OSMANLI’DA İLK DEFA OTOMOBİL-İTFAİYE ARABASI ALIMINA KARAR VERİLMESİ

image002

Yangın başladığında söndürülemediğinde büyüyen ve etrafa da sirayet ederek uzun yılların bütün emekleriyle bir araya getirilmiş emekleri bir anda yok ederek sahiplerini maddi ve manevi anlamda olumsuz etkileyen bir felakettir.

Yanıcı maddenin varlığı hava (oksijen) ve ateşle kontrolsüz şekilde bir araya geldiğinde zarar verici olmaktadır. Alınan tedbirlerle yangın felaketinin önüne geçilebilmekte ise de bu bazen mümkün olmamakta ve telafisi çok zor sonuçlar doğurabilmektedir.

1870 yılında İstanbul’da yaşanan bir yangın havanın da rüzgârlı, ayrıca evlerin ahşap malzemeden  yapılmış olması nedeniyle büyüyerek 5 koldan ilerlemiş, neticede 65 cadde ve 163 mahallede 8 bin ev yanmıştır.

Bunun örneklerini ülkenin her tarafında görmek mümkündür. Osmanlı dönemine ait olarak daha önce incelediğim belgelere ilişkin olarak yangınla ilgili pek çok yazı yazmıştım.

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/05/20/karahisar-i-sarki-sancagi-hamidiye-kazasi-yasdura-koyu-yangini/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/05/20/tarihte-karahisar-i-sarki-yanginlari-ve-sonrasinda-yasananlar/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/06/15/tarihte-susehri-hukumet-konagi-yangini/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/01/04/tarihten-sayfalar-nedir-bu-karahisar-i-sarkinin-yanginlardan-cektigi-tamzara-yangini/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/04/alucrada-askeri-hastane-yangini/

Şebinkarahisar tarihinde yaşadığı yangınlarla tamamen yanmış bitmiş bir şehirdir. Bu nedenle geçmiş tarihteki gelişmişliğini halen aramaktadır. Keza Giresun’da Bektaş mevkisinde yaşanan yangında ne var ne yoksa yanmasına neden olmuştur. Şimdilerde orası da geçmişteki ihtişamlı günlerini arayan yerlerdendir. Bu olay zamanın gazetelerine yansımıştır. Aşağıda…

image003

Bu da göstermektedir ki bir dikkatsizlik bütün kazanımları kısa bir sürede yok edebilmektedir. Onun içindir ki başlayan bir yangını söndürebilmek ne yapılması gerektiği, nasıl yapılması gerektiği her zaman uzun uzadıya düşünülmüştür. Günümüzde bunun için geliştirilmiş erken uyarı sistemleri, duman dedektörleri, yağmurlama sistemleri, yangın tüpleri tesislerde bulundurulsa da yine de  istenmeyen sonuçlar yaşanabilmektedir. Bunların genel nedeni alınması gereken tedbirlere uyulmaması ve ihmalkâr davranılması olarak gösterilebilir.

Osmanlı döneminde yangınla mücadele için ve itfaiye teşkilatı kurulması için yurt dışından yabancı uzmanlar getirilerek onların bilgi birikimi ve tecrübelerinden istifade edilme yoluna gidilmiştir. 2016 yılı içinde İstanbul Beşiktaş’da bulunan İtfaiye Müzesini gezme fırsatı bulmuş ve itfaiyeciliğin gelişim seyrine ait teçhizatı görme fırsatı bulmuştum. Bu kez bir vesileyle rastladığım dosyayı incelerken çok ilginç fotoğraflarla karşılaştım.

Buna göre 1908 yılında İngiltere’de bir fabrikada imal edilen ve petrolle çalıştığı belirtilen otomobil üzerinde bulunan tulumbadan alınması kararlaştırılmıştır. Söz konusu aracın fotoğraflarını inceleyince o dönem için son derece modern bir alet olduğu görülmektedir. Tabi o tarihlerde bu ve benzeri aletleri yapabilmek ülkemiz için hayal gibiydi.

Ancak bunun nedeni ülkemizin insanlarının beceriksizliği ve bilgisizliği değildir. Araştırma geliştirme faaliyetleri büyük kaynaklar gerektirmektedir. Avrupa ise sömürgeci zihniyetle bir çok ülkeyi esir almış kaynaklarını sömürerek kendi ülkesine aktarmış ve sanayi devrimiyle birlikte ülkelerinde teknoloji geliştirmeye tahsis etmiştir.

Osmanlı devleti ise bütün kaynaklarını çeşitli vesilelerle içine sürüklendiği savaşlara ayırmak zorunda bırakılarak bu anlamda bir gelişim kaydetmesi engellenmiştir. Sürekli savunma durumunda bırakılarak, bilerek geri bırakılmıştır. Bir şeyler yapmayı başardığı zaman ise ne gerek var siz fabrikanızı kapatın bu gibi şeylerle uğraşmayın biz size veririz denilerek uçak fabrikası dahi kapattırılmıştır. Kendileri daha üst versiyonunu yaptıkları için envartelerinden çıkarmak zorunda kalacakları demode araçlarını  sözde hibe ederek yedek parçasından, bakımından fazlasıyla bedelini almışlardır.

Şimdilerde ise bir çok konuda halen dışa bağımlı olsak da ülkemizin ihtiyaç duyduğu pek çok şeyi yurt içinde imal edebiliyoruz.[1] Üstelik bunlar yurt dışındaki benzerlerinden daha da fonksiyonel olmaktadır. Ama aynı seneryolar yine gündeme getirilerek başımıza çeşitli gaileler açılmak suretiyle yeni araştırma geliştirmelere kâynak ayıramaz duruma getirilmeye çalışıldığı da ayan beyan bellidir. Diğer fotoğraflar aşağıdadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Yılmaz Akçaalan, Alpaslan Kurt, ve Mustafa Dönmez’e çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

BOA Fon Kodu: Y..MTV. Dosya No: 306, Gömlek No: 161, Tarihi: 23 (M) Muharrem 1326 (26 Şubat  1908); Konusu: İtfaiye Taburları için otomobil tulumba arabası satın alınması.

[1] http://www.dailymotion.com/video/xqhgin_yerli-uretim-itfaiye-araclari-29-nisan-2012_news

image004

Nezaret-i Umur-ı Bahriye

Devletlü Efendim Hazretleri

Londra’da Merivedir nam fabrika ma’mulatından (üretiminden) olub Avrupa’nın başlıca şehirlerinde isti’mali (kullanımı) ta’mim etmiş (umumileşmiş) olan ve fotoğrafları arz ve takdim kılınan otomobil tulumba arabasıyla eşya ve hortum nakline mahsus ve petrol ile tahrik arabaların ezher cihet fevaid-i muhassenatı (faydası ve kolaylığı) görülmekde olduğundan bunlardan itfaiye tabur-ı hümâyunları içün mübayası (satın alınması) umum itfaiye tabur-ı hümâyunları kumandanı birinci ferik Zenci Paşa tarafından bâ-tezkere iş’ar olunmuş ve işbu arabalardan şimdilik birer adedinin mübayaa ve celbi (satın alınarak getirilmesi) ile tecrübesi bi’l-icra (denenerek) matluba muvafık ve isti’male (kullanıma) elverişli olduğu anlaşıldığı halde lüzumu mikdarının mübayaası (satın alınması) münasib olacağı varid-i hatır-ı kahr olmakda bulunmuş ise de emr u ferman-ı hümâyun-ı hazret-i hilafet penahi her ne vechile şeref-sudur buyurulur ise mantuk-ı münifinin infaz kılınacağı muhat-ı ilm-i âlî buyuruldukda ol-babda ve her halde emr u ferman hazret-i veliyyü’l-emrindir.

Fi 23 Muharrem Sene 1326 (26 Şubat 1908)

Bahriye Nazırı Bende Hüseyin Hüsni (Paşa)

image007 image008 image011 image013 image015 image018 image019 image021 image022

Reklamlar

About Murat Dursun Tosun

30.07.1961 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlkokulu ve Ortaokulu Çeliktepe'de okudu. Liseyi ise, Gültepe Endüstri Meslek Lisesinde 1977 yılında tamamladı. 27 Mart 1978 tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde 17 yaşındayken sözleşmeli teknisyen olarak göreve başladı. 1981–82 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1983 yılında tekrar sözleşmeli teknisyen olarak AKM'de göreve başladı. 1984 yılında çıkan bir Kanun'dan yararlanarak Memuriyete geçti. 1990 yılında girdiği ÖSYM sınavı neticesi Açık Öğretim Fakültesi'ne kayıt yaptırdı ve 1994 yılında mezun oldu. Akabinde Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde Yüksek Lisans Hakkı kazandı ve 3 yıllık eğitimden sonra 1997 yılında Bilim Uzmanı olarak mezun oldu. İş hayatında ise,13 yıllık teknik hizmet çalışmasından sonra Emniyet ve Bakım Şef Yardımcısı, Sivil Savunma Amiri, Fiziki Güvenlik Amiri görevlerinde bulundu. 1997 yılında Şube Müdürü oldu. 1998'den sonra İdari ve Mali İşler ile Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.Aynı zamanda 7 yıl süre ile Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ve 4/5'inden fazlası Maliye Hazinesine ait olan 54 bağımsız bölümlü Kastel İs Merkezi'nde (Atlas Pasajı) kamu adına yöneticilik yaptı. 2005–2006 hac döneminde eşiyle birlikte hacca gitti ve geldikten sonra Nisan 2006'da emekliye ayrıldı. Bloğunda yayınlanmış 1200’ün üzerinde çalışması vardır. Çeçenzade Hacı Hasan Paşa’nın Hayatı (225 sayfa), Çağırgan Baba Es-Seyyid İsmail Hakkı Çağırgan Veli (206 sayfa) , Arşiv Belgelerinde Mindeval-Çamoluk Tarihi (584 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alucra-Alucra Tarihi (690 sayfa), Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-İz Bırakanlar (35 sayfa), Arşiv Belgelerinde Karahisar-i Şarki-Şebinkarahisar Tarihi (914 sayfa), Arşiv Belgelerinde Anadolu'ya Kafkas Göçleri İskânları Köle ve Cariyelik Sorunu (449 sayfa), Kethüdazâde Mehmet Emin Ağa-Tirebolu Voyvodası ve Şebinkarahisar Kaymakamı (630 sayfa), Halepli Bir Osmanlı Paşası Mellahzâde Mehmed Mer'i Paşa Hayatı ve Hatırlattıkları (268 sayfa), Ermeni Olaylarının Gelişimi ve Şebinkarahisar'da Yaşananlar (2 Cilt, 1263 sayfa), Suşehri Tarihi Yazılarım (497 sayfa), Arşiv Belgelerinde Alaplı (404 sayfa), Kasımpaşa Tarihi Yazılarım (326 sayfa) ve Alucra Gürbulak Köyü Nam-ı Diğer Feygas, Hanuk Şeyh Mehmed (260 sayfa), Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928 (2 cilt 1100 sayfa) isimli basılı 15 kitabı bulunmaktadır. Yaklaşık 8 senedir Naht (Hatt-ı Ahşap) sanatıyla da ilgilenmekte olup, 2 kez İstanbul'da 1 kez Şebinkarahisar'da 1 kez de Alucra'da sergi açmıştır. 2015 yılı yaz döneminde Şebinkarahisar Halk Eğitim Merkezinde Naht (Hatt-ı Ahşap) kursu verdi.
Bu yazı Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s