ARAPGİR’DEN DER-SAADET’E GİDEN YOL GİRESUN’DAN GEÇİYORMUŞ

image001

Kendileri Der-saadet’de  bulunan ancak aslen Arapgirli olan Agob Çizmeciyan ve Mardirus Perusyan hava değişikliği için yanlarına gelmek üzere Arapkir’den mürur tezkeresi alarak Der-saadet’e gelmek üzere yola çıkan ve Giresun’a gelen eş ve çocuklarının Giresun’da bekletilmeleri üzerine dilekçe vererek durumu şikâyet etmişlerdir.

Bunun üzerine Başbakanlık’dan yazılan yazıda yanlarında mürur tezkeresi olanların seyahatlerine engel olunmaması gerektiği belirtilmiştir.

Mürur Tezkeresi: Sultan 2. Mahmut döneminde Balkanlardan ve Anadolu’dan gelecek kişilerin ilgili kent yöneticilerinden almak zorunda oldukları dahili pasaport diyebileceğimiz giriş belgesidir.

Bir yıl için geçerli olan müzir tezkiresine kişinin tüm kimlik bilgileri, nereye ve niçin gittiği yazılırdı. İstanbul’a gelenlere, iş buluncaya kadar, kentte hatırlı bir kişinin kendilerine kefil olması zorunluluğu da getirilmişti. Bazı iskelelere uğrayan gemiler, köprü ve geçitlerden geçerken ve hayvan sürüleri için alınan müruriye resmini belgelemek için de ilgili kişilere mürur tezkeresi verilirdi.

Mürur tezkeresi uygulamasının getirilmesinin nedeni gelişigüzel yerleşimleri engellemek, vergi yükümlülüğünden kaçışı önlemek, kaçak işçi ve işsiz akınını önlemek içindir.[1]

Konunun diğer yönü ise Giresun’un konumu ile ilgilidir. Anadolu’dan İstanbul’a gitmek isteyenler genellikle Karadeniz’deki limanlara olaşarak buradan deniz yoluyla seyahat etmeyi tercih etmekteydiler. Bu güzergâhda da kat edilmesi gereken yollardan birisi Alucra, Şebinkarahisar ve Giresun yoluydu. Giresun’a ulaştıktan sonra en güvenli yol deniz ulaşımıydı.[2]

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Zafer Şık, Mustafa Demirel ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: ZB. Dosya No: 18, Gömlek No: 45, Tarihi: 22 E 1314 (4 Ekim 1898), Konusu: Tebdil-i hava için Der-saadet’e gelmek üzere Arabgir’den Giresun’a gelen ve burada alıkonulan iki Ermeni ailesinin, ellerinde mürur tezkiresi olmasından dolayı usule uygun olarak azimetlerine ruhsat verilmesi gerektiği…image002

Bâb-ı Âlî Daire-i Sadâret-i Uzma Mektubi Kalemi Aded 2327

Dahiliye Nezaret-i Celilesine

Devletlü efendim hazretleri

Tebdil-i hava içün Der-saadete gelmek üzere Arapgir’den Giresun’a vasıl olan zevceleriyle iki oğullarının orada alıkonulduğundan bahisle mürurlarına mümanaat olunmaması hakkında Agob Çizmeciyan ve Mardirus Perusyan taraflarından vuku’u bulan müsted’iyatdan (dilekçeden) ve Zabtiye Nezaret-i Behiyyesi’nin bu babdaki iş’aratından bahisle istifsarı havi 4 Cemaziye’l-evvel Sene (1)316 tarihli ve 2618 numerolu tezkere-i devletleri meclis-i vükela-i mahsusada lede’l-mütalaa tedkikat ve izahat-ı vakıaya göre taşralı olup da ticaret veya icra-yı san’at içün yahud ahir suretle bir mecburiyet üzerine Der-saadet’ gelmek arzu edenlerin hal ve sani mahalleri zabıtasınca tahkik ve tedkik olunarak mani-i azimet bir gûna hali olmayanlara usul-i dairesinde mürur tezkeresi i’tası ve mamafih taşradan berâ-yı ta’yin Der-saadet’e gelen Ermenilerin işsiz kalmakda olmaları hasebiyle sefaletlerine meydan vermemek içün Der-saadet’e gelmeyip vilayete gitmeleri zımnında kendilerine teşvikat ve teşhilat icra ve iraesi karar-ı vaki iktizasından olub kaidesi dairesinde mürur tezkeresini hamil olarak iskelelere gelecek Ermenilerin ise men’-i azimetleri gayr-i caiz olduğundan ve zikr olunan müsted’ilerin familyaları dahi usulüne muvafık mürur tazkerelerini hamil oldukları halde azimetlerine ruhsat i’tası lazım geleceğinden ovechile ifa-yı muktezasının savb-ı devletlerine iş’arı tensib kılınmış olmağla ana göre ifa-yı muktezasına himmet buyurulması siyakında tezkere-i senaveri terkim kılındı efendim. Fi 14 Cemaziye’l-evvel Sene (1)316 ve fi 19 Eylül Sene (1)314 (1 Ekim 1898) Sadrazam  

[1] http://www.tarihportali.org/m/11925-murur-tezkeresi.html

[2] https://muratdursuntosun.wordpress.com/2012/12/26/uzun-bir-yol-hikayesi-ordu-giresun-karahisar-yolu/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/12/giresun-karahisar-yoluna-ait-tarihi-yazismalar/

 

1916’DA SUŞEHRİ’NİN SUŞAR MEVKİ’İNE DÜŞEN UÇAK VE UÇAĞI KELKİT’E İNDİRDİĞİNİ ZANNEDEREK ALUCRA’YA İNDİREN RUS PİLOT

image002

İstanbul Teyyaresi

image004

İlk tayyarelere ve pilotlara ait fotoğraflar

Osmanlı ile Ruslar tarihte pek çok kez savaştılar. Bunlardan biri 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 harbidir. Bu savaşta Ruslar, Batum, Artvin, Ardahan ve Kars’ı işgal etmişlerdi. I. Dünya Savaşı başladığında (1914-1917) da durum bu haldeydi. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı birkaç cephede birden savaşmak zorunda kalınca Şark Cephesine yeterince güç ayıramadığından burada askeri yönden tahkimatını güçlendirmiş olan Ruslara karşı direnemeyerek mevzi ve toprak kaybetmeye başladı. Erzurum hattını aşan Ruslar Bayburd’dan Trabzon’a kadar uzanan hattı ele geçirince Kafkas Ordusuna bağlı kolordumuz da Refahiye’den Tirebolu’ya uzanan hat boyunca mevzilenerek düşmanı karşılamaya çalıştı.

Şifreli telgrafta belirtilen tayyare kazası Nisan 1916’da Trabzon, Ruslar tarafından işgal edilmesinin öncesine 7 Mart 1916’ya denk gelmektedir. Trabzon’dan Erzincan’a kadar uzanan hat boyunca hem birliklerimizi denetlemek hem de düşmanın durumunu gözetlemek için havalanmış olan teyyaremiz, motor arızası nedeniyle Suşehri’nin Suşar mevkiinde düşmüş veya zorunlu iniş yapmak zorunda kalmıştır. Pilotlarının sağ kurtulmuş olması nedeniyle bu tahminde bulunmak mümkün olmaktadır.

Arşiv Fon Kodu: DH. ŞFR. Dosya No: 512, gömlek No: 16, Tarihi: 1331 Şu (Şubat) 23 (7 Mart 1916), Konu Özeti: Trabzon’dan Erzincan’a uçan tayyarenin Suşehri’ne tabi Suşar mevki’ine düştüğü. (Sivas)image006

Dâhiliye Nezareti’ne

(Numru beş) Trabzon’dan Erzincan’a uçan tayyâre Suşehri’ne tabi Suşar nam mevkide sükût (düşerek) ederek parçalanmıştır. Tayyâreci Abdullah Vahid, Fikri Beyler salimen kurtulmuştur.

Fi 23 Şubat sene (1)331 Vali Mahir

Birinci Dünya Savaşı yıllarında ayrıca bir Rus tayyaresi pilotu ineceği yeri şaşırmış Kelkit’e indiğini zannederek Alucra’da mal pazarı olarak kullanılan geniş ve düz alana inmiştir. O tarihlerde Alucra’da Mareşal Fevzi Çakmak’ın karargahı ve cephe hatları olduğundan etraf asker kaynamaktadır ve Rus pilot esir alınmıştır. Daha sonra burada iki yıl kadar kalan tayyare Vecihi Hürkuş tarafından uçurularak Suşehri’ne götürülmüştür.[1]

Bu konuyla ilgili olarak bir kaynakta şu bilgiler yer almaktadır: “30 Haziran’da (1917) Godron tipi çift motorlu Rus uçağı Kelkit zannederek yanlışlıkla Alucra’ya indiğinden sağlam olarak ele geçirilmiş, pilot ve rasıtı (nişancısı) esir edilmişti. Uçağı Astsubay Vecihi uçurarak Şehrine getirmişti”.[2]

Dikkat edilirse tarih olarak Haziran 1917 verilmiştir. Ancak arşivde bulunan bir başka belge bu konuya açıklık getirmektedir ve olayın tarihini Aralık 1916 taşımaktadır.

Arşiv Fon Kodu: HR.SYS. Dosya No: 2258, Gömlek No: 35, Tarihi: 8 12 1916, Konusu: Kafkas Cephesi’de sehven Osmanlı hatları dahiline iniş yaparak esir edilen Rus tayyarecisi Vladimir Milkowsky hakkında bilgi isteği.image008

Bâb-ı Âlî Hariciye Nezareti

Baş Kumandanlık Vekâlet-i Celilesine

Amerika sefaretinden alınan bir muhtırada 1916 senesi Ağustosunun birinci günü Kafkas Cephesinde sehven Osmanlı hututudahiline nüzul iderek esir edilmiş Rus teyyarecisi zabit namzedi Vladimir Milkowsky hakkında mevcud malumatın bildirilmesi iltimas kılınmıştır. Ol-babda emr ü ferman. image010

Amerikan Büyükelçiliği

Constantinople (İstanbul)

No: 2044

Not

Dışişlerinizin, Amerikan Büyükelçiliğimize; Ağustos 1916 tarihinde yanlışlıkla Kafkas Cephesinde Osmanlı topraklarına iniş yapmış ve tutuklanmış olan Rus Viladimir Wilkowsky hakkında tüm bilgileri toplamanızı ve tarafımıza iletmenizi buyurur. 8 Aralık 1916

Belge de çok enteresan bir şekilde Amerika, adeta Rus pilotun hesabını sormakta ve akıbeti nedir diye bilgi istemektedir.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosunimage012image014

Vecihi Hürkuş’un hayatı ise hep karşılaştığı engeller ile geçmiş, uçak dahi imal etmiş ama ruhsat alamamıştır.[3]

[1]http://www.alucra.com/index2.php?option=com_content&do_pdf=1&id=1543

[2] Prof. Dr. Nusret Bulutçu, http://www.alucra.com

[3] http://listelist.com/ilk-turk-ucak-yapan-vecihi-hurkus-hikayesi/

ALUCRA’NIN EMEKTAR ŞAHSİYETLERİ Av. ÖMER LÜTFİ ÇELİK

image002

Ömer L. Çelik’in tahsil hayatı

(“Av. Ömer L. Çelik”, 19 Mayıs 1943’de Alucra’da doğmuştur. Ömer Lütfi Çelik, Alucra Müftülerinden “Osman Çelik Efendi”nin torunu, Alucra Belediye Başkanlarından “Vehbi Çelik”in oğludur. Ömer L. Çelik ilk ve ortaokulu Alucra’da okumuştur. Ömer L. Çelik Alucra Ortaokulu’nu üç dönem devamlı iftihara geçerek “pekiyi” dereceyle bitirmiştir. Onun bu başarılı derecesi sonucu “Kuleli Askeri Lisesi”ne imtihansız olarak girme imkânı sağladığı halde, kendisi kaymakam veya hâkim olmak istemişti. Bu nedenle “Haydarpaşa Lisesi”ne kayıt yaptırdı. Ancak o yıllarda Alucra’da görevli Tapu Müdürü “Nuri Özhim”, Ömer L. Çelik’in babası “Vehbi Çelik Bey”e telkinatta bulunarak “Tapu Kadastro Lisesi”ne girmesinde etkili oldu. Babasının da isteği üzerine “Ankara Tapu Kadastro Lisesi”ne kayıt yaptırdı. 1960 ihtilali olduğunda 17 yaşında iken buradan mezun oldu. Ankara’da Tapu Kadastro Lisesi 1. sınıfta okurken, o sırada Ankara Sağlık Okulu’nda son sınıfta bulunan “İhsan Tekoğlu” ile hemşehri olarak sık sık görüştüğünü ve hasret giderdiklerini hiçbir zaman unutmamıştır. Tapu Kadastro Meslek Lisesi mezunlarının 5 yıl mecburi hizmeti olduğundan ve yaşı henüz 18 olmadığından 1 yıl beklemek zorunda kaldı. Bu süre içinde Alucra’ya geldi. Alucra Kadastro Müdürlüğü’nde yevmiyeli eleman olarak çalıştı. Düz lise mezunu olabilmek için Erzincan Lisesi’ne müracaat ederek 11 farklı dersten imtihana girdi. İlk dönemde 9 dersten başarılı oldu. Daha sonra “Ankara Atatürk Lisesi”ne müracaat etti. Burada da “Fransızca” ve “Kompozisyon” dersleri için imtihana girdiğinde kendisine şu sorular soruldu : “Bu güne kadar kendine, ailene, milletine ve vatanına ne gibi faydaların oldu. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?” Ömer L. Çelik, gayet güzel bir kompozisyon yazdıktan sonra sonuna : “Bu düşünceleri uygulayabilmem için kaleminizden çıkacak notun destek olması lazım” diye ekledi. Neticede derslerden 9 aldı ve sınavdan geçti. Ömer L. Çelik böylece “Erzincan Lisesi”nden mezuniyet diplomasını aldı. Liseyi bitirdikten sonra “Siyasal Bilgiler Fakültesi”nin sınavına girdi. Bu sınavda yazılıyı geçti ise de mülakat imtihanında Fransızcası yeterli olmadığından başarılı olamadı. Bunun üzerine “Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi”ne kayıt yaptırdı. 2. Sınıfa geçtiğinde o yaz Tapu ve Kadastro Müdürlüğü’nce mecburi hizmet olarak Ankara Tapu Kadastro Fen İşleri Başkanlığı’na tayin edildi. Göreve başladıktan sonra İstanbul’da Ataköy 1. Kısımda yapılan inşaatların ölçüm ve tapu işlemleri için bir harita mühendisi ile birlikte görevlendirildi. Burada çalışırken İstanbul Üniversitesi’ne müracaat ederek “Hukuk Fakültesi” sınavlarına girmek istedi. Ancak diploması Ankara’daydı ve kendisine diplomayı getirmesi için 2 gün süre verilmişti. Bu süre içinde Ankara’ya nasıl gidip geleceğini düşünürken aklına “Av. Yaşar Akmen”in kardeşi “Halis Akmen” geldi. Durumu ona izah ederek diplomayı okuldan almasını rica etti. Halis Akmen de vakit geçirmeden Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nden Ömer L. Çelik’in diplomasını alarak İstanbul’a yolladı. Bu sayede Hukuk Fakültesi Sınavları için kayıt yaptırdı ve sınavı kazanarak “İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi”ne kayıt yaptırdı.

Ömer L. Çelik’in memuriyet hayatı

Bu arada Ataköy’deki işi de bitirdikleri için Ankara’ya giderek durumu izah etti ve tayinini İstanbul’a aldırdı. İstanbul’daki görev yeri Sultanahmet’te bulunan “Sarıyer Tapu Sicil Müdürlüğü” olarak belirlendi. Bir süre sonra da terfi ederek “Tapu Sicil Müdür Muavini” oldu. Tapu Sicil Müdürü de “Şebinkarahisarlı Ulvi Gürsoy”du ve Ömer L. Çelik’in okumasına çok yardımcı olmuştur. (Kendisi onu hayırla anmaktadır.)

Ömer L. Çelik Hukuk Fakültesi’ni bitirdi

Ömer L. Çelik, 1967-68 döneminde Hukuk Fakültesi’ni bitirerek mezun oldu. Ömer L. Çelik Bey mezun olduktan sonra Ulvi Gürsoy’un tayini Kütahya’ya çıkıp da yerine Ömer L. Çelik Bey müdür olarak atanınca ; bu durumu kabul etmeyerek istifa etmeye karar verdi. Tam bu sırada Ulvi Gürsoy’un gelerek ; “sakın böyle yapma, bu işte senin bir isteğin-talebin veya dahlin olmadığını biliyorum, görevini kabul et ve işe başla” demesi üzerine ; “Sarıyer Tapu Müdürü” oldu. Bu arada 1 ay kadar da ilaveten “Beşiktaş Tapu Müdürlüğü”nü yürüttü. Ömer L. Çelik Bey’in askerlik tecili de bittiğinden Devlet Bakanı Hüsamettin Atabey zamanında askerlik izni istedi. Ancak Bakanlık Milli Savunma Bakanlığı’na yazı yazarak “İlk Beş Yıllık Kalkınma Planı”nın zaruri elemanıdır gerekçesiyle 1 yıllık ek bir tecil daha aldılar. Bu süre içinde zorunlu hizmetini de tamamlayan Ömer L. Çelik, 1970 yılında askere gitti. “Yedek Subay Piyade Okulu”nda başlayan askerliği Gelibolu’da devam etti ve “Yedeksubay Teğmen” olarak buradan teskere aldı. Ömer L. Çelik, mecburi hizmeti dolduğu için, 1972’de askerlik dönüşü kurumdaki görevine devam etmeyerek serbest avukatlık yapmaya başladı.

Ömer L. Çelik’in politikaya girmesi

1976 yılında “AP Beşiktaş İlçe Başkanı” oldu. Aynı yıl, İlçe Başkanlığı’nı bırakarak ;  yapılan seçimlerde “AP İl Yönetim Kurulu Üyeliği”ne seçildi. Bu dönemde “İhsan Tekoğlu” da “MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı” idi. Ömer L. Çelik AP İl Heyetiyle birlikte onu makamında ziyaret etti. İhsan Tekoğlu’da bu ziyaretten ziyadesiyle memnun olduğunu her fırsatta dile getirmiştir ve iadeyi ziyarette bulunmuştur. Ömer L. Çelik, 1978 yılında ise AP’den “İstanbul Belediyesi Meclis Üyesi” oldu. Bu dönemde Orhan Cemal Fersoy Milli Eğitim Bakanı oldu ve kontenjanından Ömer L. Bey’i “Güneş Sigorta Yönetim Kurulu Üyeliği”ne atadı. Partide alınan karar gereği yönetim kurulları üyeliği olanların milletvekili olamayacakları prensip kararı nedeniyle Ömer L. Çelik’in milletvekili olma hayalleri bir anlamda son bulmuş oldu. Bunun üzerine yakın çalışma arkadaşı “Hüsamettin Cindoruk”a sitem ederek benim milletvekili olmamın önü kesilmiş mi oluyor dedi. Ancak bu arada 1980 ihtilali oldu ve 4 yıl siyasi yasaklı ilan edildi. Bu sırada Hüsamettin Cindoruk, Ömer L. Çelik’e : “Üzülme bu süreyi iyi değerlendir, avukatlık mesleğini devam ettir ve para kazanmaya bak” dedi. Siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verilmesinden ve siyasi yasakların kalkmasından sonra “Doğru Yol Partisi” kuruldu. 1983 yılında Ömer L. Çelik Bey Beşiktaş’tan “Belediye Başkan Adayı” oldu ise de seçimi kazanamadı.image004

(Yukarıdaki fotoğrafta Doğru Yol Partisi Beşiktaş Belediye Başkan Adayı “Av. Ömer L. Çelik”in seçim afişi ve özgeçmişi görülmektedir.)

Av. Ömer L. Çelik İstanbul Milletvekili Adayı

1987 yılında Av. Ömer L. Çelik Bey Milletvekili Genel Seçimleri’nde İstanbul 1. Bölge’den 2. sırada “Milletvekili Adayı” oldu. Partisi %10 barajını aştı ise de, %25 bölge barajını aşamadıkları için milletvekili seçilemedi.image006

 (Yukarıdaki fotoğrafta Ömer L. Çelik’in milletvekili genel seçimlerinde ; DYP’den aday olduğunu gösteren tanıtıcı bir afiş görülmektedir.)

Ömer L. Çelik “Meclis Başkanlığı Danışmanı”

1990 yılında Hüsamettin Cindoruk TBMM Başkanı olunca Ömer L. Çelik Bey’i danışman olarak atadı ve “Dolmabahçe Sarayı”nda göreve başladı. 10 yıl “Meclis Başkanlığı Danışmanı” olarak görev yaptı. Bu süre içinde Hüsamettin Cindoruk, Hikmet Çetin, Ömer İzgi ve Mustafa Kalemli ile çalıştı. 2001 yılında Ak parti iktidara geldiğinde görevden alındı. 31.12.2014 yılında serbest avukatlığı da bırakarak istirahata çekildi. (Baro kaydı devam etse de vergi kaydını kapattığı için artık dava almamaktadır.)

Ömer L. Çelik’in aile hayatı

Askere giderken evlenen Ömer L. Çelik Bey’in bu evliliğinden 1 oğlu 2 kızı vardır. Oğlu Dolmabahçe Sarayı’nda Elektrik Mühendisi, büyük kızı Sabancı Üniversitesi’nde doçent, küçük kızı ise Eğitim Fakültesi mezunu olup, özel bir şirkette tasarımcı olarak çalışmaktadır. Ömer L. Çelik Bey’in ailesi köklü bir geçmişe sahiptir. Ailenin köklerini 1835 yılı Alucra nüfus kayıtlarında bulmaktayız. “Demircioğlu” olarak bilinen ve “Dereçiftlik (Saymuhal)” Köyü kayıtlarında bulunan ailenin bilinen en büyük ferdi “Demircioğlu Ömer b. Süleyman”dır. Bu bilgiler doğrultusunda hazırlanmış olan soy ağacı da aşağıdadır : 

Hane:20

78-Orta boylu kara sakallı Demircioğlu İbrahim b. Ali, yaşı:50

79-Şab-ı emrad oğlu Ya’kup, yaşı:17

80-Diğer oğlu İbrahim, yaşı:10

Hane:21

81-Merkumun kardeşi kara sakallı Osman veledi Ali, yaşı:45

-Oğlu Ahmet, yaşı:2

82-Kara bıyıklı oğlu Hüseyin b. Osman, yaşı:25

– Oğlu Sıddık, yaşı:3

83-Diğer oğlu Yusuf b. Osman, yaşı:7

84-Diğeri Mehmet   (yaşı yazılmamış)

85-Diğer oğlu Mustafa b. Osman, yaşı:2

Hane:22

86-  Orta boylu kara sakallı diğer Demircioğlu Ömer b. Süleyman, yaşı:45

– Oğlu Ali, yaşı: 4

– Diğeri Hüseyin, yaşı:7 [1]image008

(Ömer Lütfi Çelik’in genel aile şeceresi / soyağacı yukarıdaki bölümde görülmektedir.) Ömer L. Çelik Bey’in dedesi olan ve “Soy Ağacı”nda “Hoca Baba Osman” olarak belirtilen “Osman Çelik” Alucra’da Müftülük yapmış âlim bir zattır. İlim tahsili için yürüyerek Alucra’dan Kayseri’ye gitmiş, imkânsızlık nedeniyle giderken de uğradığı köy ve kasabalarda “cer” yapmıştır. Yani oralarda bir süre imamlık yapıp çocukları okutarak kalmıştır. İlim aşkına ailesinden ve çocuklarından yıllarca ayrı kalmıştır. Kayseri’de 2-3 sene eğitim gördükten sonra İstanbul’a gelmiş ve “Fatih Medresesi”nde yıllarca ilim aşkı içinde gördüğü eğitimini tamamlayarak “Müderris” olmuştur. Osman Çelik Hocaefendi Alucra’da da çok sevilir sayılır bir kimseydi. İslam Şeriatı’nı iyi biliyordu. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Alucra Mahkemeleri’ne davet edilir, kendisinin miras hukuku / feraiz konularında fikri ve raporları alınırdı. Bu feraiz konusunda “İhsan Tekoğlu”nun babası merhum “Mehmet Tekoğlu”da ileri derecede üstad bir hukukçuydu. Zaman zaman dedem “Hoca Baba Dede” ile istişare ederlerdi. Her ikisine de Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum.  (Osman Çelik Hoca müderris olduktan sonra D.İ.Başkanlığı tarafından kendisine liyakatine uygun “Müftülük” görevi verilmiştir. Aşağıdaki “Sicil Cüzdanı” onun D.İ.B. kadrosuna alınışının belgesidir.)image010

(Yukarıdaki tarihi belge “Osman Çelik Hoca”ya D.İ.B. tarafından verilmiştir. Bu sicil belgesi onun mesleğinde ilim yönünden yüksek derece taşıdığını göstermektedir.)image012

(Yukarıdaki belgede D.İ.Başkanlığı Memurin Tercüme-i Hal Dosyasının kapağı görülmektedir. Kadılık eğitimine devam edecekken türlü sebeplerle bu eğitimi yarım bırakarak Alucra’ya geri dönmüştür. Bir süre Alucra’da dini hizmetlerde bulunduktan sonra “Alucra Müftüsü” olmuştur. 1960 yılında emekli oldu. 1965 yılında da Alucra’da vefat etti.“Rahmetullâhi aleyh”)

Sosyal yönüyle “Ömer L. Çelik”

“Av. Ömer L. Çelik” siyasal yönüyle çok faal bir insan olduğu gibi, sosyal yönüyle de çok faal bir insandır. Alucra sivil toplum kuruluşları ile yıllarca işbirliği yapmış ve bir kısmının yönetim kurullarında görev almıştır. (Aşağıdaki bölümde Av. Ömer L. Çelik’in görev aldığı, üye olduğu ve başkanlık yaptığı Alucra dernekleri şunlardır.) :

1- Alucra İmam Hatip Okulu Üyesi olmuş ve Denetim Kurulu Üyeliği’nde bulunmuştur.

2- Alucra İşadamları Derneği Üyeliği yapmıştır.

3- Alucra Vakfı Kurucu Mütevelli Heyet Üyeliği yapmıştır.

4- Alucra Köy Dernekleri kuruluşunda ve çalışmalarında her zaman yardımcı olmuştur.

5- Alucra Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanlığı yapmıştır.

6- Alucra “Çağrı Hareketi”ne katılmış, birçok etkinliklerde bulunmuş ve sonunda “Alucra Kent Meclisi Kurucu Başkanı” olarak seçilmiştir. Bir süre bu görevi devam ettirmiş, sağlık sebebiyle ayrılmıştır. Kendisine değerli çalışmalarından dolayı “plaket” verilmiştir.

7- İlk Alucra yayın organı olan “Alucra’nın Sesi Gazetesi” yazı işleri müdürlüğü ve yazarlığını yapmıştır. “Oktay Ergün”ün sahibi olduğu bu gazete Alucra tarihinde ilklerdendir.

8- Daha sonra yayınlanan “Alucra ve Yöresi Dergisi”nin yayın koordinatörü ve yazarlığı görevlerinde bulunmuştur. Bu yayın organı da Alucra’da yayın hayatına başlayan ilk dergilerdendir. Oktay Ergün bu konuda da Alucra ve yöresine bayraktarlık yapmıştır. (“Av. Ömer L. Çelik” sadece Alucra ve yöresinde sivil toplum hareketlerine katılmamış, hukuk mesleği ile ilgili bütün kurum ve kuruluşlara üye olmuştur. Kendisi aynı zamanda siyaset adamı olduğu için ; sağ partilerin aradığı önemli bir hukukçu ve siyasetçi olarak her zaman aranmış, ve gittiği her yerde ön sıralarda yer almıştır. Aşağıdaki fotoğraf, Alucra Belediye Başkanlarından Kemal Bıyıkçı’nın Alucra’dan İstanbul’a geldiği günlerde kendisine verilen hoş geldin yemeğine katılan bir grup Alucralı’yı göstermektedir.)image014

(Yukarıdaki fotoğrafta Vatan Caddesi “Kul Sofrası”nda yapılan yemekli bir toplantıda “Çağrı Hareketi”ne katılan ve “Alucra Kent Meclisi Kurucu Başkanlığı”na seçilen “Ömer Lütfi Çelik” ve ; Alucra eski Belediye Başkanlarından “Kemal Bıyıkçı”, “Ramazan Tosun”, Kul Sofrası’nın sahibi “Muzaffer Aslan”, yazar “Murat Dursun Tosun”, Çağrı Hareketi önderlerinden “Hasan Kaptı”, “İhsan Tekoğlu” ve “Doğan Yakupoğlu” birlikte görülmektedir. M.D. Tosun.)

Ömer L. Çelik’in babası “A. Vehbi Çelik”

Ömer L. Çelik’in babası merhum “Abdullah Vehbi Çelik” 1921 yılı Alucra doğumludur. Abdullah Vehbi Çelik, 4 yıl Ankara’da TBMM’de askerlik yaptı. Askerlik dönüşü İstanbul Beykoz’da abisi “Mehmet Çelik”in yanında öğrendiği terzilik mesleğini Alucra’ya gelerek devam ettirdi. Bu arada Mesudiye Mahallesi Muhtarlığını da yürüttü. 1960 ihtilali’nden sonra “Alucra Belediye Başkanı” oldu. 3 dönem Alucra’da Belediye Başkanı seçildi. Abdullah Vehbi Çelik’in zamanında Alucra’da ilk defa 2 hat olarak kanalizasyon tesisatı döşendi. Alucra’da ilk itfaiye aracı onun zamanında alındı. Elektrik jeneratörle üretilen enerjiden sağlanıyordu ve akşamları sadece 19.00 ile 23.00 saatleri arasında verilebiliyordu. Jeneratör mazotla çalışmaktaydı ve mazot alımı için para bulmakta bile zorluk çekiliyordu. Durum böyle iken çarşıda bulunan bazı esnaf elektrik parasını ödemiyordu. Bunlardan biri de Belediye binasının altında bulunan bir kahvehane sahibiydi. Bütün uyarılara rağmen kahvenin işletmecisi elektrik parasını ödemeyince ; “madem öyle yapacak bir şey yok, elektriklerini kesin” talimatını verdi. Ancak memurlar gerekli yazılı tebligatı yapmadan doğrudan elektrikleri kesince, bazı siyasilerinde destek ve kışkırtmasıyla hakkında Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Bu sırada Ömer Lütfi Çelik, Hukuk Fakültesi 1. Sınıf öğrencisiydi. Hocalarına danışarak, aldığı bilgileri babasının avukatına aktardı ve böylece babasının beraatına yardımcı oldu. Ömer L. Çelik Bey bu mahkemeden sonra Giresun’dan Alucra’ya dönerken bindiği aracın dereye uçmasıyla yaralandı ve ölümden döndü. Bu gibi tatsız olaylar Alucra’da görev yapmanın zorluğunu ve vefasızlığını ortaya çıkarınca, babasını Alucra Belediye Başkanlığı’ndan  istifa etmeye ikna etti. 3. Dönem sonuna doğru, Ömer Lütfi Çelik babasını istifa etmeye ikna etti ise de; istifası iki defa Alucra Kaymakamı tarafından kabul edilmedi. Ancak üçüncü kez istifa edince, bu konuda kararlı olduğu anlaşıldığından istifası kabul edildi. Ömer L. Çelik de babasını alarak İstanbul’a yanına getirdi. Ömer L. Çelik Bey’in babası 1980 yılında İstanbul’da vefat etmiş olup, annesi yaşamaktadır. (Allah kendilerine selamet versin.)image016

 (Yukarıdaki fotoğrafta merhum “A. Vehbi Çelik” yaşlılık yıllarının sonlarında görülmektedir. Allah’ın rahmet ve mağfireti onun üzerine olsun.)

20.02.2015 – İstanbul

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

[1]http://www.alucra.com/index.php?option=com_content&view=article&id=3411:alucra-nahiyesine-tabi-saymuhal-dereciflikkoyu-&catid=118:alucranin-1835-tarihli-nufus-kayitlari&Itemid=335

BİR KUL SOFRASI KLASİĞİ DAHA

image002

Soldan sağa: Ömer Çelik, Cemalettin Akçaer, Murat Dursun Tosun, Hasan Kaptı,

İhsan Tekoğlu ve Doğan Yakupoğlu 

            23 Ocak 2015 günü yine İhsan Tekoğlu Bey’in misafiri olarak güzide dostlar Aksaray’da bulunan Kul Sofrası’nda bir araya geldi. Bu seferki buluşmanın esbab-ı mucibesi geçirdikleri rahatsızlık sonrası şifayab olan Doğan Yakupoğlu ve Hasan Kaptı Beye hem geçmiş olsun demek hemde dostları bir araya getirerek güzel bir sohbetin kapısını aralamaktı. Çok şükür maksat ziyadesiyle hasıl oldu.

image004

Ortada İhsan Tekoğlu, solda Hasan Kaptı ve sağda Doğan Yakupoğlu Beyler

            Toplantıya ben biraz geçikmeli olarak katılabildim. Geçerli bir mazeretim olduğu için davet sahibine durumu bildirerek önceden izin aldım. “Alucra Tarihi”, “Arşiv Belgelerinde Alucra” isimli kitap çalışmamın prova baskısını ve “ baskısı biten “Çağırgan Baba” kitabından almak üzere matbaaya uğramış olmam biraz gecikmeme neden oldu.

Toplantıda konuklara “Çağırgan Baba” kitabından hediye ettiğim gibi “Alucra Tarihi” kitabı da tanıttım. Toplantıya benim de bir misafirim tevafuken iştirak etti. Kendisi halen Sapanca Halk Kütüphanesi Müdürü olan Manisa Turgutlulu Cemalettin Akçaer bir gün önce çocuğunun imtihanı için İstanbul’a geldiğini ve benimle görüşmek istediğini belirtince en müsait buluşma zamanı Aksaray’daki toplantı oldu. Kendisiyle 1977 yılında Çeliktepe Halk Kütüphanesinde bir süre beraber çalışmıştık. O günden beri müstesna günlerde ve zamanlarda birbirimizi arayıp konuşmamaıza rağmen 18 senedir karşılıklı görüşememiştik. Bu hayra da İhsan Bey vesile oldu.

Misafirin misafir olduğu yere misafir getirmesi çok alışık olunulan bir durum olmasa da bu biraz da misafir olunan kişinin samimiyetine sahavetine olan güven nedeniyle oluşan sıradışı bir durumdur. Zaten İhsan Bey de senin misafirin benim misafirimdir diyerek benden önce oraya vasıl olan Cemalettin Bey’le ilgilenmiş âli-cenablığını göstermiştir. Bu nedenle kendisine teşekkür ederim.

Toplantıdaki diğer konuklar ise Alucranın değerli hukukçularından Av. Ömer Çelik ve Belediye eski başkanlarından Kemal Bıyıkçı Beyefendilerdi. Ömer Beyin babası rahmetli Vehbi Çelik Bey Alucra’da 27 sene belediye başkanlığı yaparak en uzun süre görevde bulunma şerefine nail olmuş kişidir. Keza İhsan Tekoğlu Bey’in babası rahmetli Mehmet Tekoğlu’nun da 1960 ihtilalinden önce Alucra’da belediye başkanlığı yaptığı düşünüldüğünde bu durumun güzel bir tevafuk oluşturmaktadır.

Biraraya geldiğimiz mekanın (Kul Sofrası) sahiplerinden olan Muzaffere Bey her zaman olduğu gibi yanımıza gelerek geleneksel işletmecilik konukseverliğini ve dostluğunu bizlerden eksik etmedi. Biz de bu anı tarihe kayıt düşmek adına bir fotoğraf çektirdik. image006

Soldan sağa: Ömer Çelik, Kemal Bıyıkçı, Ramazan Tosun, işletme sahiplerinden Muzaffer Bey,

Murat Dursun Tosun, Hasan Kaptı, İhsan Tekoğlu ve Doğan Yakupoğlu

            Herşeyiyle güzel bir gündü. Toplantının sonunda  fani dünya denilerek karşılıklı helalleşildi, teşekkür edildi. Allah’tan selamet niyaz edildi.

Bu güzide insanları buluşturduğu ve en güzel şekilde ağırladığı için İhsan Tekoğlu Bey’e teşekkür eder ona ve diğer tüm dostlara sağlıklı ve hayırlı bir ömür dilerim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

ALUCRA’NIN EMEKTAR ŞAHSİYETLERİ (İz Bırakanlar) DOĞAN YAKUPOĞLU

image002

(“Çağrı Hareketi”nin üç önemli önderi; ortada “Doğan Yakupoğlu”, sağda “Hasan Kaptı”, solda “İhsan Tekoğlu” bir arada görülmektedir. Çağrı Hareketi Alucra tarihinin en büyük sosyal hareketi olarak yukarıdaki üç deneyimli ve kültürlü insan tarafından başlatılmıştır. İyi, doğru, güzel ve yararlı bu hareket daha birçok yeni hareketlere örnek olmuştur. Konu röportajımızın ileriki bölümlerinde Sayın “Doğan Yakupoğlu”nun dilinden anlatılacaktır. Ben bu hareketi Murat Dursun Tosun olarak iyi bir Alucralı olduğum halde ne yazık ki sonradan duydum. Hem yapılan işleri, kurulan kurum ve kuruluşları, hem de üç toplum önderi bu insanları yakından inceleyip tanıdıktan sonra; gerçeği gördüm ve bu hareketin devam etmesini arzuladım. Bir yöre için böyle bir hareket milli ve manevi değerlerimizi tarihten alarak günümüze ve geleceğe taşımaktadır görüşündeyim.  M.D.T.)image004

(“Doğan Yakupoğlu” Topkapı Surları önünde görülmektedir. Röportajımızın ikinci bölümünde “Merkez Efendi” bahçelerinden geçerken yukarıdaki fotoğrafı hatıra olarak çekmeyi düşündük. Kendisi yirmilik bir genç gibi; “Merkez Efendi Camisi”nin önünden surlara kadar yürümemizi istedi. M.D.T.)image006

(Söyleşimizi yaparken “Merkez Efendi”’ye de uğradık. Dönüşte kır gezisi yaparcasına Topkapı Surlarına kadar yürüdük. Surların önünde Doğan Bey’le beraber bu hatıra fotoğrafını çektirdik. M.D.T.

Giriş: 19 Haziran 2014 Perşembe günü önceden sözleştiğimiz üzere öğle namazını Eminönü Yeni Cami’de kılarak namazdan sonra uygun bir mekâna geçtik. Sayın “Doğan Yakupoğlu” ve Sayın “Hasan Kaptı” ile bir söyleşi yaptık. Ulaşabildiğim ve uygun zaman içinde bir araya gelebildiğim büyüklerimle söyleşi yaparak zamana tanık olarak bu söyleşileri biyografi formatında yayınlıyorum. Bu kapsamda Sayın Doğan Yakupoğlu’nu tanıyacağız. Doğan Yakupoğlu, 1936 yılında Alucra’nın Babapınar (Parak) köyünde doğdu. Babası “Rüstem Yakupoğlu” veterinerdi. Ülkenin değişik yerlerinde görev yaptı. Doğan Yakupoğlu, ilkokulu Alucra’da okudu. O tarihte köyde okul olmadığı için yürüyerek kasabaya gidip-gelmek zorunda kaldı. Kış çok ağır geçtiği için önceden yoldan gidip gelenlerin izinden yürümek zorundaydılar. Aksi takdirde kara batıp kalmaları işten bile değildi. Alucra’nın en yakın köyleri de dâhil, hiçbir köyünde ilkokul yoktu. İlkokulu bitirdikten sonra bir süre ortaokulun açılmasını bekledi. Ortaokul açıldıktan sonra okula devam etti. Bu arada parasız yatılı ortaokul imtihanına girdi. İmtihanı kazandı. 2. sınıftan sonra İzmir Buca’da bulunan parasız yatılı okula (leyli meccani) geçiş yaptı. (Doğan Yakupoğlu’nun Buca İzmir’e gidişi Alucra bölgesinde büyük yankı uyandırmıştır.)

Doğan Yakupoğlu’nun okul hayatı

“Doğan Yakupoğlu” ile beraber “Buca Ortaokulu”na gidenler arasında “Tahsin Tekoğlu” ve “Süleyman Bıyıkçı” da bulunmaktaydı. Onlarda parasız yatılı sınavı kazanmıştı. O tarihte böyle bir okula Karadeniz Bölgesi’nden en çok öğrenci veren ilçe Alucra olmuştur. Alucra tarihinde böyle bir başarı ilk defa görülüyordu. Aileleri küçük yaştaki çocuklarını önce göndermek istemediler. Tahsin Tekoğlu’nun babası merhum “Mehmet Tekoğlu” ile Süleyman Bıyıkçı’nın babası merhum “Ahmet Bıyıkçı” çocuklarını uzak diyarlara göndermek istemeseler de; Doğan Yakupoğlu’nun dedesi merhum “Fazlı Ağa”, onları ikna ederek çocukların gönderilmesini ve okumalarını sağlamıştır. İzmir Buca Ortaokulu’nun 3. Sınıfını iftiharla geçtiler. 1957-1958 eğitim-öğretim döneminde ise Doğan Yakupoğlu İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. Bu okul halen Türkiye’nin en iyi okullarındandır.image008

(Yıl 1952, İzmir, Buca. Arkada solda ayakta Doğan Yakupoğlu”, sağda “Süleyman Bıyıkçı” ve ön sağda “Tahsin Tekoğlu”, ön solda Rize Çayeli’den Şevket Bayraktar” görülmektedir. Şevket Bayraktar eczacı olarak hayata atılmıştır. M.D.T.)image010

(Mikrofondaki konuşan Talebe Cemiyeti Başkanı “Doğan Yakupoğlu” yanında ayaktaki “Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya” ve en sağdaki “Emin Kotan” (Çalışma Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürü oldu.)

Doğan Yakupoğlu, liseden sonra İstanbul Üniversitesi İşletme Maliye Bölümü’ne devam etti. Ailesi genelde memur olduğu halde kendisi farklı bir düşünceyle serbest mesleği tercih etti. (İlerideki bölümlerde bu konuda ayrıca bilgi verilecektir. M.D.T.)

Fakültede okurken 2 yıl Talebe Cemiyeti Başkanlığı yaptı. CHP Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Girişken, özgüveni olan bir genç olarak yetişti. Arkadaşlarıyla birlikte öğrenci sorunlarına çözümler aradı. Türkiye’de ilk defa Serbest Hesap Mütehassıslığı (Mali Müşavir) sorununu gündeme getirdiler. Öğrenci başkanlarıyla Ankara’ya giderek bütün sorunları yetkililere anlattılar.image012

(“Doğan Yakupoğlu” ve bir grup talebe cemiyeti arkadaşları 1963 yılında birleşerek; İstanbul Üniversitesi’nin tüm fakültelerinin talebe cemiyet başkanları ile birlikte zamanın hükümet yerine hükmeden “Milli Birlik Komitesi”ni Ankara’da ziyaret etmiştir. Fotoğrafta İst. Üniversitesi İktisat Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanı Doğan Yakupoğlu, solundaki sınıf arkadaşı İlhan Aşkın, onun solunda Milli Türk Talebe Federasyonu Genel Sekreteri ve diğer fakülte arkadaşları hep birlikte görülüyor. M.D.T.)  Bu ziyaret çok yararlı olmuştur. Ziyaretin sonunda Milli Birlik Komitesi’nden büyük maddi ve kanuni destekler elde edilmiştir. (Anlaşılan odur ki, “Doğan Yakupoğlu” okul hayatında da devamlı örnek olmuş ve önderlik yapmıştır. M.D.T.)

Yakupoğlu Ailesi okumuş bir ailedir 

“Doğan Yakupoğlu”nun kardeşleri ve amcası da liseyi bitirdikten sonra Tıbbiye, Siyasal ve Hukuk’u tercih etti. Kardeşi “Mustafa Yakupoğlu” Tıbbiye’ye, amcası “Hasan Basri Yakupoğlu” Hukuk Fakültesine ve diğer amcası “Yusuf Yakupoğlu” da Siyasal Bilgiler Fakültesine devam etti. Mezun olup hayata atıldılar. Doğan Yakupoğlu’nun oğullarından Atilla Yakupoğlu Kabataş Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini, Burak Levent Yakupoğlu ise İstanbul Erkek Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümünü, kızı Ebru Yakupoğlu Kadıköy Anadolu Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi. Kızı Banka Müdürüdür. Doğan Yakupoğlu daha Alucra’da okurken kendisine örnek aldığı şahsiyetler vardı. Bunlar: “Yusuf Yakupoğlu” (Kaymakam-Vali), “Halil Kırcalı” (Sayıştay Üyesi) ve Kamışlı Köyü’nden öğretmenin oğlu “Sami Ekmen”dır. Bu örnek insanların üçü de devlet bursuyla Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okumuştur. Doğan Yakupoğlu’nun amcası olan Yusuf Yakupoğlu Beşiktaş Kaymakamlığı’nda da bulunduktan sonra çok genç yaşta vali oldu. Vali olduğunda Türkiye’nin en genç valisiydi. Vali olduktan sonra ilk görev yeri Elazığ oldu. Sonra Tokat, Çankırı ve Edirne’de valilik yaptı. Edirne’de geçirdiği kalp krizi sonrası 46 yaşında vefat etti. Sami Çakır mezun olduktan ve bir süre çalıştıktan sonra Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürü oldu. Amerika’da eğitim ve araştırma yaptığı dönemde hastalandı ve orada vefat etti. Hanımına yaptığı vasiyet üzerine öldükten sonra Türkiye’ye getirildi ve İstanbul’da Aşiyan Mezarlığına defnedildi. Doğan Yakupoğlu 1963 yılında askerliğini “Yedek Subay Öğretmen” olarak Amasya’da tamamladı. (Bu üç değerli Alucra insanını rahmetle anıyoruz. M.D.T.) 

Doğan Yakupoğlu ailesine çok bağlıdır

“Doğan Yakupoğlu” geniş bir aileye sahiptir. Ailesi Parak Köyünde yerleşik köklü bir ailedir. Genel olarak “Yakupoğulları” diye isim yapmıştır. Yukarıdaki bölümlerde de dile getirdiğimiz gibi aileden birçok okumuş insan çıkmış bulunmaktadır. Doğan Yakupoğlu’nun babası “Rüstem Yakupoğlu” Alucra yöresinde ilk okuyan ve devlet memurluğu yapan insanlardandır. Büyük amcası “Yusuf Yakupoğlu” kaymakamlık ve valilik yapmıştır. Küçük amcası “Hasan Basri Yakupoğlu” hukuk tahsilinden sonra avukatlık yapmıştır. Doğan Yakupoğlu’nun küçük kardeşlerinden “Opr. Dr. Mustafa Yakupoğlu” seçkin bir doktor olarak “İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi”nde görev almıştır. Bu değerli üç Yakupoğlu erken yaşlarda vefat ettiği için ailede derin ve acı bir hatıra bırakmıştır. Dolayısıyla bu aile erkekleri ve kadınlarıyla birlikte bir bütünlük arz etmekte ve birbirlerini çok tutmaktadır. Bu bağlılık onlara her zaman başarı yolunu açmıştır. Halen hayatta olan “Fehmi Yakupoğlu” ve “Ali Rıza Yakupoğlu” Doğan Bey’in kardeşleridir. Bütün aile fertleri nerde olursa olsun birbirlerini desteklemekte ve her an aile birliğini sergilemektedir. Doğan Yakupoğlu’nun kız kardeşleri evlendikleri yerde bile aile birliğini devamlı övünerek dile getirmektedir. Doğan Yakupoğlu ailenin iş ve serbest meslek hayatına geçişini sağlayan bir kimsedir. Dolayısıyla Doğan Yakupoğlu ailesinin lideridir. Aşağıdaki bölümde topluca bir aile fotoğrafı sergilenmektedir. Sağlığında aile reisi olan merhum “Rüstem Yakupoğlu” ve yanlarında Vali Yakupoğlu’nun oğulları “Bülent Yakupoğlu” ve “M. Mukadder Yakupoğlu” hep birlikte görülmektedir.image014

 

(Oturanlar: Sağdan başlayarak “Bülent Yakupoğlu” / Mimar / Vali’nin oğlu – “Rüstem Yakupoğlu” / Aile büyüğü – “Ali Rıza Yakupoğlu” / Doğan Müşavirlik ortağı ve Beyoğlu Belediye CHP Meclis üyesi – Ayaktakiler : “Opr. Dr. Mustafa Yakupoğlu” / İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Cerrahi Bölümü’nde Başasistan – “Doğan Yakupoğlu”“M. Mukadder Yakupoğlu” / Avukat / Vali’nin oğlu –   “Fehmi Yakupoğlu” / Doğan Müşavirliğin ortağı hep birlikte aile fotoğrafında görülmektedir. M.D.T.)

Opr. Dr. Mustafa Yakupoğlu

Doğan Bey’in çok önem verdiği bir kardeşi de merhum Opr. Dr. Mustafa Yakupoğlu’dur. Dr. Yakupoğlu hakkında Doğan Bey’in izlenimleri şöyledir: Opr. Dr. “Mustafa Yakupoğlu”, üniversitede özellikle Cerrahpaşa’da bütün Alucralılara büyük hizmetler yapmıştır. Onları diğer servislerdeki doktor arkadaşlarıyla bağ kurarak Cerrahpaşa Hastanesi’nde birlikte tedavi etmiş ve dertlere deva olmuştur. Her Alucralı hasta hemşeriler doktor konusunda çok rahattılar. Çünkü Cerrahpaşa’da kendilerine büyük bir kapı açılmıştı. Kısacası Opr. Dr. “Mustafa Yakupoğlu” kısa ömründe bir efsane oldu. Doçent olacağı sırada genç yaşta 1978’de vefat etmiştir. Kısa ömründe kaybedilmesine rağmen onun hatırası bütün Alucralılar tarafından dile getirilmektedir. Unutulmamıştır. Alucralılar bu sebeple Cerrahpaşa Hastanesi’ni çok severler. (Gerçekten de Alucra ve yöresinde ismi bugün dahi anılmaktadır. M.D.T.)image016

 

 

 

(Yukarıdaki fotoğrafta Büyük Devlet Adamı “İsmet İnönü” ile “Elazığ Valisi Yusuf Yakupoğlu”nun baş başa bir görüşmesi görülmektedir. Bu görüşme 21.09.1965 günü yapılmıştır. M.D.T.

Yakupoğlu ailesi 1950 öncesinden başlayan siyasal görüş olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ni benimsemiştir. Bu aile genel olarak muhafazakâr, milliyetçi ve Atatürkçü bir ailedir. 1980 yılından önceki sağ-sol çatışmalarında; o zaman ki Alucra İş Adamları Derneği’nde, bir sohbet sırasında İhsan Tekoğlu şöyle söylemiştir: “Alucra’nın Cumhuriyet Halk Partilisi bile milliyetçidir.” Bu söz üzerine Doğan Yakupoğlu’nun cevabı şöyle olmuştur: “Bile”yi kaldır. Biz milliyetçiyiz”. Bu yerinde söz üzerine sohbette bulunanlar Doğan Bey’in ince esprisini anlayıp kahkahayla gülmüşlerdir. Yukarıdaki fotoğraf çok şey ifade etmektedir. Doğan Yakupoğlu’nun CHP’li oluşu talebelik yıllarında da devam etmiş ve CHP Gençlik Kollarında yöneticilik yapmıştır. Doğan Yakupoğlu son zamanlarda CHP’yi desteklemeye devam etmektedir. Küçük kardeşi Ali Rıza Yakupoğlu halen Beyoğlu Belediyesinde CHP’den Meclis Üyesidir. (Bu görüşleri Doğan Yakupoğlu’ndan dinleyerek tarihe not düştüm. M.D.T.)image018

(“Doğan Yakupoğlu” günümüzdeki CHP Genel Başkanı “Kemal Kılıçdaroğlu” ile birlikte görülmektedir. Feshane’de ki “Giresun Günleri”nde Kılıçdaroğlu’nun “Alucra Vakfı” standını ziyareti sırasında bu görüşme gerçekleşmiştir.)

Doğan Yakupoğlu’nun Dernekçilik Hayatıimage020

(“Doğan Yakupoğlu” BJK’nın efsane başkanı “Süleyman Seba” ile birlikte görülmektedir. Doğan Yakupoğlu 24 yıllık BJK (Beşiktaş Jimnastik Kulübü) üyesidir. 10 yıl Süleyman Seba başkan ile “Seçim Komitesi”nde görev almıştır. Binlerce Alucralı’yı BJK üyesi yapmıştır. Doğan Yakupoğlu’nun BJK çevrelerinde büyük itibarı vardır. M.D.T.)

“Doğan Yakupoğlu” sosyal yönüyle çok faal bir insan olarak tanınmıştır. Aynı zamanda hayırseverliği ve hemşehrilerine yardımcı olmasıyla da bilinmektedir. Doğan Yakupoğlu’nun dedesi “Fazlı Ağa” Alucra’nın önde gelen şahsiyetlerindendir. Rahmetli dedem “Dânâ Molla” Müftü “Dursun Tosun” Efendinin de arkadaşıdır. Doğan Yakupoğlu, Alucra’da ki her derneğin kuruluş yönetiminde bulunmuş, sosyal ve katılımcı bir insandır. Yıllar önce “Polis Niyazi Başyurt”, “Gicoralı Ali Yüksel”, “İsmail Bingöl” ve “Aziz Önem” ile birlikte Alucra adına dernek kurma faaliyetini gerçekleştirmişlerdir. Yakın zaman önce Alucra’yı kalkındırmak ve örgütlemek için kurulan “Çağrı Hareketi”nin de içinde yer alarak başarılı bir öncülük yapmıştır. Doğan Bey’in üyesi ve kurucusu olduğu “Sivil Toplum Kuruluşları” kısaca şunlardır:

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti Üyeliği,

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı Kurucu

       Üyeliği, Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeliği,

Alucra Babapınar Köyü Derneği Kurucu Üyeliği,

Alucra Vakfı Kurucu Üyeliği,

Alucra Eğitim Derneği Kurucu Üyeliği,

Alucra İş Adamları Derneği Kurucu Üyeliği,

     Karadeniz Vakfı (21 ili içine alan) Kurucu Üyeliği ve Yönetim Kurulu

        Üyeliği,

Çamlıca Güreş Kulübü Üyeliği,

Giresun Vakfı Kurucu Üyeliği,

Şebinkarahisar Vakfı Kurucu Üyeliği,

Şebinkarahisar Derneği Kurucu Üyeliği,

İzmir Atatürk Lisesi Koruma ve Yaşatma Derneği Üyeliği.

Doğan Yakupoğlu Doğruyol Partisi Beyoğlu Başkan Adayıimage022

(“Doğan Yakupoğlu” seçim çalışmaları sırasında bir salon toplantısında konuşma yaparken görülmektedir. M.D.T.)

Uzun yıllar Halkçı Parti ve CHP’de siyaset yaptıktan sonra; 1989 Seçimleri öncesi gördüğü bir vefasızlık üzerine CHP’den ayrıldı. 1989 yılında DYP (Doğru Yol Partisi) “Beyoğlu Belediye Başkan Adayı” oldu. O seçimde Saadet Partisi’nin adayı da şimdiki Başbakan “Recep Tayyip Erdoğan”dı. İkisi arasında oylar bölününce seçimi başka bir partinin adayı kazanmıştır.  Doğan Yakupoğlu bu seçimlerde Alucralılardan yeterli desteği görememiştir. Ne yazık ki bu hep böyle geldi böyle gider. Her nedense Alucralılar kendi çocuklarını desteklemiyorlar. Ne var ki Doğan Yakupoğlu “Süleyman Demirel”den büyük övgü almıştır. Bu arada Doğan Yakupoğlu o seçimlerde kendi köylüsü “Erilli Ailesi”ne müteşekkirdir. Başta “Osman Hoca Efendi” olmak üzere, tüm aile tarafsız kalmıştır. Dolayısıyla kendi köylüsüne karşı çıkmamıştır. Bu davranış “asil bir davranıştır”. Bu tutumlarından dolayı Erilli Ailesine Refah Partisi çevreleri bu asil davranışı hoş görmeyerek haksızlık yapmıştır. Erdemli insanların gerçek değeri “Allah katında” verilir ve yerini bulur. Erdemli insanların değerini ancak erdemli insanlar kabul eder. (Yukarıdaki bilgileri Doğan Yakupoğlu’nun dilinden yazdım. Kendisi “Osman Hoca” ya büyük ve derin bir saygı duyduğunu söyleşimiz sırasında devamlı vurgulamıştır. M.D.T.)

Doğan Yakupoğlu İş Adamı ve Sanayici Olarak Başarılı Olmuştur

“Doğan Yakupoğlu” 1963 yılında askerliğini “Yedek Subay Öğretmen” olarak Amasya’da tamamladıktan sonra; “Doğan Muhasebe ve Mali Müşavirlik Bürosu”nu kurmuştur. 1983 yılına kadar 20 yıl süreyle burayı işletti. Daha sonra 1983 yılında “Gürsan Büro Mobilyaları Kollektif Şirketi”ni kurdu. Halen bu işletmesinde iki oğluyla beraber çalışmaktadır. İmalat (üretim) yeri Hasköy’de olup, yaklaşık 50 kişi burada çalıştırılmaktadır. Türkiye genelinde bayilikleri olmakla beraber, Karaköy ve Altunizade’de Showroom (teşhir ve satış) yerleri bulunmaktadır.  (Kendisi ve oğullarına başarılar dilerim. M.D.T.) 

Doğan Yakupoğlu ve “Alucra Çağrı Hareketi”image024

(Yukarıdaki fotoğrafta “Çağrı Hareketi”nin ilk önderlerinden; ortada “İhsan Tekoğlu”, sağında “Doğan Yakupoğlu” ve solunda “Hasan Kaptı” görülmektedir. Kendilerini dergisine kapak yapan “Giresun Dergisi”nin sahip ve başyazarı “Remzi Mamaşoğlu”na her üçü de bu fotoğrafı yayınlayacağım dediğimde; teşekkür etmiş ve onu hayırla yâd etmiştir. M.D.T.)

“Doğan Yakupoğlu” sosyal etkinlikler ve halkla ilişkiler yönünden çok yetenekli ve faal bir insan olarak görünen ve bu çalışmaları büyük bir başarıyla yürüten seçkin bir kimsedir. Kendisi son zamanda “İhsan Tekoğlu” ve “Hasan Kaptı” ile birlikte “Çağrı Hareketi” denilen ve Alucra insanını “Ahlakta ve Kardeşlikte Birliğe” çağıran bir hareketin önderlerinden olarak öne çıkmıştır. Kendisine: 

M.D.Tosun: “Bu hareket nedir?” diye sorduğumuzda özetle şunları söylemiştir :

D.Yakupoğlu: “Biz bu hareketi üç kişi bir araya geldikten sonra; Alucralı seçkin insanlara anlattık. Aramıza katılmalarını istedik. En az 5 veya 7 kişiden oluşmasını düşünüyorduk. Ne var ki sudan sebeplerle katılmaktan çekindiler. Bu işin maddi ve manevi sorumlulukları vardı. Kimse göze alamadı. Bunlardan bir bölümü “1. Çağrı Bildirisi”nden sonra görev aldılar. Her kesimden değişik insanlar zamanla konunun ruhunu anladı ve katıldı. Aynı zamanda kabullenmeyip karalayan gruplarda oluştu. Yalnız candan ve samimi destekleyen “Alucra İmam Hatip Derneği” oldu. Aynı zamanda anlaşıldı ki “Osman Erilli Hoca” gerçek bir Alucralıymış. Köy dernekleri büyük oranda destek verdi. “Alucra Vakfı” ve birkaç dernek her nedense karşı çıktı. Kendilerine karşı bir hareket gibi göstererek kötülemeye çalıştılar. Bazı kendini bilmezler : “Biz ahlaksız mıyız ki, ahlakta ve kardeşlikte birliğe çağrılıyoruz” dediler. Ne var ki “2. Çağrı Bildirisi” yayınlanınca gerçeği görenler oldu, katılımlar çoğaldı. Biz bu hareketi yalnız Alucra veya İstanbul’da değil, Giresun, Ordu ve Samsun gibi yörelere de yaymayı ve dünyaya açmayı düşündük. Yola çıkarken Allah’ın şu emrine uygun hareket ediyorduk: “İçinizde; hayra çağıran, iyilikleri emreden, kötülükleri men eden bir topluluk bulunsun.” (Al-i imran, 3/104) Bizim bu hareketimize ne yazık ki, sözde dindarlar karşı çıktı. İlk toplantımızı “Alucra Vakfı”nda yaptık. Sağımıza ve solumuza Vakıf Başkanı “İsmail Hasbal”, Eğitim Derneği Başkanı “Prof. Nusret Bulutçu”yu, İmam Hatip Derneği Başkanı “Abdurrahman İbil” ve Alucra İş Adamları Derneği Kuruluş Çalışmaları Komite Başkanı “Yılmaz Demirkıran”ı aldık ve ilk bildiriyi okuduk. Maksadımız Alucra’yı “örgütlü toplum” yapmaktı. Bazı çıkar çevreleri rahatsız olduysa da; büyük çoğunluk memnun oldu ve “1. Çağrı Bildirisi”ni imzaladı. “2. Çağrı Bildirisi”ni de okuyunca çok büyük bir çoğunluk imzaladı.” Doğan Yakupoğlu sözlerini bitirirken şu soruyu sordum: 

M.D.Tosun: “Alucra’yı örgütlü bir toplum yapma projeniz ne sonuç verdi?”

D.Yakupoğlu: “Alucra İş Adamları Derneği”, “Alucra Gençlik Derneği” ve “Alucra Kent Meclisi” gibi dernekler kurduk. “Alucralı Kadınlar Derneği” ve “Alucra Köy Dernekleri Federasyonu” gibi kurumların kuruluş çalışmaları ne yazık ki gerçekleşemedi. Bu arada “Alucra Eğitim Derneği”ne büyük destek verdik. Aslında “Alucra Yüksek Okul Projesi” başta “Yüksek Mühendis Mehmet Karamustafaoğlu” olmak üzere “Çağrı Hareketi”nin eseridir. Burada başta hazır Kız İmam Hatip Okulu binasını Yüksek Okula veren “Osman Erilli Hoca” olmak üzere; o zamanın Alucra Belediye Başkanı “Ahmet Erilli”ye, Eğitim Derneği önceki başkanı “Prof. Nusret Bulutçu”ya, daha sonra başkan olan, projeyi yapan ve yaptıran, ilk temel atan “Mehmet Karamustafaoğlu” ve daha birçok insanımıza teşekkürü bir borç biliyorum. İnsanımız gerçekleri görmüş ve bize : “Alucra Yüksek Okulu’nun görünmeyen kurucusu sizsiniz. Çağrı Hareketi takip ve teşvik etmeseydi ne okul açılırdı ve ne de proje yapılırdı” demiştir. Esasen Çağrı Hareketi’nin çekirdek kadrosuna sonradan girmiş olan “Mehmet Karamustafaoğlu”, “Ömer Demirağ”, “Av. Ömer L. Çelik” ilk kurulan “Yüksek Okul Komitesi”nin içinde de yer almış insanlardır”. Çağrı Hareketine katılmayan “Prof. Nusret Bulutçu”, o zaman ki Alucra Vakfı Başkanı “Mustafa Açıkel”, “Av. Mustafa Taşbaşı” ve daha birkaç arkadaş ile “Doğan Yakupoğlu” ve “İhsan Tekoğlu” da daha önce ilk komite üyesi olarak çalışmıştır. Bu komite daha sonra “Alucra Eğitim Derneği” olarak tescillenmiştir. Yüksek Okul açılma izni o günkü Eğitim Derneği Başkanı Mehmet Karamustafaoğlu zamanında alınmıştır. Burada ilk başkanın da emekleri vardır. Prof. Nusret Bulutçu ile ondan sonraki başkan Mehmet Karamustafaoğlu’nu hizmetlerinden dolayı teşekkür ile anıyorum.” Bu bilgiler üzerine ben de Doğan Bey’e şöyle bir soru sordum: 

M.D.Tosun: “Doğan Bey çok güzel özet yaptınız, her şeyi göz önüne getiren ve Alucra’ya hizmet verenleri anan bir konuşmanız oldu. Bir Alucralı olarak; sizin gibi değerli ve erdemli insanlarımızla, onlara karşı çıkmak değil, onlarla iftihar etmek gerekir görüşündeyim” dedim. Bunun üzerine Doğan Bey:

D.Yakupoğlu: “Murat Bey bu fırsatı bana verdiğiniz için ben de sizi tebrik ediyorum” dedi.image026

(19 Haziran 2014 Eminönü “Yeni Cami” ana kapısının önünde; “Doğan Yakupoğlu”, iki arkadaşı “Hasan Kaptı” ve “İhsan Tekoğlu” öğle namazı sonu birlikte görülmektedir. M.D.T.)

Bu özet bilgilerden sonra Doğan Yakupoğlu’na:

M.D.Tosun: “Doğan Bey başka söyleyeceğiniz bir şey var mı ?” diye sordum. Kendisi bana iltifat etti ve şöyle söyledi:

D.Yakupoğlu: “Murat Bey siz gerçek bir Alucralısınız. Müslüman bir âlimin torunusunuz. Dedelerimiz dost ve arkadaş olarak Alucra’da birlikte yaşamışlar. Elhamdülillah tüm ailem ve ben Müslümanız. Benim dedem namazlı-niyazlı ve sakallı bir adamdı. Ben de namaz kılan birkaç defa “Umre”ye giden bir insanım. Bunu kimseye duyurmadım. Hatta defalarca hac ve umreye giden iki arkadaşım İhsan Tekoğlu ve Hasan Kaptı’nın bile haberi olmadı. İnancın Allah ile kul arasında kalması ve gösterişe kaçılmamasının evla olduğuna inanıyorum.

Mesela İhsan Tekoğlu çok hac ve umre yapmış, kendisine “Hacı Efendi” denilmesini istemiyor. Hasan Kaptı da öyle. Bunlar saf ve temiz Müslüman. İhsan Tekoğlu yöremizde, İslam Dinini bilimsel yönleri ile çok iyi bilen bir insan. Hasan Kaptı da öyle. Din, siyaset ve çıkara endekslenirse dine zarar verilir.” dedi ve sözlerine son verdi.image028

(Yukarıdaki fotoğraf 19 Haziran 2014 gününde öğle namazından sonra Eminönü “Yeni Cami” avlusunda çekilmiştir. Bu fotoğrafta ortada “Doğan Yakupoğlu” ve iki yanında “İhsan Tekoğlu” ile “Hasan Kaptı” görülmektedir. Bu üç Alucra insanı “Çağrı Hareketi”ni başlatan çekirdek kadronun liderleridir. M.D.T.)

Birinci bölümde “İhsan Tekoğlu”nun söyleşisini bitirmiştim. Böylece “Doğan Yakupoğlu”nun söyleşisini de tamamlamış oldum. Hayırlara vesile olsun. Bundan sonraki söyleşimiz “Hasan Kaptı” ile olacaktır. Bu söyleşileri yapan bir insan olarak;  bu üç önder insanın arasında fotoğraf çektirmek istedim. Aşağıdaki fotoğrafı cami cemaatinden tanımadığımız birisi çekti: image030

(19 Haziran 2014 Eminönü. Fotoğrafta sağdan sola “Murat Dursun Tosun”, yanında “İhsan Tekoğlu”, onun yanında “Doğan Yakupoğlu” ve onun da yanında “Hasan Kaptı” görülmektedir. M.D.T.)

Bu kapsamlı söyleşi için söyleşiyi gerçekleştiren Murat Dursun Tosun olarak benim son sözüm şöyledir:

M.D.Tosun : “Ben Doğan Yakupoğlu’nun anlattıkları ile gördüklerimi  yazdım. “Çağrı Hareketi”nin bu üç önder insanına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bazı konuları Hasan Kaptı ve İhsan Tekoğlu da aynen onayladı. Alucra tarihine geçmesi ve tarihe not düşürülmesi için bu yorucu çalışmaları kitap yapmayı düşünüyorum. Kitabın ismi: “ALUCRA’NIN EMEKTAR ŞAHSİYETLERİ ― (İz Bırakanlar)” olacaktır. Hayırlı olsun. İnşallah gerçekleşir !”

Murat Dursun Tosun

İstanbul-19 Haziran 2014image031

 

KUL SOFRASINDA SOHBET -DOSTLAR MECLİSİ-

image002

10.01.2015 günü önceden sözleştiğimiz üzere öğlen namazından sonra Aksaray Vatan Caddesine paralel olan eski ordu evi önündeki Tatlı Pınar caddesi üzerinde bulunan Kul Sofrası isimli restoranda bir araya geldik. Restoran İhsan Bey’in evine de yakın olduğundan uzun yıllar öncesinden tanıdığı bir işletmedir. Bu nedenle işletmecileri Yaşar Aslan ve Muzaffer Aslan kardeşleri de iyi tanımaktadır. Yılların getirdiği saygı ve sevgi ile oluşan kalıcı dostlukların yine aynı şekilde devam ettirilebiliyor olması güzel bir şeydir. Arka planında saygı, sevgi, vefa ve menfaat olmayan ilişkilerin sadeliği ne kadar güzel ve de kalıcı olmaktadır.

İhsan Bey her zamanki misafir perverliği ve kıymey ve değerleri tanıyan kadir-şinaslığı kişiliği ile kış münasebetiyle İstanbul’da bulunan eski dostu Kemal Bıyıkçı Bey’i davet ettiği bu güzel mekâna beni de davet ederek sohbetimizde seni de görmek istiyoruz demesi beni onure etti. Bu İhsan Bey’in nazik ve İstanbul Beyefendisi üslubundan ileri gelmektedir.

Allah selamet versin İhsan Bey belirli aralıklarla dostlarını bir vesile ile bir araya getirerek hem eski kültürel alışkanlıklarımızın devamını sağlamakta hem de insanlarımızın tanışmasına, birbirlerini daha iyi tanımasına varsa aradaki ufak tefek anlaşmazlıkların veya birbirini iyi anlayamamaktan mütevellid ortaya çıkmış olan gönül koymaların ortadan kaldırılmasına vesile olmakta günümüzdeki tabiriyle obbustmanlık yapmaktadır. Bununla birlikte konuklarını da en iyi şekilde ağırlamakta ve âli-cenablığın (iyilik sahibi, yüksek ahlaklı ve cömert) örneğini sergilemektedir. Gönlü zengin bu büyüğümüzden bizlerin alacağı çok dersler vardır. Daha önce İhsan Bey’le röportaj olarak yaptığımız sohbetin yazılı metnini okuyanlar söylediklerimin ne kadar da doğru olduğunu anlayacaklardır.[1]

Hava yağışlı da olda ulaşımı heryerden kolay olan bu mekanda saat bir itibarıyla bir araya geldikten sonra elbette konu Alucra merkezli olarak başlayıp genişleyerek devam etti. Eski dostlar da anıldı eskimeyen dostluklarda anıldı güzel insanlar yâd edildiler. Kimlerin adı hayırla zikredilmedi ki…

Vakit ikindi olunca Kul Sofrasının hemen yakınında bulunan Kâtip Muslihiddin Camisine giderek ikindi namazlarımızı eda ettik. Cami Kanun-i Sultan Süleyman zamanında 1549 Kâtip Muslihiddin Efendi tarafından kare planlı olarak taş duvarlar üzerine ahşap çatılı olarak inşa ettirilmiştir. Zamanla yıpranan cami 1891 yılında onarımdan geçirilmiştir. Caminin yakınlarında bulunan ve Tatlı Pınar olarak anılan su kaynağı nedeniyle önünden geçen cadde Tatlı Pınar Caddesi olarak anılmaktadır. Cami küçük ama huzur veren bir ibadethanedir.  image004image006image008

Namazda sonra tekrar Kul Sofrasına gidilerek kaldığımız yerden sohbetimize devam ettik. Mekan sahipleri olan Yaşar ve Muzaffer Beyler önceden tanışıyor olmanın da getirdiği bir samimiyetle bir an olsun yanımızdan ayrılmayarak İhsan Bey’in misafiri benim misafirimdir, onun da ötesinden işletmemize gelen herkesi misafir kabul ederiz hizmet anlayışıyla bizlerle ilgilendiler. Mekân fırını olan değişik yemek çeşitleriyle göze ve nefse hitap eden zengin bir mutafağa sahip.

Burada yaptığımız tatlı sohbet unutulmaz bir an olarak kalmış olup, tarihe kayıt düşmek adına, ayrıca teşvik edici ve hayırlara vesile olacağı düşüncesinden hareketle yazılı hale getirilmiştir.image012

Fotoğraftakiler soldan sağa: Muzaffer Aslan, Yaşar Aslan, İhsan Tekoğlu, Murat Dursun Tosun ve Kemal Bıyıkçı

Sohbetimizin diğer değerli konuğu Alucra’da on beş sene belediye başkanlığı yaparak değişik hizmetleri yapmış, bunlara muvaffak olmuş ve günümüzde de halen kullanılan pek eserin sahibi Kemal Bıyıkçı Bey’di. Kemal Bey’le de yaptığımız röportajın yazılı metninde onun hizmetlerini sıralamak oldukça zaman almıştı.[2] Kemal Bey de gerçekten çalışkan şahsına münhasır meziyetleri olan hatip bir özelliğe sahip bir değerli şahsiyettir.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

13.01.2015

[1] https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/06/12/alucranin-emektar-sahsiyetleri-iz-birakanlar-ihsan-tekoglu/

[2] https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/04/24/alucranin-emektar-sahsiyetleri-kemal-biyikci/

ALUCRA KAZASININ MİNDEVAL NAHİYESİNİN RUM HALKININ RUSYA’YA GÖÇ ETMESİYLE YERLERİNİN İLERİ GELENLERCE ZAPTEDİLMESİ  

al

24 Aralık 1911 tarihli belgemizde Alucra’ya bağlı Mindeval nahiyesinin Alısız köyünün sakinlerinin izinsiz olarak Rusya’ya gittikleri ve onlardan boşalan köyü güç sahibi bazı nüfuz sahibi kişilerin işgal ettiği belirtilmektedir. Hatta bunun öncesinde Alısız köylülerinin dört pare köyün arazisini işgal ettiği de belirtildiğinden bu durumda onların arazileri de bu kez nüfuz sahibi kişilerce işgal edilmiş olmaktadır.

Bu nedenle köylüler hakkını araya kalkınca da aynı kişiler tarafından sıkıştırılırlar, yoldan çevrilirler. Buna rağmen köylüler Kaymakam ve Mutasarrıflığa şikâyette bulunurlarsa da netice alamazlar. Bunun üzerine daha üst makamlara şikâyette bulunurlar. Durumları orada incelenir ve iddialar doğruysa çok dikkat çekici ve üzerinde durulması gereken bir durum olarak değerlendirilir.

Bu arada Alısız köyünden Rusya’ya gidenlerin Rum cemaatinden olduğunu da belirtmekte fayda bulunmaktadır.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Fon Kodu: DH.H… Dosya No: 37, Gömlek No: 53, Tarihi: 1330 M (Muharrem) 03 (24 Aralık 1911), Konu Özeti: Karahisar-ı Şarki sancağına tabi Alucra kazası mülhakatından Mindeval nahiyesinin Kutluca, Zarabut, Cengeris ve Hacıviran köylerinin arazisini zapt eden Alısız köyünün halkı izinsiz Rusya’ya göç etmiş olmalarıyla bunlara ait arazinin de bazı ileri gelenlerce zapt edilmesi.image002

Sivas Vilâyet-i Behiyyesi’ne

Hülâsâ: Mehmed ve refikası tarafından virilen melfuf arz-ı hâl muhteviyatı hakkında tahkikat icrasına dair.

Karahisar-i Şarki Sancağı’na tabi Alucra kazası mülhekâtından Mindeval nahiyesinin Kutluca ve Zarabut ve Cengeriş ve Hacıviran karyeleri arazi-i haliyesinin (boş arazilerin) dörtyüz dönüm mahalin tahrir-i emlak esnâsında kayd-ı icra idildiği halde diğer ikiyüz dönümünü gasb iden Alısız karyesinin onsekiz haneden ibaret olan ahalisi bila-ruhsatin (izinsiz olarak) Rusya’ya hicret iderek dağılmış olmasından dolayı kendi karyelerine aid olmak lazım gelen arazi-i mezkûrenin bazı mutegallibenin (Zorba. Hak ve hukuka hürmet etmeden geçinmek isteyen) teşvikiyle âhara (diğer, başkası) îcâr edildiğine dair bir hüccet-i (vesika) şer’iyye tanzim ile hukukları izâ’a olunduğuna ve bu babda aledderecat nahiye müdiriyetine ve kaimmakamlığa ve mutasarrıflığa vukuu bulan müracaata iltifat idilmeyerek tard ve tahkir ve beyan-ı şikâyet itmek üzere karyeleri ahalisinden Der-saadet’e gelmek isteyenler mutasarrıflığın emriyle tevkif kılındığından bahisle istid’â-yı ma’deleti hâvî kurâ-yı mezkûre ahâlisinden Mehmed ve üç nefer refiki tarafından Sadâret-i Uzmâya gönderilmiş arz-ı hâl üzerine lede’l-havâle muhafaza-i hâk içün hükümete mürâca’at iden ahâlî-i merkûmenin tard ve tahkîri ve bes-şekvâ içün Der-saadet’e gelmek isteyenlerin azîmetden men’i gibi ahvâl sahîh ise cidden câlib-i nazar-ı dikkat olduğundan bu babda tahkikat icrasıyla evrakının israsına Şura-yı Devlet Mülkiye Dairesi’nce lüzum ve mevdu’ (emanet bırakılmış, tevdi olunmuş) arz-ı hâli leffen savb-ı vâlâlarına irsâl kılınmışdır. Mucibince icâbının ifa ve melfûfunun iadesi babında.

image003

Dâhiliye Nezâret-i Celilesine

Devletlü Efendim Hazretleri

Karahisar-i Şarki Sancağına tabi Alucra kazası mülhekâtından Mindeval nahiyesinin Kutluca ve Zarabut ve Cengeriş ve Hacıviran karyeleri arazi-i haliyesinden dörtyüz dönüm mahallin tahrir-i emlak î’tinâsında kayd-ı icra edildiği halde diğer ikiyüz dönümünü gasb iden Alısız karyesinin onsekiz haneden ibaret olan ahalisi bilâ-ruhsatin Rusya’ya hicret iderek dağılmış olmalarından naşi karyelerine aid olmak lazım gelen arazi-i mezkûrenin bazı mütegalibenin (Zorba. Hak ve hukuka hürmet etmeden geçinmek isteyen) teşvikiyle âhara (diğer, başkası) îcâr edildiğine dâir bir hüccet şer’iyye tanzîm ile hukukarı izaa (zayi olmak, kaybetmek) olunduğundan ve bu babda aledderecât nahiye müdiriyetine ve kaimmakamlığa ve mutasarrıflığa ve vukuu bulan müraca’ata iltifat edilmeyerek tard ve tahkir ve beyan-ı şikâyet etmek üzere karyeleri ahalisinden Der-saadet’e gelmek isteyenler mutasarrıflığın emriyle tevkif kılındığından bahisle istid’â-yı ma’delet-i havi kura-yı mezkûr ahalisinden Mehmed ve üç nefer refiki imzâlarıyla bi’t-takdim Şûrâ-yı devlet’e havâle buyurulan arz-ı hâl Mülkiye Dairesinde lede’l-kırâ-e (okunduğunda) muhâfaza-i hâk içün hükümete müracaat eden ahâli-i merkûmenin tard ve tahkiri ve bes-şekvâ içün Der-saadete gelmek isteyenlerin azimetden men’i gibi ahvâl sâhih ise cidden câlib-i nazar-ı dikkat olduğundan bu babda suver-i münâsebe ile tahkikat icra ve evrakının isrâsı hususunun savb-ı âli-i nezâret penâhilerine iş’ârı tezekkür idilmiş ve mezkûr arz-ı hâl leffen irsâl kılınmış olmakla ifa-yı muktezâsı babında emr ü ferman hazret-i men-leh’ül emrindir. Fi 29 Zilhicce sene (1)329 ve fi 7 Kanunievvel sene (1)327

Baş Kâtib / Şûrâ-yı Devlet Reisi

ALUCRA’NIN KALEDİBİ KÖYÜNDEN SERDENGEÇTİ ABBAS AĞA  

image001

image002

Soldan ikinci Serdengeçti Ağası (Kaynak-Milli Kütüphane)

Serdengeçti Ağası (Kaynak – TDV İslam Ansiklopedisi)

Akıncılardan düşman ordusunun içine dalmak veya kuşatılan bir kaleye girmek için hücum etmek gibi sonu büyük ihtimal ölüm olacak görevler için gönüllü olan fedailere verilen addır. “ser” Farsçada “baş” demek olduğundan “serdengeçti” de “başını/kellesini ortaya koyan” anlamı taşır. Yani bir nevi Osmanlı kamikazesi denebilir. Dalkılıçolarak da geçer.

Düşmana saldıran serdengeçtiler emellerine nail olmadıkça geri dönmezler fakat nadir de olsa bazıları bu ölümcül görevden kurtulurlardı. Bu durum oluştuğunda onlara üçer beşer akçe mükafat verilir ve bir ayrıcalık nişanı olarak yeniçerilerin giydiklerinden farklı , değerli kuş tüyleriyle süslenen bir serpuş yani “serdengeçti kavuğu” giymeye hak kazanırlardı.

Serdengeçtiler saldırıya geçmeden önce kendilerine özel bir bayrak açar bu bayrak altında ölüme koşarlardı.[1]

Serdengeçtilik hakkında verilen kısa bilgilerden asıl konumuza ilişkin belgenin detaylarını inceleyebiliriz. 1729 tarihli belgeden Kaledibi köyünden Abbas Ağanın Serdengeçti ağası olduğunu öğrenmekteyiz.

Ancak Abbas Ağa her ne suç işlediyle cezalandırılmıştır. Belgeden anlaşıldığına göre söz konusu ünvanı ile köyünde yararken başka yere sürülmesine ve köyüne girmemesine karar verilmiştir.

Ancak daha sonra nadim olarak kadıya çıkmış, Şebinkarahisar Kadısı Musa Efendi de onun affı için yazı yazmıştır. Bunun üzerine yeniden köyüne dönmesine izin verilmiştir.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Zafer Şık ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat D. Tosun

Arşiv Fon Kodu: İE.ŞKRT. Dosya No: 7, Gömlek No: 658, Tarihi: 22 Za 1141 (19 Haziran 1729), Konusu: Karahisar-ı Şarki muzafatından Alucra nahiyesine tabi Kaledibi karyesi sükkanından İkinci Cemaat’in serdengeçti ağalarından Abbas nam kimsenin iyi hal sahibi olduğunun arz ve ilamına dair Karahisar-ı Şarki Kadısı Musa imzasıyla yazılan arz.image003

SAHH

Mucebince Afv ve ıtlakiçün (salıverilmesi ve bağışlanması için)

BUYURULDU

22 Za (Zilkade) Sene 1141 (19 Haziran 1728)image006

Der-i devlet arz-ı dâî-i kemine budur ki; Karahisar-i Şarki muzafatından (bağlı yerlerinden) Alucra nahiyesine tabi Kal’adibi nam karye sakinlerinden İkinci Cemaatin Serdengeçti Ağalarından Abbas nam kimesne diyar-ı ahara nefy ve iclâ (uzaklaştırılma sürgün) olunub emr-i şerif-i âlişân olmadıkça karye-i mezburda ikamet ettirilmemek babında şeref-bahş sudur eden ferman-ı âli ve mucebince Dergâh-ı Âli Yeniçeri Ağası Devletlü Saadetlü Hasan Ağa tarafından mühürlü mektup Beşinci Bölüğün Osman Çavuş Ağa yediyle (vasıtasıyla) vusül ve ber-muceb-i emr ü şerif-i âlişân merkûm Abbas ve diyar-ı ahara nefy ve iclâ (uzaklaştırılma sürgün) olunduktan sonra cem-i gazir-i  meclis-i şer’e (büyük şer’meclisine meclisine) gelüb merkum Abbas’ın ıslah-ı nefs ettiğinden ihtiyar ve sebili tahliye (Salı verilme isteğinde) olunub karye mezburede ikamet ettirilmesi babında emr ü şerif ricasına ilamü’l-iltimas etmeleriyle kendi halinde olmak üzere sebil-i tahliye (allah rızası için salıverilmesi) ve karye-i mezburede ikamet ettirilmek (köyünde ikametine izin verilmek) babında evamir-i şerif  ricasına ve der-devlet medara bi’l-iltimas arz olunur. Hurrira fi evail Saferu’l-hayr li-sene ihda ve erbain ve mie ve elf (1-10 Safer 1141-10 Eylül 1728)

El-abdu’d dâî li’d-devleti’l aliyyeti

Es-Seyyid Musa el Kadı bi-medineti karahisar-i Şarki

Serdengeçti: Akıncılardan düşman ordusu içine dalmak veya muhasara altına alınan bir kaleye girmek için fedai yazılan kimseler. Bunlara ellerinde kınlarından sıyrılmış kılıçlarla bu tehlikeli işlere atıldıkları için “dalkılıç” da denilirdi. Düşman ordusuna dalacak veya kaleye girecek olanların dönmelerinden ziyade ölmeleri ihtimâli olduğu için bu adı almışlardı.[2]

Serdengeçti (serdengeçen) kavramı önceleri akıncılar, daha sonra yeniçeriler arasından düşman içine dalan veya kuşatma altındaki kaleye giren fedailer için kullanılırdı. XVI. yüzyıldan itibaren genellikle gönüllü yeniçerilerden oluşan serdengeçtiler “bayrak” adı altında 120’şer kişilik birlikler halinde teşkilâtlanmıştır. Bunlar 10-20 akçe arasında değişen yevmiye alırlardı. En ön safta çarpıştıklarından “ölüm eri” sıfatıyla da anılıyorlardı. Meydan savaşları yanında özellikle muhasarası uzamış kalelere geceleyin merdivenlerle tırmandıkları, ölümüne savaştıkları ve kale kapılarını açarak asıl orduyu içeriye almaya çalıştıkları belirtilmektedir. Bu mücadelelerden sağ dönen serdengeçtilerin maaşlarına zam yapılır, bunlara bir imtiyaz olmak üzere başlarına serdengeçti kavuğu denilen, değerli kuş tüyleriyle süslenmiş özel bir serpuş giyme hakkı tanınırdı. Serdengeçti ağası adı verilen bu kavuklu serdengeçtiler diğer askerlerden büyük saygı görürlerdi. Bunlara derecelerine göre yayabaşılık, bölükbaşılık, zağarcılık, sekbanlık, solaklık, sipahilik ve kapıcılık gibi imtiyazlı görevler verilir, kaleye ilk hücum eden ve burçlara bayrağı diken serdengeçtiye sancak beyliği tevcih edilirdi.

Serdengeçtilik tamamen gönüllü olma esasına dayanıyordu. İhtiyaç zamanında serdengeçti bayrağı açılır, isteyen yeniçeriler bu bayrak altında toplanır ve savaşa katılırdı. XVI. yüzyıl sonlarından itibaren ocak düzeninin bozulması ve savaşların uzaması askere olan ihtiyacı arttırmış, yeniçeriler arasından serdengeçti alınması yanında dışarıdan ve taşrada eyalet ve sancaklarda timarlılardan da serdengeçti alınmaya başlanmıştır (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 438). Ocaktan görevlendirilen kişiler gittikleri yerlerde serdengeçti bayrakları açarlar ve tâlip olanların kayıtlarını yaparlardı. Kaynaklarda yeniçerilerden başka kuloğullarından, cebeci ve topçulardan, garip yiğitlerinden, atlı kapıkulu bölüklerinden de serdengeçti yazıldığı belirtilmektedir. Aslında birkaç yıllığına alınan, ayrı defterlere kaydedilen ve seferde ayrı bir sınıf sayılan bu askerler daha sonra ulûfe defterlerine yazılarak kalıcı şekilde ocağa dahil edilir, çoğu zaman da bu şartla serdengeçti yazılırlardı (Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi Tarihi, I, 289, 363). Aynı durum diğer yaya ve atlı kapıkulu ocakları için de söz konusudur. 1073 (1663) yılında önceden serdengeçti yazılan gönüllülerden sağ kalanlar Cebeci Ocağı’na alınmış ve Uyvar Kalesi’ne cebeci tayin edilmiştir. Kapıkulu süvari bölüklerine de ihtiyaç halinde serdengeçti alındığı olmuştur. 1061’e (1651) kadar üç yıllığına alınan ve ayrı deftere kaydedilen serdengeçtiler bu seneden itibaren doğrudan ulûfe defterlerine yazılarak ocağa alınmıştır. Özellikle Anadolu’dan olmak üzere taşradan gelenler ulûfeleri hakkında pazarlık ederlerdi. Nitekim 1067’de (1657) 2000 serdengeçti terakkî şartıyla serdengeçti yazılmıştı (Îsâzâde Târihi, s. 35). Diğer levent ve dalkılıç nevinden olan askerlerin de durumu pek farklı değildi (Jorga, IV, 394-395, 406). Bazı kaynaklarda serdengeçti ve dalkılıç kavramları aynı anlamda kullanılmış (Râşid, IV, 226, 232); bazan da ayrı zümreler olarak zikredilmiştir (Çelebizâde Âsım, s. 280). XVIII. yüzyılda orduda mevcut gazilerden dalkılıç adıyla savaşçı askerler yazıldığı olmuştur (Subhî Tarihi, s. 471). Serdengeçti sınıfının maaş işlemleri Süvari Mukabelesi Kalemi’nde yapılırdı.

Özellikle XVIII. yüzyılda bazı isyan olaylarında âsilere katılanlara da serdengeçti denilmiş, böylece bu unvan “ucuz kahramanlık” anlamında kullanılmıştır (Ahmed Hasîb Efendi, s. 33, 77). 1730 Patrona İsyanı’nda âsilere karşı koyabilmek için aşçı, helvacı ve sarayda bulunan diğer çalışanlardan serdengeçtiler alınmıştır (Subhî Tarihi, s. 24). Yine aynı dönemde asker ihtiyacı genellikle serdengeçti veya dalkılıçlardan temin edilmeye çalışılmıştır. Serdengeçti veya dalkılıçlara ulûfe belgesi olarak “memhûr” denilen birer senet verilirdi. Ancak bu kâğıt zamanla “kârcı” adı verilen bazı kişiler tarafından alınıp satılarak esâme gibi çıkar aracı olmuştur (Mustafa Nûri Paşa, III, 96). Serdengeçti ve dalkılıç tabirleri Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra tarihe karışmıştır.[3]

[1] http://indicium-levis.blogspot.com.tr/2012/06/serdengecti-osmanl-kamikazeleri.html

[2] http://www.osmanlicaturkce.com/?k=serdenge%E7ti&t=%40

[3] http://www.diyanetislamansiklopedisi.com/serdengecti/

1851’DE ALUCRA’NIN KARATODOR KÖYÜNDEN GÜLSÜM’ÜN KOCASI HASAN’I ÖLDÜRMESİ VE DİYET ÖDENMESİ ÜZERİNE ANLAŞILMASI-2

 

Bu konuyla ilgili geçen defa da bir yazı yazmış ve 1851 yılında Alucra’nın Karaağaç (Karatutar) köyünde yaşanmış bir aile çekişmesini ve neticesinde yaşanan adli bir olayı ve nasıl çözümlendiğini görmüştür.

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/12/19/1851de-alucranin-karatodor-koyunden-gulsumun-kocasi-hasani-oldurmesi-ve-diyet-odenmesi-uzerine-anlasilmasi/

Aynı konuyla ilgili olarak transkripsiyonları çıkarılan belgelerde diğerlerinden faklı olarak biraz daha ayrıntılı detaylar bulunmaktadır. Burada olayın neden ortaya çıktığına ilişkin de izahat bulunmaktadır. Buna göre Gülsüm’le öldürdüğü kocası Hasan zaruri bir takım ihtiyaçları için tartışmışlar. Daha doğrusu Gülsüm ihtiyacı olduğunu belirterek kocası Hasan’dan bazı şeyler istemiş. Bunun üzerine aralarında şiddetli tartışma olmuş. Kimbilir belki de birbirlerine kötü söz de söylediler. Bunun üzerine Hasan eşi Gülsüm’e kızarak bıçağını çıkartmış. Gülsüm de hamle yaparak kacası Hasan’ın elinden bıçağı alarak onu göğsünden yaralamış ve 15 dakika sonra da vefatına sebep olmuş.

Tabi olay kadıya yansımış, Gülsüm bir süre imam evinde hapsedilmiş. Neticede kendisine kısas uygulanmasına karar verilmiş ise de ölenin yakınları ile varılan anlaşma üzerine her yıl 1000 kuruş olmak üzere üç yılda toplam 3000 kuruş diyet ödenmesi üzerine anlaşılmış ve kısasdan vaz geçilmiş. Bu konuda okunacak bir dosya daha var ama belgeler çok ve yoğun olduğu için onu ileriki bir tarihte kısmet olursa okuruz.

Buradan şu sonucu çıkarıyoruz ki eşlerin birbirlerinin haklarına riayet etmesi ve öfkeyle hareket etmemesi gerektiğidir. Bir anlık tartışmanın vardığı sonuç ortadadır. Gülsüm’ün ifadesinde şeytana uydum herşey bir anda oldu açıklaması dikkat çekicidir. Evet Hasan’ın bıcağını çekmesini ona kendine kastı olacağı şeklinde de algılama yapmış olabilir. Ana neticede karşılıklı anlayış ve fedakârlıkla çözülebilecek bir mesele eşlerin uzlaşmaz tutumları yüzünden nerelere varmıştır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Osmanlıca Tarih Edebiyat Grubu üyelerinden Hüseyin Dağ, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Zafer Şık, Orhan Sakin, Ramazan Koç, Nihat Özyılmaz, Cevdet Şahin, Ersin Üçdemir, İsmail Kaçar, Hülya Komesli Teymur, Hafize Bozkurt, Yasemin Soykan ve Rümeysa Odabaş’a çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

Arşiv Fon Kodu: MVL, Dosya No: 203, Gömlek No: 1, Tarihi: 21 C 1267 (23 Nisan 1851), Konusu: Karahisar-i Şarki Sancağı Alucra kazasına bağlı Karaturaz köyünde, kocası Hasan’ı öldüren Gülsüm ile varislerin muhakemesi. (3. Kanun) Karahisar-ı Şarki sancağı Alucra kazasına bağlı Karaturaz köyünde, kocası Hasan’ı öldüren Gülsüm ile varislerin muhakemesi. (3. Kanun)image002

Maruz-i çaker kemineleridir ki;

Karahisar-i Şarki Sancağında kâin Alucra kazasına tabi Karatuvar karyesinde zevci Hasan’ı katl etmiş olan Gülsüm ile verese-i maktulün üç bin guruşa sulh oldukları mukaddema takdim kılınan i’lâm-ı şer’ide tasrih kılınmış (açıkça anlatılmış) ise de bâ-terahi (ihmal) akd-i sulh-ı sahih olunduğu gösterilmemiş idiğünden sebki muvafık şakk-ı şer’-i âli icab eden i’lâm-ı şer’iyesinin tekraren takdim kılınması iradesini şamil enmele-zib takdim olan emr-nâme-i sâmi-i vekâlet-penâhileri müfad-ı münifi rehin-i ilm-i çakerânem olması ve keyfiyyet liva-i mezbur meclisine bi’l-iş’ar tıbk-ı emr-i irade-i seniye-i asafâneleri üzere tanzim kılınan i’lâm-ı şer’i ile ol-babda meclis-i mezburdan tevarüd eden bir kıt’a mazbata leffen takdim-i hak-i pâ-yi ulyâ-yı sadâret-penâhileri kılınmış olmağla ol-babda emr ü ferman hazret-i men-leh’ül emrindir. Fi 21 Ca Sene (12)67

Müşir-i Eyâlet Trabzon Bekir Rüstem     image004

Karahisar-i Şarki Sancağında kâin Alucra kazasına tabi Karatuvar karyesinde zevci Hasan’ı katl etmiş olan Gülsüm ile verese-i maktulün icra olunan muhakemelerine dair mukaddema bir kıt’a mazbata-i acizanemiz ile takdim kılınan i’lâm-ı şer’i mealinde bedel-i sulh olan üç bin guruşun üç senede mukassaten edası (taksitle ödenmesi) te’cil olunduğu (ertelendiği) tasrih olunmuş ise de bâ-terahi (ihmal) akd-i sulh-ı sahih olunduğu gösterilmemiş olduğundan sebki muvafık şakk-ı şer’-i âli icab eden i’lâm-ı şer’iyesinin tekraren takdimi canibi fetvahaneden zahir i’lâma işaret olunmuş beyan-ı alisiyle keyfiyyet ber minval-i muharrer iş’arına ibtidar olunması hususu cevaben şeref-vürud eden emirnâme-i sâmi-i cenâb-ı vekâlet-penâhilerinden mahreç bir kıt’a suret-i seniyyesiyle ol-babda pira-yı hima-i takdim olan bir kıt’a emrnâme-i âli-i cenâbı müşirileriyle emr ü irade buyurulmuş olmağla verese-i merkum tekraren meclis-i ubeydanemize celb olunarak katile-i mezbure ile icra-i muhakeme-i şer’iyyelerimize katile-i mezbure zevci Hasan’ı müteammaden bi-can ile sağ memesi altından darb ve cerh etmesiyle müteessiren on beş dakika mürurunda fevt olmuş olduğuna dair vaki olan ikrarına mebni mezbureye şer’en kısas lazım gelmiş ise de diyet i’tasına verese-i merkume razı olmalarıyla müeccelen ve mukassaten (vadeli ve taksitle) üç sene müddetle te’diye etmek üzere verese-i merkume üç bin guruş üzerine bi’t-terahi sulh olmuş olduğunu mübeyyin taraf-ı şer’iden takdim olunan bir kıt’a i’lâm-ı şer’i leffen takdim-i hak-i pâ-yı vâlâ-yı münimaneleri kılınmış ve zuhur-ı irade-i seniyyeye kadar katile-i mezbure dahi mahbus olduğu halde tevkif olunmuş bulunduğu beyanıyla takdim-i mazbata-i acizanemiz takdimine ibtidar kılındığı bi-lütfihi teâlâ muhat-ı ilm-i âli-i müşirâneleri buyuruldukda ve her halde emr ü irade hazret-i men-leh’ül emrindir. Fi 7 Ca Sene (12)67 (26 Mart 1851)image006

Der-i devlet mekine arz-ı dai-i kemineleridir ki; Karahisar-i Şarkiye muzaf Alucra kazasına tabi Karatuvar karyesi sakinlerinden olub katilan (öldürülerek) vefat eden Hasan bin Velieddin nam maktulün bundan akdem hak-i pâ-yi âliye takdim kılınan i’lâm müfaddından bedel-i sulh olan üç bin guruşun akd-i sulhde üç seneye kadar te’cil-i şurut olduğu sırrı müsteban olmasıyla akd-i sulh-ı sahih olduğunu havi ve sebk-i muvafık-ı şakk-ı şer’i ile i’lâm olunmasına emr ü şeref-sudur buyurulan bir kıt’a emr nâme hazret-i sadâret-penâhilerine imtisalen maktul merkumun zevi’l-erham cihetinden kız karındaşlarından mütevellid ve mütevellide olub dereceleri mütehazi olub diyet-i münhasıra olan Kamer ve Emine binti Mustafa ile Ali bin Mehmed nam kimesneler tekrar celb olunub verese-i merkume sancağ-ı mezbur kaimmakamı refetlü Galib Efendi bendeleri ve izamı meclis hazır oldukları halde adk olunan meclis-i şer’-i şerif-i enverde yine karye-i mezburede sakine maktul-i merkumun zevce-i menkuha-i metrukesi (boşanmış) olub irsinden (mirasından) hacb-ı hirman ile (mahrum edilerek) mahcup olan Gülsüm binti Hasan nam Hatun muvacehesinde üzerine deavi ve takriri kelam edüb tarihten yedi mah ve on sekiz gün mukaddem Şevval-i şerifin on altıncı Salı gecesi saat bir raddelerinde maktul merkum kendi hanesinde olub, zevcesi iş bu mezbure Gülsüm merkum Hasan’ın sağ memesi altından bıçak ile bi-gayr-i hak amden darb ve cerh edüb cerh-i mezkûrdan müteessiren onbeş dakika mürurunda merkum Hasan vefat ettiğinden suval olunub mucib-i şer’iyesi icra-i matlubumuz deyu dava ettiklerinde gıbbe’s-sual (son sorgu) mezbure Gülsüm cevabında maktul merkum zevcim Hasan ile leyl-i mezkûrede (o gece) havaic zaruriye (zaruri ihtiyaçlar) üzerine bazı mertebe-i niza’ ve (çekişme konusu) bazı şeyler talep eylediğimde zevcim merkum Hasan bana gücenüb bıçağını çekdiği anda ben dahi şeytana uyup elinden bıçağ-ı mezkûru bi’l-ahz merkumun sağ memesi altından bi-gayr-i hak amden darb ve cerh ettim ve cerh-i mezkûrdan müteessiren on beş dakika mürurunda merkum vefat etti deyu bi’t-tav’i ve’r-rıza (isteyerek ve rızasıyla) ikrar ve itiraf edüb ala-mucib ikrariha mezbureye kısas icab ettikden sonra katile-i mezburenin bedele rızasıyla verese-i merkume üçbin guruş bedel mukabilinde mezbure Gülsümü kısasdan afv edüb meblağ-ı mezburu mezbure Gülsüm verese-i merkumeye tamamen defaten edaya kudreti olmadığı cihetten tecil ve taksit ile edaya tarafeynin hüsn-i rızalarıyla res senenin binikiyüzatmışaltı Zilka’desi ibtidasından itibar olunarak beher sene bin guruş katile-i mezbure tarafından verese-i merkume teslim olunmak üzere üç sene te’cil ile bi’t-terazi inşa akd-i sulh edüb ve sulh-ı mezburu verese-i merkume ve katile-i mezburenin her birerleri bade’l kabul taksit-i mezbura hulüllerinde mebaliğ-i mezburu ceste ceste verese-i merkuma  taraflarına edasıyla mezbure Gülsüm ilzam olunub zuhur-ı irade celâdet’ade-i hazret-i mülükâneye müterakkiben mezbure Gülsüm imam evinde mahbusen ve mukayyedeten tevkif kılındığı bi’l-iltimas pâye-i serir-i saltanat-ı âlâya arz ve i’lâm olundu. Baki-ül-emr hazret-i men-leh’ül emr tahriren fi’l-yevmi’l-hams min şehr-i Cemaziye’l-ahir li-sene seb’a ve sittin ve mieteyn ve elf.

El-abdüd’d dâi li’d Devleti-i âliyeti’l Osmaniye

El-Hac Halil Sıdkı el-müvella hilâfe bi-medine-i Karahisar-i Şarkiimage008

İş bu ilâm müfadı (manası) ve rein-i mezburun tasaddu eyledikleri dava-yı mezkûrelerinden

Verese-i mezburun  tasaddi eyledikleri da’vâ-yı mezkûrelerinden katile-i mezbure Gülsüm ile an-ikrar ber-vechi muharrer mü’eccelen ve mukassatan bedel-i mezkura sulh olmuşlar olduğunu beyandan ibaret olub bu suretde katil-i merkumun veraseti merkûmuna münhasır olduğu taktirde bedel-i mezkuru ber-mantuk-ı ilâm mü’eccelen ve mukassatan katile-i mezbureden ahza kadir olacakları… Fi 9 B (Receb) Sene 67 (1267)

Mühür: Emin-i Fetvaimage010

Bi mennihi teâlâ

Hak-i pâ-yi makam-efzâ-yı hazret-i sadâret-penâhiye ariza-i rekabet-fariza-i bendegânemdir.

Meclis-i Vâlâ’ya Fi 29 Sene (1)675

Fi 29 Sene (1)675