HZ. YÛŞÂ A.S. ZİYARETİ

image002

Hz. Yûşâ A.S.

Yûşâ Aleyhisselam, İsrail oğullarına Musa Aleyhisselam’ın vefatından sonra gönderilmiş bir peygamberdir. Yusuf Aleyhisselamın neslinden gelen Nûn’un oğludur. Annesi ise Musa Aleyhisselam’ın kız kardeşidir. Mısır’da doğdu. Musa Aleyhisselam’dan sonra İsrail oğullarını Tih çölünden çıkarıp, dedelerinin eski yurdu olan Kenan diyarına götürdü.

Amâlika ve yerli kavimlerle uzun süre harp ederek Filistin, Ürdün ve Şam topraklarını ele geçirdi.

Yûşâ Aleyhisselam Hz. Musa’nın Hızır (A.S.) ile görüşmesinde yanlarında bulundu. Bu husus Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi 60-65. Ayet-i Kerimelerinde meâlen şöyle bildirilmaktadir.

  1. Ayet / Musa (A.S.) genç arkadaşına: “Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmaya yahut yıllarca yürümeye kararlıyım”
  2. Ayet / Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde bir yol tutup gitmişti.
  3. Ayet / (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi.
  4. Ayet / (Genç adam) Gördün mü! Dedi; kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.
  5. Ayet / Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.
  6. Ayet / Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan ilim öğretmiştik.

Beyzâvi ve Hâzin’in açıklamalarına göre: Firavun kabilesinin helakinden sonra Musa Aleyhisselam İsrailoğullarına beliğ bir hutbe okumuş, bazı kimseler: Yeryüzünde senden âlim bir kimse bilir misin? diye sorduklarında Musa Aleyhisselam: “Bilmem” diye cevap vermiş. Bunun üzerine Cenâb-ı Hâk, Hızır Aleyhisselamın daha bilgili olduğunu beyan etmiştir. Bunun üzerine Musa Aleyhisselam, Hızır Aleyhisselam’dan ilim öğrenmek için kendisiyle buluşmak isteyince, Cenâb-ı Hâk, zenbiline tuzlu balık koymasını ve Rum deniziyle Faris denizinin birleştiği yere kadar gitmesini ve balığı nerede kaybederse Hızır’ı orada bulacağını beyan etmiştir.

Bunun üzerine Musa Aleyhisselam tuzlu balığı yanına alarak Yûşâ Aleyhisselam ile birlikte yola çıkmışlardır. İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman Musa Aleyhisselam genç arkadaşına “Kuşluk yemeğimizi getir, yiyelim. Gerçekten bu yolculuğumuzdan yorgun düştüş” dedi.

Bu konuda Nimetullah Efendi’nin açıklamalarına göre, denizin birleştiği yerde bir pınar başında istirahat için oturduklarında Hz. Musa namazını kılarak bir taşı başına yastık yapmış olarak yatar iken, Yûşâ Aleyhisselam da abdest alır, abdest suyunun zenbilin içindeki balığa sıçraması ile bu sudan mucize olarak balık dirilir ve denize gider, gittiği yer balığın büyüklüğüne göre yol olur.

Yûşâ Aleyhisselam bu durumu görünce hayrete düşer. Hz. Musa kalktığında haber vermeye niyet ederse de Allah’ın hikmetiyle unutur. Yollarına devam ederler, bir gün bir gece gittikten sonra kuşluk vakti Hz Musa “ Yemeği (balığı) getir” deyince Yûşâ Aleyhisselam balığın durumunu haber verir.

Yûşa Aleyhisselam, Musa Aleyhisselam’a: iki denizin birleştiği yerdeki kayada durup dinlendiğimiz zaman balığa ait garip bir hadise oldu. O balığın halini söylemeyi unuttum. Onu sana haber vermeyi bana ancak şeytan unutturdu. O balık denizde yolunu acayip surette tutmuştu.

Musa Aleyhisselam “Ya Yûşâ, işte işte senin gördüğün garip ve acayip hal bizim aradığımız şeydir” dedi. Hemen izlerini takip ederek (balığın denize girdiği) yere geldiler.

Ve geri dönüp mezkûr yere gelince orada kendi indimizde bir rahmet verdiğimiz ve ona ledünni ilmi öğrettiğimiz kullarımızdan birini, yani Hızır Aleyhisselamı buldular.

Allahû Teâlâ, Musa Aleyhisselamın kavmine vadettiği Filistin ve Şam bölgesi Amâlikalılar tarafından işgal edilince Musa Aleyhisselam İsrail oğullarına buraların fethini müjdeledi ise de kavmi kortu ve “Ey Musa, muhakkakki biz onlar orada olduğu sürece ebediyen, asla oraya girmeyiz. Artık Sen ve Rabbin gidin, böylece ikiniz savaşın, biz mutlaka burada otururuz” dediler. (Maide Suresi 24. Ayet)

Bunun üzerine Musa Aleyhisselam üzüldü ve Rabbine şöyle münacatta bulundu: “Ya rabbi, ben kendimle kardeşimden, başkasına sahip değilim. Artık bizimle bu fasık kavmin arasını ayır” dedi. (Maide Suresi 25. Ayet)

Allahû Teâlâ Musa Aleyhisselam’ın duasını kabul edip, kavminin isyanı yüzünden onların kırk sene müddetle Filistin bölgesine girmelerini haram kıldığını, onların Tih çölünden çıkamayacaklarını bildirdi. Kırk senenin sonlarına doğru Harun Aleyhisselam ve ondan 3 sene sonra Musa Aleyhisselam vefat etti. Musa Aleyhisselam vefat ettikten sonra Allahû Teâlâ, Yûşâ Aleyhisselamı İsrail oğullarına Peygamber olarak gönderdi.

Allahû Teâlâ, Yûşâ Aleyhisselam’a İsrail Oğullarını toplayıp Tih sahrasından çıkmasını ve Filistin’e gidip harp etmesini emretti. Yûşâ Aleyhisselam da İsrail oğllarını topayarak Eriha şehrini kuşattı. Kuşatma altı ay sürdü. Nihayet bir Cuma günü mucizeler göstererek orayı fethetti. Yuşa Aleyhisselam ve ona inananlar Eriha’ya girip zalim ve kâfir olan ahalisine hücum ederek hezimete uğrattılar. Sonra İlya şehrinialdılar.Bu şehirlerin Yûşâ Aleyhisselam tarafından fethedildiğini duyan etraftaki şehirlerin hükümdarlarından beşi bir araya gelerek Yûşâ Aleyhisselama hücum ettilerse de hezimete uğradılar.

Yûşâ Aleyhisselam 127 yaşında vefat etti ve Dev Dağı’na defnedildi. Beykoz’da Yûşâ Tepesi’nin bulunduğu dağın ismi de eskiden Dev Dağı idi. Yûşâ Tepesi’ndeki kabrini Kanuni Sultan Süleyman’ın Süt Kardeşi Beşiktaş’ta dergâhı bulunan Şeyh Yahya Efendi’nin bulduğu çeşitli kitaplarda yazılıdır.

Hicri 1169 (1755-1756) senesinde Yirmisekiz Çelebizade Mehmet Said Paşa buraya bir mescid yaptırmıştır. Caminin İç kitabesinde de belirtildiği gibi bu yandığı için yeniden inşa edilmiştir.

Rivayete göre Şeyh Yahya Efendi bir gece rüyasında bir zat görür. Bu zat kendisine: “Ben Yûşâ Nebi’yim şu tepede yatıyorum, gel yerimi tespit et ve beni ziyaret et” der. Yahya Efendi sabah uyandığında hayırdır İnşa-Allah, bu nasıl rüya! Yûşâ Aleyhisselam Filistin’de değil mi diye düşünür. Fakat ikinci akşam aynı zat karşısına çıkıp, “neden gelmedin yarın gel, beni ziyaret et” der. Sabah uyandığında Şeyh Yahya Efendi yine rüyanın etkisinde kalır ve akşama kadar bu neyin nesi diye düşünür. Fakat işaret edilen yere gitmez. Üçüncü kez rüyasında aynı durum olunca, Şeyh Yahya Efendi ertesi gün müritleriyle birlikte tepeye çıkarak Yûşâ Aleyhisselam’ın kabrini araştırmaya başlar. Burada gördüğü bir çobana bu civarda olağan üstü bir olayla karşılaşıp karşılaşmadığını sorar. Çoban Şeyh Yahya Efendi’yi bir yere götürerek: Efendim şu yeri görüyor musun? Üzeri yemyeşil ot kaplı olduğu halde koyunlarımı koyunlarım buradan yemiyor ve buraya gelince sürü ikiye bölünüyor, bir kısmı sağından bir kısmı solundan geçiyor.

Bunun üzerine Şeyh Yahya Efendi o yeri tespit ederek işaretler. Durumu Padişâha da nakleder ve oranın ihya edilmesini sağlar. Hatta burada yapılan kazıda bazı önemli delillerin de bulunduğu rivayet edilmektedir.   image004

Hem müferreh hem mukaddestir bu küh-sar-ı bülend (ulu tepe)

Bâğı cennettir makâm-ı Yûşâ ibnün Nun’dur

Zâtını etmişnübüvvetle mübeccel Kibriyâ

Kabr-i hazrettir makam-ı Yûşâ ibnün Nun’dur

Vâsıl-ı maksud olur elbet tevessül eyleyen

Cây-i vuslattır makam-ı Yûşâ ibnün Nun’dur

Bu mahall-i akdesi kabil mi tavsif eylemek

Ayn-ı nimettir makam-ı Yûşâ ibnün Nun’dur

Sâdiyâ ta’zim ile eyle ziyaret dâima

Mahz-ı rahmettir makam-ı Yûşâ ibnün Nun’dur

1210 (1795-1796)

Hz.Yûşâ’nın kabrinin bulunduğu bölüme girince tam karşıda bulunan kitabe

Hz. Yuşa

Hazret-i Yûşâ Nebi ve Mürsel ibnün Nun’dur

Hem kelimüllah fetâsıdır aleyhisselâm

Mucizatından birisi bu gaza eyler iken

Gün gruba gitmedi bir saat oldu sonra şâm

Hürmetiyçün âmâdi hafız Muhammed kuluna

Cümle züvvâra dahi vire Hüda hüsn-i hitâm

Rihletinden evvel tarihi hicriyye kadar

İki bin üç yüz yirmi sâl iken mühimdir tamam

Diyarbekirli Çerhizâde El-Hafız Muhammed’in nazmıdır.

Hicri 1257image006

Hz. Yûşâ A.S.’ın Kabri Şerifinin boyu 17 metre eni 4 metredir.image008

Caminin Girişiimage010

Caminin Arka Cephesinden Görünüşüimage012

Caminin Yan Cephesinden Görünüşüimage014

Hz. Yûşâ A.S.’ın Kabrinin Arka Tarafında Bulunan Hazireimage016

Caminin Yapımı Hakkında Bilgi Veren Kitabeimage018

Cami Hakkında Bilgi Veren Bir Başka Kitabeimage020

Ziyâ-yı şem’-i mihrâb-ı hilâfet câmi’-i şevket/İmâmu’l-mü’minîn Abdulazîz Hân-ı kerem-mu’tâd

Bu vâlâ ma’bedi nâr-ı hârik etmiş iken suzan/O bâni-i esâs-ı dîn ü devlet eyledi âbâd

Müezzinler sâlâ etsün naima böyle tarihi/Ne zibâ kıldı Hân Abdulaziz bu cami’-i bünyâd

Nemekahu Abdulfettâh sikke-künan (Hicri) 1280 (1863-1864)

Harik: Yangın, ateş

Sûzan: Yakan, yakıcı

Nemekahu: Onu yazdı

Sikke-künan: Mevlevi külahı yapan

Bünyad: Binaimage022

Besmelenin altındaki yazı: İnebolu’lu marangoz Aziz Soğangöz tarafından hediyye edilmiştir. 1959image024

Caminin İçinden Bir Görüntüimage026

Caminin İçinden Bir Görüntü

image028

Caminin İç Kapısında Bulunan Bir Hat / Muhammed Resulullâhimage030

Caminin Bahçesinde Yapılmış Bir Çeşmeimage032

Caminin Minaresiimage034

Anadolu yakasında bulunan Hz. Yûşâ Tepesinden Avrupa yakasının görüntüsü

Hz. Yûşâ A.S. ziyaretine gitmek için Beykoz Cayırının yanından sahile paralel olarak yükselen yolu takip etmek gerekiyor. Kendi aracıyla gidenler için yolu tarif eden tabelalar kolaylık sağlıyor. Ziyaretin ve caminin bulunduğu alan Beykoz Belediyesi ve Müftülüğü tarafından gayet güzel düzenlenmiş. Hafta arası nispeten tenha olan ziyaret hafta sonları ve müstesna günlerde çok daha kalabalık oluyor. Buna karşın araç otoparkları ihtiyaca cevap verecek şekilde yapılmış.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Hz. Yûşâ Camii İmam Hatiplerinden H. H. Ali Yalçın’ın “Hazretsi Yûşâ Aleyhisselam” adlı kitabından yararlanılmıştır.

Osmanlıca kitabelerin okunmasındaki yardımlarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Haydar Egesel ve İnci Abaroğlu’na çok teşekkür ederim.

 

 

Reklamlar

About Murat Dursun Tosun

30.07.1961 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlkokulu ve Ortaokulu Çeliktepe'de okudu. Liseyi ise, Gültepe Endüstri Meslek Lisesinde 1977 yılında tamamladı. 27 Mart 1978 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde 17 yaşındayken sözleşmeli teknisyen olarak göreve başladı. 1981–82 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1983 yılında tekrar sözleşmeli teknisyen olarak AKM'de göreve başladı. 1984 yılında çıkan bir Kanun'dan yararlanarak Memuriyete geçti. 1990 yılında girdiği ÖSYM sınavı neticesi Açık Öğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı ve 1994 yılında mezun oldu. Akabinde Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans Hakkı kazandı ve 3 yıllık eğitimden sonra 1997 yılında Bilim Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatında ise,13 yıllık teknik hizmet çalışmasından sonra Emniyet ve Bakım Şef Yardımcısı, Sivil Savunma Amiri, Fiziki Güvenlik Amiri görevlerinde bulundu. 1997 yılında Şube Müdürü oldu. 1998'den sonra İdari ve Mali İşler ile Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.Aynı zamanda 7 yıl süre ile Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ve 4/5'inden fazlası Maliye Hazinesine ait olan 54 bağımsız bölümlü Kastel İs Merkezi'nde (Atlas Pasajı) kamu adına yöneticilik yaptı. 2005–2006 hac döneminde eşiyle birlikte hacca gitti ve geldikten sonra Nisan 2006'da emekliye ayrıldı. Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çalışması vardır. Çeçenzade Hacı Hasan Paşa’nın Hayatı (225 sayfa), Çağırgan Baba Es-Seyyid İsmail Hakkı Çağırgan Veli (206 sayfa) , Arşiv Belgelerinde Mindeval-Çamoluk Tarihi (584 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alucra-Alucra Tarihi (690 sayfa), Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-İz Bırakanlar (35 sayfa), Arşiv Belgelerinde Karahisar-i Şarki-Şebinkarahisar Tarihi (914 sayfa), Arşiv Belgelerinde Anadolu'ya Kafkas Göçleri İskânları Köle ve Cariyelik Sorunu (449 sayfa), Kethüdazâde Mehmet Emin Ağa-Tirebolu Voyvodası ve Şebinkarahisar Kaymakamı (630 sayfa), Halepli Bir Osmanlı Paşası Mellahzâde Mehmed Mer'i Paşa Hayatı ve Hatırlattıkları (268 sayfa), Ermeni Olaylarının Gelişimi ve Şebinkarahisar'da Yaşananlar (2 Cilt, 1263 sayfa), Suşehri Tarihi Yazılarım (497 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alaplı (404 sayfa), Kasımpaşa Tarihi Yazılarım (326 sayfa) ve Alucra Gürbulak Köyü Nam-ı Diğer Feygas, Hanuk Şeyh Mehmed (260 sayfa), Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928 (2 cilt 1100 sayfa) isimli basılı 15 kitabı bulunmaktadır. Yaklaşık 8 senedir Naht (Hatt-ı Ahşap) sanatıyla da ilgilenmekte olup, 2 kez İstanbul'da 1 kez Şebinkarahisar'da 1 kez de Alucra'da sergi açmıştır. 2015 yılı yaz döneminde Şebinkarahisar Halk Eğitim Merkezinde Naht (Hatt-ı Ahşap) kursu verdi.
Bu yazı Hayatın içinden, Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s