Osmanlıca Arşiv Belgelerinde Gümüşhane Tarihte Yaşananlar ve Ayrıntıları 1695-1928

2017-01-21_111428
2017-01-21_111616

İÇİNDEKİLER

https://muratdursuntosun.files.wordpress.com/2017/01/ic3a7indekiler.pdf

Reklamlar
Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

ŞEBİNKARAHİSAR TAŞ MESCİD VAKFI

image001

Şebinkarahisar’da bulunan Taş Mescid’le ilgili daha önce de yazı yazmıştım. Bu yazıların linkleri de aşağıdadır. Linklerden bu yazılara ulaşılabilir.

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2015/12/02/sebinkarahisar-tas-mescid-ve-tas-mescid-vakfi/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2015/05/01/karahisar-i-sarki-tas-mescidi/

Bu kez Taş Mescidle ilgili arşivde iki belge daha buldum ve bunları da okudum. Onun haricinde Giresunlu araştırmacı-yazar Mehmet Fatsa’dan da bazı bilgiler edindim. Öncelikle bu bilgileri açıklamak gerekirse daha önce incelediğim belgelerde vakıf sahibi olarak Mehmet bin Abdullah el Konevi gözüküyordu. Bu vakıf kaydı 1503 tarihliydi.

Fakat Mehmet Fatsa’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden aldığı 1418 tarihli vakıf belgesinde vakıf sahibi olarak Kebfuniyeli (Karahisarlı) Mehmet ibni Abdullah gözükmektedir. Bu da 1503 tarihli belgenin istinsah yani çoğaltma olduğunu ve Arapça belgedeki ismin yanlış okunmuş olabileceğini akla getirmektedir.

            484 numaralı defterin 411 inci sahife ve 38 inci sıra numarasında kayıtlı Kebfuniyeli Mehmet ibni Abdullah vakfına ait 821 (M. 1418) tarihli Arapça vakfiyenin tercümesinde vakfa ait bir çok yer belirtilmektedir. Daha sonra kendisiyle istişare ettiğim şebinkarahisarlı araştırmacı-yazar Ünsal Çalık, söz konusu vakfiyenin kendisinde de bulunduğunu ve bu vakfiyede belirtilmiş olan vakfa ait bütün yerleri tek tek gezip dolaştığını ve bulduğunu belirtti.

            Okuduğum yeni belgelerden birisi 1760 tarihinde Taş Mescid’e yapılan atamayla ilgilidir. Ücretini vakıf gelirlerinden alan Es-Seyyid Mehmed kendi rızasıyla görevden çekileceğini belirtmesi üzerine,  Karahisar-i Şarki Kadısı Osman’ın tensib vee önerisiyle onun yerine öz oğulları Es-Seyyid Abdurrahman ve Seyyid Mustafa atanmışlardır. Bu atamalarda devamlılık esası gereği kadim kıdem durumu gözetilmektedir. Yani hem vakfiye şartnamesi hükümleri gereği hem de Osmanlı şer’i nizamı gereği devam eden düzenin bozulmaması ve korunması prensibiyle aynı ailenin ehliyet ve liyakat sahibi bireyleri göreve getirilmektedir. Vakıf mütevelliliğinde aynı durum söz konusudur.

İkinci belge 1872 tarihlidir ve Karahisar’daki diğer vakıflara ait bilgileri de içermektedir. Bu açıdan bakıldığında Karahisar’da bulunan diğer vakıfların isimlerinden de haberdar oluyoruz. Cetvelin sağ tarafında rakamsal değerler bulunduğundan bu kısımlar okunmamıştır. Ayrıca diğer işlemlerle de ilgili açıklamalar bulunmakta olup gayr-ı müslimlere ait işlemlerde kaydedilmiştir. Buradan onlara ait vakıfların da olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Belgenin altındaki imza kısmında Rum ve Ermeni temsilcilerinin de ismi bulunmaktadır.

Belgede adı geçen Karahisar’daki belli başlı vakıflar

Taş Mescid Vakf-ı Şerifi

Uzun Bey Zaviyesi Vakf-ı Şerifi (Uzun Hasan’ın kurduğu bir vakıf olabilir)

Alişar Vakf-ı Şerifi

Hasan Paşa Vakf-ı Şerifi

Sultan Mehmed Han Vakf-ı Şerifi

Sarı Şeyh Vakf-ı Şerifi

Kara Yakub Gazi Hazretleri Vakf-ı Şerifi

Belgelerin okunmasındaki katkılarından dolayı Mehmet Kahramanoğlu, Aşiyan Sahaf Etem Çoşkun, Mustafa Dönmez, Mustafa Demirel ve Mahire Yazar Kiremitçi’ye çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

BOA Arşiv Fon Kodu: AE.SMST.III (Ali Emiri III. Mustafa), Dosya No: 360, Gömlek No: 28808, Tarihi: 20 Safer 1174 (1 Ekim 1760), Konusu: Karahisar-ı Şarki Kadısı Osman’ın Taş Mescid Vakfı’ndan almak üzere tevcihat hakkında arzı. a.g.tt

image003

İmamet-i mezbure kasr-ı yeddinden oğulları merkumana tevcih olunmak.

17 (Ra) Rebiü’l-evvel (1)174 (27 Ekim 1760)

Der-i devlet mekine arz-ı dai-i kemine budur ki

Medine-i Karahisar-i Şarki’de Taş Mescidi Vakfının mahsulatından (gelirlerinden) almak üzere vazife-i muayyene ile imam olan Es-Seyyid Mehmed zide salâh imametin kendi hüsn-i rıza ve ihtiyarıyla sulbi oğulları işbu bais-i arz-ı ubudiyet Es-Seyyid Abdurrahman ve Seyyid Mustafa ferağ ve kasr-i yed etmekle babaları ferağ ve kasr-i yedinden imamet-i mezkûr kendilerine tevcih ve yedlerine berat-ı şerif-i alişân ve ihsan buyurulmak ricasına vakiu’l-hal der-i devletden arz ve ilam olunur. Bâki emr hazret-i men-lehu’l-emrindir. Hurrira fi’s sâni-aşer fi şehr-i Saferü’l-hayr sene erbaa ve seb’in ve mie ve elf. (20 Safer 1174-1 Ekim 1760)

El-abdud-dai-i li’d-devleti’l-aliyyeti’l Osmaniyye

Osman el-kadı Karahisar-i Şarki

Mührü mutabıkdır (aslına uygundur).

BOA Fon Kodu: EV.d… Dosya No: 21957, Gömlek No: 1288, Tarihi: 21 Safer 1288 (12 Mayıs 1871), Konusu: Karahisar-ı Şarki sancağında bulunan Taş Mescid Evkafı ve defterde isimleri olan diğer vakıfların ferağ, intikalat ve hasılat kayıtları.

image005

Ahz olunan harc-ı ferağ ve intikalat rüsumat ve tesviye ve saire

Mahallinde bi’t-tefrik tevkif-i hesab-ı mesciddir ve saire

Taş Mescid Vakfı Şerifinden vuku’-bulan hasılatı

Hızıroğlu oğlu kerimesi Zübeyde Hatunun damadı Şerif katiyye-i ferağı

Uzun Bey Zaviyesi Vakfı Şerifinden

Sultan Mehmed Han Vakfından

Mehmed’in oğlu Şerif’in Kürtoğlu Süleyman nam kimesneye katiyye-i ferağı

Müstecib Şeyh Vakfından

Cancıoğlu Asım’ın vefatıyla validesi Ayşe Hatun’a hak intikali

Kara Hüseyin kızı Hadice’nin Pehlivanoğlu İsmail’e katiyye-i ferağı

Alişar Vakf-ı Şerifinden

Hasan Paşa Vakfından

Sultan Mehmed Han Vakfından

Yanıkdozoğlu Ömer’in Niranoğlu Hüseyin’e kat’iyyen ferağı

Piraneoğlu Farzullah’ın Çardaklızade Abdülmecid Efendi’ye kat’iyyen ferağı

Kezban Hatun’un kerimesi (kızı) Ayşe Hatuna ferağı

Hasan Paşa Vakfından

Sarı Mehmed oğlu Salih Efendi’nin Kızılzade Hasan Efendi ve Kâmil Efendilere kat’iyyen ferağı

Mazlum Yoki? vakfı şerifinden vuku’-bulan hasılat

Karaoğlanoğlu Agob’un vefatıyla oğlu Biruhi ve Maradon nam kimesnelere hak intikali

Kop oğlu Torik’in vefatıyla oğlu Aron ve Nikadis nam kimesnelere intikali

Şuşanoğlu Kazar’ın vefatıyla oğlu Ohannes ve Karabet nam kimesnelere intikali

Karaoğlanoğlu Arak’ın vefatıyla oğlu Köp ve Atan nam kimesnelere intikali

Loboğlu Hacukun vefatıyla oğlu Berkas nam kimesneye intikali

Süleyman’ın vefatıyla oğlu Hüseyin ve Hasan ve Ali nam kimesnelere hak intikali

Yaylaoğlu Ohannes’in vefatıyla oğlu İbril nam kimesneye intikali

Sarı Şeyh Vakfı şerifinden vuku’-bulan hasılat

Hama Hakyun kat’iyyen ferağı Haksınoğlu? Mehmed nam kimesneye

Kurtoğlu Ahmed’in yedinde bulunan atik koçanı tebdilen

Yine merkûmun yedinde bulunan atik tapusu tebdilen (değiştirilerek)

Kurtoğlu Hüseyin’in vefatıyla oğlu Ahmed’e intikali

Kara Halil oğlu Ahmed’in Zurnacıoğlu Ardin nam kimesneye intikali

Kara Yakub Gazi Hazretlerinin vakf-ı şerifinden vuku’u-bulan hasılat

Cemil oğlu Manas’ın Murad oğlu Vartan’a kat’iyyen ferağı

Yaylaoğlu Bağdasar’ın Keşişoğlu Manas nam kimesneye kat’iyyen ferağ

Keşişoğlu İstefan’ın küçük oğlu Babek ve Zadi’ye ferağı

Yine merkûmanların yedinde bulunan atik tapusu merbuten tebdil kılınmışdır.

Şerif Efendi’nin yedinde bulunan koçanı tebdilen

Yaylaoğlu Manok’un vefatıyla oğlu Manok ve Zadek’e intikali

Sercanoğlu Avadis çorbacının yedinde bulunan koçanı tebdilen

Ruşan oğlu Abdullah’ın Mercan oğlu Avadis’e ferağı

Zurnacı oğlu Hamlik Aron ve Hepok’e ferağı

Mustafa ve İsmail ve Kezban Hatunun Kenseoğlu Sa’id ve Hüseyin ve Hasan nam kimesnelere ferağı

Ali Ağa’nın yine merkûmanlara kat’iyyen ferağı

Karahisar-i Şarki Sancağı dahilinde kain salifü’l-beyan evkaf-ı şerifenin müsakkafat (üstü örtülü yapı) ve müstagallatdan (hayır kurumlarına gelir sağlayan üstü örtülü yapılardan) işbu binikiyüzseksenyedi senesi Nisan mahı ibtidasından, nihayesine değin bir mah (ay) zarfında liva-i mezbur evkaf müdiri Mehmed Şerif Efendi bendeleri marifetiyle ru’yet ve icra olunan ferağ ve intikalatdan hasıl olan rusumat ve kâğıt baha ve kalemiyesi yalnız yediyüzseksensekiz kuruş yirmi paraya baliğ olmuş ve meblağ-ı mezburdan ber-muceb-i ta’limat-ı seniyye-i humus (beşte bir) müdir ve tevliyet hissesi bulunan ikiyüzon kuruş dört para bade’t-tenzil kusur kalan beşyüzyetmişsekiz kuruş onaltı para’dan dahi kalemiyesi olan elli kuruş bi’t-tenzil cem’an beşyüzyirmisekiz kuruş onaltı para bu kerre bâ-poliçe canib-i hazine-i evkaf-ı hümayuna irsal ve defterleriyle beraber temessükleri (senetleri) tanzim ve isbal buyurulmak üzere elli kıt’a koçan ilmühaberleri leffen takdim ve ibsal kılınmış ve hazine-i celileye icabının icrası menut-ı emr u irade-i cenâb-ı nezaret-penahileri bulunmuş olmağla ol-babda ve her halde emr u ferman hazret-i men-lehu’l-emrindir.

Bende Mutasarrıf-ı Liva Karahisar

Ed-dai Naib / Ed-dai Müfti (Es-seyyid Osman Nuri) / Bende Muhasebeci (Mehmed Aziz) / Bende Müdir-i Tahrirat / Bende Müdir-i Evkaf (Mehmed Şerif) / Bende Aza /Bende Kâtib-i Evkaf (Ali Şefik) Bende Aza (Ermeni Temsilcisi) /Bende Aza (Rum Temsilcisi) / Bende Aza

Fi 3 Receb (12)88 (18 Eylül 1871)

Karahisar-i Şarki Sancağı dahilinde kain evkaf-ı şerife müsakkafat (üstü örtülü yapı) ve müstagallatdan (hayır kurumlarına gelir sağlayan üstü örtülü yapılardan) işbu ikiyüzseksenyedi senesi Nisan mahı ibtidasından nihayesine değin bir mah zarfında vuku’bulan ferağ ve intikalatdan hasıl olan rusumat ve kâğıt baha ve kaimenin mikdarını natık defteri.

İşbu deftere merbutan canib-i hazineye irsal kılınmış olunan ilmühaber ve cedvelleriyle tatbik olundukda derûn-ı defterde muharrer mebâliğ ilmühaber cedvellerine mutabık ve ahz olunan sarflar nizamına muvafık olmağla bu suretde hesab ve iktizasına varidat odasından.

Derkenara muhtaçdır.

Fi 8 Muharrem Sene (1)289 ve fi 6 Mart Sene (1)1288 (18 Mart 1872)

Osmanlı Tarihi, Şebinkarahisar içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

OSMANLI’DA İLK DEFA OTOMOBİL-İTFAİYE ARABASI ALIMINA KARAR VERİLMESİ

image002

Yangın başladığında söndürülemediğinde büyüyen ve etrafa da sirayet ederek uzun yılların bütün emekleriyle bir araya getirilmiş emekleri bir anda yok ederek sahiplerini maddi ve manevi anlamda olumsuz etkileyen bir felakettir.

Yanıcı maddenin varlığı hava (oksijen) ve ateşle kontrolsüz şekilde bir araya geldiğinde zarar verici olmaktadır. Alınan tedbirlerle yangın felaketinin önüne geçilebilmekte ise de bu bazen mümkün olmamakta ve telafisi çok zor sonuçlar doğurabilmektedir.

1870 yılında İstanbul’da yaşanan bir yangın havanın da rüzgârlı, ayrıca evlerin ahşap malzemeden  yapılmış olması nedeniyle büyüyerek 5 koldan ilerlemiş, neticede 65 cadde ve 163 mahallede 8 bin ev yanmıştır.

Bunun örneklerini ülkenin her tarafında görmek mümkündür. Osmanlı dönemine ait olarak daha önce incelediğim belgelere ilişkin olarak yangınla ilgili pek çok yazı yazmıştım.

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/05/20/karahisar-i-sarki-sancagi-hamidiye-kazasi-yasdura-koyu-yangini/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/05/20/tarihte-karahisar-i-sarki-yanginlari-ve-sonrasinda-yasananlar/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2013/06/15/tarihte-susehri-hukumet-konagi-yangini/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/01/04/tarihten-sayfalar-nedir-bu-karahisar-i-sarkinin-yanginlardan-cektigi-tamzara-yangini/

https://muratdursuntosun.wordpress.com/2014/02/04/alucrada-askeri-hastane-yangini/

Şebinkarahisar tarihinde yaşadığı yangınlarla tamamen yanmış bitmiş bir şehirdir. Bu nedenle geçmiş tarihteki gelişmişliğini halen aramaktadır. Keza Giresun’da Bektaş mevkisinde yaşanan yangında ne var ne yoksa yanmasına neden olmuştur. Şimdilerde orası da geçmişteki ihtişamlı günlerini arayan yerlerdendir. Bu olay zamanın gazetelerine yansımıştır. Aşağıda…

image003

Bu da göstermektedir ki bir dikkatsizlik bütün kazanımları kısa bir sürede yok edebilmektedir. Onun içindir ki başlayan bir yangını söndürebilmek ne yapılması gerektiği, nasıl yapılması gerektiği her zaman uzun uzadıya düşünülmüştür. Günümüzde bunun için geliştirilmiş erken uyarı sistemleri, duman dedektörleri, yağmurlama sistemleri, yangın tüpleri tesislerde bulundurulsa da yine de  istenmeyen sonuçlar yaşanabilmektedir. Bunların genel nedeni alınması gereken tedbirlere uyulmaması ve ihmalkâr davranılması olarak gösterilebilir.

Osmanlı döneminde yangınla mücadele için ve itfaiye teşkilatı kurulması için yurt dışından yabancı uzmanlar getirilerek onların bilgi birikimi ve tecrübelerinden istifade edilme yoluna gidilmiştir. 2016 yılı içinde İstanbul Beşiktaş’da bulunan İtfaiye Müzesini gezme fırsatı bulmuş ve itfaiyeciliğin gelişim seyrine ait teçhizatı görme fırsatı bulmuştum. Bu kez bir vesileyle rastladığım dosyayı incelerken çok ilginç fotoğraflarla karşılaştım.

Buna göre 1908 yılında İngiltere’de bir fabrikada imal edilen ve petrolle çalıştığı belirtilen otomobil üzerinde bulunan tulumbadan alınması kararlaştırılmıştır. Söz konusu aracın fotoğraflarını inceleyince o dönem için son derece modern bir alet olduğu görülmektedir. Tabi o tarihlerde bu ve benzeri aletleri yapabilmek ülkemiz için hayal gibiydi.

Ancak bunun nedeni ülkemizin insanlarının beceriksizliği ve bilgisizliği değildir. Araştırma geliştirme faaliyetleri büyük kaynaklar gerektirmektedir. Avrupa ise sömürgeci zihniyetle bir çok ülkeyi esir almış kaynaklarını sömürerek kendi ülkesine aktarmış ve sanayi devrimiyle birlikte ülkelerinde teknoloji geliştirmeye tahsis etmiştir.

Osmanlı devleti ise bütün kaynaklarını çeşitli vesilelerle içine sürüklendiği savaşlara ayırmak zorunda bırakılarak bu anlamda bir gelişim kaydetmesi engellenmiştir. Sürekli savunma durumunda bırakılarak, bilerek geri bırakılmıştır. Bir şeyler yapmayı başardığı zaman ise ne gerek var siz fabrikanızı kapatın bu gibi şeylerle uğraşmayın biz size veririz denilerek uçak fabrikası dahi kapattırılmıştır. Kendileri daha üst versiyonunu yaptıkları için envartelerinden çıkarmak zorunda kalacakları demode araçlarını  sözde hibe ederek yedek parçasından, bakımından fazlasıyla bedelini almışlardır.

Şimdilerde ise bir çok konuda halen dışa bağımlı olsak da ülkemizin ihtiyaç duyduğu pek çok şeyi yurt içinde imal edebiliyoruz.[1] Üstelik bunlar yurt dışındaki benzerlerinden daha da fonksiyonel olmaktadır. Ama aynı seneryolar yine gündeme getirilerek başımıza çeşitli gaileler açılmak suretiyle yeni araştırma geliştirmelere kâynak ayıramaz duruma getirilmeye çalışıldığı da ayan beyan bellidir. Diğer fotoğraflar aşağıdadır.

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Yılmaz Akçaalan, Alpaslan Kurt, ve Mustafa Dönmez’e çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

BOA Fon Kodu: Y..MTV. Dosya No: 306, Gömlek No: 161, Tarihi: 23 (M) Muharrem 1326 (26 Şubat  1908); Konusu: İtfaiye Taburları için otomobil tulumba arabası satın alınması.

[1] http://www.dailymotion.com/video/xqhgin_yerli-uretim-itfaiye-araclari-29-nisan-2012_news

image004

Nezaret-i Umur-ı Bahriye

Devletlü Efendim Hazretleri

Londra’da Merivedir nam fabrika ma’mulatından (üretiminden) olub Avrupa’nın başlıca şehirlerinde isti’mali (kullanımı) ta’mim etmiş (umumileşmiş) olan ve fotoğrafları arz ve takdim kılınan otomobil tulumba arabasıyla eşya ve hortum nakline mahsus ve petrol ile tahrik arabaların ezher cihet fevaid-i muhassenatı (faydası ve kolaylığı) görülmekde olduğundan bunlardan itfaiye tabur-ı hümâyunları içün mübayası (satın alınması) umum itfaiye tabur-ı hümâyunları kumandanı birinci ferik Zenci Paşa tarafından bâ-tezkere iş’ar olunmuş ve işbu arabalardan şimdilik birer adedinin mübayaa ve celbi (satın alınarak getirilmesi) ile tecrübesi bi’l-icra (denenerek) matluba muvafık ve isti’male (kullanıma) elverişli olduğu anlaşıldığı halde lüzumu mikdarının mübayaası (satın alınması) münasib olacağı varid-i hatır-ı kahr olmakda bulunmuş ise de emr u ferman-ı hümâyun-ı hazret-i hilafet penahi her ne vechile şeref-sudur buyurulur ise mantuk-ı münifinin infaz kılınacağı muhat-ı ilm-i âlî buyuruldukda ol-babda ve her halde emr u ferman hazret-i veliyyü’l-emrindir.

Fi 23 Muharrem Sene 1326 (26 Şubat 1908)

Bahriye Nazırı Bende Hüseyin Hüsni (Paşa)

image007 image008 image011 image013 image015 image018 image019 image021 image022

Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

VAKFEDİLEN BİR KİTAP

image002

Geçtiğimiz günlerde Belçika’da yaşayan bir yakınım bir fotoğraf göndererek abi, bunu bir arkadaşım yolladı neymiş bakabilir misin dedi. Tabi ki dedim ve okumaya çalıştım. Üçgen olarak bir kitabın arkasına yazılmış bu ifadelerden hoş bir hikâye çıktı.

İnsanımızın kadir-şinaslığını, Allah rızasını umarak iyilik yapma isteğini gösteren güzel bir örnektir. Bir diğer taraftan gücü yettiğince insanları da özendiren teşvik eden bir yönü bulunmaktadır.

İnsan varlıklıdır, eser yaşadıkca benim amel defterime sevap yazılsın diye hanlar, hamamlar, çeşmeler, aş evleri, su kanalları, hastahaneler, yollar, ibadet yerleri, kütüphaneler, kuş evleri vb. yaptırır. Kimisi de karınca kararınca sadaka-i cariye olsun diye kitap bağışlar. Bunun sayısı örnekleri bulunmaktadır. Karşılaştığımız durum ise buna sadece bir örnektir.

Okuduğumuz notta Tozanlu (Doğanşar) kazasının Bozkuş köyünden hayır sahibi Avarlıoğlu Mustafa Ağa’nın, Karadavud kitabını vakıf olarak bağışladığı belirtilerek her kim bu kitabı okur ise Mustafa Ağa’yı da dualarından hissedar eylemeleri hatırlatılmıştır. Anladığım kadarıyla kitabın hediye edildiği yer de bir vakıfdır ve kitabın şahıs malı olamayacağı vakıf mütevellisi tarafından ihtar edilmektedir.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

image003

İşbu Karadavud kitabı Tozanlu (Doğanşar) kazasına tabi Bozkuş karyesi ahalisinden ve ehl-i hayratdan (hayır sahiplerinden) Avarlıoğlu Mustafa Ağa’nın vakfı olub her kim kıraat eder (okur) ise merkûmu (Mustafa Ağa’yı) duadan istirdar (hissedar) eyleyüb ve bir kimse mülkiyet üzere tedahül eylemelerini mu’teber-i taraf-ı şer’iden ihtar olundu….

image005

(sağ çapraz, eğik yazı)

Bin-iki-yüz-seksen-yedi senesi tarihiyle vakf olmuşdur.

image006

(sol çapraz, eğik yazı)

Fi’l-yevmi’l-hams min şehr-i Şevval sene seb’a ve semanin ve mieteyn ve elf

(5 Şevval 1287-29 Aralık 1870)

image007

Mühür: Es-Seyyid Hüseyin (vakıf müdürü olabilir)

Kara Davut Kitabı: Fas’lı Şeyh Abdullah Muhammed Bin Süleymân Cezûlî tarafından yazılan ve bir Dua kitabı olan Delâil-i Hayrât’ı uzun uzun inceleyen ve onu şerheden Kara Davud Efendi, Osmanlı Fütuhat devrinin fazıl kişilerinden biri idi. Bu kitap Kanuni Sultan Süleyman’ın geniş topraklarına yayılmış, yazılı nüshalar rahleleri süslemiş, bazı dualar da hamaillere geçmiştir.

Çok geniş bir dua kitabı olan bu eserde yüzlerce Salavat-ı Şerifeler bulunmakta ve bunların geniş açıklamaları yapılmaktadır. Ayrıca çok ibret verici hikayeleri de ihtiva eden bu kitap çok geniş halk kitlelerine hitap etmektedir.

Hayatın içinden içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

1892’DE ALUCRA’NIN EŞKÜNE KÖYÜ MUHTARININ BAŞINA GELENLER

image002

Aslında okunan bu belge dosyada bulunan tek belge değildir, çok sayıda belge bulunmaktadır.  Dosyadaki tüm belgeler sırasıyla okunmaktadır. Kaymakamın yaptıklarından şikâyetci olan farklı köylerden çok sayıda kişi vardır. Tüm belgeler okunduktan sonra başlı başına bir makale halinde belgeler değerlendirilecek ve yorumu yapılacaktır.

Bu itibarla aşağıda bulunan belgeyle ilişkili başka belgelerin de olacağı neredeyse kesindir. Buna rağmen yine de tek belge de olsa bu belgeyi değerlendirmek istedim. Çünki belgeyi destekleyen başka bilgiler de bulunmaktadır.

İncelenen belgeye göre Eşküne köyünün muhtarı görevinden ayrılınca görevini (mührünü) kâymakamlığa teslim etmek ve hesaplarının incelenmesi için Alucra’ya gelmiştir. Burada kaymakam tarafından kendisinden önce muhtar olan Davud oğlu Yakub’un seçimsiz olarak resen tayin etmek istediğini öğrenince kendisi ve halk topyekün buna karşı çıkmıştır. Ancak burada kaymakam tarafından sana mı soracağım denilerek kendisine hiç hak etmediği kanunsuz bir uygulama yapılarak küfredilmiş ve dövülmüştür.

Bunun üzerine 21 Şubat 1892 tarihinde Eşküneli Kara Mehmed oğlu Molla Sıddık, Alucra kazası müfettişliğine, kaymakamla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dilekçe vermiş ve kaymakamdan şikâyetci olmuştur. Öte yandan kaymakam her şeye rağmen Davud oğlu Yakub’u Eşküne köyüne muhtar olarak tayin etmiştir. Daha önce incelediğimiz bir belgeden Davut oğlu Yakub’u hatırlıyoruz.

1895 tarihli bu belgeye göre Eşküne muhtarı olan Davut oğlu Yakub ahaliden fazladan vergi topladığı gibi halkı da kendi işlerinde ırgat (köle) gibi kullanmaktaymış. Bu nedenle köyden Mehmed isimli birisi dayanamayarak Karahisar-i Şarki Mutasarrıflığına şikâyette bulunmuştur. Belgede bahsedilen Mehmed’in benim büyük dedem olması da kuvvetle muhtemeldir. Mehmed  Efendi yaptığı bu şikâyet karşılıksız kalınca bu kez Sadâret’e (Başbakanlığı) şikâyette bulunmuştur. Bunun üzerine Sivas vilayetine hitaben yazılan emirname ile şikâyette belirtilen hususlar doğru ise bunun asla kabul edilemeyeceği belirtilerek gereğinin yapılması istenilmiştir. [1]

Belgenin okunmasındaki katkılarından dolayı Mustafa Demirel, Hamza Soysal, İsmail Tahiroğlu ve Mehmet Kahramanoğlu’na çok teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

muratdursuntosun@wordpress.com

BOA Arşiv Fon Kodu: Ş.D. Dosya No: 1793, Gömlek No: 12, Tarihi: 12 (Z) Zilhicce 1310 (27 Haziran 1893), Konusu: Alucra kaymakamı Hacı Rüşdü Efendi hakkında bazı kesan tarafından aleyhine dermeyan olunan darb, hapis, itale-i lisan (küfür) ve irtikab gibi su-i hal ve harekâtından dolayı işten el çektirilerek icra kılınan tahkikat evrakının gönderildiği. (Sivas)

image003

Alucra Kazası Müfettişliği Cânib-i Vâlâsına

Atufetlü Efendim Hazretleri

Alucra kazasının Eşküne karyesinden bulunduğum cihetle muhtarlık vazifesinden bil-istifa (istifa ettiğimden) tebdilimi (değiştirilmemi) ve muhasebelerimin ru’yeti (görülmesi) hakkında merkez kazaya gelüb ifade ettiğimde acizilerinin selefim olan Davud oğlu Yakub’u muhtar ta’yin etmeğe kıyam eylediğinde  (kalkıştığında) ahalice cümlemiz kabul etmeyüb o muhtarın yedibin kuruş zimmeti vardır. Anı (onu) kabul etmeyiz dediğimde karyeyi senden mi su’al ederler diyerek ağzıma ve sakalıma haşâ ve kellâ şetm idüb (sövüp) ve darb-ı şiddetle (şiddetle vurarak) kullarını darb ettiği ve merkûm sabık (eski) muhtarı bila-intihab (seçimsiz) muhtar tayin eylediği ve defeatıyla bendelerini mahbushaneye ilka edüb (hapse atıp) üçer beşer gün yatdıkdan sonra kefile rabtıyla bir kıt’a kefalet senedi alub saluvirdiği ve bu ise mugayir-i adl ve usul (adalete aykırı usul) bulunmuş olduğundan lütfen ve merhameten ihkak-ı hak buyurulmaklığım (hakkımın alınması) hususuna müsaade buyurulması babında emr u irade hazret-i men-lehu’l-emrindir.

Fi 9 Şubat Sene (1)307 (21 Şubat 1892)

Eşküne Karyeli Kara Mehmed oğlu Molla Sıddık

Mühür: Abduhu Sıddık (Allah’ın kulu Sıddık)

[1] https://muratdursuntosun.files.wordpress.com/2015/04/alucra4.pdf, s-473-474

Alucra Tarihi, Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ÇOBANIN DEFİNESİ

001

Bu bir çocuk masalı olmakla birlikte Türk masalıdır. Osmanlıca olarak Süleyman Tevfik tarafından yazılmış olan masal (1331’de) 1925 yılında İkbal Kitaphanesi sahibi Hüseyin Bey tarafından Mahmud Bey Matbaasında bastırılmıştır. Söz konusu kitabın PDF görüntüsü bir ara gruplarda paylaşılmış ve ben de okurum diye indirmiştim. Gel zaman git zaman karşıma çıktı ve çevirmeye karar veridim. Çocuklarımıza hediye olarak Osmanlıcasından çevirdiğim masalın belki başka çevirileri de vardır, bilemiyorum.

Masallarımız aslında çocuklarımız için önemli bir eğitim kaynağıdır. Çocukların düşünce ufkunu açar, onları rahatlatır, biraz da düşündürür hatta hayal kurmalarına yardımcı olur.

Şimdilerde toplumumuzun alışkanlıkları değiştiği için masal okuma ve dinleme alışkanlığı da çoğunlukla unutuldu. Bunda sosyal medyanın ve görüntü teknolojisinin de etkisi çok büyük şüphesiz. Biz her ne kadar bu eksikliğin yeri başka şekilde telafi edildi gibi zannetsek de hayat boşluk kabul etmez prensibinden hareketle bu boşluk şu veya bu şekilde dolduruluyor olsa da geleneksel anlayışın yerini tam olarak doldurduğu söylenemez. Zira dinleme alışkanlığı ve merakı bir süre sonra yerini okuma hevesine bırakıyordu. Şimdilerde ise okuma alışkanlığı kayboldu desek yeridir.

Eskiden çocuklar yatmadan önce baba bana masal anlatsana, dede bana masal anlatsana diye büyüklerinin eteklerine yapışırdı. Masal bittikden sonra uyumadan önce de yarın da anlatacaksın dimi diye tembihde bulunurlardı.

Küçüklerin masalları olduğu gibi büyüklerin de hikâyeleri vardı. Onlarda köy odasında yaşlıların dizi dibinde toplanırlar kahramanlık hikâyeleri dinlerler, dostu düşmanı tanımaya çalışırlar, maneviyatlarını güçlendirirlerdi.

Bazen masalla hikâye eş anlamlı gibi kullanılıyor olsa da ikisinin arasında önemli fark vardır. Masal yaşanması muhtemel olayların hayat gerçekleri doğrultusunda kurgulanarak bir anlamda senaryo edilmesi iken hikâye ise bizzat yaşanmış olayların ya vakanüvistler tarafından yazılarak aktarılması ya da ağızdan ağıza nakledilmesi ise sonraki zamana taşınmış olan gerçeklerdir. Hikâye denilmesinin nedeni geçmişte yaşandığı içindir. Günümüzde doktorlar bir hastayı dinlediklerinde hikâyesi şu diye rapor yazarlar. Binaen-aleyh hikâye uydurulmuş şey değildir, aslında.

Roman ise biraz masalla karışık bir durumdur aslında gerçek olaylarla bazı hayaller harmanlanarak bir seneryo dahilinde bir araya getirilir. Günümüzde bazı tarihi olaylar roman şeklinde yazılarak okuyucuya sunulmakda ve oldukca da rağbet görmektedir. Bu biraz da tarih okumayı insanlara sevdirebilmek için seçilmiş bir yöntemdir. Gayet başarı ile de bazı yazarlar tarafından kullanılmaktadır.

Bu durum Fotoğrafla resim arasındaki fark gibidir. Fotoğrafı kamera ile çeker veya çektiririz. Resim ise çizilir. Resimde tasavvur yani hayal olduğu kadar gerçek olan bir model, bir manzara da tuvale veya kâğıda aktarılabilir.

Hülasa-i kelam bazı değerlerimizi unuttuk. Şimdilerde öyle mi, küçük yaşta çocukların elinde bile telefon var, dikkatleri başka yönlere kaydı. Okumak ise külfet sayılır oldu. Oysa masal dediğimiz anlatımlarda bile çocukların bilinç altına yerleştirilmeye çalışılan güzel bir mesajlar bulunmaktadır. Biraz sonra okuyacağımız masalda olduğu gibi… Masalda babası ve annesi öldüğü için kimsesiz kalan ve köyünde çobanlık yaparak yaşama başlayan küçük bir çocuğun çalışkanlığı, dürüstlüğü, terbiyeli oluşu ve akıllılığı sayesinde toplum içinde bulduğu değer ve sonrasında  hayatta ulaştığı başarı mesaj olarak verilmektedir.

Çocuklar için anlaşılabilir olmasından bazı ufak sadeleştirmeler yapılmıştır. Osmanlıca metin de fotoğraf olarak masalın sonunda verilmiştir.

Saygılarımla,

Murat Dursun Tosun

muratdursuntosun@wordpress.com

Masalı okumak için aşağıda verilen PDF linkine tıklayınız.

https://muratdursuntosun.files.wordpress.com/2016/11/c3a7obanin-definesi.pdf

Hayatın içinden içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ARŞİV BELGELERİNDE ALAPLI

2016-10-29_014103

Kitabı okumak veya incelemek için aşağıda verilen linke tıklayınız.

https://muratdursuntosun.files.wordpress.com/2016/11/alaplc4b1-kasc4b1m.pdf

Osmanlı Tarihi içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın