KUTLU DOĞUM HAFTASI

image001

“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

(Enbiya Suresi 107)

Hazreti Peygamber Miladi 20 Nisan 571’de Mekke’de dünyaya geldi. Bu münasebetle Diyanet İşleri Başkanlığı da son yıllarda geleneksel hale getirdiği şekilde Kutlu Nebinin doğumunu 14-20 Nisan tarihleri arasında çeşitli etkinlikler düzenleyerek “Kutlu Doğum Haftası” şeklinde kutlamaktadır. Burada hedeflenen amaç Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hatıratını anmak, anlatmak, herkese sevdirmektir.

Hz. Muhammed ( s.a.v.) bir kul, bir nebi olarak çok özel insandı. Mucize olarak pek çok vasıf ve özellikler Cenab-ı Allah tarafından kendisine bahşedilmişti. Hayatı davası uğruna mücadeleyle geçmişti. Pek çok sıkıntıyla karşılaştı. Doğduğunda babası vefat etmişti. Küçük yaşta annesini, dedesini kaybetti. İlerki yıllarda amcasını, amca çocuklarını, eşini, evlatlarını, sevdiklerini kaybetti. Her türlü ölüm acısını yaşadı. Hiçbir zaman, hiçbir güçlükten yılmadı, usanmadı. Ümmeti için ibretlik bir hatıra bıraktı. Kendisini görme şerefine nail olmamalarına rağmen, bunca yıl sonra anımsandıkça sevenleri ve inananlarının gözleri dolmakta, yürekleri burkulmaktadır.

Hz. Muhammed ( s.a.v.) içinde bulunduğu duruma göre yeri geldi Devlet İdarecisi oldu (vefatına kadar devleti idare etti, valiler atadı), yeri geldi Ordu Komutanı oldu (Savaşlara katıldı, komutanlık yaptı, taktik verdi), yeri geldi Eğitimci oldu (Okuma ve yazmayı teşvik etti. Savaş esirlerinin okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma öğretmeleri karşılığında hayatlarını bağışladı), yeri geldi Sosyolog oldu (Toplumsal barış ve huzur için dikkat edilmesi gereken kriterleri öğretti ), yeri geldi Psikolog oldu (Üzüntüsü çok olanın vücudu hasta olur buyurarak, gam ve kederden uzak olunmasını öğütledi) , yeri geldi Koruyucu Hekim oldu (  Tıbbi bilgi ve tavsiyeleri ile hastalıktan korunma yollarını öğretti), yeri geldi Hukukçu oldu ( Kul hakkını, komşu hakkını, cemiyet ve toplum hukukunu, miras hukukunu bizzat kendi yaşamında uygulayarak benimsetti) .

-Her zaman müşvik ve sevecen oldu. Karşısındakine efendim diye hitap edecek kadar nezaketliydi. Kimseyi kırmaz, üzmez, misafirlerine hizmet etmeyi severdi. Lüzumsuz konuşmaz, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından konuşmazdı. Bir kimsenin işini ve sözünü beğenmediği zaman “Bazı kimseler, acaba neden böyle yapıyorlar” derdi.

-Bir iş yapılacağı zaman yardımcı olmayı severdi. Kuba Camisi yapılırken malzeme taşımış, arkadaşları bir iş yaparken ben de bu işi yapayım demiştir. Kimseden şahsi hizmet beklememiş, kendi işini kendisi yapmış, cemiyetin içinde kendisine ayrıcalıklı davranılmasını istememiş, bir topluluğun en üstünü hizmet edendir buyurmuştur.

-Hasta ziyaretlerine gider, cenazelerde bulunurdu. İlk selam veren olmaya gayret ederdi. Her zaman aranan güven veren bir dost, el-emin oldu. Doğru sözlü, güzel ahlaklıydı.

-Hiçbir zaman kindar olmadı. Uhud gazasında kâfirler yanağını kanatıp dişlerini kırdıkları zaman bunu yapanlar için, “Ya Rabbi! Bunları affet! Cahilliklerine bağışla” diyebilmiştir. Keza Taif’te taşlandığı zamanda onlar için af dilemiştir.

Allah, o dehşetli mahşer gününde Habib-i Kibriya’nın “Livaü’l Hamd” sancağı altında buluşanlardan ve şefaatine nail olanlardan olmayı cümlemize nasip etsin. Amin.

Aşağıdaki Selavat-ı Şerife Cumhuriyetin ilk yıllarında Hicri 1343’de ( Miladi 1927 ) 1 Kasım 1928’de daha harf inkılabı yapılmadan önce Osmanlıca yazılmış dua kitabından alınmıştır. Daha iyi anlaşılması için orijinalini de tarayarak ekledim.image002image003

Bu salavatı şerifeyi üç defa okumak otuzaltıbin salavatı şerife yerine kaimdir. “ Allahümme salli ala Muhammedin mahtelefel melevaniveteagabel esrani ve kerraralcedidani vestekbelelü fergadani ve belligu   ruhahu ve ervahe ehlibeytihi minnettahiyyete  vesselame vebarikvesellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesiren kesiren kesiren kesira.”

Salat ve selam onun üzerine olsun.

Aşağıda okuyacağınız anlatımlar Hz. Peygamberi anlatan güzel birer örnek teşkil etmektedir. Bunlardan birincisi 1950’li yıllara ait iken diğeri çok eski tarihli olup, 12. Yüzyıl anlatımıdır.

Zamanlar olmuştur ki insanlar, iç ve dış huzuru veren maneviyat bağlarını koparmışlar, ebedi saadet bahşeden yollardan sapmışlar, mâbud (ilah) namına taşlara, ağaçlara tapmışlardı. Resul-i Ekrem Efendimizin doğumundan evvel geçen yıllar, ruhlara bir kâbus gibi çökmüş, kalpleri vahşi yaratıklara rahmet okutacak vahşetler, zulümler kaplamıştı. Ehemmiyetsiz hadiseler binlerce insanın kanını döküyor, insanoğlu evladını diri, diri topraklara gömüyordu. Durum bu haldeyken cemiyetin hakkını korur, adalete hak verir, zayıfı himaye eder, zalimi cezalandırır bir ses yükseliyordu.

Dünya sakinleri kendilerine rahat ve huzur verici, muzdarip halde yaşayan beşeriyeti huzura kavuşturucu bir nurun doğmasını bekliyordu. İşte insanlık o hakikat güneşinin tuûluna intizar ederken (güneşin doğuşunu seyrederken) büyük bir boşluk içinde yaşıyor, hurafeler, dalaletler (hak ve hakikatten ayrılmak) alabildiğine ilerliyordu. 571 yılında Re’bi-ül Evvel (Arapça ayların üçüncüsü) ayının 12. gecesi (Pazartesi) tan yerinin ağarmaya başladığı bir zamanda Mekke’de doğan bir nur ile âlem başka bir âlem oldu. Gün doğmadan hidayet güneşi doğdu; cihan nuru Muhammedi ile doldu.  Hazreti Muhammed (s.a.v.) dünyaya geldi. Asırlar boyunca sinelerde, dimağlarda tahakküm eden (zorbalıkla hükmetme) batılın temelleri sarsıldı. Onu idrak edemeyenler alelâde bir ferdin dünyaya geldiğini zannettiler. Fakat o, (İ’lâ-yı Kelimetullah) etrafında dönmek için doğan bir güneşti. Onun da etrafında dönen tevabiini, yıldızları vardır. Fem’i saadet caniyle, malıyla Allah’ın dinine yardıma koşanları semadaki yıldızlara teşbih ederek kendinden sonra onlara iktida (uymak, tabi olmak) etmeği ayni bir hidayet saymış. “Benim ashabım yıldızlar gibidir; hangisine iktida ederseniz (uyarsanız) doğru yolu bulursunuz” buyurmuştu.

İnsanlar ellerindeki ölçüleriyle ekmeli mahlûk olan Hazret-i Muhammed’i takdir etmekten acizdirler. Onu hakkıyla öven, bu mevcudatın hâliki olanAllah’dır (C.C.). Resul-i Kibriya, Halik-i Kâinat’ın varlığını âleme tanıtmak, ona ibadet yollarını göstermek, beşeriyeti mekârimi ahlakla (Cenabı Allah’ın sevdiği, beğendiği güzel ahlaka sahip olmak) ziynetlemek için ba’s (Cenabı Allah’ın peygamber göndermesi) olunmuştu. Onun doğum günü tüm insanlık için dünyanın en mukaddes bayramıdır.(1)

Ey yalvaçlar (Yalvaç=Kitap getirmiş peygamber, resul, elçi) tacının incisi. Ey sultanlara taç giydiren ulu peygamber. Bu yerde, bildik, yabancı herkes sana sığınmış, senin şefaatinin nimetine muhtaçtır. “Peygamberlik manzumesinin” ilk beyti senin adınla bestelendi. Fakat hükmün kafiye gibi en sonunda yer aldı.

Bir viran köye (dünyaya) işaret gelince senin ruhundan ve Âdemin cisminden ona bayındırlık erişti. Onarılmış ve süslenmiş bir evde ilk sudan da bulunur son kerpiçten de. Sen hem Âdemsin, hem Nuh’sun. Hayır, her ikisinden de yücesin. Yalvaçlar arasında her ikisinden bir halkasın. Âdem, o dâneden günaha girdi. Tövbe ona tatlı bir gülşeker oldu. Âdemin kalbinde can ve gönülden yükselen tövbe senin kokundur. O gülşekeri (günahının ilacı) de senin köyünün toprağıdır.

Sen iradeni feleklere gösterdin, bu işi de ancak sen başardın. Bu şeref beratının sonu senin unvanınla mühürlendi. Bu hutbe, senin devranında tamamlandı.

Ey nefesi dilsizleri söyleten, ey ciğeri yaralıların sevdasına merhem olan peygamber, akıl, senin yolunu tutmakla, can teknesini kan deryasından kurtuluş sahiline çıkarmıştır. Dokuz feleğin kıblesi, senin yurdunun kapısıdır. Altı günün eseri olan şu cihan, zülfünün kıvrımlarına takılmıştır.

Âlem, kıl kadar senin sevginden uzak kalsa, mübarek zülüflerin gibi darmadağın olur. İrfanınla büyük sırları çözer, sözünle içlerdeki esrarı okursun. Senin sözlerinin gerçek kuvveti olmasaydı, hiçbir itiraza cevap verilemezdi. Bütün halkın sözlerinde, düşüncelerinde eksiklik var. Senin sözün hiçbir itiraza meydan bırakmaz. Kapının tozları çerez ve şekerdir. Senin mayan, fıstık ve hünnaptan yoğrulmuştur. Senin bir avuç kavrulmuş unun, aşk sahrasında kırk gün temaşaya yetecek kadar bereketlidir.

Nizaminin ruhu senden haber beklemektedir. Onun gönlü, senin mübarek ıtırının kokusuyla tazelenmiştir. Nefesinden bir vefa kokusu gönder. Feridun mülkünü bir dilenciye bağışla. Benim için en yeni kurtuluş sabahısın. Ben senin toprağınım, sen benim âbı-hayatımsın. Senin toprağın benim canımın bahçesidir. Senin bahçen, (türben) benim için hayat sermayesidir. Toprağını, Nizami’nin gözüne sürme çekeyim. Atının dizginlerini köle gibi omuzlarımda taşıyayım.(2)

Görüldüğü her iki kaynakta da peygamber efendimiz çok güzel ve içten duygularla ifade edilmiştir. Bize düşen vazife de onu hakkıyla anlamaya çalışmaktır.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

1-Mustafa RUNYUN, Hacı Bayram Minberinden Hutbelerim, (Diyanet İşleri Reisliği Müşavere ve Dini Eserler İnceleme Kurulu Aza Yardımcısı ve Hacı Bayram Camii Hatibi), 1956 Ankara

2-Genceli Nizami, Mahzen-ül Esrar (Mahzen-i Esrar), Bu kitap Farsça olarak 12. Yüzyılda yazılmış olup, 1944 yılında dönemin Maarif Vekâleti tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Muhtelif kütüphanelerimizde bulunmaktadır. Bunlardan birisi Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi Ahmet Kabaklı Kitaplığı’dır. Şair İran Azerilerinden olup, mesnevi şairidir. 1140-1203 yılları arasında yaşamıştır. “Leyla ile Mecnun” ve “Hüsrev ile Şirin” en bilinen diğer eserlerindendir.

Reklamlar

About Murat Dursun Tosun

30.07.1961 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlkokulu ve Ortaokulu Çeliktepe'de okudu. Liseyi ise, Gültepe Endüstri Meslek Lisesinde 1977 yılında tamamladı. 27 Mart 1978 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde 17 yaşındayken sözleşmeli teknisyen olarak göreve başladı. 1981–82 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1983 yılında tekrar sözleşmeli teknisyen olarak AKM'de göreve başladı. 1984 yılında çıkan bir Kanun'dan yararlanarak Memuriyete geçti. 1990 yılında girdiği ÖSYM sınavı neticesi Açık Öğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı ve 1994 yılında mezun oldu. Akabinde Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans Hakkı kazandı ve 3 yıllık eğitimden sonra 1997 yılında Bilim Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatında ise,13 yıllık teknik hizmet çalışmasından sonra Emniyet ve Bakım Şef Yardımcısı, Sivil Savunma Amiri, Fiziki Güvenlik Amiri görevlerinde bulundu. 1997 yılında Şube Müdürü oldu. 1998'den sonra İdari ve Mali İşler ile Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.Aynı zamanda 7 yıl süre ile Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ve 4/5'inden fazlası Maliye Hazinesine ait olan 54 bağımsız bölümlü Kastel İs Merkezi'nde (Atlas Pasajı) kamu adına yöneticilik yaptı. 2005–2006 hac döneminde eşiyle birlikte hacca gitti ve geldikten sonra Nisan 2006'da emekliye ayrıldı. Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çalışması vardır. Çeçenzade Hacı Hasan Paşa’nın Hayatı (225 sayfa), Çağırgan Baba Es-Seyyid İsmail Hakkı Çağırgan Veli (206 sayfa) , Arşiv Belgelerinde Mindeval-Çamoluk Tarihi (584 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alucra-Alucra Tarihi (690 sayfa), Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-İz Bırakanlar (35 sayfa), Arşiv Belgelerinde Karahisar-i Şarki-Şebinkarahisar Tarihi (914 sayfa), Arşiv Belgelerinde Anadolu'ya Kafkas Göçleri İskânları Köle ve Cariyelik Sorunu (449 sayfa), Kethüdazâde Mehmet Emin Ağa-Tirebolu Voyvodası ve Şebinkarahisar Kaymakamı (630 sayfa), Halepli Bir Osmanlı Paşası Mellahzâde Mehmed Mer'i Paşa Hayatı ve Hatırlattıkları (268 sayfa), Ermeni Olaylarının Gelişimi ve Şebinkarahisar'da Yaşananlar (2 Cilt, 1263 sayfa), Suşehri Tarihi Yazılarım (497 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alaplı (404 sayfa), Kasımpaşa Tarihi Yazılarım (326 sayfa) ve Alucra Gürbulak Köyü Nam-ı Diğer Feygas, Hanuk Şeyh Mehmed (260 sayfa), Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928 (2 cilt 1100 sayfa) isimli basılı 15 kitabı bulunmaktadır. Yaklaşık 8 senedir Naht (Hatt-ı Ahşap) sanatıyla da ilgilenmekte olup, 2 kez İstanbul'da 1 kez Şebinkarahisar'da 1 kez de Alucra'da sergi açmıştır. 2015 yılı yaz döneminde Şebinkarahisar Halk Eğitim Merkezinde Naht (Hatt-ı Ahşap) kursu verdi.
Bu yazı Hayatın içinden içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s