ŞEYH-İ ŞEYRANİ ŞİRANİ HACI MUSTAFA FARUKİ RUMÎ ÇORUMİ NAM-I DİĞER KARA ŞEYH

2018-01-12_152826

https://alucradantarihebakis.wordpress.com/2018/01/13/seyh-i-seyrani-sirani-haci-mustafa-faruki-rumi-corumi-nam-i-diger-kara-seyh/

Şiran İlçesinde Şeyh-i Şeyrani (Şîrâni), Alucra İlçesinde Kara Şeyh olarak bilinirken diğer İl ve İlçelerde Çorumi Hacı Mustafa Efendi olarak veya Rumi Farukî Şiranî olarak da tanınmaktadır. Gümüşhane iline bağlı Şiran’ın Sarıca köyünde doğmuştur(1839-1899).
1829 yılında Rusların Bayburt yöresini işgal etmesi üzerine, Sarıca köyünden Çimen dağlarındaki Boğazyayla köyünün Belen yaylası denilen yerine göçerler. Bir Rus baskınına karşı da gündüz atlarla gelip tarladaki ekinleri biçer, gece de çıkar yaylada otururlarmış. İşte bu yıllarda bir yağmurlu gecede Belen yaylasında Cıngırlık denilen çayırlıkda Hacı Mustafa Efendi dünyaya gelmiştir. Hacı Mustafa Efendi’nin doğduğu yer günümüzde taşlarla çevrili olup, hâlâ muhafaza edilmektedir. Hatta bugün bile köyün yanındaki tarlada taşlardan yapılmış namazgâhı bulunmaktadır.
Babası Sarıca Köyünde Ömer Efendi, annesi Babacan köyünden Nasuhoğullarından Havva Hatun’dur. Hz. Ömerü’l-Faruk radiyallâhü anh’ın soyundandır. Bu nedenle mahlasında Farukî denilmiştir. Hz. Ömer radiyallâhü anh’ın soyundan olduğu için de celal meşreplidir.
İlk tahsilini Şiran’da yapan Hacı Mustafa Efendi, medrese tahsilini yapmak üzere amcasının oğlu ve kader arkadaşı Ahmet Efendi ile birlikte Trabzon’a gider. Medreseden icazet aldıktan sonra yurdun çeşitli bölgelerini gezen Hacı Mustafa kuddise sırruhu’l-azîz Efendi, gittiği yerlerde saygı ve sevgi ile karşılanmıştır.
Bir zaman sonra dinî ilimlerini tahsil için İstanbul’a giderek Ahmed Ziyaüddin-i Gümüşhânevi kuddise sırruhu’l-azîze intisap eder. Kısa zamanda çok büyük haller kazanır. Gördükleri bazı harikulade halleri şeyhine söyleyerek açıklamada bulunmaları için arz edince Ahmed Ziyaüddin-i Gümüşhânevî Hazretleri ona:
“Sizin bu âli mazhariyyetinizin heba olmasını istemem. Bundan öteye sizi götürmeye takatim yoktur. Size Mekke-i Mükerreme’de nâşiri fûyuzat-ı Nakşibendiyenin büyüklerinden Abdullah-i Mekkî Hazretlerini tavsiye ederim” buyurmuştur.
Çorumlu Mustafa Rumî kuddise sırruhu’l-azîz Hazretleri sonradan birkaç pirden daha feyz almış hepsi de kendisine “Benim sana vereceğim bu kadar” demiştir. Bunun üzerine Hacı Mustafa Efendi doğruca işaret buyrulan Abdullahi Mekkî Hazretlerine gitmek için yola çıkar. Mısır yoluyla Mekke-i Mükerreme’ye ulaşarak Abdullahî Mekki kuddise sırruhu’l-azîze intisap etmiştir.
Abdullah-i Mekki’nin Hakk’a yürümesinden sonra hilafete gelen Seyyid Yahya Dağıstânî, Hacı Mustafa Efendi’yi kısa zamanda kemal mertebeye kavuşturmuş ve kendilerine hilafet vererek Medine-i Münevvere’de irşada memur edilmiştir.
Hacı Mustafa Efendi orada edebe riayet edemeyeceğini düşünerek, Şeyhi Dağıstânî kuddise sırruhu’l-azîze bir mektup yazmış, yeniden Mekke-i Mükerreme’ye dönmek için izin istemiştir. Verilen izin üzerine tekrar Mekke-i Mükerreme’ye dönmüş ise de kısa bir müddet sonra Şeyhi Dağıstânî kuddise sırruhu’l-azîz:
“Rum diyarını irşada memur edildiniz. Derhal vazifenize inkıyat ediniz.” demesi üzerine yola çıkan Hacı Mustafa Efendi, içinde bir sıkıntı ile hemhal iken Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye gelerek, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ravzasını ziyaret edip, uzun bir murakabe sonunda, aynı emri Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemden tekrar emir alınca, son nefesini Medine-i Münevvere’de vermek isteğini arz eder. Bunun üzerine, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem kendilerini müjdeleyerek;
Hz. Ömer radiyallâhü anhın soyundan geldiğini ve son nefesini Medine-i Münevvere’de vererek Cennet-ül Baki’ye defnedileceğinin müjdesini verir. Peygamberimizin (S.A.V.) bu müjdesine mazhar olan Hacı Mustafa Rûmi Farukî kuddise sırruhu’l aziz Hazretleri Şiran’da tekke kurma çalışmalarına başlar. Ancak burada Sarıca köyünde birisiyle arası açılınca Şiran’dan ayrılır ve sıla-i rahim hariç yerleşmek üzere bir daha da geri dönmez.
Tekkesini Tokat’ta kurmak için niyet etmiş ve burada bir zaman hamallık yapmıştır. Bir kadın “Ey Allah Teâlâ’nın evliyası sen Rum’a hamallık yapmaya mı geldin?” demesi nedeniyle artık Tokat’ta durmak istememiştir. Ve buradan Çorum vilayetine gitmiştir. Çorum’da ilk günlerde bir aş evinde çalışır. Kazancını evinde çalıştırmak bahanesiyle getirdiği amelelere sohbet ederek hediye usûlünden yevmiye olarak verir. Bu ve benzeri hallerden sonra Hacı Mustafa Efendi iyice tanınarak Çorum’un Hıdırlık mahallesinde sahabeden Mâdi Kerb Hazretlerinin mezarının yakınına medrese ve tekkesini açar, insanları manevi feyz ve bereketleriyle yetiştirmeye başlar.
Çorum’da, Şeyrani, İlmi ahlakı bilgisi ile çevre il ve ilçelerinin saygısını ve güvenini kazanır ve yaşadığı yeri bir tekke haline getirerek kütüphanesini, aş evini kurup çalışmalarına devam eder. Şeyrani’nin aş evi ve kitaplığının 1977 yıllarında Çorum’da ayakta olduğu da bilinmektedir.
Kısa sürede çevresinde önemli bir ilim ve irfan halkasının oluşmasını sağlamış olduğu anlaşılan Hacı Mustafa Rûmî Hazretlerinin ihvanları ile hacca giderken, padişah tarafından İstanbul’a davet edildiği, bu davete icabet etse bile onun “Âlimlerin kötüsü emirlerin kapısına bende (köle, hizmetçi) olandır” diyerek verilen ziyafete katılmadığı rivayet edilmektedir.
Çorum’un meşhur müderrislerinden Kürt Mustafa adıyla bilinen müderris Mustafa Efendi ile tanışmıştır. Bu zatın, Hacı Mustafa Rumi Hazretlerine intisap ettiği hikâye edilir. Bundan başka, Laz Mahmut gibi devrin âlimleriyle de, iyi bir ilim ve muhabbet halkası kurduğu anlaşılan Mustafa Rumi Hazretlerinin, müderrisliğinin yanında irşad görevini başarıyla yürütmüştür. O dönemlerde Sivas’a bağlı Mesudiye kazasının Bensekös köyünde meskun ve çevresinde manevi kişiliği ile etkili olan Sarıalizâde Müderris Ahmet Efendi de ondan icazet almıştır. Onun isteğine uyarak 1889’da Niksar’a gelmiş ve Yağbasan medresesinde tedrise (eğitime) başlamıştır.
Şeyhi Şeyrani yaşamı boyunca 3 Tekke açmış, 312 kadar halife yetiştirmiştir. İrşat ile icazetli olarak bilinenler ise,
Sivaslı Mustafa Taki Efendi,
Tokatlı Mustafa Hâki Efendi,
Niksarlı Hacı Ahmet Efendi,
Tosya, Çevlük’lü Mehmet Efendi
Kutlucalı Hacı Ali Efendi,
Alucralı Müderris Hacı Hasan Efendi,
“Veysel oğulları sülalesinden olup, babasının adı da Veysel’dir. Rivayete göre Veys-ül Karaninin soyundan gelmektedir. Kendisi Zihar’da imamlık yapmıştır. Gelvaris’da (şimdilerde Alucra’ya bağlı bir köy) bulunan medresede 24 talebesinin masrafını çekmiş, aynı zamanda maişetlerini de karşılamıştır. Bölgenin dince ihyasında payı çok büyüktür. Zıhar Medresesi’nde pek çok âlim yetiştirmiştir. 1800’lü yıllarda doğmuş, 1905’te Hak’ka yürümüştür. Nakşibendi ve Halvetilik tarikatı şeyhidir. Halvetilik, Anadolu’da Mevleviye, Rıfaiye, Bayramiyye, Kadiriyye tarikatleri ile birlikte hissedilir derecede hâkimiyeti olan tarikatlerden biridir. Yükseliş devri padişahları Halveti tarikat şeyhleri yanında kılıç kuşanmıştır. Anlatıldığına göre 93 harbi öncesi Hacı Hasan Efendi, 400 genç müridini Zıhar’da bulunan Kışla mevkiindeki Süleyman Şah Camii önünden dualarla harbe göndermiştir. Bunların kâmilen şehit olduğu da rivayet edilmektedir. ”
Alucralı Müderris Hacı Osman Efendi
“Müderris Ahmet Oğulları’ndan olup Torul (Gümüşhane) Beşkilise Köyü’nde dede evinde dünyaya gelmiştir. Sülalesi hoca-zade bir yapıya sahip olduğu için ilk tahsilini aile içerisinde alır. Daha sonra Zihar imamı Müderris Hacı Hasan Efendiden ders alan Hacı Osman Efendi Çorum tekkesinin şeyhlerinden Nakşibendî Şeyhi Hacı Mustafa kuddise sırruhu’l-azîz Efendiden eğitim alıp ona intisap etmiştir. Sonra onun emri ile Şam’a gitmiştir. Burada bir süre İslâm tebliğinde talebe yetiştirdikten sonra Alucra’ya gelerek yerleşmiştir.
Hacı Osman Efendi kuddise sırruhu’l-azîzin halkça birçok kerameti sabittir. Devrin âlimlerince, vakit namazlarını Mekke’de kıldığı rivayet edilir.
Hacı Osman Efendi kuddise sırruhu’l-azîzin hayatı boyunca silahını belinden düşürmediği de söylenir.
Alucra’da birçok âlim yetiştirerek Alucra’nın dini yönden ihyasında büyük katkısı olmuştur. Yetiştirdiği önemli talebelerinden bazıları şunlardır:
— Hoca Yusuf Yağcıoğlu (Dellülü Hoca)
— Molla Hasan
— Molla Recep
Hacı Osman Efendi Taif’de medfundur”.
Çalganlı Müderris Osman Efendi
“Doğumu tam olarak belli olmayıp, Çalgan’da 1932 de Hakk’a yürüdüğü rivayet edilmiştir. Hocası Hacı Hasan kuddise sırruhu’l-azîz Efendi gibi müderris Osman Efendi kuddise sırruhu’l-azîz de Hacı Mustafa kuddise sırruhu’l-azîz Efendi den ders almıştır”.
Başçiftlikli İnce imamzâde Hasan Efendi
Hacı Muharrem Hilmi Harputi Efendi
Oflu Haçkalı Hoca Baba
Acem veliahdı Takyûddin Efendi,
Darendeli Mahmut Efendi’ dir.
Hacı Mustafa Efendinin yetiştirdiği öğrencilerden her biri evliyalık mertebesine ulaşmış değerli şahsiyetlerdir. Her birinin başlı başına anlatılması gereken hayat hikâyesi ve menkıbeleri bulunmaktadır.
Uzun yıllar Çorum İli ve çevresindeki illerin saygısı ve sevgisiyle yaşayan Hacı Mustafa Efendi’nin on iki kere hacca gittiği rivayet edilir. 1898–1899 yılında yine amcasının oğlu Ahmet Efendi ve 150 kişilik bir mürid grubu ile gittiği haccı son seferi olmuştur.
Ömrünü Allah Teâlâ’ya ve Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme kavuşma arzusu ile tamamlayan Hacı Mustafa kuddise sırruhu’l-azîz Efendi, kendisi de bu yolculuğun son yolculuk olduğunu biliyordu ki, o dönemlerde padişah tarafından hacca gidenlere yardım amacıyla İstanbul’da verilen parayı kabul etmemiş, yanındaki ihvanlarına de almamalarını söylemiştir.
İhvanlarından biri Niksarlı, Yolcu diye adlandırdıkları şahıslar, parayı niçin kabul etmediklerini sorunca şu cevabı verir.
“Yolcu yolda, Niksarlı deryada kalsa, Şiranlı’da çölde kalsa gerektir.”
Gerçekten daha vapura binmeden yolcu dedikleri mürid yolda hastalanarak Hakk’a yürümüş. Niksarlı da denizde giderken Hakk’a yürümüş. Hacı Mustafa Efendi Hac ziyaretini ilan ettiklerinde yine dili tutulmuş ve sadece Kur’an-ı Kerim okuyabilmiştir. Gençlik yıllarında da Mustafa Efendi’nin dili tutulmuş sonra dili açılmıştır. Bu halin Hakk’a yürümelerine işaret olarak yine olacağı haber verilmiştir. Haccı eda ettikten sonra Medine-i Münevvere’ye gelip mücavir olmuşlardır. Talebesi Tokatlı Seyyid Mustafa Hâki Efendi’nin de mücavir kalmak istemesi üzerine O’na hitaben:
“Sizin burada mücaveretinizden, memlekete dönüp Allah Teâlâ’nın kullarını irşadınız elzemdir.” Diyerek Haki Efendi’yi memlekete dönmesinin uygun olduğunu, bastonunu amcasının oğluna vererek buyurur ki;
“Sen git. Ben burada kalıp Efendimiz sallallâhü aleyhi veselleme hizmet edeceğim.”
Gördüğü bir rüyada, cübbesinin uç kısmından kesildiğini ve gömüldüğünü, hanımının irtihali olarak açıklamıştır. Gerçekten de hanımı vefat ederek defnedilmiş, kendisi de bir iki gün ara ile irtihal-i dar-ı beka buyurarak, Cennet-ül Baki Kabristan’ında Hz. Osman radiyallâhü anh’ın ayakucuna defin edilmiştir.
Hacı Mustafa Efendi, ilmi, ahlaki davranışları ile Tokat, Çorum, Amasya, Afyon, Trabzon gibi yerlerde dilden dile anlatılmaktadır. Yetiştirdiği öğrenciler ve güvenilir kişiliği ile Anadolu insanının gönlünde taht kurmuş ve zamanla büyük evliyalardan biri konumuna yükselmiştir.
Hacı Mustafa Rumi Hazretlerinin, icazet verdiği talebelerinin müderris oldukları dikkate alınacak olursa, onun ilmiye sınıfında iyi bir mevkiye sahip olduğu ve tekkesinin yanın¬da medrese eğitimi de verdiği anlaşılmaktadır. Medresede verdiği zahiri ilimlerin yanında tekkede de, “hal eğitimi”ne dayanan irşadını sürdürdüğü ifade edilmektedir. Anlatılanlara bakarak onun “sükuti sohbet” tarzını da başlattığı kabul edilebilir. Gavs’ül-âzam İhramcı zâde Hacı İsmail Hakkı Efendinin bu tarzı geliştirdiği de bilinmektedir.
“Bir kişinin hâli, bin kişinin kâlinden (sözünden) daha güzeldir” sözü Hacı Mustafa Rumi Hazretlerinin bu yönünü yansıtır.
Helal lokmaya büyük bir titizlikle dikkat ettiği için, ziraatla meşgul olurdu. Dışarıda, çarşıda veya herhangi bir açık mekânda yemek yediğini kimse görmediği gibi, rastgele insanların evlerinde yemek yememiş vera’ya dikkat etmiştir. Tarîkatı âliyyenin rükünlerine son derece titiz ve dikkatlidir. Hatm-i Hâcegan (zikir halkası) ve sohbet mevzunda taviz ve ciddiyetsizlik kabul etmemesiyle de bilinmektedir.
Hacı Mustafa Efendi ilk haccında Mekke’den dönünce köyüne uğramış. Köyde iken babasının nişanlamak istediği Güllü Hanımla evlenmiş bu evlilikten Hacı Abdullah Efendi ile Hafız Efendi dünyaya gelmiştir.
Şeyran-i Şiran’dan ayrıldıktan sonra İskilip’li Emine Hanımla evlenmiş, bu evlilikten de Hacı Hilmi Efendi ile Hacı Faik Efendi dünyaya gelmiştir. Hacı Faik Efendi’nin oğlu olan Zeynel Abidin Efendi bir süre postnişinlikte bulunmuştur.
Üçüncü ve son evliliğini Tokat eşrafından çok zengin bir hanımla yapmıştır. Bu hanımı kendileri ile hacca gidip orada Hakk’a yürümüştür. Bu hanımın tüm servetini ilim ve irşad üzerine harcadığı söylenmektedir.
Şiranlı Şeyh Hacı Mustafa Efendi’nin Hac için Hicaz’a gittiğinde, Medine’de hastalanır. Hastalığı ağırlaşınca Osmanlı Birlikleri komutanına, kendisini Bakî Mezarlığı’na defin etmesini vasiyet eder. Vefat ettikten sonra yıkanıp kefenlenen bu mübarek zatın Bakî mezarlığına defnedileceğini öğrenen Araplar itiraz ederler, iş ciddi boyutlara ulaşır. Netice olarak komutan:
– Ben bu zatın vasiyetini silah zoruyla da olsa yerine getiririm. Fakat gelin bir anlaşma yapalım. Ben vasiyet gereği onu istediği yere kadar götüreyim, siz de oradan alın, canınızın istediği bir yere defnedin, der.
Araplar bu teklifi kabul ederler. Komutan, tabutu Bakî’ye kadar getirir ve tabut yere indirilir. O zaman komutan,
– Ben vasiyetini yerine getirdim. Sen de eğer gerçekten Allah dostu bir kişi isen kendi yerini seç, der ve askerlerin geri çekilmesini emreder.
Bu defa Araplar devreye girerler, tabuta sarılırlar ama bütün zorlamalar sonuçsuz kalır.
– Bu adamın yeri gerçekten burası olmalı demeye mecbur kalırlar.
Baki Mezarlığı’na girdikten sonra sola doğru dönen yolda on beş, yirmi adım ilerlendiğinde Şiranlı Şeyh Efendi’nin kabrine gelinmiş olacaktır. Mezarı yolun solundadır.
Şeyhi Şeyrani’nin yazılı eserine bugüne kadar rastlanmamış olsa da rivayet olarak İlçeyi terk etmeden önce gençlik yıllarında Dilistan, Bedenistan, Gülistan isminde üç eserinin olduğu bunların Cumhuriyetin ilk yıllarında yasak yayın diye bir kıl çuval içine konularak samanlığa gömüldüğü fakat samanlık defalarca yıkılıp yapıldığından yerinin tespit edilemediği belirtilmektedir. Buna karşın ona atfedilen beyitlerde bulunmaktadır.

Maşukumun (aşkımın) güldür teni ben gülizârı (gül yanaklıyı) neylerem

Aşkın çölü makber (mezar) bana başka mezarı neylerem

El çekmişem fanilere menzil (varılacak yer olan) olan viraneden (yıkıntılardan)

Lâhut (en yüce âlem) eli menzil bana hâki (hikâye) diyarı neylerem

Mecnun gibi dağdan dağa gezmek ne layık aşıka

Gönlümde buldum yârimi geşt ü güzarı (gezip dolaşmayı) neylerem

Bülbül niçin verdin gönül rengi solan bir goncaya

Solmaz benim nazlı gülüm fani (gelip geçici) baharı neylerem

Gündüzleri hasret çeker aşık şebi (geceyi) bayram sayar

Her saatim vuslat demi (kavuşma anı) leyl ü neharı (gece ve gündüzü) neylerem

Ağyar (başkaları) ile yok ülfetim (yakınlığım) bigânedir (yabancıdır) dünya bana

Canan ile vahdet (birlik) gerek kesrette (çoklukta) yari neylerem

Dil mutmain (endişesi yok) cânan (sevgili) ile havf ve reca (korku ve ümit) bilmem nedir

Cananımın cananıyım dilde gubârı neylerem

Zahid (sofi) bütün olsun senin Kevser (Cennet Irmağı), Behişt (Cennet), Huri, Melek

Cananımın cananıyım başka şikârı (kıymetliyi) neylerem

Tek hücreli evdir gönül sığmaz ona bin bir emel (istek)

Tek dilbere verdim gönül başka nigârı (güzeli) neylerem

Aşkınla inşa eyledim dostun köyüne hanemi

Esmâ-i hüsnâ (Allah’ın güzel isimleri) çevresi taştan cidarı (duvarı) neylerem

Yandım tecelli nuruna (Allah’ın nurunun görünmesine) Musa gibi hayretteyim

Tur u dilim (gönlüm haddince) sadparedir (parçaparçadır) artık şirarı (ateşi) neylerem

Göçtüm diyar-ı dilbere dönmem dahi ben Şeyran’a

Uçtum ezel (başlangıcı olmayan) sahrasına yerde kararı neylerem
Hacı Mustafa Rumî Efendi

Yazıyı PDF olarak da okuyabilirsiniz. Aşağıdaki linke tıklayınız.

Şeyh-i Şeyani ile ilgili daha kapsamlı bir kitap hazırlanmış olup, 2018 Ocak ayı içinde teslim alınmak üzere sayılı miktarda bastırılmaktadır. İlk olarak Şeyh-i Şeyrani’ye ait bir el yazması da okunmuştur. Bu kitapta bulunan bilgilerin bazıları raviler (nakledenler) yoluyla bazı değişikliklerle günümüze intikal etmiş ise de ilk defa okunan şiirleri de bulunmaktadır.

https://muratdursuntosun.files.wordpress.com/2012/03/kara-c59feyh.pdf

Saygılarımızla,
Murat TOSUN
muratdursuntosun@hotmail.com
muratdursuntosun@wordpress.com

Yararlanılan kaynaklar:
http://www.islamvetasavvuf.org/kutuphane/node/13438
http://www.kenthaber.com/karadeniz/gumushane/siran/Kimdir/iz-birakan/siranli-mustafa-efendi-seyh-i-seyrani
http://www.gumushane.gov.tr/kultur/edebiyat/halk_sairleri.asp
Türkiye Gazetesi Evliyalar Ansiklopedisi c.9 s.235 :

Reklamlar

About Murat Dursun Tosun

30.07.1961 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlkokulu ve Ortaokulu Çeliktepe'de okudu. Liseyi ise, Gültepe Endüstri Meslek Lisesinde 1977 yılında tamamladı. 27 Mart 1978 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde 17 yaşındayken sözleşmeli teknisyen olarak göreve başladı. 1981–82 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1983 yılında tekrar sözleşmeli teknisyen olarak AKM'de göreve başladı. 1984 yılında çıkan bir Kanun'dan yararlanarak Memuriyete geçti. 1990 yılında girdiği ÖSYM sınavı neticesi Açık Öğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı ve 1994 yılında mezun oldu. Akabinde Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans Hakkı kazandı ve 3 yıllık eğitimden sonra 1997 yılında Bilim Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatında ise,13 yıllık teknik hizmet çalışmasından sonra Emniyet ve Bakım Şef Yardımcısı, Sivil Savunma Amiri, Fiziki Güvenlik Amiri görevlerinde bulundu. 1997 yılında Şube Müdürü oldu. 1998'den sonra İdari ve Mali İşler ile Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.Aynı zamanda 7 yıl süre ile Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ve 4/5'inden fazlası Maliye Hazinesine ait olan 54 bağımsız bölümlü Kastel İs Merkezi'nde (Atlas Pasajı) kamu adına yöneticilik yaptı. 2005–2006 hac döneminde eşiyle birlikte hacca gitti ve geldikten sonra Nisan 2006'da emekliye ayrıldı. Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çalışması vardır. Çeçenzade Hacı Hasan Paşa’nın Hayatı (225 sayfa), Çağırgan Baba Es-Seyyid İsmail Hakkı Çağırgan Veli (206 sayfa) , Arşiv Belgelerinde Mindeval-Çamoluk Tarihi (584 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alucra-Alucra Tarihi (690 sayfa), Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-İz Bırakanlar (35 sayfa), Arşiv Belgelerinde Karahisar-i Şarki-Şebinkarahisar Tarihi (914 sayfa), Arşiv Belgelerinde Anadolu'ya Kafkas Göçleri İskânları Köle ve Cariyelik Sorunu (449 sayfa), Kethüdazâde Mehmet Emin Ağa-Tirebolu Voyvodası ve Şebinkarahisar Kaymakamı (630 sayfa), Halepli Bir Osmanlı Paşası Mellahzâde Mehmed Mer'i Paşa Hayatı ve Hatırlattıkları (268 sayfa), Ermeni Olaylarının Gelişimi ve Şebinkarahisar'da Yaşananlar (2 Cilt, 1263 sayfa), Suşehri Tarihi Yazılarım (497 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alaplı (404 sayfa), Kasımpaşa Tarihi Yazılarım (326 sayfa) ve Alucra Gürbulak Köyü Nam-ı Diğer Feygas, Hanuk Şeyh Mehmed (260 sayfa), Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928 (2 cilt 1100 sayfa) isimli basılı 15 kitabı bulunmaktadır. Yaklaşık 8 senedir Naht (Hatt-ı Ahşap) sanatıyla da ilgilenmekte olup, 2 kez İstanbul'da 1 kez Şebinkarahisar'da 1 kez de Alucra'da sergi açmıştır. 2015 yılı yaz döneminde Şebinkarahisar Halk Eğitim Merkezinde Naht (Hatt-ı Ahşap) kursu verdi.
Bu yazı Hayatın içinden içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

10 Responses to ŞEYH-İ ŞEYRANİ ŞİRANİ HACI MUSTAFA FARUKİ RUMÎ ÇORUMİ NAM-I DİĞER KARA ŞEYH

  1. Geri bildirim: KENDİMİ ANLATAYIM DEDİM- (Hayy’dan Geldim Hû’ya Gidiyorum) -Ahmet Lütfi KAZANCI | İsmail Hakkı ALTUNTAŞ

    • Özellikle Hoca Efendi’nin vasiyeti mutlaka okunmalıdır. Ben okurken gözlerim doldu. Hoca Efendi’nin kendi ömrüne ilişkin değerlendirmeleri ve kendinden sonrakiler için temennileri örnek alınacak ifadelerdir. İnsanlar öldükten sonra iyi veya kötü yaptıklarıyla hatırlanırlar. Allahû Teâlâ, bizlere güzel amelleriyle hatırlanan mümin kullarından olmayı nasip etsin.

      Beğen

  2. Geri bildirim: Hacı Mustafa Rumi Faruk-i Şirani ( Kara Şeyh) – Garipseyyah

  3. Ayhan Şahin dedi ki:

    Ayrıntılı bir yazı. Teşekkür ediyorum. Ben Gümüşhane şiran karaşeyh köyünden ayhan şahin. Dursun bey paylaşacaklarımız bilgiler olabilir bende birtakım farklı bilgiler var. görüşelim veya yazışalım.

    Beğen

  4. orhan zcnl dedi ki:

    selamın aleyküm muhterem.. ŞEYH-İ ŞEYRANİ ŞİRANİ HACI MUSTAFA FARUKİ RUMÎ ÇORUMİ ile ilgili yazdığınız kitabı teminini arz ederim. bedeli mukabili temini nasıldır. bilgi lütfen teşekkürler..
    orhanzcnl@gmail.com

    Liked by 1 kişi

  5. EMİN ÖZDEMİR dedi ki:

    Murat bey babamın dedesi haydar hoca efendi Çorum da medresede Şeyranlı Şeyh efendide okumuş yıllarca.Şeyh efendi Medineye döneceği vakit dedeme bir gün misafir olmuş, yazmış olduğunuz kitabı nerden temin edebiliriz.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s