu günün sabahında içerideki atmosfer tahta kepenklere vurulmasıyla yerini bir anda huzursuzluk ve korkuya bırakmıştır. İlk şok atlatıldıktan sonra kim o? diye seslenilir. Dışarıdan ben Haytoğlu Hüseyin diye cevap verilince endişe son bulur ve kapı açılarak ne oldu derdin nedir? diye sorulur.

Haytoğlu Hüseyin: Ben bu gece bir rüya gördüm. Acaba neye delalet etmektedir diye sormaya geldim der. Anlaşılan Haytoğlu Hüseyin orada olanları tanımakta, bilmekte ve onların söyleyeceklerine itibar etmektedir. Zira içeride olanlar Terzi Hüseyin (evliya mertebesindedir), Allulu İbrahim (tayyibi mekân yapabilen zat), Çivrişonlu Abdullah Efendi, Şeyh Abid TOKAÇ, Zunlu Kâzım AYRIÇ (Yozgat Yerköy’de türbesi var), Hacıhasan Köyünden Hacı Şevket YUĞUCU Efendi, Komanlı Kadir Şıh, Celde YUSUF ve yaşananları anlatan o zaman çocuk yaşta olan Ömer GÜLAL (Postacı Ömer)’dir.(*)

Haytoğlu Hüseyin’in gördüğü rüyayı anlatması üzerine Celde Yusuf, sen namaz bile kılmıyorsun, namazı biz kılıyoruz rüyayı sen mi gördün der gibi olacak olursa da komanlı Kadir Şıh’ın uyarısıyla susar. Kadir Şıh: Yusuf Ağa burada altı-yedi âlimin yanında sana söz düşmez. O adam gün gelecek senin gibi tövbekâr olacak, hacca gidecek ve secdede ölecek. Rüyası buna işaret ediyor, buna itiraz var mı der.

Haytoğlu Hüseyin, o tarihlerde Kaymakamlıkta ziraat teknisyenliği yapmaktadır. Buna karşın okuryazarlığı yoktur, maaşını mühür basarak almaktadır. Zaman gelir Haytoğlu Hüseyin tövbekar olur namaza başlar, emekli olur, ileriki günlerde de sürekli olarak hacca gideceğim Mekkeyi, Medineyi, Peygamberi göreceğim diye adeta sayıklar. Nasip olur hacca gider ve döner. Bu kez de ah Mekkem, Mekkem, Medinem güzel Medinem diyerek ağlar ve oraları aklından çıkaramaz. Bir gün büyük camide ikindi namazını kılarken beyin kanaması geçirir ve ruhunu Hakka teslim eder.

(*) Parantez içindeki ifadeler anlatıldığı gibi yazılmıştır. Ancak bahse konu rüyanın içeriğini hatırlayamamıştır.(3)
Not: Bu yıl Ramazan ayında küçük camii avlusunda sohbet esnasında emekli hoca Aktepeli Hüseyin (HANCIOĞLU) namaz üzerine sohbet ederken Celde Yusuf’tan bahsetti ve 80 yaşı civarındaydı onun gibi tadil-i erkân üzere namazını kılan birini görmediğini nakletti.

İlk etapta fıkra ile bu anekdotlar arasında bağ kurmakta zorlanılabilir. Dikkat edilirse fıkrada çok ince bir işçilik vardır. Bu Alucra insanının kıvrak zekâsını yansıtmaktadır. Diğer taraftan birinci anekdotta göze çarpan hususlar ise Danemolla Dursun Efendinin nüktedan kişiliği yanında o tarihlerde kitap satarak geçimini sağlayabilen bir kişi olmasıdır ki, bu da beraberinde okumaya ve kitaba düşkün insanların varlığını ortaya koymaktadır. İkinci anekdot ise, birinci anekdotun devamı niteliğinde olup, okuyan ve kendini sürekli geliştiren insanların ulaşabildiği mertebeleri göstermektedir. Bu açıdan Alucra geçmişten günümüze âlim ve âbid insanları ile günümüze ışık tutmaktadır. Hayatta olan büyüklerimize Allah selamet versin. Ahrete intikal etmiş olanlara da Allah rahmet etsin.

Sohbetler 2009 yılında yapılmış olup, daha önce http://www.alucra.com’da yayınlanmıştı.

Saygılarımla,
Murat TOSUN

Kaynaklar:
1-Şebinkarahisar sevdası, yöresel fıkralarımız, sayfa 342, hazırlayan Hikmet OKUYAR, 1998

2-Hatıratı nakleden kişi yaşı yüzü geçmiş olmasına rağmen zehir gibi hafızasıyla dikkat çeken Demirözü Köyünden Tahsin EŞGÜNOĞLU amcamızdır.

3-Olayları anlatırken yeniden yaşayan bu nedenle üslubuna ve hafızasına hayran kaldığım Ömer GÜLAL (Postacı Ömer) amca.

2. ve 3. hikâlerin kâynağı olan Ömer Gülal ve Tahsin Eşgünoğlu amcalarımız vefat etmiştir. Kendilerine Allah’dan rahmet diliyorum. Her ikisi de müstesna şahsiyetlerdi.

 

1935 YILINDA HAZIRLANAN ŞARK RAPORUNDA ALUCRA

image002

 

1935 yılında Başvekil İsmet İNÖNÜ, Reisi-cumhur Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu İllerini, İlçelerini adım, adım gezerek bölgeyle ve gezdiği yerlerle ilgili olarak idari ve mali konularla yapılmasını öngördüğü hususları bir rapor halinde Reisicumhur Atatürk ve Bakanlar Kuruluna sunmuştur. Rapor “Şark Raporu” olarak da bilinmektedir.

Raporun bir bölümünde Bayburt, Kelkit, Şiran Alucra, Şebinkarahisar, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar, Erbaa noktalarından geçen uzunluğuna ve Karadeniz’den gelen bütün irtibat yollarına değen bir güzergâhın tayininin gerekli olduğu belirtilmektedir.

Söz konusu yol binlerce yıllık geçmişi olan bir güzergâh olup, bölgede hâkimiyet kurmuş tüm medeniyetler tarafından kullanılmıştır. Son olarak Osmanlı’nın Tebriz’e giden menzil yolu olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak bu güzergâh hiçbir dönem önem ve özelliğini kaybetmemiştir. Aşağıdaki tarihi anekdot’da bunu teyid etmektedir.

“ Müfreze Kumandanı Kaymakam Halid Bey kuvvetleri çekildikçe Artvin ve Oltu bölgesinde Rus işgali genişliyordu. 1916’nın ilk haftasında tekrar yola koyulduk. İspir, Bayburt, Kelkit, Alucra, Reşadiye, Tokat ve Zile üzerinden ağustosta Sungurlu’ya gelip yerleştik. Bu göç yollarında soğuk, açlık ve çeşitli hastalıklardan nice insan telef oldu. Sungurlu’da dört sene kaldık. Artık muhacirler yerlerine dönüyordu. 1920 senesinin Ağustos ayında biz de memlekete döndük. Evler harap olmuş, eşyalar talan edilmiş, her şey yok olmuştu. Oltu-Kars arasında Ermeni savaşı sürüp gidiyordu”. (1)

“İkinci Kafkas Kolordusu Kumandanı Mirliva Şevki imzasıyla Alucra’dan 2.2.1334 (1918) tarihinde 3’üncü Ordu Kumandanlığına gönderilmiş olan raporda yer alan; Akçaabat kazasında ve mülhakatındaki Rumlar kâmilen Trabzon’a çekilmişlerdir. Trabzon’da pek ziyade hastalık vardır. Trabzon ve civarındaki İslamlar, pek ziyade tehlikeye maruzdurlar. Mülhakattaki Rumların Trabzon’da toplanmalarına mukabil; kasabadaki Müslümanlarda dağ köylerine kaçmaktadırlar”.(2)

Görüldüğü gibi Alucra’dan geçen, geçmesi düşünülen, günümüzde de kullanılan yolun sorunları olmakla birlikte doğuya ve Batıya uzanan bu güzergâh stratejik öneme sahiptir. Dolayısıyla Karadeniz’e uzanan bağlantı yollarıyla birlikte rehabilite edilerek genişletilmeli ve çift şeritli yol haline getirilmelidir. Bu taktirde diğer faydalarının yanında bölgenin ekonomik hayatının canlanmasına da katkı sağlanacaktır.

http://www.caginpolisi.com.tr/101/29-30-31-32.htm

http://www.guncelmeydan.com/pano/search.php?t=21434

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

image004

ALUCRA’DA BİR MALİKÂNE VAKFI MEVLÂNA ŞEYH MOLLA HAMİD VAKFI

 

Belgenin arz kısmında köyün adı yazılışına göre “İs-olan” şeklinde okunuyor. Belgenin üst kısmında siyakat ile yazılı olan yer ise “Işık” şeklinde okunmaktadır. İki yazım arasında farklılık bulunmaktadır. Belgenin arz kısmı Karahisar kadısı tarafından yazılmış. Üstteki ise resmi daire kayıtlarına göre yazılmış bir kayıttır. Her ikisi de anlamlıdır. “İss-olan” “Sahip olan” manasına gelmektedir. Diğeri “Işık” şeklindedir. Siyakat  yazının tamamı şöyledir: Ber-mûceb-i defter-i hazîne-i âmire. Vakf-ı mâlikâne-i evkaf-ı Molla Hamîd der-nâhiye-i Alucara, karye-i Işık-olan, der-Karahisar-ı Şarki). Işık kelimesi ise “Bektaşi dervişi” demektir. Bu haliyle “Derviş-olan veya Derviş-oğlan” manasında olabilir. Bugün bu isimde bir köy mevcut değildir.
Tapu Tahrir Defteri 387/ Tarih 937/1530 kayıtlarında İs-olan (İn-olan) karyesi görünmektedir.  Bunun yanında Karahisar-i Şarki bünyesindeki vakıf kayıtlarında; vakıf adıyla yaptığım aramalarda da bu vakfı tespit edemedim. Burada bu vakıf bulunabilse idi köy adı da burada belirtilmiş olacağı için bazı tereddütleri giderebilmek de mümkün olabilecekti. İleriki günlerde yapacağımız çalışmalarda bu konuda bir bilgiye ulaşmamız durumunda konuya yeni bir bakış açısı kazandırabileceğimiz ümidiyle malikâne sistemini tanıtmaya çalışalım.

Malikâne kelime anlamı olarak büyük ve gösterişli ev, yurtluk olarak tanımlanmaktadır. Ancak Osmanlı vakıf sisteminde muhtelif gelir kaynaklarının bir kimseye varidatından ( hazineye ait gelirinden) hayatı boyunca istifade etmek, lakin satamamak şartıyla verilmesidir. Onyedinci yüzyılın başından itibaren mültezimlerin (gelirleri toplamayı üzerine alan) vergi kaynaklarının korunması ile ilgilenmemeleri sonucunda, mukataalar (gelir kaynakları) iktisadi bünyeyi tahrip edici bir şekil alınca gelecek yılların mali kaynaklarını yıpranmaktan korumak ve reayanın güvenliğini sağlamak için bazı mukataalar kayd-ı hayat şartıyla iltizama (belirli bir bedel karşılığı devlete ait gelir kaynaklarını tasarruf eden) verilmeye başlanmıştır. Bu sistemde mukataa gelirleri bir miktar peşin ve her yıl ödenecek taksitler karşılığında özel kesime satılmaktaydı. Bu sistemin uygulanması ile reayanın (bir kimsenin emri altında bulunanlar) ve toprağın korunması sağlandığı gibi savaş harcamaları için de kaynak sağlanmıştır.
Ancak bizim örneğimizdeki uygulama devletin (padişahın) bir kişiye her hangi bir hizmeti karşılığında bir yeri mülk olarak vermesidir. Mülk intikali gibi şeyhlik de babadan oğula veya yakın akrabaya intikal edebilmektedir. Böyle yerler aynı zamanda vakfedilebilirdi. Dolayısıyla bu malikânelerin her türlü tescil, intikal, mahsul vs. gibi işlemleri devlet tarafından takip edilirdi.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı her ikisi de hemşehrimiz olan değerli şahsiyetler Dursun Kayabaşı ile belgedeki bazı okuma tereddütlerini giderdiği, ayrıca konuyu yorumlayarak daha iyi anlaşılmasına yardımcı olduğu için Yrd. Doç. Dr. Recep AHISHALI’ya çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

B.O. Arşivi fon kodu ve konu özeti: C.EV.(Cevdet Evkaf) Dosya 184, Gömlek 9170, Tarih 11 M (Muharrem) 1160/23 Ocak 1747 Şark-i Karahisar Sancağının Alucra nahiyesindeki Aşk köyünde Şeyh Molla Hamid Evkafı‘ndan bir cihetin tevcihi. image002

-Ber- mûcebi defteri hazine-i amire

-Vakfı mâlikâne ve evkâfı Molla Hamid der nahiye-i Alucara karye-i Işık der Karahisar-i Şarki

-Berâtı sitâdean kasri yed’i Molla Osman an evlâdı vakıf bâ arzı Hasan Efendi Kaza-i Karahisar-i Şarki ve-ba ru’ûs-ı Hümayün

Fi 21 N (Ramazan) 1108 (13 Nisan 1697)

Berâyı cülûsu Hümâyûn şeden Fi 19 Ra (Rebiü’l-evvel) 1143 (2 Ekim 1730)
Vechi meşruh üzre Hazinedarlık mezkûrun üzerinde mastur ve mukayyetdir.

Emr-ü-ferman devletlü ve sa’adetlü sultanım hazretlerinindir.
Kaydı mûcebince zâyi’den tevcih  olunmak.

6 Za (Zilkade) 1160 (9 Kasım 1747)

Der-devlet mekine arz-ı dai-i kemine budur ki Karahisar-i Şarki Sancağında Alucara nahiyesinde Işık-olan (Derviş olan veya oğlan) Malikâne-i Mevlânâ Hamid Şeyh Vakfı’ndan hisse mutasarrıfı olan es-Seyyid İbrahim Meclis-i Şer’a hatirüllâzimel tevkire gelüp şöyle takriri kelâm ve ta’biri anil-meram eyledi ki Mâlikâne-i mezbureden hisse-i mezkure bâ-beratı âli üzerimde iken yedimde olan berâtım zâyir olub zâyi’inden müceddiden yedime Devlet’i Aliyye’den berât-ı şerifi âlişân sadaka ve ihsan buyrulmak ricasına der-devlet medâra arz ve i’lâm ediver deyü ilhâh ve ibram etmekle olki vâkı’ül haldir. Pâye-i seriri âlâya bil-iltimas arz ve i’lâm olundu. Bâkıyü’l-emr Hazreti men-lehül-emrindir. Fil yevmil Hâdi aşar min şehri Muharremül-hâram lisene sittin ve mie ve elf.

11 M (Muharrem) 1160 (23 Ocak s1747)

Ez’afül-ibâd

İbrahim el-müvellâ hilafeten

Be-Medine-i Karahisar-i Şarki

 

ALUCRA FEYGAS ZAVİYESİ VAKFI


image002

İncelediğimiz belgelere göre Feygas Zaviyesi Vakfının mütevellisi Osman Halife (1847’de berât sahibi olmuş) fevt olunca (vefat edince) kebir oğlu (büyük oğlu) Süleyman Evkâf Müdürlüğü’ne müracaat ederek durumu bildirmiştir. Evlatlarından en büyüğü olması hasebiyle halifelik görevinin kendisine tevdi’ edilmesini (verilmesini), ayrıca küçük kardeşlerinin (Mustafa ve Hasan) zâviyedarlık haklarına da onlar akıl-baliğ olana kadar kendisi tarafından vasi tayin edilmesini istemiştir. Belgelerimiz de buna havi değişik tarihlerde yazılan talep yazışmalarını ihtiva etmektedir.

Bu belgeler önemli bir hususu ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki; Zıhar Köyünde bulunan İsmail hakkı Çağırgan Veli ile ilgili (Süleyman Şah Oğlu Nasireddin Vakfı) yazımızda belirttiğimiz gibi Feygas’ta birden fazla vakıf olması söz konusuydu. Bu belgeler bunu doğrulamaktadır. 1365 tarihli Gulami Yakup Efendi Vakfı’nın Zıhar’da bulunan vakfa tahsisli olduğu anlaşılmıştı.

Zıhar: Arapça kökenli bir kelime olup, yardımcı, yardımcının olduğu yer, sırt sırta gibi anlamlar içermektedir.

Halife: Fıkıhta ilahi, yani şer’i hükümlerin tatbik ve icrası için Peygamber’e (A.S.M) vekil olan zât. İmam. İmâmet-i Kübra. Namazda imama uyan cemaat gibi halifeye de şer’i emirlerde öylece itaat edilir. Halifede aranan dört şart ilim, adalet, kifayet, a’zâ ve havâsta selâmet.

XVI. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hanuk-Feykas köyünde bir zaviyenin varlığından daha bahsedilmektedir. Zaviye şeyhinin adı Ahmet Abdal oğlu Derviş Ali’dir. Zaviye hizmetleri karşılığında 1569’da 500 akçe tutan vergileri, Derviş Ali’nin oğulları Yusuf ve Hasan’a müşterek olarak tahsis edilmiştir.

Buradan çıkan sonuç sudur ki,1850’ler çok eski bir tarih değildir ve buradaki vakıflar faal olarak hizmet vermektedir.

Belgelerin okunmasındaki yardımından dolayı Dursun Kayabaşı’na çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: C..ADL. Dosya No: 5, Gömlek No: 316, Tarihi: 17 S 1274, Konusu: Karahisar- i Şarki muzafatından Alucra nahiyesinde Feyfahi Zaviyesi Vakfı’nın tevliyet ve zaviyedarlık hissedarlığının Süleyman, Mustafa ve Hasan Efendilere tevcihi.İMG68306

Nezaret-i Evkâf-ı Hümayun Mulükâneye mülhak evkâftan Karahisar-i Şarki müzâfâtından Alucra kazasına tâbi Feygas Karyesi Zâviyesi vakfının ber-vechi meşrûta tevelliyet ve zâviyedarlık hissedarlığına 22 Ra 1263 (6 Temmuz 1847) tarihiyle müverrah bir kıt’a berât-ı âli ile mutasarrıf olan evladı vakıfdan Osman halife vefat edüp yeri hali ve hizmeti lâzımesi mahlül ve mu’attal kaldığına ve yerine erbâb-ı istihkakdan müteveffâyı merkümun oğulları karye-i mezkûr sakinlerinden ikinci hanenin ikinci numarasında ondokuz yaşında mukayyet Süleyman ve üçüncü numarasında onbir yaşında Mustafa ve dördüncü numarasında dört yaşında Hasan nâmûn kulları mütevaffâyı merkümun sulb-u sahih oğulları ve evladı vakıfdan olduklarına veçheyni mezküreye her veçhile mahal ve müstehak bulunduklarına vakfı mezkûrun vakfiyesi mevcut olarak bundan akdem bir kıt’a mümzâ sûreti takdim kılındığına ve vakfı mezbûrun şerait-i vakfı ber-müceb vakfiye ma’mülün bihâ evladiyet ve meşrutiyet ve-ba te’amül it’âm-ı ta’âma meşrûta bulunduğuna ve vakfı mezkürun sinini güzeşte hâsılat-ı vâkiâsı birrü’ye defter-i mümzası me’mur ma’rifetiyle hazine-i evkâf hümâyuna takdim kılınmış ve altmışsekiz senesine mahsuben bedeli hâsılatından müteveffâyı merkümun hisse-i münhalesine üçyüzseksen kuruş hisse isabet etmiş ve sene-i merküme muhasebesi der-dest tenzim olunmakda bulunmuş olduğu leffen takdim hak-paye rahimâneleri kılınan i’lâmı şer’i evkâf müdürü …..bey efendi tarafından verilen inhâ makârinden rehini isabet karin ni’ameleri buyrulacağı vech ile nizamına tevâfuk ettiği halde ciheti mezküre müteveffâya merkümün fevti mahlülünden oğulları Süleyman ve Mustafa ve Hasan nâmûn kulları uhdelerine ber-vechi iştirak tevcihe ve yedlerine bir kıt’a berât-ı şerifi âlişân sadaka ve ihsan buyrulması beyânıyla mazbata-i çâkirânemiz takdimine içtisar kılındı olbabda emrü ferman hazreti menlehül-emrindir 26 M 1269 (9 Kasım 1852)
Kaimmakam-ı Liva Seyyid Mehmed Abdülhamid     İMG68307

Nezâreti evkâf hümâyun mülükâneye mülhak evkafdan Karahisar-i Şarki müzâfâtından Alucra Kazasına tâbi’ Feygas Karyesi Zâviyesi Vakfı’nın ber-vechi meşrûta tevelliyet ve zâviyedarlık hissedarlığına 22.Ra.1263 tarihiyle müverrah bir kıt’a berat-ı âli ile mutasarrıf olan evladı vakıfdan Osman halife vefat edüp yeri hâli (boş) ve hizmeti lâzımesi mahlül ve muattal kaldığına ve yerine arbâb-ı istihkakdan müteveffâyı merkümun oğulları karye-i mezkûr sakinlerinden ikinci hane ikinci numarasında ondokuz yaşında mukayyet Süleyman ve üçüncü numarasında onbir yaşında Mustafa ve dördüncü numarasında dört yaşında Hasan nâmûn kulları müteveffâyı merkümun sulb-ü sahih oğulları ve evladı vakıfdan olduklarına ve ezher ciheti mezküreye layık ve mahal ve müstehak bulunduklarına ve vakfı mezbûrun vakfiyesi mevcut olarak bundan mukaddien bir kıt’a mümza sûreti takdim kılındığına ve vakfı mezburun şerait-i vakfı ber-mûceb vakfiye ma’mülü bihâ evladiyet ve meşrutiyet ve-ba te’amül it’am—ta’ama meşrûta bulunduğuna ve vakfı mezkûrun sinin-i güzeşte hasılatı vâkı’âsının muhasebesi selefi çakeri bendeleri ma’rifetiyle ru’yet olunarak ma’amürettebat defteri mümzası takdim hazine-i celile evkâfı hümayuna kılınmış ve altmışsekiz senesine mahsuben vakfı mezbûrun bedeli hasılatından müteveffâyı merkûmun hisse-i münhalesine üçyüzseksen kuruş hisse isabet etmiş ve vakfı mezburun sene-i merkûme muhasebesi ma’rifeti çâkirânemle bil-ru’ye ma’amürettebat defteri derdest ve takdim olunmak üzere bulunmuş edüğüne binaen müvâfık rızâyı âli buyurulduğu halde ciheti mezkûr müteveffâyı merkümün fevti mahlûlünden oğulları Süleyman ve Mustafa ve Hasan nam kullarının uhdesine iştiraken tevcih ve yedlerine berât-ı âlişan i’tâ ve ihsan buyrulması niyaz ve istirham olunmuş olduğu leffen takdim hak-payı münimâneleri kılınan i’lâmı şer’i mütâlâsından muhat-ı ilmi âli rahimânderi buyurulacağı vechile icrâ-yı icab-ı mütevakkıf ümrü irade mümmaneleri bulunmuş olmakla olbabda ve herhalde emr ve irâde hazreti men-lehül-emrindir 23 C 1269 (4 Mart 1853)
Mühür
Trabzon ve Karahisar-i Şarki Evkaf Müdürü Mehmed Sâlim   İMG68308

Kaydı ve iktizâsı evkaf muhasebelerine 13.L.1275(1858-59)
……..nezareti    Evkafı Hümâyun

Vakfı mezbûrun vakfiyesi mukayyet olmakla şerh verildi
Defteri Hazne-i Evkaf der karye-i Feygas der nahiye-i Alucara an muzâfatı kaza-i Karahisar-i Şarki
Ber-vechi meşrûta

Vakfı mezburun ber-vech-i meşrûta tevelliyet ve zâviyedarlık hissedarlığı merkûmun uhdesinde mestur ve mukayyet olup evveli emirde vakfı mezburun muhasebesi keyfiyet üzere evk3af varidatı defterlerinden görülmeğe tavakkuf eder ferman hazreti men-lehül-emrindir 14.L.1272 (1855-56) muhasebesi keyfiyeti kayd olundu.

Vakfı mezbûrun sene-i merkûmeye mahsuben vurûd eden memhûr mümza defteri der-dest rü’yet olunmakda olan muhasebesi keyfiyeti meşrut üzeredir.Ferman hazreti veliyyül-emrindir 29 L 1272 (3 Temmuz 1856)

Mucebince telhisi bittevci berâtı ve ilmuhaberleri i’ta kılındı
Ma’rûz-ı çâker-i kemineleridir ki

İş bu i’lâm ve merbut mazbata ve inhâ derkenarlarda gösterildiği vechile Karahisar-i Şarki müzâfâtından Alucra nahiyesi Feygas karesinde Feygas Zaviyesi Vakfı’nın ber-vech-i meşrûta tevelliyet ve zâviyedr hissedarlığı uhdesinde bulunan evlâdı vakıfdan Osman Efendinin vuku’u vefatına mebni mahlûlünden kebir (büyük) oğlu Süleyman efendi bizzat ve sağir oğulları Mustafa ve Hasan efendiler kesb-i iktidar edinceye değin taraflarından kebir karındaşları Süleyman efendi binniyâbe edâyı hizmet etmek üzere kebir ve sağirân mümâ  ileyhime evlâdiyet ve meşrûtiyet üzere müştereken seviyyen ber-mücep işareti aliye-i cenâhıfetvâ penahi bit-tevciye şurût derciyle kaleminden beratı şerifin lazım gelen mahallere ilmu-haberlerin i’tası içün ruusu hümayunda tasdir-i babında emrü ferman hazreti veliyyül-emrindir  22 C 1275 (27 Ocak 1859)

Mühür Esseyyid Mehmed Hasan

Derdevlet mekine arzı dâ-i kemineleridir ki nezareti evkâfı hümayun mulûkaneye mülhak evkâfdan Karahisar-i Şarki müzafâtından Alucra nahiyesinde vâki’ Feygas Zaviyesi Vakfı’nın ber-vech-i meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık hissedarlığına bin ikiyüz altmış üç senesi Rebi’ülâhiresinin yirmi ikinci günü tarihiyle müverrah bir kıt’a beratı âli ile mutasarrıf olan evlad-ı vakıfdan Osman halife vefat edüp yeri hali ve hizmeti lazımesi mahlül muattal kalmağla yerine erbab-ı istihkakdan müteveffâye merkümun oğulları iş bu bais-i arz-ı ubidiyyed nâhiye mezbur kuralarından karye-i mezburun ikinci hane ikinci numarasında muharrer ondokuz yaşında mukayyet Süleyman ve üçüncü numarasında onbir yaşında Mustafa ve dördüncü numarasında dört yaşında Hasan nâm kimesneler evladı vakıfdan olduklarından ciheti mezbureye ber-vechi lâyık ve mahalli müstehak kulları olduklarından ve vakfı mezbûrun vakfiyesi mevcut olup bundan akdem bir kıt’a mümza sureti takdim kılındığından vakfiye mezkûreden şerait-i vakfı müstebân olduğu vechile evladiyet ve bitte’ âmülüit’âm ta’am meşrûtiyet olup ve şartı vakıf kimesneler meclis-i şer’a ifade ve ihbar ettiklerinden ve vakfı mezburun altmışyedi ve sekiz seneleri bedeli hasılatları üçbinyediyüzseksen kuruş olup mebâliği mezbureden………. Müteveffâyı merkûmun küsuru yediyüzaltmış kuruşa bâliğ olarak muhasebesi ma’rifeti şer’i ve evkaf müdürü Salim efendinin …….ve mütevelliyi vakfı mezbû marifetleriyle birru’ye sebti defter olunmağın muvafık-ı rıza-i aliye ve mutabık-ı usulü seniyye buyrulduğu halde ciheti mezbur mütevaffâyı merkümun fevti mahlûlünden oğulları Süleyman ve Mustafa ve Hasan nam kulları üzerlerine iştiraken tevciye ve yedlerine bir kıt’a berat-ı şerifi âlişan sadaka ve ihsan buyrulmak ricasıyla olki vâkı’ül haldir hasbetullâhi el-melikül müte’al bil-iltiması paye-i senin-i arzu i’lâm olundu bâki’ül-emr hazreti men-lehül-emrindir. Filyevmilhâmis aşar minşehri-cemaziyel-ahir sene tis’a ve sittinve mieteyn ve elf 15 Ca 1269 (24 Şubat 1853)

el-Abdüddâ-i lid-devlet-il aliyye el-OsmaniyyeİMG68309

İşbu i’lâm ve merbut mazbata ve inhâ derkenarde muharrer zaviye vakfının ber-vechi meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık hissedarlığı evladı vakıfdan Osman halifenin fevtiyle mahlulünden sulbi oğulları ……..arizaya tevcihine dair olup berât kaydı ve altmışdokuz senesi Şubat’ı gayetine değin rüyet olunan muhasebesi keyfiyeti bil-ihraç vakfiyesine dair kaydı bulunduğunun cevab ve tahrir olunmuş olmağla bu suretde me’ali arizaya ve mahreç derkenarlara nazaran keyfiyeti i’lâm olunmak üzere evkâfı hümayunun müfettişi faziletlü efendi hazretlerine havale buyrulması babında ferman hazreti men-lehül-emrindir 4.5.1273.(1856-57)

Evkafı hümayun müfettişi faziletlü efendi hazretleri iktizâsını i’lana himmet buyrula.
Ma’rûz-u dâileridir ki:

İşbu i’lâmı ve hâmiş ve zahrında muharrer derkenarlar ve merbut mazbata ve inhâ’ya nazar olundukda nezâreti evkâf hümayuna mülhak evkafdan Karahisar-i Şarki muzâfâtından Alucra nahiyesine vâki’ Feygas Zaviyesi Vakfı’nın ber-vechi meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık hissedarlığı olan evladı vakıfdan Osman halifenin bâ-berâtı âliyyül-yevm üzerinde olup vakfiyesi mukayyide olmadığı evkaf muhasebesinden mahreç derkenarda ve vakfı mezburun altmışdokuz senesi Martı ibtidasından Şubatı gâyetine değin bir senelik muhasebesi ledel-rü’ye yüzyirmi kuruş fazlası zuhur eylediği evkafı varidat defterlerini mahreç muhasebe kaydından ve merkûm Osman halife bundan akdem fevt ve yeri hali ve hizmeti lazımesi muattal olup derûn-u ma’ruzatta isimleri mezkûr kebir oğlu Süleyman ve sağiân Mustafa ve Hasan müteveffayı merkûmun sulb-i sahih oğulları ve evladı, evladı vakıfdan olarak saĞirânı merkûmun buluğlarını tecavüz ve binnefs edâyı hizmete kesbu liyakat edinceye değin karındaşları merkûm Süleyman binniyâbe edayı hizmet etmek üzere babaları müteveffâyı merkûm mahlûlünden oğulları merküm Süleyman ile sağıran-ı merküman Mustafa ve Hasan’a meşrûtiyet üzere iştirâken tevcihi müsted’i idüğü Karahisar-i şarki nâib-i Es-seyyid …. Efendinin mührü mütabık işbu bir kıt’a i’lâmı ve kaza-i mezkûr meclisinin merbut bir kıt’a mazbatası ve Trabzon ve Karahisar_i Şarki ve Tevabi-i Evkâf Müdürü Mehmet Salim Efendi’nin merbut bir kıt’a inhâsı ma’ellesinden müstefad olarak ……berât kaydına mutabık ve nizamına muvafık olmakla bu surette zaviyedarlık mezkûrun müteveffâyı merkûm mahlulünden sağıranı merkûmun baliğ olarak binnefsi edayı hizmete kesbü liyakat edinceye değin karındaşları mezbur Süleyman halife binniyâba edayı hizmey etmeküzere tevelliyet ve zaviyedarlık mezkûrların merkûm Süleyman ile sağiranı merküman Mustafa ve Hasan’a evladiyet ve meşrûtiyet üzere iştiraken ve seviyen tevcihi men’ûtu re’yiali olup ancak zaviyedarlık mezkûrun tevcihi işareti aliye hazreti şeyh-ül-islam Selimüsselamiyye mutevakkıf edüğü huzur……..İ’lâm olundu…….menlehül-emr Fil-yevm esâbi aşara…. Zilhicceti-şşerife lisene erka’a ve seb’in ve mieteyn ve elf 17 Z 1274 (29 Temmuz 1858)
Mühür ve imza

Derkenarda muharrer zaviye vakfının ber-vechi meşruta tevelliyet ve zaviyedarlık evladı vakıfdan Osman Halifenin üzerinde iken bundan akdem kebir oğlu Süleyman ve sağiran oğulları Mustafa ve Hasan’ı terk ederek fevt ve merkûmun evlad, evlad-ı vakıfdan olarak sağiranı merküman büluğunu tecavüz ve binnefsi edâ-i hizmete kesbu liyakat edinceye değin karındaşları merkûm Süleyman binniyabe edayı hizmet etmek üzere tevelliyet ve zaviyedarlık mezkûrların müteveffâyı merkûmun mahlûlüne kebiri… merkûm Süleyman ile sağiranı merküman Mustafa ve Hasan’a evladiyet ve meşrûtiyet üzere iştiraken ve seviyen tevcihi hususu canib-i teftişden……………. Canib-i hazreti fetvâ penahiden işareti aliye buyrulmuş olmağla bu suretde i’lam olunduğu ve işareti aliye buyrulduğu vech ile……meşrût….. berat i’tası canib-i nezaret penahilerinden bittelhis ru’ûs-u hümâyuna tevkif eder ferman hazreti men-lehül-emrindir

22 M 1275 (1 Eylül 1858)

 

1895’DE ALUCRA VE CİVARINDA YAŞANAN KITLIK VE ÇİÇOĞLU MUSTAFA’NIN YARDIM TALEBİ

image001

1895 tarihli bir kıtlık ve yokluk şikâyetiyle ilgili belge ile daha karşılaştık. Öyle anlaşılıyor ki bazı zamanlarda bölgemizde ciddi bir kıtlık yaşamıştır.  Kıtlık yaşanmasının değişik sebepleri bulunmaktadır. Yağmur eksikliğinden ve havaların sıcak gitmesinden dolayı kıtlık olabileceği gibi don nedeniyle meyve ve sebzelerin yetişememesi sonucu da kıtlık olabilmektedir. Her türlüsünde de ürün eksikliği nedeniyle yaşanan olumsuzluklar söz konusudur. Netice olarak insanlar da hayvanlar da kıtlık nedeniyle ölebilmektedir.

İncelediğimiz belgede kıtlık nedeniyle Trabzon ve ona bağlı yerlere göç etmek zorunda kalmış Ova ahalisinden bahsedilmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse Ova olarak tabir edilen yerleşim yerinin neresi olduğu hakkında kesin bir bilgiye sahip değilim. Ancak Suşehri taraflarına Ova da denildiğinden buranın olma ihtimali bulunmaktadır.

Diğer taraftan Ova ahalisi Trabzon’da hüsn-i kabul görüp kendilerine yardım edilince Alucralı Çiçoğlu Mustafa da Giresun merkezinden Sivas Valiliğine çektiği dilekçe ile aynı yardımların kendilerine de yapılmasını istemiştir. Buradan da anlaşılmaktadır ki Alucra da kıtlıktan etkilenmiştir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Ali Özgür ve Zafer Şık’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu BEO, Dosya No: 382, Gömlek No: 28611, Tarihi: 04 L 1311 (10 Nisan 1895), Konusu: Kıtlık sebebiyle Trabzon ile mülhakatına gelmiş olan ova ahalisinin nail oldukları atıfet-i seniyyeden kendilerinin de hissedar edilmesi istidasını havi Giresun merkezinden Karahisar-ı Şarki Sancağının Alucra kazasından Çiçoğlu Mustafa imzasıyla keşide olunan telgrafnamenin bit-tahkik icabının icrası. (Sivas; 7126)image002

Sivas Vilayet-i Behiyyesine

Fi 4 L (Şevval) Sene 1311 ve fi 29 Mart Sene 1310 (10 Nisan 1895)

Kaht sebebiyle Trabzon’la mülhakatına gelmiş olan Ova ahalisinin nail oldukları     atıfet-i (koruma, şevkat) seniyyeden kendilerinin dahi hissedar edilmesi istid’asını havi Giresun merkezinden Karahisar-i Şarki Sancağının Alucra kazasından Çiçoğlu Mustafa imzasıyla keşide kılınan telgrafname leffen irsali su-yi atufileri kılınmış olmağla mealine nazaran bi’t-tahkik icabının icra ve inbasına himmet olunması siyakında şukka.

 

1919’DA SİVAS MAHRECLİ TELGRAFA YANSIYAN VUKUAT RAPORU

 

Kısa bir süre önce de bu konuda aynı tarihli belgeye bağlı bir yazı yayınlamıştık.

http://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/10/07/1919da-agnam-hirsizligi-yapan-iki-alucrali-ve-sivasda-rapora-yansiyan-diger-asayis-olaylari/

Bu kez incelediğimiz belgenin bir konusu yayınladığımız söz konusu yazıda bahsedilen Alucra müfrezesinin eşkıyayı yakalamasını anlatmaktadır. Buna göre İçişleri Bakanlığına verilen bilgide eşkıyaların yakalanarak çaldıkları koyunların geri alındığı belirtilmiştir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Zafer Şık, Ehlibeyt Bendesi, Hasan Babacan, İbrahim Yıldırım, İnci Abaroğlu ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: DH. EUM. AYŞ. Dosya No: 28, Gömlek No: 68, Tarihi: 29 Ra 1338 (22 Aralık 1919), Konusu: Delikkaya karyesinden Kürt Dursun’un hanesine girerek hemşiresini silahla tehdid eden diğer Kürt Dursun’un yakalandığı. Nuri Efendi’yi katleden Tokatlı Seyyid oğlu İbrahim’in yakalandığı. Katl suçundan aranan Gürcü Mehmed’in Amasya’da yakalandığı. Karahisar’da çalınan hayvanatın Alucra Müfrezesi tarafından istidat edildiği.image001

Telgrafname

Dâhiliye Nezaret-i Celilesi’ne

1-Yenihan Kazasının Delik Kaya karyesinden Kürd Dursun’un hanesine duhul ve hemşiresine taarruz ve teşhir-i silah firar eden Kadir’le Dursun’un der-dest edildikleri,

2-Şehr-i halin ondördüncü günü Tokad’da millet hânı müsteciri Nuri Efendiyi katl ile firar iden Tokad’lı Seyyid Mehmed mahdumu İbrahim’in der-dest edildiği,

3-Bu sene mutasarrıfdan ve katl-i nüfusda zi-müdahale-i eşkıya-yı meşhuradan Gürcü Kanbur Mehmed’in Amasya’da der-dest edildiği,

4-Mukaddema Karahisar-i Şarki’nin Gölve karyesinden gasb edilen hayvanat ve eşkıyanın Alucra müfrezeleri tarafından kâmilen istirdad edildiği (geri alındığı) maruzdur. Sivas Valisi Reşid

1850’DE KARAHİSAR-İ ŞARKİ’DE GÖREV YAPAN MEMURLARIN YEMİN ETMELERİ KONUSUNDA UYARILMASI

 

Genelde yazıların başlıklarını okuyucuyu neden acaba diye düşündürecek şekilde seçiyorum. Zira toplum olarak okuma alışkanlığımız yok. Bunu şu şekilde örneklendirebilirim. Blok’umda yayınladığım yazının linkini yazının ihtiva ettiği mahallin Facebook sitesinde paylaşıyorum. Öyle ki Karahisarlı Alucra ile ilgili yazıyı, Alucralı Şebinkarahisar ile ilgili yazıyı okumuyor. Diğer yerlerde de durum değişmiyor. İstatistikleri takip ettiğimde de şunu görüyorum. Bazen bir yazının beğenilme sayısı okuyucu sayısından fazla oluyor. Bu şu demek, (güya) okuyucu yazıyı okumadan beğendim diyor. Bunu kim mi yapıyor? Entellektüelinde de diğerlerinde de, durum aynı. Nereden mi biliyorum? Bir okuyucu peş peşe takip eden süreç içinde birden fazla bazen 10’u aşkın yazıyı beğeniyorsa bunun başka türlü izahı kalmıyor. Gerekçe mi, çok yoğunum, okumaya zamanım yok. Bu durum bilindiği halde bu çalışmalar tarihe kayıt düşmek adına yapılıyor.

Asıl konumuza dönecek olursak, 1850 yılında Karahisar-i Şarki Kaymakamlığına yazılan yazıda memurlar göreve başladıklarında Kur’an üzerine yemin etme ve yeminlerine sadık kalmaları konusunda uyarılmıştır. Gayr-i Müslimlerin 1856 tarihli Islahat Fermanından sonra memur olabilmelerinin önü açıldığından 1850 yılındaki bu yazıda yeminin sadece Kur’an üzerine yapılması istenilmiştir.  Diğer taraftan  bu uyarı sadece Şebinkarahisar için değil tüm Osmanlı toprakları için söz konusudur. Ancak yazının ilk yollandığında Şebinkarahisar’da Kaymakam değişikliği olduğundan uyarı yazısının gereği yerine getirilememiştir.

Bu nedenle yeni kaymakamın atanmasıyla birlikte bu hususun camilerde hutbe şeklinde okutulması istenmiştir. Ayrıca hükümet konağının avlusunda müftünün ve diğer ileri gelenlerinde hazır olduğu bir ortamda te tek bütün memurların yemin etmeleri istenmiştir. Yeminin metni ise hediye ve rüşvet kabul etmeyeceği, görevini layıkıyla yapacağı şeklindedir. Demek ki 165 sene önce de memurların görevini suiistimali söz konusuymuş ve önlem olarak vicdanlarına hitap edilmek istenilmiş.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Mustafa Demirel, Zafer Şık, Osmanlıca Sözlük, Oktay Taşdelen, Yusuf Yusuf, Gulam Fırat, İbrahim Yıldırım, İbrahim Akdağ, İnci Abaroğlu ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: A. MKT. UM. Dosya No: 14, Gömlek No: 8, Tarihi: 19 C 1266 (2 Mayıs 1850), Konusu: Karahisar-i Şarki Sancağındaki yetkili şahısların usul-ı tahlifiyeye (yemin etmek) riayet edecekleri, uygunsuzluk yapmayacakları hakkındaki yazısının gönderildiğine dair Karahisar-i Şarki Sancak Meclisinin mazbatası.image001

Lillahi’l-hamd ve minneh arz-ı ma’delet ve hasr-ı hazret-i padişâhide bit-tedriç kâffe nizamat-ı mülkiye-i ser-hadd-i kemale irsal buyruldukda olduğu misillü âlemin ifsadına ve cihanın uygunsuzluğuna bari olarak şer’an ve aklen teâtisi gayr-i caiz bulunan rüşvet madde-i giryesiyle suret-i ihsanda görünen hediye-yi aleniyyeden başka hedâyâ-yı gayr-i meşru’a iltizam na ahl-i mevadd-ı memnu’anın külliyen ılga ve memnuiyet-i kâmilenin devam ve istikrarı hususunun bir nizam-ı kavi tahtına idhali (sağlam bir nizama konması) bi’t-tensib bilcümle memurin-i saltanat-ı seniyyenin Kelâm-ı Kâdîm bâri üzerine tahlif olunmaları emr-i ferman isâbet-beyan hazret-i mülükâne iktizâsı âlisinden bulunmuş idiğüne binaen Karahisar-i Şarki Sancağında dahi icrası hususu bundan akdem selef-i zi-şeref-i âli atufetlü Hayrattin Paşa Hazretleri senaverleri tarafından emr ü iş’ar ve ol-babda şeref-bahşa-yı sudur olan bir kıt’a ferman-name cenâb-ı sadâret-penâhinin suret-i samiyesiyle bir kıt’a tahlif müzekkeresi tesyâr buyurulmuş ve ol esnada liva-i mezkûr kaim-makamlığının tebeddülü (değişmesi) cihetiyle icra-yı icabı Kaim-makam-ı lahikın vüruduna ta’likan tevkif olunmuşdu. Bu def’a kaim-makam-ı lahık kullarının vürudunda mesalih-i saireye teşebbüsden mukaddem ol-babda müteallik ve şeref-sünuh buyurulan emr ü ferman hazret-i cihandariyi cümleye ilan ve işa’a ederek edâ-yı salat-ı cem içün cem’ olunan cami-i şerifin cem’iyyet-i ahaliyi layıkıyla idare edemeyeceği cihetle emr ü irade-i seniyye üzere kâffe-i memurin ile memleketin ulema ve meşayih-i daime ve hutaba (hutbe) ve vücuh ve muayyenad-ı saire ve efrad-ı ahalisi bi-cem’ihim kaim-makam konağının vasi’ce (genişçe) bulunan havlusuna (avlu) cem’ ve hazır bulundukları halde bir mürtefi’ (yüksek) mahalle Kelam-ı Kadim vaz’ olunarak evvela suret-i fermanname-i sâmi cenâb-ı sadâretpenâhi cümle muvacehesinde (yüz yüze, karşılıklı) alenen lede’l-kırae kaim-makam muma-ileyh kullarıyla mal kâtibi efendi bendelerinde Der-saadet’de hin-i icra-yı me’muriyetlerinde her ne kadar Meclis-i Vâlâ’da emr-i tahlifleri icra buyurulmuş ise de usul-ı ma’delet-i şümul-ı seniyeye riayete ve istihsal-i mutavaat-ı (itaat etme, tabi’ olma) lazımenin te’kid ve icrasına müsabereten (bir işe hemen başlamak) be-tekrarı ibtida taraf-ı kaim-makamdan ve muahharan mal kâtibi efendi kulları canibinden icra-yı emr-i tahlife riayet olunarak hâkimü’ş-şer’ bulunan efendi daileri muvacehesinde suret-i mezkure-i mezkurede münderiç bulunan usul-ı veçhile bit-tahlif bâ’dehû hükmü’l-şer’i ve müftü efendi ve kâffe-i muvazzafa (bütün görevliler) ve aza-yı meclis ve hazır bulunmuş olan memurin-i sairenin sırasıyla Kelâm-ı Kâdim-i bârî üzerine yegân yegân (birer birer) emr-i tahlifleri ba’de’l-icra taraf-ı kaim-makamdan dahi iktiza-yı iradesine ve vesayâ-yı lazımenin herkese anlayacağı suretle şifahen ifade ve ifhama i’tina olunmuş olduğunu müteakib taraf-ı eşref-i hazret-i zıllullahiden saft-ı bülend ile duâ-sı mefruzen lazıme-i ifa kılınmış ve liva-i mezbur dâhilinde kâin kazaların müdiran ve nevvab (naib) ve kâtibe ve meclis azaları bir tarafdan meclis ubeydanemize celb olunarak alel’-infirâd (yalnız başına) emr-i tahlifleri icrasına ibtidar ve dikkat olunmakda olduğu misillü satma barâ-yı südur olan suret-i emr-name-i sâmi-i mezkûrenin mahreci birer kıt’a suret-i seniyelerinin irsaliyle keyfiyyet irade ma’delet ifade-i hazret-i zıllullahi dâhil-i sancak bulunan kazalar ahalisine umuma ilan olunarak bundan böyle hilaf-ı halin vukua getirilmemesi zımnında takayyüdat-ı mütemadiyenin icrasına mübaderet kılınması her bâr taraf-ı kaim-makamiden medd-i enzar dikkat kılınmakda bulunmuş olmağla Rabbimiz Teâlâ Vetegaddes Hazretleri bâis-i dareyn necat-ı bendegân olan veli-nimet bi-minnetimiz padişâhımız efendimiz hazretlerini dünyâlar durdukça erike pirâ-yı şevket ve hilafet ve ve sunuf-ı teba’-i saltanat-ı seniyyeleri hakkında nice nice bu misillü âsâr-ı füyûzat-ı hayriyye ve hasâil-i celile-i cezileye muvafık buyursun. Ed’iye-i (dualar) mefrûzasıyla (çok lüzumlu, gerekli) bi’l-iştigal ma’rız-ı mutâvatkârî ve teşekkürde işbu mazbata-i abidanemiz takririne ibtidar kılındı ol-babda ve her halde emr ü ferman hazret-i men-leh’ül-emir ve’l-ihsanındır. Fi 19 Cemaziyelahir Sene 1266