BİR KEDİ MİYAV DEDİ BİR KÖPEK HAVLADI

alman
image003

Bu yazımı birkaç sene öbce yazmıştım. O tarihde de alucra.com’da yaınlanmıştı. Ancak alucra.com yayın hayatından çekilinde orada bulunan pek çok yazım gibi bu da kaybolmuştu. Dün akşam arşivimde bir dosya ararken bu yazıyla karşılaşınca bu sefer kendi bloğumda yayınlamaya karar verdim.

İçimizde hayvanları sevmeyen veya ömrü hayatında kedi, köpek bakmayan hemen hemen yok gibidir. Ama çoğumuz nedense bir süre sonra bu sevimli hayvanları bakamayıp, vermeye yer ararız. Hayvan bakmak gerçekten de zor bir iştir aslında. Neticede o da bir can taşımaktadır. Bizler gibi acıkmakta, bakıma gereksinim duymakta, hastalanabilmektedir. Tüm bu gereksinimlerini de bizlerin karşılamasını beklemekte, kendi lisanı hali ile bunu bize belli etmektedir.

Geçmişte benim de av köpeklerine merakım vardı. Bunlardan iki tanesini daha sonra aşı kartıyla birlikte Alucra’ya getirdim. Dayımın evi bahçeli olduğundan daha müsaitti, zaten o da kapıda bekleyen bir köpeğin olmasını severdi. Çok fazla sorun olmadı, köpeklerim de Alucra iklimine uyum sağladılar ve ölene kadar da orada bakıldılar.

Üçüncü köpeğimi de maalesef ben götürüp uygun bir yere bıraktım. Nedeni de onu beslerken bir gün elimin üstünü ısırdı, neredeyse koparacaktı. Dişlerinin izi aylarca kaybolmadı. Ben de o sinirle, bundan bana hayır gelmez düşüncesiyle uygun bir yere bıraktım. Fakat sonra çok pişman oldum, üç gün peşine gittim aradım ama bulamadım. Bulmamda mümkün değildi zaten. Zira köpek çok cins bir kuş köpeği yavrusuydu ve bakımlıydı. Bütün aşıları da yaptırılmış gayet sağlıklı bir köpekti. Bıraktığım yer yol üzeri olduğundan muhtemelen gören birisi tarafından hemen alınmıştı. Ama ben bunun pişmanlığını hep yaşıyorum.

Sonradan öğrendiğim bilgiye göre hangi hayvan olursa olsun karnı açken bu tür tepkiler verebiliyormuş. Bu onun cins bir hayvan olmasıyla veya hayta olmasıyla ilgili de değilmiş bu durum. Aslında insanlarda aynı özelliğe sahip değil mi, pek çoğumuz acıktığında biraz sinirli olur, karnı doyunca da sakinleşir. Bu yaradılıştan kaynaklanan ve muhtaçlığımızın bir göstergesidir. Bütün canlılar bir şeylere muhtaç yaratılmıştır. Hayvanlarsa insanlara göre daha muhtaçtır, pek çoğu kendi başına hayatiyetini devam ettiremez. Sürekli birilerinin yardımına bakımına ihtiyaç duyarlar.

Şehirlerimizde daha çok olmak üzere hayvanlar için sığınma ve bakım yerleri yapılmış ve yapılmaktadır. Belediyeler ve hayvan severlerin ortak çalışmalarıyla sokak hayvanları rehabilite edilerek yaşamlarına, uygun koşullarda devam etmeleri sağlanmaktadır. Bu kapsamda Şebinkarahisar Belediyesi de hayvan barınağı inşasına başlamıştır. Bu güzel ve sevindirici bir haberdir. Keşke Alucra’da da yapılsa ne iyi olurdu. Aslında buna ihtiyaç da bulunmaktadır.

Geçenlerde Alucra’da yaşayan bir arkadaşla yaptığım telefon görüşmesinde aktardığına göre; çarşıda yaşlı bir teyzeyi bir çuval bayat ekmeği taşımaya çalışırken görmüş. Teyze kolay gelsin ne yapacaksın bu kadar ekmeği dediğinde, aldığı cevap onu bir hayli düşündürmüş.

Şöyle ki: “Teyzemiz evladım, yazın yazlıkçılar geldiğinde kapılarına kedi veya köpek alıştırıyorlar, dönüş zamanı da kapılarını kapatıp gidiyorlar. Bu hayvan bizden sonra ne olacak, ne yiyip ne içecek diye düşünmüyorlar. Böyle karda kışta da bu hayvanlar kimin bacası tütüyor, hangi evde insan varsa oraya gelip, açlıktan feryadı figan ediyorlar. Ne yapayım bende kalktım çarşıya geldim, bu bayat ekmekleri aldım ki hayvanlara yedireyim” demiş.

Elbette ki hiç birimiz böyle bir sonucun ortaya çıkmasını istemeyiz, ama maalesef durum bu. Eskiden hayır sahipleri ağır kış koşullarında yabani hayvanlar için kıra bayıra yiyecek bırakırlarmış ki hem onarın karnı doysun, hem de açlık nedeniyle köylere saldırarak zarar vermesinler. Sanırım kışın mezbahanın orada bulunan köprüden yaya geçmek zorunda kalanlar bunun ne demek olduğunu çok iyi bilirler.

İşte günümüzde sosyal hayatın bir parçası olan hayvan barınakları da hayvanların yaşam haklarının bir teminatı olmaktadır. Bu nedenle Şebinkarahisar Belediyesi güzel bir adım atmıştır. Bunlar imkân meselesi olduğu kadar ihtiyaçları tespit edebilmekle de ilgilidir. Bazı konularda taklit eden olmaktansa taklit edilir olmaya gayret göstermeliyiz.

Saygılarımla,

Murat Dursun TOSUN

muratdursuntosun@wordpress.com

Reklamlar

About Murat Dursun Tosun

30.07.1961 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlkokulu ve Ortaokulu Çeliktepe'de okudu. Liseyi ise, Gültepe Endüstri Meslek Lisesinde 1977 yılında tamamladı. 27 Mart 1978 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde 17 yaşındayken sözleşmeli teknisyen olarak göreve başladı. 1981–82 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1983 yılında tekrar sözleşmeli teknisyen olarak AKM'de göreve başladı. 1984 yılında çıkan bir Kanun'dan yararlanarak Memuriyete geçti. 1990 yılında girdiği ÖSYM sınavı neticesi Açık Öğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı ve 1994 yılında mezun oldu. Akabinde Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans Hakkı kazandı ve 3 yıllık eğitimden sonra 1997 yılında Bilim Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatında ise,13 yıllık teknik hizmet çalışmasından sonra Emniyet ve Bakım Şef Yardımcısı, Sivil Savunma Amiri, Fiziki Güvenlik Amiri görevlerinde bulundu. 1997 yılında Şube Müdürü oldu. 1998'den sonra İdari ve Mali İşler ile Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.Aynı zamanda 7 yıl süre ile Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ve 4/5'inden fazlası Maliye Hazinesine ait olan 54 bağımsız bölümlü Kastel İs Merkezi'nde (Atlas Pasajı) kamu adına yöneticilik yaptı. 2005–2006 hac döneminde eşiyle birlikte hacca gitti ve geldikten sonra Nisan 2006'da emekliye ayrıldı. Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çalışması vardır. Çeçenzade Hacı Hasan Paşa’nın Hayatı (225 sayfa), Çağırgan Baba Es-Seyyid İsmail Hakkı Çağırgan Veli (206 sayfa) , Arşiv Belgelerinde Mindeval-Çamoluk Tarihi (584 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alucra-Alucra Tarihi (690 sayfa), Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-İz Bırakanlar (35 sayfa), Arşiv Belgelerinde Karahisar-i Şarki-Şebinkarahisar Tarihi (914 sayfa), Arşiv Belgelerinde Anadolu'ya Kafkas Göçleri İskânları Köle ve Cariyelik Sorunu (449 sayfa), Kethüdazâde Mehmet Emin Ağa-Tirebolu Voyvodası ve Şebinkarahisar Kaymakamı (630 sayfa), Halepli Bir Osmanlı Paşası Mellahzâde Mehmed Mer'i Paşa Hayatı ve Hatırlattıkları (268 sayfa), Ermeni Olaylarının Gelişimi ve Şebinkarahisar'da Yaşananlar (2 Cilt, 1263 sayfa), Suşehri Tarihi Yazılarım (497 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alaplı (404 sayfa), Kasımpaşa Tarihi Yazılarım (326 sayfa) ve Alucra Gürbulak Köyü Nam-ı Diğer Feygas, Hanuk Şeyh Mehmed (260 sayfa), Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928 (2 cilt 1100 sayfa) isimli basılı 15 kitabı bulunmaktadır. Yaklaşık 8 senedir Naht (Hatt-ı Ahşap) sanatıyla da ilgilenmekte olup, 2 kez İstanbul'da 1 kez Şebinkarahisar'da 1 kez de Alucra'da sergi açmıştır. 2015 yılı yaz döneminde Şebinkarahisar Halk Eğitim Merkezinde Naht (Hatt-ı Ahşap) kursu verdi.
Bu yazı Alucra Tarihi, Hayatın içinden, Şebinkarahisar içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s