FINDIKLI YAHYA EFENDİ MESCİDİNE GÖREVLİ ATANMASI

image002

Fındıklıda yıkılan bir mescidin restorasyon sonrası durumu

Suheyl_Bey_Mescidi_Suheyl_Bey_Camii_Salipazari_Camii

25 Aralık 1767 tarihli belge özellikle okuduğum bir belge değildir. Aslında Fatih Camisiyle ilgili belgeleri okurken yanlış dosyalanmış bir belge olarak okudum.  Belgede bahsedilen Fındıklı’da bulunduğu bahsedilen Yahya Efendi Mescidiyle ilgili bir araştırma yaptığımda ilginç bir sonuçla karşılaştım.

Öncelikle 1767 tarihi itibarıyla Fındıklı’nın Galata kadılığına bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan belgede mescidin vakıf mescidi olduğundan ve Nakibü’l Eşraf’lıktan bahsediliyor olması mescidi yaptıran Yahya Efendi’nin de Seyyid olabileceğini düşündürmektedir. Bunun haricinde belgenin konusu itibarıyla vakıf görevlisi olarak atanan kişi Seyyid oğlu Seyyid’dir. Bu şekilde yazmamın nedeni bazen saygı ifadesi olarak şahıslar için Seyyid denildiği de olmaktadır. Ancak burada durum farklıdır. Seyyidlerin secere kayıtlarını tutan Nakibü’l-Eşraf teşkilatından bahsedilmesi ve Es-Seyyid Ebubekir Çavuş’un oğlu Es-Seyyid Mehmed Çavuş olarak belirtilmiş olması güçlü bir kanıt olmaktadır.

Öte yandan İnternet üzerinden yaptığım araştırmada bunu destekleyen bulgular da elde etttim. Galata’dan Beşiktaş’a kadar olan semtlere baktığımızda Galata, Tophane, Salıpazarı, Fındıklı, Kabataş, Dolmabahçe ve Beşiktaş sıralanmaktadır.

İsmini top imalâthanesinden (tophâne) alan semtin mülkî âmiri Galata kadısının nâiblerinden biri, askerî kumandanı topçubaşı, zâbıta âmiri ise bostancıbaşı idi.

Bünyesinde çok sayıda yalı, tekke, cami, çeşme ve sebil bulunduran Tophane’deki top dökümhanesi Fâtih döneminde kurulmuş, Kanûnî tarafından geliştirilmiş ve zaman zaman geçirdiği yangınlar yüzünden önemli tamirler görmüş ve nihayet III. Selim tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Tophane Ocağı Mescidi Kanûnî Sultan Süleyman tarafından inşa ettirilmişse de asıl Tophane Camii XVI. yüzyıl kaptan-ı deryâlarından Kılıç Ali Paşa tarafından 1580 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Bu caminin karşısında Siyavuş Paşa bir çeşme (1632), IV. Murad’ın silâhtarlarından Mustafa Paşa da bir çeşme ile sebil yaptırmıştır (1636). Fakat buradaki dört cepheli asıl büyük çeşmenin inşasına III. Ahmed zamanında başlanmış ve I. Mahmud döneminde bitirilmiştir (1145/1732-33). Top Arabacıları Kışlası yanındaki Nusretiye Camii Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının hâtırası olarak II. Mahmud tarafından, daha yukarıdaki Cihangir Camisi ise Kanûnî’nin Cihangir adındaki şehzadesi adına babası tarafından inşa ettirilmiştir.

Fındıklı Tophane’nin devamı olup ikisinin arasında Salıpazarı yer alır. Salıpazarı bu adı, muhtemelen salı günleri Tophane’de kurulmakta olan pazar sebebiyle almıştır. Fındıklı’da yakın zamanlara kadar bir iskele vardı. İlyas Çelebi, Cihangir, Alçakdam ve Dereiçi mahalleleri, Salıpazarı semtinin içindeydi. Vaktiyle burada bir liman (Çivici Limanı) ile pazar yerinin bulunması, Fındıklı’nın bir ticaret mahalli olduğu kanaatini kuvvetlendirmektedir.

Fındıklı, adını ya fındık bahçelerinin bolluğundan veya burada bulunan bir tüccar misafirhanesinden (Fondaco) almıştır. Şehir merkezine yakınlığından dolayı Fındıklı padişahların ve devlet büyüklerinin çok rağbet ettiği bir yer olmuş ve bundan dolayı burada cami, mektep, çeşme, hamam gibi birçok sosyal tesis kurulmuştur. Mahmud Çavuş adında birinin namazgâhtan tahvil ettirdiği Çivici Limanı Mescidi, derya beylerinden Süheylî Bey’in yaptırdığı Salıpazarı Camii, yine derya beylerinden Arap Ahmed Paşa’nın zevcesi Perizad tarafından evinin bahçesine bina ettirilen Hatuniye Mescidi, çeşme (1575) ve tekke ile Anadolu kazaskerlerinden Mehmed Vusûlî Efendi’nin ünlü Fındıklı Camii (1589) bunların belli başlılarıdır. Uzun süre ilmiye sınıfı mensuplarının merkezi olan Fındıklı semtinde Bursa kadısı Abdullah Efendi’nin yaptırdığı Pişmaniye Camisi, İstanbul kadısı Kutub İbrâhim Efendi’nin inşa ettirdiği Kadı Mescidi, Seyyid Yahyâ Efendi’nin yaptırdığı Emîr İmam Mescidi ile Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin (ö. 1698) yalısı da bulunmaktaydı.

Fındıklı, XVIII. yüzyıl başlarında Damad İbrâhim Paşa tarafından Emnâbâd Yalısı’nın inşasından sonra daha da önem kazanmıştır. II. Mahmud’un kız kardeşleri Âdile Sultan ile Cemile Sultan’ın yalıları da yine burada bulunuyordu. Çırağan yangınından (1909) sonra Cemile Sultan Yalısı Meclis-i Meb‘ûsan toplantılarına tahsis edildi. Halen bu binalarda Mimar Sinan Üniversitesi Rektörlüğü ile Güzel Sanatlar ve Mimarlık fakülteleri bulunmaktadır.

Kabataş, Fındıklı ile Dolmabahçe arasındadır. Adını, Köse Kethüdâ Mustafa Necib Çelebi’nin (ö. 1239/1823-24) bu civardaki yalısını tamir ettirdiği sırada bulduğu ve etrafını yontturarak iskele haline koyduğu (Kara Bâlî İskelesi) büyük bir taştan (muhtemelen Antik devirlerden kalma Petra Thermastis) alır. Önceleri Fındıklı’ya dahil olan Kabataş bağlık bahçelik ve bağ evlerinin bulunduğu bir yerdi. Elmas Mehmed Paşa mensuplarından bir kadın tarafından burada 1705’te Bağodaları Mescidi, Avni Ömer Efendi tarafından bir cami ve Hekimoğlu Ali Paşa tarafından da 1145’te (1732-33) büyük bir çeşme inşa ettirilmiştir.

Dolmabahçe, Kara Bâlî bahçeleriyle Beşiktaş Bahçesi arasındadır. Adından anlaşılacağı gibi deniz doldurularak kazanılmış ve daha sonra padişah bahçeleri arasına alınmıştır. Kaptanıderyâ Halil Paşa’nın teklifi üzerine Sultan I. Ahmed’in emriyle doldurulmaya başlanan ve II. Osman zamanında da doldurulması devam eden bu semtte daha sonra birçok mimari eser inşa edilmiştir. I. Abdülhamid zamanında İran tarzında zeminden itibaren güzel çinilerle süslenerek yeniden yaptırılan II. Selim devrine ait bir köşk ile III. Selim tarafından Mimar Melling’e inşa ettirilen Beşiktaş Sahilsarayı bunlar arasındadır. Beşiktaş Sahilsarayı II. Mahmud tarafından yeni bir saray inşa ettirilmek üzere yıktırılmış, daha sonra bu saray da Sultan Abdülmecid tarafından yıktırılarak yerine bugünkü Dolmabahçe Sarayı yaptırılmıştır (1853-1854).

Yine bu padişah burada bir iskele ile kayıkhâneler tesis etmiş, zevcelerinden Hümâşah Sultan da bir çeşme yaptırmıştır. Daha önceleri mevcut olan Çakır Dede Mescidi, Tersane Emini Hüseyin Efendi tarafından 1709’da yeniden inşa ettirilerek camiye çevrilmiştir. Bunun karşısında 1854’te Bezmiâlem Vâlide Sultan bugünkü Dolmabahçe Camii’ni yaptırmaya başlamış ve cami oğlu Abdülmecid tarafından tamamlanmıştır. Bu caminin karşısında sipahi ağalarından Hacı Mehmed Emin Ağa’nın 1740’ta yaptırdığı zarif bir sebil vardır. III. Selim zamanında Dolmabahçe’de bir tüfenkhâne-i âmire kurulmuştu. II. Mahmud tarafından tamir ettirilen bu tüfenkhânenin yerine daha sonra Istabl-ı Âmire inşa ettirilmiştir.[1]

Görüldüğü gibi Seyyid Yahyâ Efendi’nin yaptırdığı caminin diğer bir adı daha olduğu ve Emîr İmam Mescidi denildiği anlaşılmaktadır. Belgede bahsedilen Yahya Efendi’nin Beşiktaş ile Ortaköy arasında dergâhı bulunan Kanun-i Sultan Süleyman’ın süt kardeşi Yahya Efendi olup olmadığı hakkında açıklık bulunmamaktadır. Bununla birlikte bahsedilen semtler çok değiştiğinden ve bir çok mescid günümüze intikal etmediğinden bu mescidin de onlardan biri olması durumu söz konusudur.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Zafer Şık, Mustafa Demirel, Abdullah Ertürk, Bektaş Kaya, Levent Kürşat Kırca ve Şule İyigönül Atasagun’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

muratdursuntosun@wordpress.com

Arşiv Fon Kodu: C..EV.. Dosya No: 584, Gömlek No: 29472, Tarihi: 15 (Za) Zilkade 1180 (14 Nisan 1767), Konusu: Zelzeleden yıkılan Fatih Camii’nin tamiri için Marmara’dan getirtilecek mermer direk, başlık ve söve taşlarının hemen gönderilmesi. (okunan belge yanlış dosyaya konulduğundan bahsedilen konu özetiyle ilgisi yoktur)

????????????????????????????????????

Sahh

Mucebince kalemine kayd ve berât olunmak. Buyuruldu. Fi 3 (Ş) Şaban Sene (1)181 (25 Aralık 1767)

Der-i devlet kemine arz-ı dai-i kimesne oldur ki; Nezaret-i hazret-i nakibü’l eşrafında olan evkafdan mahrusa-i Galata’ya muzafe (bağlı) kasaba-i Fındıklı’da vaki merhum Yahya Efendi Mescid-i Şerifi’ne ilhak eylediğimiz vakfın muin (yardımcı), kâtib (yazıcı) ve câbisi (vakıf gelirlerini toplayan tahsildarı) olmağla ferman-ı mezkûreyi ervab-ı istihkakdan işbu bais-i arz-ı ubudiyet es-Seyyid Mehmed Çavuş bin-es-Seyyid Ebubekir Çavuş daileri vakfiye-i malumun bihâmızdır. Mukayyed (kayıtlı) olduğu vech odur ki, yevmi bir akçe vazife ile kâtib ve bir akçe vazife ile câbi  (tahsildar) tayin ve yedine müceddeden (kendisine yeniden) berat-ı şerif-i alişan sıdk u ihsan buyurulmak recası ile paye-i serir-alaya arz olundu. Baki emr ü ferman hazret-i men-lehü’l-emrindir.

Fi el-yevmü’s-salis aşer min Recebü’l-mücerreb li-sene ehadi ve semanin mieteyn ve elf

Ed-dai Es-Seyyid Abdurrahman el-vakıf ve’l-mütevelli bi’l-vakıfü’l-mezbur

[1] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=060253

Reklamlar

About Murat Dursun Tosun

30.07.1961 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlkokulu ve Ortaokulu Çeliktepe'de okudu. Liseyi ise, Gültepe Endüstri Meslek Lisesinde 1977 yılında tamamladı. 27 Mart 1978 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde 17 yaşındayken sözleşmeli teknisyen olarak göreve başladı. 1981–82 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1983 yılında tekrar sözleşmeli teknisyen olarak AKM'de göreve başladı. 1984 yılında çıkan bir Kanun'dan yararlanarak Memuriyete geçti. 1990 yılında girdiği ÖSYM sınavı neticesi Açık Öğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı ve 1994 yılında mezun oldu. Akabinde Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans Hakkı kazandı ve 3 yıllık eğitimden sonra 1997 yılında Bilim Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatında ise,13 yıllık teknik hizmet çalışmasından sonra Emniyet ve Bakım Şef Yardımcısı, Sivil Savunma Amiri, Fiziki Güvenlik Amiri görevlerinde bulundu. 1997 yılında Şube Müdürü oldu. 1998'den sonra İdari ve Mali İşler ile Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.Aynı zamanda 7 yıl süre ile Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ve 4/5'inden fazlası Maliye Hazinesine ait olan 54 bağımsız bölümlü Kastel İs Merkezi'nde (Atlas Pasajı) kamu adına yöneticilik yaptı. 2005–2006 hac döneminde eşiyle birlikte hacca gitti ve geldikten sonra Nisan 2006'da emekliye ayrıldı. Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çalışması vardır. Çeçenzade Hacı Hasan Paşa’nın Hayatı (225 sayfa), Çağırgan Baba Es-Seyyid İsmail Hakkı Çağırgan Veli (206 sayfa) , Arşiv Belgelerinde Mindeval-Çamoluk Tarihi (584 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alucra-Alucra Tarihi (690 sayfa), Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-İz Bırakanlar (35 sayfa), Arşiv Belgelerinde Karahisar-i Şarki-Şebinkarahisar Tarihi (914 sayfa), Arşiv Belgelerinde Anadolu'ya Kafkas Göçleri İskânları Köle ve Cariyelik Sorunu (449 sayfa), Kethüdazâde Mehmet Emin Ağa-Tirebolu Voyvodası ve Şebinkarahisar Kaymakamı (630 sayfa), Halepli Bir Osmanlı Paşası Mellahzâde Mehmed Mer'i Paşa Hayatı ve Hatırlattıkları (268 sayfa), Ermeni Olaylarının Gelişimi ve Şebinkarahisar'da Yaşananlar (2 Cilt, 1263 sayfa), Suşehri Tarihi Yazılarım (497 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alaplı (404 sayfa), Kasımpaşa Tarihi Yazılarım (326 sayfa) ve Alucra Gürbulak Köyü Nam-ı Diğer Feygas, Hanuk Şeyh Mehmed (260 sayfa), Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928 (2 cilt 1100 sayfa) isimli basılı 15 kitabı bulunmaktadır. Yaklaşık 8 senedir Naht (Hatt-ı Ahşap) sanatıyla da ilgilenmekte olup, 2 kez İstanbul'da 1 kez Şebinkarahisar'da 1 kez de Alucra'da sergi açmıştır. 2015 yılı yaz döneminde Şebinkarahisar Halk Eğitim Merkezinde Naht (Hatt-ı Ahşap) kursu verdi.
Bu yazı Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s