1899 TARİHLİ BELGEDE AVRUPA’NIN TÜRKLERE BAKIŞ AÇISI

1899 tarihli belgelerin ana konusu ismine bakıldığında İngiliz olduğu anlaşılan Wambery isimli öğretmenin Osmanlı halkının yaşantısı ve edebiyatı hakkında Avrupa’da verdiği konferansda yaptığı konuşma Times’da yayınlanmıştır. Bu haberin-yayının nüshası dışışleri yetkilileri tarafından tercüme edilerek Der-saadet’e yollanmıştır. Wambery’nin Osmanlı hakkında bu kadar bilgi sahibi olması her şeyden önce onun Osmanlı’da öğretmenlik yaptığını ve uzun yıllardır bu görevde bulunduğunu göstermektedir. Yaptığı değerlendirmelerde ilgi çekici hususlar bulunmaktadır.

Muallim Arminius Wambery İngiliz ve Macar komitesinin daveti  üzerine devlet-i âliyyenin ilerlemesine dair bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında Muallim Wambery Osmanlıların yaşantısı, örf ve adetlerine dair özet bilgiler verdikten sonra Osmanlının kadere olan inancından dolayı bazı durumları istisna tutulunca diğer hal ve hareketleri ile yaşantısının Avrupalılar gibi olduğunu belirtmiştir. Fes giyen halkın sosyetesinin Avrupalılar gibi yemek yediğini, eğlence hususunda Avrupayı bile geride bırakabileceğini ifade etmiştir. Şark toplumuna ait harem hayatının değişmekte olduğunu belirtirken bu durumu uygunsuz olarak nitelendirip, bu yaşam tarzının tamamen ortadan kalmasının iyi olacağını vurgulamıştır. Onun bu düşüncesi Müslüman Osmanlı toplumunun ahlaki anlayışını terk ederek her konuda Avrupa toplumunu taklit etmesi isteğinden kaynaklanmaktadır. Osmanlı kadının giyim tarzından rahatsızlık duyduğu da anlaşılmakta olup, kendince ahkâm keserek Kur’an-ı Kerim’in kadının giyimini kayda bağlamadığını ileri sürmüştür. Yani dini yaşayan neyin ne olduğunu bilmiyor, anlamıyor da Wambery bu konuda hüküm veriyor.

Eğitim sistemiyle ilgili analizinde Osmanlının küçük okullarının İngiliz ve Alman okullarına benzediği tesbitinde bulunmuştur. Bu okullarda Arapça, Farsça ve Fransızca eğitim verilmektedir. Okullarda dini akaid, askeri bilimler, doğa bilimleri, coğrafya, tarih, edebiyat dersleri okutulmaktadır. Wambery’nin bir tesbiti de Türkçe’de çok sayıda Arapça ve Farsça kelimeler bulunduğundan Osmanlıca’nın zor bir dil haline geldiğidir. Ancak bu konuda iyileştirme içinde olunduğunu da ilave etmiştir.

Basılı yayının gelişme içinde olduğunu takdirle belirtmiş, gazete sayısındaki artışın dikkat çekici olduğunu, Abdülhamid döneminde yenileşme çabalarının her alanda görüldüğünü belirtmiştir. Edebiyat alanında çok sayıda çeviri yapıldığını, İngilizlerin meşhur hükümdarlarının ve kahramanların tanıtımının bütün Türkiye’de görüldüğünü belirtiyor. Bu durum biraz tefrite kaçıldığının da göstergesi gibi durmakta, özden kopuşun belirtisi olarak görülmektedir.

Wambery ayrıca Osmanlı’da Fransızcanın ve Fransız edebiyatının ağırlıklı kullanımından da rahatsızlık duymaktadır. Bunun yerine İngiliz edebiyatının kullanılmasının daha iyi olacağını da bir temennisi olarak öne sürmüştür.

En önemli tesbiti ise Avrupa efkâr-ı umumiyesinde özellikle Türklerin Avrupa ve Asya’dan ihracı hayalinde olan politikacıların olduğunun belirtilmiş olmasıdır.  Kendilerinin Türklere muhabbet göstermediklerinden bunu Türk bu durumda Türklerden muhabbet beklemenin nafile olduğunu, belirttikten sonra Türklerin kendileri hakkında olan düşüncelerinin değiştirilmesinde başarılı olmak istiyorsak İslamiyet aleyhinde olan siyasetçilerin düşüncesine ve çalışmalarına iştirak etmediklerini göstermeleri gerektiğini anlatmıştır.

Burada ikircikli ve menfaat-peres bir yaklaşım olduğu çok açıktır. Türk ve Müslüman düşmanlarının batı toplumlarında olduğu kabul edilmekte, bu yapı ile mücadele etmek yönünde bir çaba gösterilmemekte, hatta bu yapı kendi haline bırakılmakta, buna karşın onlar var ama biz öyle düşünmüyoruz gibi bir yaklaşım tarzıyla Türkleri kandırmaya çalışmaktadır.

Avrupanın başarısını ordu gücünden ziyade insan haklarına dayalı olduğunu da öne sürmüş, Türklerin yollarına sürekli engeller koymanın ise bazı politikacıların davranışlarından kaynaklandığı tesbitinde bulunmuştur. Bir özeleştiri diyebileceğimiz taraf ise Osmanlının kuvvetini ne kadar kırmaya çalıştıksa askeri masrafımız o kadar arttı itirafıdır.

Görüldüğü gibi Wambery Osmanlı’da görünen mesleği öğretmen olsa da arka planla casus gibi çalışmış, Osmanlıyı analiz etmiş, toplum yapısını incelemiş, onu dönüştürmek için neler yapılması gerektiği yönünde yol haritası çizmiştir.

Wambery’nin özellikle Müslüman kadınının giyim tarzına ilişkin düşünceleri ve bu konudaki Kur’an-ı Kerim yorumu ile İngilizlerin Mülümanların koruyucusu olduğu ve hatta İngilizlerin eşitlik ve hürriyet severlikleriyle bilindikleri şeklindeki görüşü çok egzantiriktir.  Her halde kendi milletine karşı eşitlik ve hürriyet severliklerini kastediyor olmalıdır. Yoksa İngilizlerin sömürgeci ve emperyalist yaklaşımları ve tarih boyunca bunun için özellikle Müslüman ülkelere neler yaptıkları bilinmektedir.

Aradan geçen zaman içinde Wambery’nin temennisi gerçekleşmiş ve Fransız kültürü geri planada kalarak İngiliz kültürü dünyaya hakim olmuştur diyebiliriz. Bugün ülkemizde tamamen İngilizce eğitim veren okulların sayısı hiçde az değildir. Kültür emperyalizmi dünyayı sarmıştır. Bunun sonucunun nerelere vardığı da herkesin malumudur. 1899’da Türkleri Avrupa ve Anadolu’dan çıkarmak zihniyetinde olan batılılar bugün de aynı düşüncelerindedir. Tek fark bazılarının yöntemlerinin farklı oluşudur. Wambery’nin tesbitlerinde olduğu gibi.

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Zafer Şık, Mehmet Kahramanoğlu, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Mustafa Demirel, Bekir Turan, Süleyman Köse, Abdullah Ertürk, Tuba Uyar, Mahire Yazar Kiremitçi ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

muratdursuntosun@wordpress.com

Arşiv Fon Kodu: Y.PRK.EŞA, Dosya No: 9, Gömlek No: 62, Tarihi: 10 (N) Ramazan 1306 (10 Mayıs 1899), Konusu: Muallim Wambery’nin saltanat-ı seniyye, Osmanlı ictimai hayatı ve edebiyatı hakkında verdiği konferansın tercümesi.

image001

image002

Muallim Mösyö Wambery’nin nutkundan me’huz olub 10 Mayıs Sene (12)89 (22 Mayıs 1873) tarihli Tayms’da münderic bulunan fıkaratın terceme-i mücmelesidir (özetlenmiş tercümesidir).

Muallim Arminius Wambery İngiliz ve Macar komitesinin davet-i vakıası üzerine dün akşam Ekseterhal nam salonda devlet-i âliyyenin terakkiyat-ı hazırasına dair bir nutk irad etmiştir. Sir Leyil Girifin kürsi-i riyasetde olarak sâmiin ve huzzâr (hazır bulunan) hayli cemiyetli bulunmuştur. Muallim Wambery Osmanlıların hayat-ı ehliye ve örf ve âdet-i mahalliyelerine dair bir icmal ile söze başlamış ve demiştir ki: Osmanlu kadere tabiiyyet-i hayatından mütevellid (ileri gelen) bazı ahvâli istisna olunduktan (durumları ayrı tutulduktan) sonra bizler derecesinde Avrupalu add olunmağa sezadır. Melbusatında tamamıyla Avrupalulara şebih (benzer) olub başka olarak yalnız fes giyer. Kibar takımı hep bizim tarz ve âdetimiz vechile taam ider (yemek yer) ve zevkiyat (eğlence) hususunda belki bizden de ileri giderler. Şarkda hayat-ı insiyenin (insana ait hayatın) en muzlim (karanlık) ciheti olan usul-ı harem bile mütemadiyen (devam eden) gayet esaslı tebeddülat (değişiklik) görmektedir. İnsaniyete münafi (aykırı) olan bu usul-i müstehcene (edepsiz usul) tamamen ortadan kalksa elbette evla (iyi) olur fakat terbiye-i nisa (kadın terbiyesi) işi ıslahat-ı gariziyeye (normal ıslahata) menutdur (bağlıdır). O kilidin müftahı (anahtarı) müftehi (hazinesi) mükemmel nebat mekteblerinde imal olunabilir. Her halde bir inkılaba ibtida olunmuş (başlanmış) olduğuna alamet-i kesire görülmekte olub nisvan-ı Osmaniye (Osmanlı kadını) evvelkinden ziyade hüsn-i tabiatla giyinmekle ve yaşmağın üst tarafı göz üzerinden nasiye fevkine (alın üstüne) çıkub alt tarafı da burunun hizasından çene zirine (altına) meyl etmeğe başlamıştır. Biz Avrupa’da bu usul-i harem hükm-i Kur’an’a müsteniddir (bağlıdır) zannıyla işgal-i fikr ederiz. Halbuki Kur’an hukuk-i inasın (kadının) tahdid-i takyidini (kayıt ve şarta bağlanmasını) emr etmemiştir. Âdât ve mefruşat ve sair esbab-ı maişet ve hayata İran ve Hindistan taraflarında meşhur olan meylen-i şarkiyatdan (şarkiyata meyilli) mu’teberan-ı Osmaniyyanda pek cüz’-i eser kalmıştır. Garbin nur-ı marifeti yalnız sınıf-ı a’lâya (yüksek tabakaya) münakis (aksetmiş) değil esnaf-ı adiye-i ahali dahi anın hayasını muktebes (iktibas edilmiş) bulunuyorlar. Yakın zamanlara gelinceye kadar âsâr-ı mutavassıta-i iseviyede olduğu vechile emr ü tahsil umur-ı şer’iyeye münhasır (mahsus) idi. Elyevm ise İngiliz ve Alman mekteblerine müşabe mekâtib-i müteferrika (küçük mektepler) olub bunlarda Arabi ve Farsi ve Fransız lisanlarıyla akayid-i diniye, funun-i askeriye, ulum-ı tabiiyye (doğa bilimleri), coğrafya ve tarih ve emsali şeyler tedris ve tahsil olunmaktadır. Muallim Wambery bundan sonra Edebiyat-ı Osmaniyyeye nakl-i kelam (söz nakli) ile dirki Türkler bir vakt inşalarında pek çok Arabi ve Farsi kelimeler isti’mal idüb (kullanıp) hatta bu uğurda kendi lisanları mevcudatından olan lugatı bile terk iderler idi. Ve bu münasebetle lisan-ı Osmanî gayet müteassırü’t-te’assür (zahmetli) olmuşidi. El-haletu-hazihi (bundan sonra) bu hususda dahi bir ınkılab-ı azim (büyük yenilik) görülüyor. Şöyle ki bazen iki sahifeden ziyade yertutan makalat-ı muğlakaya (anlamsız sözlere) bedel münekkah (düzeltilmiş) cümleler yazılmağa ve lisan-ı edebi halka tefhim ve ta’mim içün Arabi ve Farsi yerine Türkçe elfaz (sözler) ve lugat (sözlük) isti’mal edilmeğe (kullanılmaya) başlanılmıştır. Hakikaten matbuat süratli bir terakki (ilerleme) göstermiştir. Vaktiyle kıraati (okuması) eşhas-ı ma’dudeye (belirli kimselere) mahsus yalnız bir gazete var idi. Şimdi ise bir hayli evrak-ı yevmiye-i havadisle Avrupa’nın memalik-i cenûb-i şarkiyesinde olduğu kadar da mütalaa bulunur. Bugünki padişahın devr-i saltanatında ulum-ı hazıranın kaffe-i aksamı memâlik-i mahrusaya girmiş ve hatta diyanetle ulm u marifet yekdiğeriyle Avrupa’da olduğundan ziyade memâlik-i Osmanîde kesb-i irtibat ve mukarenet (uygunluk) etmiştir. Osmanlu Edebiyat-ı hazırasına nazar olunursa ulum-ı tabiyenin her kısmı suver-i layıkada Türkçe’ye terceme edilmiş görülüyor. Edebiyat-ı Osmaniyece muallim ve emiriyi en ziyade mütehabbir iden (iyi bilen) hal Avrupa’nın bedayi’i edebiyyesiyle üdebasının (edebiyatçıların) fazailini (faziletini) taklid ve telakki yolunda gösterilen say ve ikdam (çalışma ve gayret) olub diyorki İngiltere meşahir hükümdaranıyla ulemâ ve hükemâ (âlimler) ve üdebâ (edipler) ve bahadıranının teracim-i ahvali (durumunun tercümesi) kütüb-i Türkiyyede (bütün Türkiye’de) görülebiliyor. Ve hakikat-i halde bir Türk’ün “Şekspir” ve “Garik” ve “Darvin” ve “Cems Watt” ve emsali meşahirin mütalaa-i asarında menfaatdar gayr-i adi bir keyfiyetdir. Tebeddül-i hazır (mevcut değişiklik) ise lisan ve tarz-ı beyana münhasır (özel) olmayub Edebiyat-ı Osmaniyede fikr ve mani’ cihetlerince dahi bir tahvil (değişiklik) mevcutdur. Ancak şayan-ı te’essüfdür ki şimdiki edebiyatda biraz ifrat (ileri gitme) ile Fransız mukallidliği (taklitciliği) ediliyor. Bu da ezmine-i karibeye (yakın zamana) gelinceye kadar memâlik-i Osmaniyyede muallim edeb ü inşa (eğitim kültürü) Fransızlar olmasından Avrupa medeniyetine havahişker (istekli) olan bir millete karşu Fransa Edebiyatının cezb ü te’sir edecek bir halde bulunmasından neş’et eder. Edebiyat-ı Osmaniyenin ıslahına pişva (önder) olanlar tarafından İngiliz mü’essesat-ı edebiyesi mevzu’ ittihaz (konu) edilmiş olsa ve bunların zevk-i edebilerine politikanın dahl ve nüfuzu olsa idi elbette evlâ ve eslem (iyi ve sağlam) olurdu. Bugünki müelliflerinden Kemal Beğ ve Şinasi Efendi ve Hamdi Beğ ve sair birçokları fikr-i nevin-i terakkiye (yeni fikirlerle ilerlemeye) sahib ve devlet ve milletlerine hidmed yoluna zahib olub (gidip) ve hatta bunlardan bazıları Avrupa’nın en müreffi (refaha kavuşmuş) milletleri nezdinde bile mucib-i teşrif olacak bir deha-yı edebiye mazhardırlar. Ve şiddetle taht-ı it’ab-ı yakazada olub ekseriyet üzere hal-i infikakda bulunan meşveretleriyle hamiyet-i milliye ve mühabbet-i vataniyye hissiyatının ikazına muvaffak olmuşlardır. O hissiyat ki her bir Müslimde olduğu vechile Türklerde dahi şimdiye değin bir mazhariyeti haiz değil idi. Ve fakat akilâne idare olunsa Avrupa efkâr-ı umumiyesini ve ale’l-husus Türklerin Avrupa ve Asya’dan ihracı hayalatına sapan politikacıları hayret-i şedideye düçar edebilmek (büyük hayrete düşürmek) kabil idi. Edebiyat-ı Osmaniyenin telkinat-ı hazırası memâlik-i mahrusa Müslümanlarının bize karşu olan nasb (atanmış) ve neferadlarını ziyadesiyle eksiltmiş olunduğu gibi şimdiden sonra dahi gittikçe taklil ve tahlif edecektir. Bu taassubda neferatın men’-i asliyesi zat-ı umuminin gösterdiği gibi Kur’an değil belki bizim devlet-i Osmaniyyeye karşu ittihaz etmiş olduğumuz meslek-i hakkaniyet na-cebandır (korkak) ki her ne suretle olursa olsun  devlet-i müşarün-ileyhanın menafi’ine (menfaatine) taarruz etmek şevk ve arzusuna müstenid bulunuyor (dayanıyor). Biz Türklere muhabbet göstermediğimiz ve bunu anlarda bizde bildiğimiz halde Türklerden bizim muhabbet beklemek selahiyetimiz (yetkimiz) olamaz. Eğer fikr-i ıslahda (düşüncenin yenilenmesinde) muvaffakiyyet (başarı) istiyorsak İslamiyet aleyhinde olan erbab-ı siyasetin efkâr ve mesaisine iştirak etmediğimizi ve Türklerin ve şunu değil bilakis kardaş bildiğimizi kendülerine irae ve isbat etmeliyiz.  Medeniyet-i hazıranın en ala tabakasında bulunan İngilizler hemcivarları olan milel-i İseviyyeye (Hıristiyan milletlere) atf-ı nazar ettikleri halde Avrupa’nın kalpgâhında (içinde) bile tefrika (ayrılık) ve tefavütün (farkın) âsâr-ı adidesini (birçok eser) görebiliyorlar. Daha nice Hıristiyan milletler ezmine-i salife (geçmiş zaman) hayat-ı siyasiye ve ictimaiyesinin (sosyal hayatının) talimatı içinde bulunurlar. Asyalularda bulunabiliyor. Bizim Avrupa medeniyetinin şan ve şeref-i hakikisi azim (büyük) ordular yüzünden olmayub ancak tesis ittiğimiz mebani-i hürriyet (temel hürriyet) sebat ve salatımız ve kabil-i indiras (izini silmek mümkün) olmayan mevzuat-ı mehasin-i maneviyemiz sayesindedir. İmdi hemcinsimiz Avrupa Hıristiyanları on dokuzuncu asrın mahsulü olan efkâr-ı aliyeyi hakkıyla telakki edememek mümkün olunca Müslüman ve Asyalı bulunan Türk’ün o semere-i medeniyeti serian (çabucak) iktitaf etmesini (faydalanmasını) nasıl isteyebiliriz. Komşumuz olan Şarkın medeniyet-i hazıraca terakki etmesiçün (ilerlemesi için) cebrü terkib lazım olub âlem-i İslamı (islam alemini) teşvik ve muavenet (yardım) yerine muttasıl (bitişik) takbih (beğenmeme) ve muaheze etmek (azarlamak) gayr-i ma’kuldur. Muallim Wambery dahi sail ve ref’-i müşkilata (zorlukları kaldırmaya) sai bulunan (çalışan) Türklerin yollarına ilka-yı mevani’ (engeller koymak) ile müftehir (iftihar) ve asla bildikleri bir milletin ahvalinden (durumundan) bahisle mütecasir (cüretkâr) olan bazı politika ricalinin fikr ve meliklerini tenkid ile diyor ki bu meslek-i sakim bizim mesai-i medeniyet-pervaranemize emniyet olunmamağı istilzâm ettikden ve haysiyyet ve itibarımıza dahi halel verdikden maada maddeten ve manen kendi menafimize sekteler ılka etmekde olub zira ahiren Osmanlunun kuvvetini ne kadar kesr etdikse (kırdıksa) bir muharebe-i umumiye muhataratı ile Avrupanın her tarafında masarif-i askeriye o kadar tezayüd etmiş ve geçen Rusya muharebesinden berü Avrupa orduları üç misli ziyade sevb İngiltere maliyesi de menafi’-i memleketi (memleketin faydasını) muhafaza içün mebaliğ-i kesire (çok para) sarf ve tahsisine mecburiyet görmüştür. Umur-ı Şarkiyye meşağilinde şimdiye kadar rehnümamız olan yanlış zann ve zehablara (düşüncelere) nihayet vermek zamanı gelmiştir. Ve heb o su-i zehaba tabiiyyet (kötü düşünceye uyma) yüzündendir ki Asya-yı mehmedide vaktiyle bütün ehl-i İslamın (Müslümanların) muhibb ve hamisi (seven ve koruyucusu) bilinen İngiltere bugünki günde muhrib-i İslamiyet (İslamiyeti yıkan) namını ihraz etmiş (kazanmış) olan bir devlet ile bir sırada add olunmağa başlamıştır. Elli milyondan ziyade nüfus-ı İslamiyeye hakime olan kraliçemiz bir muharreb (harbe maruz ma’ruz kalmış) teba’sının düşman-ı alenisi (açık düşmanı) olamaz ve müsavat (eşitlik) ve hürriyete muhabbetle me’luf (bilinen) ve ma’ruf (tanınmış) olan İngilizler dahi renkçe ve din ve mezhebçe farklı olduklarıçün yek (tek) tabi’iyyetleri olan halka tasallut (baskı) olunmasına ruhsat veremez. İngilizler hakkaniyet ve ihsaniyet ism-i asilasına müsteniden (dayanarak) hareket ettikçe alemin her tarafında sezâvar (münasib) medh ve muhabbet olacakları gibi İngiltere dahi ecdadının şan ve şeref mevrusuna muhafazaya devam ile büyük ve kutlu ve bahtiyar kalır. Tahsinat-ı mükerere (tekrar tekrar alkışlar).

Nutkun hitamında Sir Fibans, Sir Donald Suvard taraflarından muallim Wamery’e arz-ı teşekkürat-ı mahsusa olunmuştur (özel teşekkür edilmiştir).

Reklamlar

About Murat Dursun Tosun

30.07.1961 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlkokulu ve Ortaokulu Çeliktepe'de okudu. Liseyi ise, Gültepe Endüstri Meslek Lisesinde 1977 yılında tamamladı. 27 Mart 1978 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde 17 yaşındayken sözleşmeli teknisyen olarak göreve başladı. 1981–82 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1983 yılında tekrar sözleşmeli teknisyen olarak AKM'de göreve başladı. 1984 yılında çıkan bir Kanun'dan yararlanarak Memuriyete geçti. 1990 yılında girdiği ÖSYM sınavı neticesi Açık Öğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı ve 1994 yılında mezun oldu. Akabinde Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans Hakkı kazandı ve 3 yıllık eğitimden sonra 1997 yılında Bilim Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatında ise,13 yıllık teknik hizmet çalışmasından sonra Emniyet ve Bakım Şef Yardımcısı, Sivil Savunma Amiri, Fiziki Güvenlik Amiri görevlerinde bulundu. 1997 yılında Şube Müdürü oldu. 1998'den sonra İdari ve Mali İşler ile Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.Aynı zamanda 7 yıl süre ile Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ve 4/5'inden fazlası Maliye Hazinesine ait olan 54 bağımsız bölümlü Kastel İs Merkezi'nde (Atlas Pasajı) kamu adına yöneticilik yaptı. 2005–2006 hac döneminde eşiyle birlikte hacca gitti ve geldikten sonra Nisan 2006'da emekliye ayrıldı. Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çalışması vardır. Çeçenzade Hacı Hasan Paşa’nın Hayatı (225 sayfa), Çağırgan Baba Es-Seyyid İsmail Hakkı Çağırgan Veli (206 sayfa) , Arşiv Belgelerinde Mindeval-Çamoluk Tarihi (584 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alucra-Alucra Tarihi (690 sayfa), Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-İz Bırakanlar (35 sayfa), Arşiv Belgelerinde Karahisar-i Şarki-Şebinkarahisar Tarihi (914 sayfa), Arşiv Belgelerinde Anadolu'ya Kafkas Göçleri İskânları Köle ve Cariyelik Sorunu (449 sayfa), Kethüdazâde Mehmet Emin Ağa-Tirebolu Voyvodası ve Şebinkarahisar Kaymakamı (630 sayfa), Halepli Bir Osmanlı Paşası Mellahzâde Mehmed Mer'i Paşa Hayatı ve Hatırlattıkları (268 sayfa), Ermeni Olaylarının Gelişimi ve Şebinkarahisar'da Yaşananlar (2 Cilt, 1263 sayfa), Suşehri Tarihi Yazılarım (497 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alaplı (404 sayfa), Kasımpaşa Tarihi Yazılarım (326 sayfa) ve Alucra Gürbulak Köyü Nam-ı Diğer Feygas, Hanuk Şeyh Mehmed (260 sayfa), Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928 (2 cilt 1100 sayfa) isimli basılı 15 kitabı bulunmaktadır. Yaklaşık 8 senedir Naht (Hatt-ı Ahşap) sanatıyla da ilgilenmekte olup, 2 kez İstanbul'da 1 kez Şebinkarahisar'da 1 kez de Alucra'da sergi açmıştır. 2015 yılı yaz döneminde Şebinkarahisar Halk Eğitim Merkezinde Naht (Hatt-ı Ahşap) kursu verdi.
Bu yazı Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s